şükela:  tümü | bugün
  • her halükarda kutlanıyor, bu kesin.
    bazen nefis bir parti oluyor, çok kalabalık, şımarıklıktan kendini kaybetmecesine. bazen sadece sevgilin oluyor yanında, iyi ki doğmuşum da bu anı yaşıyorum demecesine güzel, ağır. bazen iş arkadaşların oluyor yanında misal, normalde çem çem çemkirip duran funda hanım mutlu yıllar diliyor, inanıyorsun, an öyle gerektiriyor. bazen annen baban kardeşlerin oluyor yanında, seni en çok onlar seviyor.
    bazen de yalnız oluyorsun, uzak oluyorsun çok.
    sevgilin yok, arkadaşların yok, ailen yok, hiç kimse yok.
    bir sır vereyim mi?
    sen öyle zannediyorsun. ben hep varım.
    bir fotoğrafta görüyorum seni misal. milyorlarca uzak bir yerde, boyutlarca farklı bir hayattasın. ama ben gelip gömleğinin yakasını düzeltiyorum. bakışındaki hüznü öpüp sakinleştiriyorum seni. fark etmiyorsun bile. favorilerin uzamış, ellerimle kulağının arkasına itiyorum. zayıflamışsın, sarılıp yanına geldiğimde elimi koyacak göbeğini bulamıyorum. veronica ile bir kez seviştiğini biliyorum. üzülmüyorum da. ama daha çok akşam yemek yedin mi onu düşünüyorum. ağzına uymazsa doymaz deyip senden öğrendiğim tabirle üzülüyorum. uymuştur. ben bi susayım diyorum, olmuyor.
    sevdiğin yemekleri yapmıyorum, yemek yemiyorum uzun zamandır, boğazımdan geçmiyor. ayaklarımı uzatıyorum sadece. ayaklarına değiyor.
    doğumgünün bazen senden habersiz, senden çok uzak, senin için kutlanıyor. o kadar çok şey hatırımda ki, sensiz ömür gitmiyor.
    iyi ki doğmuşsun tabiri benim nazarımda kolay kullanılmıyor.
    ben o kadar seninleyim ki, haberin bile olmuyor.
    hepimizin güzel hataları var.
    seni hala, en çok, ben seviyorum.
  • bugün oğlumun dünyayı şereflendirdiği günün beşinci yılı. onunla aynı dünyada yaşadığınız için çok şanslısınız, bunu bilin önce.
    dile kolay beş sene olmuş.
    anne olmak; hamile kalmakla, doğurmakla, emzirmekle ilişkilendiriliyor ya, ben pek öyle düşünmüyorum. benim bedenimden çıkmasaydı da oğlumu en az bu kadar severdim. tanısanız siz de seversiniz.
    zaten ben ne hamilelik halini, ne lohusalık denilen o kabus dönemi, ne de emzirme sürecini özlemedim, özleyenin de aklına şaşıyorum.
    (şimdi müsadenizle biraz doğum günü bebesiyle konuşacağım)

    neyi özlüyorum ama bak; hani böyle ilk dişin çıktığında çay kaşığı ya da cam bardağa tık tık tık vuruyordu ya o yarı batık dişin, aklım gidiyordu. çünkü sen şaşırıyordun, çünkü ben bir patlamaya şahit oluyordum (14 şubat)
    ilk adım var bir de mesela. kuzular anasından doğduktan hemen sonra yalpalayarak kalkıyor ayağa, biz 13 ay bekledik olm. ama nasıl bir kalkış var ya, kimse öyle basmamıştır yere, çıldırıyordum. çünkü sen korkuyordun, çünkü ben bir bedenin uyanışını izliyordum. strüktürüne kurban olayım (17 ağustos)
    ve tabi ilk kelime. zalımın evladı neredeyse 3 yıl beklettin bir tek kelime için o da "karga" oldu. sonra da zaten altı ay başka kelime söylemedin. anan olacak manyak* aynı gün kitapçıya gidip bütün kargalı çocuk kitaplarını topladı, bir kere daha duymak için sesini. (24 nisan)

    sonra bize özel ilkler geldi. ilk kez zıplaman gibi... ben hayatımda çok az şeye o kadar mutlu oldum. hiç unutmuyorum, babanla şut çekiyordunuz salonda. sen her topa vurduğunda "gollll" diye bağırıyordum. çok mutlu oluyordun. sonra artık ben nasıl bağırıp seni gaza getirdiysem zıpladın sevinçten. tam sekiz ay uğraştık zıplaman için ve sen bir pazar günü içinden geldiği için yaptın. çöktüm olduğum yere, tek rakibim türk sinemasının çilekeş kadını fatma girikmişcesine ağladım. böyle hüngür hüngür, yumruğumu sıka sıka. (o an aklıma geldikçe gözyaşı soslu kahkaha atıyorum, bak hala)
    sonra işte daha neler neler...

