şükela:  tümü | bugün
  • bebekliklerinden bu yana hayatlarına dair tüm detayları neredeyse bildiğim iki çocuğumla alakalı düşündüğüm şeyleri belki de ilk defa dile getirmeme vesile olacak sanırım bu başlık...

    büyük oğlum hep kolay algılayan, henüz küçücükken bile sayısal zekasıyla beni kendisine hayran bırakan bir çocuktu. zeki olduğunun farkında olmanın verdiği öz güvenden midir bilmiyorum, çalışmayı hiç sevmedi. 18 yıllık hayatında birçok şeye heveslenip hiçbirinde sebat edemedi. basketi tam güzel bi noktaya getirmişken bıraktı, gitara heves etti iki ders sonra ''elektro olsa sıkılmazdım'' demeye çoktan başlamıştı. ee bass gitar da deneyip gitar faslını “müzik yeteneği olmadığı” noktasına varmak suretiyle kapattı. ilköğretimde güzel bir ingilizce eğitimi almış olmasına rağmen, hiç öyle bir eğitim almamış çocuktan çok farklı bir noktaya maalesef ulaşamadı, sadece sınavlarda kendisine yetecek kadarıyla yetindi. bilgisayar oyunları ve ps'dan arta kalan zamanlarında çalışarak prestijli bir devlet lisesini kazandı ve bu sene yine aynı şekilde çalışarak üniversite sınavına girecek, muhtemelen yine beni şaşırtacak bir sınav sonucu alacaktır ama bir şey hep eksik ve o eksikliğin sebebi, '' ben onu zaten hallederim'' diye düşünerek her şeyi mütemadiyen ötelemesinden kaynaklanıyor.

    abisiyle aralarında bir yaş bulunan küçük oğlumun çok geç konuşması, ''acaba'' demelere başlamama sebep olan ilk şeydi. okula başladığındaysa abisinde hiç rastlamadığım şeylerle karşılaştım. çok zor algılıyordu, ''işte şimdi oldu'' diyebilmek için, bir şeyi tekrar tekrar anlatmam gerekiyordu ama neyse ki ben pes etsem bile o asla pes etmiyor, tam anlamıyla öğrendiğini düşünmeden o sayfayı asla kapatmıyordu. 1. ve 2. sınıfta bir de böbreklerinde yaşadığı bir problemin nüksetmesinden kaynaklı yoğun kortizon tedavisi de eklenince ağır aksak ilerleyen bir öğrencilik hayatı geçirdi. ama bu süreçte de abisiyle birlikte basketbol antrenmanlarına hiç aksatmaksızın devam etti. bebekliğinden beri yoğun kortizona maruz kalmış olmasından dolayı aldığı aşırı kilolardan dolayı, bulunduğu grubun hayli gerisinde olup zaman zaman alay konusu da olmasına rağmen, bu alanda kendisine oranla oldukça yetenekli olan abisi,''ben artık gitmeyeceğim'' dese de o hep devam etti antrenmanlara. yıllar geçtikçe okuldaki derslerde başarısı hızlı bir ivme gösterdi. her geçen gün daha iyi bir noktaya geldi. tabii tüm bu anlattığım sürece şimdi keyifle ara ara açıp okuduğumuz günlüğünü, iki eli kanda da olsa yazdıran ve yine her gün bir kitap okuyup, okuduğu kitabın özetini çıkarmasını isteyen ilkokul öğretmeninin katkısı da yadsınamaz. yine aynı öğretmenin yönlendirmeleriyle çok yetenekli görünmese de resim ve keman konusunda da güzel şeyler başardı. ingilizcesini, okulda öğrendiğine sürekli bir şeyler katarak çok ilerletip, kendi yaşıtlarının türkçe konuşmakta zorlanacağı birçok konuya dair ingilizce tartışmalara katıldı. tüm bunları yaparken hep çok çalıştı ve hep en iyisi olmayı hedef seçti kendine. hiçbir diyetisyen yardımı almadan çocukluğu boyunca aldığı tüm kilolardan kendi iradesiyle henüz 13 yaşında bir çocukken kurtuldu. kendi doktorunun dahi, ''ilaçlarını düzenli kullanmıyor mu yoksa?'' diye sormasına sebep olacak kadar dikkatli geçirdi bundan sonraki tedavi süreçlerini, ilaçlardan kaynaklı yan etkilerin neredeyse hiçbirini gözlemlemeden tamamladık.

