şükela:  tümü | bugün
  • petek dinçöz'e acımama sebep olan şarkı. denk geldim bugün sabah klibine; gerçekten de güzel beste, sözler filan pek hoş, düet fikri de iyi yedirilmiş, keza düzenlemesi de çok şık. ancak petek'e bir baktım; yazık yahu...yanında yaşıtı, eli yüzü düzgün sayılabilecek, kendince yetenekli (kutsi) bir genç olunca nasıl da çekici görünüyor bu kızcağız...belki de olduğu hali budur bilemeyiz ki. biz onu, yaşlı can tanrıyar canavarının elinden çıkarmadığı kuklası olarak, sesini ve yorumunu ise zerre müzikal geçmişi olmayan can tanrıyar kişisinin berbat şarkılarını söyleyen kadının ses ve yorumu olarak benimsedik hep...dileğim hep böyle nitelikli işlere imza atsın ancak o kapasitesiyle kendi başına böylesi kararlar verebildiğini sanmıyorum. yazık.
  • söz-müzik kendisine ait olmakla birlikte, cuk oturan bir anda hazırlıksız yakaladığında tabiri caizse tabiatınızın amına koyabilen bir ahmet kaya şarkısı.

    "insanların yüzlerini göremiyorum,
    boğazım düğüm düğüm çözemiyorum"

    gibi vurucu bir girişten sonra

    "tutsam şu karanlığı, tutsam da yırtsam,
    ah elim tutuşmasa, elini tutsam"

    diyerek çaresizliği ve isyanı tavana vurdururan şaheser. özellikle ahmet kaya'nın kendisinin çalıp söylediği canlı versiyonu mutlaka bir yerlerden bulunup dinlenmelidir.
  • ahmet kayanın yürekleri yakan, her dinledikçe insanı biraz daha kendinden bir kez daha geçiren, melodisi ve sözleri sürekli değişen, olağanüstü şarkısıdır...
  • çok güzel bir tan taşçı şarkısı. türkçe pop sevip de bu adama sarmayacak biri yoktur, olamaz, böyle şarkılar yazılamaz... gözlerimin içine bakıp da söylese ya bunu doğumgünümde be*. (bkz: sözlük bana tan'ı getir allahsız)

    sösleri:

    tek başıma dört duvar
    sanki mevsim hep bana sonbahar
    o duvarlarda seninle mutlu mesut günlerin resmi var
    resimlerim hep güleç üzgün olan bir tane var
    haydi seç
    senin aldığın çerçevenin içinde mutsuzum, yalnızım

    bugün bir başka yüreğim yanıyor
    kendimden önce merak ediyor, soruyorum
    başka ellerde belki de mutlusun
    bense seninle gittiğin yerde duruyorum

    bugün senin doğum günündü
    ömrüm yıllara bölündü
    ruhumu teninle boyadım
    evimdir kokunla yaşadım
    bu da sana hediyem alırsan
    aklının bir yerinde dursun
    unutma yaşıyor olursam aynı adreste bulursun

    bugün senin doğumgünündü
    adettendir
    bunca yıllık ömrümü, sende kalan gönlümü, yüzümdeki kırık tebessümle topladım
    hediye yaptım
    kendim getirir verirdim ama, bende kalan tek vasfın, gurur yaptım
    asla sevemedim
    yine gözümde bir damla yaşsın
    yeni yaşın kutlu olsun aşkım
  • (bkz: doğumgünü)
  • tan taşçı'nın söylediği doğum günü'ndeki vurucu nokta;

    "bu da sana hediyem alırsan" kısmındaki belirsizlik halidir.

    içinde kocaman bir "almazsın ya" gizlidir.
  • hangi işgüzar kafanın hangi işgüzarlıkla birleşik yazılacağına karar verdiğini anlamadığım isim tamlaması. türkçe isim tamlaması; almanca değil. alo! bak şuna hâlâ başlık taşıyor. kime söylüyorum, alo!
  • acayib yorgunum yea. fatmagül x 15. askere gitsem bu kadar yıpranmazdım. kaç senelik sevgilimden travmatik ama bir o kadar gerekli şekilde ayrıldım, hiçbir şey olmamış gibi hayatıma devam etmek için elimden geleni yaptım kuyruğu dik tuttum, sıradan bir insan için yüksek bir meblağ denilebilecek ve aslında benim bile olmayan bir borcu bunalımlardan bunalımlara koşarak 6-7 ayda kapattım, iş hayatında iyi bir noktaya geldim ama aralıksız 1 yıl gece 1'lere 2'lere kadar çalışıp bir insan evladının dayanamayacağı streslerle boğuşup acayip acayip insanlarla ayrı ayrı uğraştım. hepsinin altından kalktım. kaderimde altından kalkabilmek olduğu için mutluyum. hepsi boşa da gidebilirdi. keşke daha sancısız olsa bazı şeyler. hayat sürüp gidiyor ama dediğim gibi; o kadar yorgunum ki. doğum günüm 3 haziran idi. 16 gün geçmiş üzerinden. elbette ki bu geçtiğimiz zarfta entry girebilecek vaktim oldu. ama ancak şimdi yazabilecek gücü/motivasyonu bulabiliyorum kendimde. her şeye herkese yetmeye çalışırken parçalanıyorum, mütemadiyen birleşme çabasındayım. 29'dan gün almaya başladım. sakallarımın tamamını kessem de olduğumdan genç gözükemediğim bir yaştayım artık. 1 sene önce 4 yaş genç gözükürken şimdi yaşımı gösteriyorum. 1 senede 4 yıl fazladan yaşlandım sdlkfjsdlk. yaşlanmayı sevmiyorum. yüksekten korktuğum gibi ölümden korkuyorum. net.

