şükela:  tümü | bugün soru sor
  • gabriel garcía márquez’in 1950’lerde gazeteci olarak doğu avrupa’daki sosyalist ülkelere yaptığı seyahatin güncesi. doğu almanya’dan başlayıp çekoslovakya, polonya, macaristan ve sovyetler birliği’ne uzanan istikamette marquez'in gördüğü ekonomik, sosyal ve kültürel detaylara ilişkin gözlemleri var içinde. günce gibi başlayıp, kimi noktalarda deneme türüne göz kırpan bir eser. can yayınları'ndan çıktı.
  • can yayınları tarafından inci kut çevirisi ile basılmış gabriel garcia marquez'in gezi notlarından müteşekkil eser.

    kitapta marquez demir perdeyi geçerek bilhassa dönem berlin, varşova, prag, moskova ve budapeşte'sine yaptığı yolculukları anlatırken ikinci dünyanın insanlarını, duygularını, şehirlerini, düzenlerini, algılarını ve siyasal tutumlarını anlatmakta.

    kitap benim gibi komünizm nostaljisini tatmadan ya da az çok yakınlık duyarak övgüler düzenlere şaşırtıcı gelebilir. günümüz sistem karşıtlığının yarattığı savrulma ile birçok entelektüel ve muhalif kendisini bu yabancı düzene övgüler düzer buluyor. bu bağlamda kitaba kuvvetli bir ön yargı ile başladığımı fark ettim. nasıl milliyetçilik düşüncelere, ideallere ve araştırmalara kuvvetli ve sarsılması zor bir kılıf geçiriyorsa bu duygusal sol meyil de benzer bir sonuca sebebiyet vermiş. sistemin ideallerini ön plana çıkarırken insanların deneyimlerini görmezden gelmiş olmamız muhtemel. nitekim bu kitap mevcut içeriğinin aksine sovyet düzenine dair bir güzellemesi olsa idi bu mecrada daha fazla muhatap bulurdu kanaatindeyim. kitap-marquez de anlaşılan haliyle biraz taraflı olarak-sistemi oldukça sert bir biçimde yermekte. esas olarak sistemin insanlarda yarattığı nihayetsizlik duygusunu öne çıkarmakta.

    akademik araştırmaların ve duygusal övgülerin uzağında, döneme dair dışarıdan bir insanın deneyimlerini merak edenler için tavsiye edilir. okuması da diğer gezi kitapları gibi oldukça kolay.
  • özellikle sovyetler birliği ile ilgili olan kısmı çok vurucu tespitlere sahip.. son derece başarılı bir eser, şiddetle tavsiye ediyorum..

    kitabın orjinal adı ise;

    (bkz: de viaje por europa del este)
  • kitaptaki en güçlü ve ileri görüşlü tespit bence almanya hakkındadır. kabaca almanların yenilmiş olmanın üzüntüsünü yaşaması, tek gördüklerinin rus ve amerikan askerleri ile boyun büküklüğü olduğu kimsenin ne kapitalizmi ne de komünizmi umursadığını almanyanın tekrar birleşmesini ve yabancı birliklerin ülkeden çıkmasını bekledikleri şeklindeki tespittir. daha bir çok etkileyen yer olsa bile kitap alınsın diye söylemiyorum. sscb, polonya, macaristan ve en çok da çekoslovakya hakkındaki tespitler de gayet güçlüdür. bir seyahatnameden daha fazlası denilebilir. okunmalı.
  • kitap oldukça akıcı ve okurken sanki siz de trende o yolculuğa dahil oluyorsunuz hissi yaşatıyor.
  • ilk başta okuma kararı almamda %80 etken doğu avrupa ile ilgili olması, %10 gezi temalı olması ve %10 (bkz: gabriel garcia marquez) olmasıydı.

    iyi ki almışım kararı, çok güzel bir kitap. yaşananlar bu kadar güzel betimlenemez, gözlemler bu kadar tarafsız ve yalın, gereksiz tabir ve yorumlardan uzak anlatılamazdı. 1982 yılında nobel edebiyat ödülü aldığı kadar var.

    soğuk savaş dönemi doğu avrupası hakkında o kadar değişik ve çarpıcı şeyler öğrendim ki. öf diyorum.
  • havalimanındaki bir d&r'dan alarak okumaya başladığım, üç buçuk saate yakın bir sürede bitirdiğim marquez eseri. kitabın dili oldukça akıcı, samimi. kendimi marquez'in bir türk dostu olarak sovyetler birliği'nde, macaristan'da doğu almanya'da seyahat ederken hissettim, harikulade bir olaydı doğrusu. bunun yanı sıra gidilip görülen yerlerle alakalı yapılan tespitler, ön yargısız bir şekilde anlatılması hoş detaylar...
  • yazarın satılmış bir zihinle kaleme aldığı bok.
    evet kitap demeye dilim varmıyor. çünkü romanlarıyla tüm dünyaya nam salmış bu adamın gençlik yıllarında nasıl bir cia ajanı, emperyalist beslemesi olduğunu açıkca ortaya koymuş.
    ömrümde ilk defa bir kitabı yırtma isteği uyandırdın marques, sağolasın.
  • o dönemi hiç merak etmeyen bana bile kendisini zevkle okutan bir dili var kitabın. denildiği gibi sanki siz de trenle oraları gezip o insanlarla sohbet ediyorsunuz. dünyanın dönüşümü şaşırtıcı geliyor okurken.
  • bu kitaptan nefret etmek için sosyalizmi olsa olsa stalin'den öğrenmiş olmak gerekir.

    kitabı ön yargıyla okursanız, marquez'in anti-komünist olduğunu ve doğu avrupa'yı yerdiğini düşünebilirsiniz ancak yer yer kendisi de konuştuğu insanlar da sorunun sosyalizmde değil, doktrinle pratiğin uyuşmadığı yönünde olduğunu vurgular. yani işin aslı:

    (bkz: gerçek sosyalizm bu değil)

    gerçekten kısacık ancak çok güzel bir kitaptır. öyle ki "çok gezen mi çok okuyan mı bilir?" sorusu bu tip kitaplar karşısında "okuyan" şeklinde yanıtlanabilir zira kendiniz gezerken elde edemeyeceğiniz değerli gözlemleri barındırır.