    şimdi seninle iki kişilik dev bir aileyiz. elbette sana bayılan bir dolu insan var çevremizde. sen de farkındasın her şeyin. bazen seni izliyorum da sanki bunların hepsi bir tür naza çekme, bir oyun gibi geliyor. anlık hin gülüşlerini, çapkın bakışlarını yakalıyorum "öyle her şeyi bir anda verirsen kızlar senden çok şey beklerler bro, alıştırmayacaksın, bırak peşinden koşsunlar" der gibi. sen bir dile gel, şöyle karşılıklı iki çift laf edelim de gör o zaman. ben de fena değilimdir o konularda. hepsini burnundan getireceğim (şaka şaka burnunu yerim)

    ulu şairimiz demiş ya hani "bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını, yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak. zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
    şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. böylesine sevilecek bu dünya yaşadım diyebilmen için..."

    dünyamı ısıttığın için, beni seçtiğin için, sevinciyle kederiyle bana yaşattığın her an için, acı nasılsa her durumda çekilecekti, yanımda olup beni tuttuğun için, bu sabırsız kadına sabretmeyi öğrettiğin için, beni başarısızlıklarıma, yenilgilerime rağmen sevdiğin için teşekkür ederim. ilk beşi geçtik bebeğim, en az yirmi tane daha istiyorum bundan, haberin ola.

    can'ım, beni aramak için hiç yorulma. çünkü ben, baktığın yerde olacağım. nefesim yettiğince...
    *
  • her sene kendime sürpriz doğum günü pastası yapmama ve kendime farkettirmeden salonu süslememe sebep olan gün.
    hele akşam okuldan gelip de ışıkları açınca kendi kendime "sürpriiiz" diye bağırdığım an var ya, inanılmaz.. hatta hiç unutmam, 3 sene önce şokun etkisiyle bayılmıştım. kendimi tokatlayıp anca kendime gelmiştim. kolonya felan da yok böle.
  • yaklaştıkça can acıtandır bazen, iç burkandır. bilirsiniz ki tüm gün telefonunuz çalacak, mesajlar gelecek ama en çok aramasını istediğiniz kişi aramayacak, arayamayacak. bir yaş daha büyüyeceksiniz ama o göremeyecek...

    21 yaşındaydım o öldüğünde, 25 oluyorum şimdi... göremiyor büyüdüğümü. keşke onun 21 yaşındaki kızı kalabilseydim, keşke geçmeyseydi zaman bu kadar hızlı, anılar bu kadar çabuk uzaklaşmasaydı...
  • uzerinde bulundugumuz gezegenin cevresinde dolanmakta oldugu yildiza gore aldigi pozisyon her dogdugumuz zamandakine denk geldiginde bunu kutlayip arayan mesaj atan insan sayi istatistigini gecmi$ yillarla kar$ila$tirma i$idir. olaya bu yonden bakarsak sacmadir.

    strahd von zarovich'in felsefesini begenirim, "olume bir yil daha yakla$mami mi kutluyorsunuz ibneler?" der kendileri.
  • kerem, oğlum, yüreğimdeki sızı, uykusuzluğum, mutluluğum.
    her gülüşünde ayrı bir dünya seriyorsun önüme, her bakışın sevginin ayrı bir hikâyesi oluyor, okumaya doyamıyorum seni.

    başka bir insanı bu kadar sevebileceğimi tahayyül edemezdim asla. sen beni anne yapmakla kalmadın, daha iyi bir insan yaptın doğumunla, dünyamı güzelleştirdin, umarım dünyayı da daha güzel kılacaksın, hem kendin hem diğerleri için, iyiligin, güzelliğin, dostluğun anlamını bilecek ve anlatacaksın.

    güzel rüyalar gör, mutlu uykular uyu hep, sevgim sana her an yoldaş olsun canım oğlum benim, iyi ki doğdun.
  • gökhan semiz’in öldüğü seneydi. şimdi doğum günü yazısına, niye ölümle başladın derseniz, tüm ölümler de doğumla başlıyor da ondan, derim. benle laf yarıştırmasanız, yeridir.

    genç ölümlerin en güzel tarafı da bu, esasen tek güzel tarafı bu, genç kalıyorsunuz. grup vitamin’in geride kalanlarına bir bakın , o yirmi yılı görürsünüz yüzlerinde. kolay mı? gökhan semiz öyle mi ama, hep gencecik. nisan gibi. hep dinç, pırıl pırıl, hiç kasım olmayacak mesela. işte bunlar hep teselli, hayat.

