şükela:  tümü | bugün
  • teşvikiye'de doğal yemekler yapan ufak ve birazcık pahalı şirin mekan.
  • fırın sok. no:104-10 teşvikiye istanbul adresinde bulunan, lezzetli yemekleri ve hoş bir atmosferi olan, insana kendini huzurlu hissettiren, şıra da içebileceğiniz şirin mekan.

    telefon no: 02122601761
  • yemekleri inanılmaz lezzetli, çalışanları ilgili ve kibar olan; çok güzel bir atmosfere sahip mekan. özellikle öğle yemek molasına güneş gibi doğmuştur kendisini bulduğumdan beri. tek sorun o kadar çeşit arasında kararsız kalabilmek olabilir.
    aynı zamanda hizmet kalitesi ve yemekler düşünüldüğünde pek de pahalı olmayan mekan.
  • disarda ev yemegi tercih etmem cunku alistigim bir tad var. mesela bir arkadasimin annesi yemekleriyle unlu ama kadinin yemeklerini ben begenmiyorum. anneminkine alismisim.
    burasi da sanki annem gizli gizli mutafaginda calisiyormus gibi yemeklerinde ayni tadi aliyorum.

    kisaca disarda ev yemegi yedigim tek yer.

    ek olarak, konumu, tarzi ve calisanlari da guzel.
  • doğaya dönüş

    seni asla terketmeyeceğimi bilirdin ama, her işe gidişimde yine de arkamdan ağlardın. her akşam beni büyük bir şölenle karşılar, o gün ne kadar yalnızlık çektiğini, dilinin döndüğü kadar anlatmaya çalışırdın.
    çoğu kere duygularını sözlerle ifade edemez, beni çığlıklara boğardın. öpmediğin yerim kalmazdı, ben işten dönüp seni kollarıma aldığım zaman. bütün gün çektiğin yalnızlığı unuturdun. yanıma sokulur, sıcak vücudunu vücuduma dayar, benden bir an için bile uzak kalmak istemezdin. şimdiyi yaşardın benimle, kucak kucağa...
    yarını düşünmek istemezdin. hep şimdiydi yaşadığımız anlar seninle. dün ve yarını asla tartışmazdık. var vardı, yok da yok. ikimizin dışında bir şey aramazdık.
    küçük dünyamızda yalnız sen ve ben vardık. yeterdik bize biz. başka birşey aramazdık. her akşam yaptıklarımız aynı teraneydi ama, nedense usanmazdık.
    sen ve ben küçük evimizde hiç yalnız kalmazdık.

    arada bir bana yaptığın sitemleri hatırlarım. özellikle önceleri, birkaç dakika için bile olsa, çok kızardın yalnız bırakılmaya. küserdin hemen, üzülürdün. duygularını benden saklayamazdın. bütün hislerini kolaylıkla yüzünden okuyabilirdim. sonraları alıştın gündüzleri yalnız kalmaya ama, asla kanıksamadın. bir an için bile olsa bensiz olmaya alışamadın. senin bütün dünyan bendim. sen de benim bütüm dünyamdın. işe giderken her sabah seni öpmem, gözlerindeki hüznü gidermeye yetmezdi. bir ağlamadığın kalırdı, ardımdan. endişe dolu bakışlarınla beni köşeye kadar izlerdin. sonra bir kenara çekilir, akşam beni nasıl karşılayacağını düşlerdin. bütün gün beni düşünürdün. akşam biraz geç kalsam depresyona girerdin.
    ben de bütün gün işlerimin arasındaki boş zamanlarımda seni hatırlar, düşüncelerimde seni bağrıma basar,öper, koklardım. senin hiç aklına gelmezdi bensiz yaşamak ama, benim aklımdan geçerdi sensiz yaşamak zorunluğu arada bir. ve ağlardım. göstermezdim sana ağladığımı.
    hem görsen bile, neden ağladığımı sana, zaten söyleyemezdim. her şeyi bilmeni istemezdim.

    karşılıklı ilişkilerimizde önemli olan ben değildim, sendin. senin gibiler ender gelirdi. bense olağan, basit bir insandım. benim gibilerine sokakta her an rastlayabilirdin. sana sevgiden başka bir şey veremezdim. sen de zaten benden başka bir şey istemezdin. takıda, mücevherde, malda, mülkte yoktu gözün. seni sevmesem bile beni severdin. tek gereksinimin beni çok çok sevebilmekti.
    senin en doğal hakkındı sevmek beni. senden onu kimse alamazdı. sadakatine olan güvenim sonsuzdu. başka kimseyi benim kadar sevemeyeceğine emindim. birgün beni sevmekten vazgeçecek, başkalarını sevecek, diye bir düşünce asla aklımdan geçmezdi.

    seni evin önündeki sokağın ortasında yatıyor görünce
    doğrusu önce hiç yadırgamadım. çok gamsızdın..
    özellikle ben yanında veya yakınlarında olunca..
    uyuyor sandım seni sokağın ortasında. bu tür çılgınlıkları yapmaktan çekinmezdin arada bir. onun için sana bir araba çarptığını anladığım zaman bir şok geçirdim.
    deliriyorum sandım. seni kollarıma aldım. derin bir uykuya dalmıştın. komadaydın. seni hemen evin önündeki çayıra yatırdım. kalbini dinledim. atıyordu ama, nefes almıyordun. ağzından ve bir kulağından kan geliyordu. kulağımı dayadım göğsüne. kalbin hala atıyordu. birden kalp atışların yavaşladı ve aniden durdu.
    son kalp atışına şahit olmuştum.
    ölmüştün.....

    acı içinde yanına uzandım.
    gözlerimden yaş geliyordu ama, doğru dürüst ağlayamıyordum. neden dedim, kendi kendime..
    neden seçtin babalar gününü ölmek için. içimden tanrı'ya ciğerlerimin bütün gücüyle haykırmak geçiyordu.
    oysa ses bile çıkaramıyordum. donmuş kalmıştım.
    esas acı daha sonra, o gece gelecek ve ilerdeki aylar ve yıllar beni derin bir mateme boğacaktı.

