şükela:  tümü | bugün
  • bundan 3 sene kadar önce, çalıştığım yayınevini bu grubun meşhur dergilerinden birinin kendi çapında meşhur kadın yazarlarından biri aradı. bir konuda haber dosyası hazırladığını, yayınevimizin neşrettiği birkaç eserin konuyla ilgili olduğunu ve kendisine gönderip göndermeyeceğimizi sordu. kurumsal prensip olarak, her konuyu yazılı görüşme kararımızı söyleyip, "lütfen şu adrese mail ile talebinizi yazın, bakalım..." diye cevap verdim.

    10 dakika sonra kendisinden mail geldi. telefonda söylediği hususları bu sefer yazmış. bir süre bekledim ve şu cevabı yazdım:

    "talep ettiğiniz kitaplar d&r mağazalarında, internetten satış yapan kitapçılarda rahatlıkla temin edilebilir durumdadır. yayınevimiz doğrudan kitap satışı yapmamaktadır"

    cevap geldi:
    "sanırım yanlış anladınız. ben zaten parasıyla almak için sormamıştım (bedavaya gönderin diyor yani), medyaya kitap göndermiyor musunuz hiç?"

    cevapladım:
    "yayınevimizin yayınladığı kitaplardan, her kitap için ayrı bir protokol listesi oluşturulmakta ve gönderilmekte. bunun dışında bağış dahil hiçbir kitabımız parasız olarak kimseye verilmemektedir"

    cevap geldi:
    "ama ben hazırladığım dosya-haberde kitaptan yararlanacaktım ve yazımın içinde ismi de geçecekti?"

    cevapladım:
    "işte biz yayıncılar, tam olarak sizin gibi, eserlerimizden faydalanacak insanlar için yayın faaliyeti yürütüyoruz. profesör dersinde, gazeteci yazısında, öğrenci ödevinde, psikolog kişisel gelişiminde, ev hanımı kültürünün artmasında... biz ve bizim gibi yayıncıların ürünlerinden faydalanır. bu sebeple, parasını satıcıya ödeyerek kitapları temin edebilir ve yazınızda yararlanabilirsiniz"

    bu cevabımdan sonra ne derse desin, açıklama yapmayı düşünmüyordum. ancak telefonum çaldı ve arayan bu gazeteci idi. aramızda şöyle bir diyalog geçti:

    + beyefendi, maildeki cevapları siz mi yazdınız?
    - evet, buyrun?
    + benim sizi hürriyet dergi grubundan aradığımın farkındasınız değil mi?
    - evet, farkındayım.
    + hiç zannetmiyorum!
    - o niye?
    + size hürriyet dergi grubundanım diyorum, istediğim kitapları göndermeyeceğinizi söylüyorsunuz da???

    bu ifadesinden sonra sigortalarım attı ve şöyle dedim:
    "hanımefendi, burası işgal altındaki istanbul ve siz de işgal edilen topraklardaki ingiliz yüksek komiser misiniz ki, istediğinizi emir telakki etmem gerekiyor?"
    "...." (çtonk!)
  • ertuğrul özkök ve aydın doğan'ın görevlerinden ayrılmalarıyla hükümete mağlup olduğu net biçimde ortaya çıkmıştır. atv, sabah, star gazetesi, kanaltürk katakullilerle fethullahçı kesimin eline geçti. doğan yayın holding görülmemiş büyüklükte cezalarla sindirildi ve sonunda düşürüldü.

    ne diyorduk? (bkz: basın özgürlüğü)

    edit: şair burada doğan yayın holding'in özgür basının temsilcisi olduğunu anlatmaya çalışmamış, fethullahçı kesimin son olarak kendinden olmayan doğan yayın holding'i de düşürdüğünü anlatmaya çalışmış olabilir mi?
  • temyiz vs sonuçlanıncaya kadar yıllar geçer. o süre zarfında zaten "yargı reformu" yapılacağı için, cezanın temyizden döneceğine dair pek ihtimal vermemek gerek.

    "aydın doğan'ı pek sevmem ama" gibi çiğliklere hiç girmeden söylüyorum, akp zihniyetinden özgürleşme bekleyenlere kapak olsun. 12 eylül rejiminde bile bu kadarı olmamıştı.
  • acınacak hali yoktur, kendi yarattığı canavarın altında kalmıştır.

    küçük aklıyla ülke yönetiminde söz sahibi olmaya çalışan, geçmişte bu yönde başarılı müdahaleleri de olan, ülkenin soyulmasına göz yummakla kalmadığı gibi, yağmadan payına düşeni almak için ön saflarda koşturan, önceliği habercilik değil, siyasi dengeleri ve ticari menfaatlerini gözetmek olan şirket.

    isteseydi, ki yapacağı sadece vuku bulmakta olan rezaletleri haber vermek olacaktı, akp iktidarını 6 ayda yıpratır, kısa zamanda da indirirdi. bunu yapmak yerine işbirliği içinde olmayı, "komşuda pişer, bize de düşer" zihniyetiyle özelleştirmelerden, ihalelerden pay almayı tercih etti. bu arada da, vitrin süsü birkaç cesur adamı bünyesinde tutup, "bizde her fikre yer var" aldatmacasını yutturmaya kalkıştı. yutmadık, ama o vitrin süslerinin yüzü suyu hürmetine gazetelerini okuduk, televizyonlarını seyrettik, rakiplerinin birer birer tasviye olmasına seyirci kalmasını hazmettik.