    ben her doğum günümde hediye isterim gelenlerden. soranlara "sürpriz yumurta al ya, ne çıkacağını sen bile bilemediğin için gerçekten sürpriz olur hem :)" derim bütün samimiyetimle. bu doğum günümde sürpriz yumurta almadım ama süper hediyeler aldım. ya gerçekten iş görür şeyler oldu bunlar, ya da kankam kaba şimşek piçinin aldığı patron robdöşambrı ve puro gibi sike sürülmicek ama süper şeyler ya da geyiğin dibine vurmuş süper şeyler ve süper güzel tişörtler. sirkülatif de olsa 40'tan fazla kişi geldi doğum günüme ve benim gizliden gizliye en çok hoşuma giden şey, en saftirik denyosundan en ruh hastasına o 40 kişinin gözlerinde "iyi binsanım ben" ifadesinin olmasıydı. bir sürü iyi insan var benim etrafımda, hatta arayıp "orada olmayı çok isterdik öpüyoruz hepimiz" diye konser öncesi izmir'den arayan multitap gibi yanımda olamayan bir o kadarı. doğum günü kutlamanın en keyifli yanı bu. alkolle birleştirince kafayı kapatabiliyosun kısa sürelerde de olsa iğrenç ve tatsız her şeye, iyi insanlarla güzel şeyler paylaşıyosun.

    2006'da radiohead'in despot ayısını karalamıştım not defterime. otursam düşünsem o gün aklıma gelebilecek en son şey olurdu herhalde 2011'deki doğum günümde kocaman gülebilen başka bi kızcağız ile birlikte olacağım ve çizdiğim çikin şeyi bulup pastamın üzerine koyduracağı. çocukken tarkan'ın yanında televizyonda izlediğim elif dağdeviren'le sırdaş, hatta ortak olacağımı. bi pazartesi sabahı mtv'de kliplerini gördüğüm multitap denen adamları senelerdir hayatımda olan birçok insandan daha çok seveceğim dostlar olarak kazanacağımı. hacı ibnesinin evlenip barklanıp çocuk sahibi olacağını ve ayıdan fotoğraf çeken bir entelektüele evrileceğini. didem'le hala dost kalacağımı. travis and tyler durden'ın bırak baba olmasını, iphone sahibi olacağını. kankamın aşık olacağını ve sadık bi adam olup çıkacağını falan. şaka gibi. bu yüzden the dark knight'ın hayatımdaki yeri ayrı, sikindirik bi replikte içimdeki boşluk doldu, kim olduğumu fark ettim sdlkfjsdlk. gerçekten de yakaladığımda ne yapacağımı bilemiyorum. sadece olanı yapıyorum. plan yapmıyorum. kaderimde ne varsa olmam gereken zamanlarda olmam gereken yerlerde olarak geçirdiğim her seneyi mimlemek için doğum günümü kutluyorum. böylece o bütün evrenin bir önceki ile alakasının kalmadığı 1 seneye dönüp bakabiliyorum. çok ilgincime gidiyor. aslında hiçbir şeyde hiçbir rolümün olmadığını bilmek beni delirtiyor. kontrol manyağı bir insanım, ama hiçbir şeyin kontrolümde olmadığını da biliyorum. bu yüzden hırslanamıyorum. hırs'ın h'si yok damarlarımda. hırslansam sanırım dünyayı sikiyor olurdum ama şimdi bütün çabam sadece ama sadece hayatımın geri kalanını yokuş aşağı bisikletle inebilecek bir noktada sabitlemek. o da kaderimle çerçevelenmiş şekilde. çaresizim yani. tek isteğim, kaderimde hayatımın geri kalanının daha hafif, daha ferah ve yüzeysel olması. yani kaderimin geri kalanında bunu dilemekten daha az üzücü dileklerin olması. gittikçe daha aptallaşmayı, daha sıradan stressiz işler yapmayı, daha az yorulmayı, daha boş işlere kafa yormayı, "akşam lucca'da konuşalım mı?" cümlesini kuracak kadar azalmayı, geçen her taksiye üşenmeden carlayıp peşinden koşan şu beşiktaş otobüs durağındaki köpüşe evlenmek istediğim ruh ikizim değil de nefret ettiğim eski sevgilimmiş gibi bakıp gülmeyi istiyorum. hepimiz ölüyoruz çünkü. ölmesek iyiydi. bunların tam tersini isterdim. ama ölüyoruz. yapcak bişi yok. doğmasam o da iyiydi ama madem doğmuşum iyki doğdum bence. şeker gibi adamım.
  • yaş günü ile karıştırıldığını düşündüğüm dönence... doğum günümüz, doğduğumuz gündür efendim, yaş günümüz ise bunun her sene tekrarlanan yıl dönümleridir. cümle içinde kullanırsak;

    - bugün benim doğum günüm!
    - maşallah, sezaryen mi, normal doğum mu düşünüyorsun!
  • "...tutsam şu karanlığı, tutsam da yırtsam
    ah elim tutuşmasa, elini tutsam..."

    ahmet kaya bu kısmı o kadar vurucu, o kadar can yakıcı bir şekilde söylemektedir ki... kesinlikle türkçe sözlü şarkılar içinde en anlamlı bölümlerin başında gelir. uzaktaki veya yakın olsa da artık senden uzak kalan sevgiliye bir daha ulaşamayacak olmanın tarifsiz ve çözümsüz çaresizliği bundan daha güzel anlatılamaz. ya da ben öyle algılıyorum, bilmiyorum.