    çok sevdiğim bir dostumu,
    onbir yılımı paylaştığım efe'mi kaybetmiştim.
    köpeğim ölmüştü.....

    her doğal varlık gibi, efe'nin molekülleri de, süpernova denen afette, büyük bir yıldızın patlayıp, uzaya dağılması sonucu yaratılmıştı. milyarlarca yıl uzayda dolaştıktan sonra efe’yi oluşturan bu güzel moleküller, sıcak bir yaz günü ansızın birbirlerinden ayrılıp, doğaya geri döndüler.
    efe, kendini insan sanan küçük bir köpekti. bana gerçek sevgiyi, mutluluğu, neşeyi, sadakati ve sonunda acı ve kederi tattırdı. beni oluşturan moleküller de doğaya dönünceye kadar onu anmaya devam edeceğim. aşağidaki satırlar, efe'nin tatlı anısına adanmıştır.

    doğaya dönüş

    efe için "öldü" dediler..........
    bir sabah kalbinin durup,
    kısa ömrünün sona erdiğini,
    vücudunun toprağa verilip,
    moleküllerinin doğa'ya "yeniden" döndüğünü
    söylediler,
    inanamadım.....

    bir hüzün çöktü içime,
    sonsuz bir yalnızlık ve,
    acı bir umutsuzluk düştü benliğime,
    ağlayamadım.....
    sonra onu doğa'da aradım.

    nehirleri inceledim önce.
    gözlerinin rengini aradım karapınar’da.
    neşesini manavgat'da,
    çoşkusunu niagara'da,
    isyanını nil'de.

    dağları inceledim sonra,
    öfkesini aradım vezüv'de,
    görkemini himalaya'larda,
    acılarını ağrı dağında.

    sadakatini aradım her sabah doğan güneşte,
    bağımsızlığını esen her rüzgarda.
    dostluğunu, yakınlığını aradım,
    onsuz geçen her dolunayda.

    yıldızlara baktım arada bir,
    onu, süpernovalarda,
    sönen, kayan yıldızlarda
    aradım.

    beni asla düş kırıklığına uğratmadı.
    her tırmandığım dağda, her geçen bulutta
    her coşkun nehirde, her çağlayanda,
    her esen rüzgarda, her dolunayda,
    her sönen yıldızda,

    ondan da bir parça vardı.
  • çalıştığım iş yeri nişantaşı/ teşvikiye'de olduğundan öğle yemeklerinde sık gittiğim bi mekandı. lakin bilhassa son dönemde hem fiyat/ performans verimi çok düştü hem de geçen hafta yaşadığım bir terbiyesizlik sonucu gitmekten vazgeçtiğim yer oldu.

    önceden de "kafalarına göre fiyat" uygulaması yapıyorlardı ama artık anlaşılan iyice suyu çıkmış. 100 gram kadar makarna (yemin ederim 2 kaşık) ve yine azıcık (hadi bu da olsun 4 kaşık) mercimek yemeğine 16 tl fiyat biçen, aynı menünün daha fazla porsiyonlu versiyonuna ise 3 gün önce 14 tl fiyat biçen bu yerde, dünyanın en komik makarna miktarını tabağımda görünce, ister istemez müdavim de olduğumdan 'bu makarna yalnız aşırı az olmuş, azıcık ekleseniz?' dedim. garson arkadaş gitti 3-4 kaşık daha makarna ekleyerek en azından porsiyonu normal hale getirerek tabağı önüme koydu. bir de su rica ettim, suyu da getirdi ve akabinde de adisyonu istedi. ben de herhalde suyu yazacak diye verdim. sonra bi de ne göreyim o sonradan eklediği makarnaya da 7 tl yazmış. yani normal bi porsiyon makarna ve azıcık mercimek yemeği oldu mu sana 23 tl... neyse, baya sinirlendim, bi şey demedim çocuğa, sonuçta hizmet sektörü emekçisi, belki ona da içeriden tembihliyorlar dedim... neyse, öderken de kasadaki kişiye fiyat politikanızı değiştirmeniz gerekiyor, notunu ilettim. o da müstehzi bi sırıtma ile 'bakalım piyasa kötü' dedi. sanki ona kötü sadece. kazıklamanın adı ekonomik kriz oldu anasını satiim... neyse daha da gitmem. bitmiştir benim için.

    not: o bölgede çalışan bi sürü eş dosttan da aynı menüye türlü türlü fiyat biçtikleriyle ilgili anılar dinledim. bu da bende güven duygusu bırakmadı. bi sürü başka lokanta var o bölgede o yüzden gitmeyeceğim, bu terbiyesizlikleri de doğaya dönüş'e dert olsun diye buraya yazdım. böyle ağlak entryler yazmam normalde ama öfkem geçmedi kendilerine. bilginize sevgili sözlük ahalisi. :)