    bu ülkede günün birinde gazetecilik yapılacaksa, bu grubun sahiplerinin bu alandan tasviye edilmesi gerekliydi. bu, şimdi olacak; grubun yayın organları yeşil sermayeye geçecek. "dava açacaklarmış da, iptal ettireceklermiş de, indirteceklermiş de" kısmı hikayedir. bu büyüklükte cezanın -askıda da olsa- ensesinde olduğu bir şirket iflah olmaz.

    ama, enseyi karartmayın, bu geçici bir durum. bu operasyon nihayete erdiğinde dengeler o kadar bozulmuş olacak ki, birileri iyice azıtacaklar ve sonunda çıngar çıkacak. bir bahar temizliği yapılacak, yeni, sağlıklı dengeler kurulacak.

    daha güzel olacak. inanın.
  • almanya'da görülmekte olan deniz feneri davasını etkilemesi maddeten mümkün olmayan, ayrıca tck'da "yurtdışında görülmekte olan bir davayı etkilemeye çalışma" gibi bir suç olmadığının da bilincinde olan holding.
  • ergenekon davasında yargısız infaz yapılan onca insana sesini çıkarmayanlar tarafından çifte standartla eleştirilmektedir doğan yayın holding bünyesindeki yayın organları ki işte ben bu noktada zerrin özer kahkahası atmayı uygun görüyorum. adama demezler mi "ey x yazar, ey başbakan, neredeydiniz ergenekon şüphelileri çeteci, katil, hırsız ilan edilirken?"

    aydın doğan - recep tayyip erdoğan.. çok fark yoktur benim gözümde ama eğilip bükülen yazıları, demeçleri okumak güzel oluyor.
  • akp'yle aralarindan su sizmayan o guzel gunlerde aydin dogan'a ait petrol ofisi'nin vergi borcu 1 milyar dolardan 275 milyon dolara indirilmisti. bunun uzerine ertugrul ozkok isim vermeden citibank'in uc milyar dolarlik vergi borcunun sifira indirildigini bunlarin normal oldugunu soyleyen bir yazi yazmisti (bkz: #10884710)
    http://www.hurriyet.com.tr/…/6555960.asp?yazarid=10

    simdi hukumet dogan medyasiyla arasi bozulunca, uyduruk bir bahaneyle anormal bir vergi cezasi veriyor. mesaj acik, yola gelip, bizi desteklersen vergi affi, yola gelmezsen vergi cezasi alirsin.

    dogan medyasinin matah bir grup oldugunu asla dusunmedim. ama burada uzerinde durulmasi gereken esas konu turkiye'nin artik bir yari acik cezaevine donusmus olmasidir. iktidara yakin olana, onlarin dis destek almasini saglayacaklara her sey serbest, iktidara muhalefet edenlere her sey yasaktir.

    cok basit bir ornek vereyim. basbakan'in oglu ve kizinin cihan kamer'le ortak oldugu atagold yilda 870 bin euro kira verdigi havaalani magazasi icin 45 bin ytl gelir gostermis. burada uzerine gidilse cok acik bir vergi kacakciligi oldugu ortaya cikacaktir. ama cikmaz. ornegin basbakan'in ogluna 8 milyon dolara gemi alacak vergili geliri var midir? hangi vergili gelirle bu para birikmistir. "dugunde takilan takilarla aldik" diye kendini savunacak duruma gelen bir basbakan hakkinda ne tur bir sorusturma acilmistir.

    turkiye artik bir cezaevidir. turkiye artik yandaslarin at meydani, muhaliflerin hapishanesidir. o kadar ki beni aydin dogan'i korur pozisyona getirmeyi basarmistir.
  • "bari seçime kadar dayansak fazla ellemezler o zaman" düşüncesindeki aydın abinin sahip olduğu, alelacele seçime yakalanmadan gökten inme finish him vergi cezasıyla komboların havada uçuştuğu,panik halinde bas bas amiral gemisinden feryat eden holdingtir efenim.

    tayyip, cesur bir duruşa sahip olmasada arada sinirini bozan topluluğa gazabını çok ama çok ağır göstermiştir.bokum kadar sevmesem de,eğer bu grup akp safına geçerse sen tek biz hepimiz olan medya savaşları al gülüm ver gülüm havasına girecektir ki.. bir sonraki seçimde çuvallaması muhtemel akp nin ekmeğine yağ bal sürecektir.hele bi cumbaba oldumu ohh değmeyin tayyibimin keyfine..

    (bkz: enlemesine oturduk ertuğrul)
  • ülker'e satılacağına ya da tamamen tasfiye edileceğine zerre kadar inanmıyorum. lakin olur da, bu grubun tüm medya organları iddia edildiği gibi mevcut hükümetin ideolojisine yakınlığııyla bilinen unlu mamülcülere satılırsa, türkiye'de yepyeni bir dönemin başlayacağından emin olabiliriz. ve korkarım ki, bu yeni dönemin sonunda parlayan bir ışık göremeyeceğiz. peki bu ışığı bize tutan doğan grubu muydu? bize değilse bile birilerinin gözünü kör eden fenerlerin üzerine tuttuğu ışıkla bile karanlığı isteyenlerin tekerlerine çomak sokmayı başarmıştır. sadece bir örnekten yola çıkarak bile söyleyebiliriz ki, söz edildiği gibi bir değişim gerçekleşirse, türk insanının gerçekleri öğrenme hakkı çok, ama çok uzun bir süreliğine, elinden alınmış olacaktır...