    98 yılıydı. kuzenim merve, herkes ölüp yeniden dirildiğinde otuz üç yaşında olacak, demişti. bebekler bile. aynı merve, kadınlar regl olur, böyle bir değişik diye olayı anlatmıştı, bu ne saçma demiştik. bu merve de her bo.u biliyor pe.evenk derdim, şartlar el verseydi, ama cins itibarıyla öyle olmaya müsait değil. cins-i latif. sonra şu neticeye vardım, bu kız her şeyi biliyor, tevekkeli değil herkes onlara ders çalışmaya gidiyor.

    henüz on üçtüm. niye o kadar yaşlı oluyoruz ki, diye düşündüm öldüğümüzde. otuz üç! şöyle yirmilerimizin başlarında kalaydık da cennet neyin iki koşturaydık hazır enerjimiz açıkken. sonra her martta usanmadan çiçek açtı kirazlar, hiç şımarmadılar, ben o sırada avizecilere kaç para elektrik faturası geliyor acaba, diye kafa yoruyorum ve yıllar geçmiş o ara. geçenlerde bir arkadaşım isa’nın çarmıha gerildiği yaş otuz üçmüş, dedi. ne kadar da gençmiş, ellisini görseydi bari diye geçirdim içimden. aynı ben. ahmet hamdi , saatleri ayarlama enstitüsünde, iyilikler de kötülükler gibi beraber gelir, der. işte, acıların, anıların aşiretmiş gibi birlikte gezdiği günler birbirini kovalamış, kirazlar yılmamış ama hep çiçeklenmiş yirmi yıl geçmiş. zaman, göreceli biraz da bu demek sanırım. olduğumuz yaşa göre görüyoruz kendisini. bakın artık, orta yaşlı olgun insanlar gibi sizli bizli de konuşuyorum kendisiyle. ya da alındım belki aramıza mesafe koymaya çalışıyorum . zamanla. mesafe. yine muazzam saçma işler kovalıyorum.

    otuz üç oldum, hiç gocunmuyorum. yalnız bazen yemek yarışmasındaki aşçı gibi hissediyorum kendimi, hani yaptığı pastayı herkese ikram eder de kendi bakmaz tadına ya. hayat bazen öyle bir şey mi? koştururken, eee kendim diyorum ve bakıyorum kirazlar bir tur daha çiçeklenmiş!

    ben onların yerinde olsam, kurumumdan durulmaz.
  • yalnız içtiğim günler toplam sayısını, dinlediğim şarkıların damar oranına bölerek, çıkan sayıyı cezmi ersözle çarptığımda ortaya çıkan sonuç.

    hiç anlamadığım muhasebe işlerinin kurdu olduğum, geçmişe bakacağım derken şaşı olduğum, geleceği sezeceğim diye maymuna döndüğüm gün.

    travmalardan travma beğenirken serdar ortaçla coştuğum, içtiğim şişe sayısını hatasız hatırlarken, kendi sayımı unuttuğum, yaş dediklerini göz yaşı sanıp, yaşımı unuttuğum gün.

    ahirim sensin - neşet ertaş
    sober - tool
    resimler & hayaller - gökhan özen
    hadi çal - serdar ortaç
    istisnalar kaideyi bozmaz - sagopa kajmer
    leyl - serdar keskin
    ayrılığın hediyesi - ahmet kaya
    redd - masal
    yar - yıldız tilbe
    atomic soda - babybird
    duman - ah
    dünyada bir yerdeyim - kazım koyuncu

    dan oluşan playlistimin köpeği olduğum, dengesizliğime ayrıca kurban olduğum, bittikçe yenisini doldurduğum gün.

    mübarek başlangıcıyla en inançsız ruhumu bile satın alan, saatlerdir anlam yüklemeye çalıştığım, saçma zamanda bir insan günü.
  • dogum gununun gereksiz yere birlesik yazilmis hali. yanlis tabi.
  • bir devrin kapanıp başka bir devrin açıldığı yaşların başında daha mühim hale gelenmiş meğer. ben ki bütün doğum günlerimi şu yaşıma kadar sıradan bir gün olarak geçirmiş idim. ilk defa başka şehirde başka insanlarla seneler önce bugün dünyaya düşmüş olmanın şaşkınlığını idrak etmekteyim.

    yaşıyor olmanın zerkettiği bütün bunalımlara ölecek olmanın verdiği güven duygusu karşı geliyor neyse ki. böyle böyle bitecek bu ömür. "sevsem öldürürler sevmesem öldüm" türküsü dilimizden düşmez gayrı. feleğin cırnağı demirden, geçen gün ömürden, şen olasın dünya, dumanın tütsün diye diye âlemi seyrederek...hem seyredip hem yürüyerek...verdiklerine de vermediklerine de eyvallah diyerek. yorgunluk dediğin bâki neticede. zaman dediğin izafi. insan dediğin fâni. şu yaştan sonra seyranlık hale düşmesek kâfi.

    müşerref olduk efendim, ne diyelim, iyi ki doğmuşum...