    biri çok zeki diğeri çok çalışan iki çocuğumla ilgili öngörüm şu; çok zeki olduğunu düşündüğüm kendisinin de buna inancı tam olan oğlum, hayatında karşısına çıkan olumsuzluklarda çok çabuk pes edecek ya da farklı bir alana yönlenecek. çok çalışan, çalışmasa başaramayacağını bilen oğlum ise, çalışarak her tuttuğunu koparacak ve yanında duran kimseye ihtiyaç duymadan ayakları üzerinde duracak.

    edit: bu başlık çocuklarıma dair paylaşmadığım şeyleri paylaşmış olmam dışında da bir ilk yaşattı bana; 40 yaşında baba oldum.[https://seyler.eksisozluk.com/…k-yaptigi-tespitleri
  • iq açısından %2’lik dilimde bulunan biri olarak gayet emin ve objektif bir şekilde diyebilirim ki çok çalışan uzun vadede her zaman kazanır, zeki olan ise zeki olmayı bir avantaj zannederek kendini kandırır, yıllarını harcar. zeka çaba ile dövüldü mü değerli hale gelir. tek başına hiçbir anlamı yoktur, kullanılmamış potansiyelden ibarettir.
  • doğuştan zekiysen, çok çalışanları istediğin zaman geçebileceğini bilmek en büyük düşmanın olur.
  • ben kendi adıma konuşacak olursam çok çalışmayı seçerim.

    kendimi zeki bir insan olarak görmüyorum. fakat benim bir özelliğim vardır; çok çalışırım, çok okurum. zeka yönünde gerçekten büyük eksiklerim olduğunu kabul ediyorum. çok çalışmayı ise başardığım için zeka eksikliğini hissetmedim.

    bana göre her şeyin başı çok çalışmaktır. zeki bir insan olmak değildir. ben bir şirket kurdum ve gerçekten gecemi gündüzüme kattım. çok çalıştım güzel yerlere geldim fakat çok zeki bir arkadaşım daha vardı. bu arkadaşım ise şuan kpss'ye çalışıyor.

    hayatta her zaman başarının çok çalışmakla geldiğine inanın. çok çalışmak gerçekten her başarının zeminini oluşturuyor. zeka tek başına hiçbir işe yaramıyor.

    herhangi bir işle uğraştığınız zaman başarılı olamazsanız pes etmeyin. inatla onu yapmaya devam edin. bir zaman sonra beyin o işi alışkanlık haline getirip, o süreç üzerinde sizi iyileştiriyor.

    ben iş kurduğum zaman bir sene boyunca hiç iş yapamadım gerçekten durumum çok kötüydü. fakat hiçbir zaman işi bırakmadım. çalışmaya devam ettim. ne olacak diye düşünmedim. sadece çalışmam gerektiğini biliyordum ve devamlı çalıştım ondan sonra çok güzel tecrübe edindim ve sivrildim.

    sonunu düşünen kahraman olamaz. kendinize bir plan yapın. planınıza sabit kalıp, planı değiştirmeyin. bu bilinçle ne yapılması gerektiğini düşünün ve sürekli çalışın.

    başarı sizinle olacaktır.
  • her ikisinden de önemlisi şanslı olabilmektir. nepotizm gerçeğini unutmayın. woody allen’ın match point filminin başından bir alıntı bu durumu gayet iyi açıklayacaktır: “‘iyi olmaktansa, şanslı olmayı yeğlerim.’ diyen kişi, hayatı anlamış kişidir. insanlar, yaşamın çok büyük bir kısmının şansa bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten korkarlar. bu kadar çok şeyin, insanın kontrolünde olmaması ürkütücüdür.”
  • zeki insanlar çok küçüklükten beri kolay öğrendiklerinden bir süre sonra öğrenme olayı pek de sarmamaya başlar hangi işe girişeceklerse girişsinler amaan işte yapılır yani az uğraşsam yapılır nolacak halet-ı ruhiyesi içine girerler. bu da öğrenmeden ve hayattan aldıkları tatmini gün be gün azaltır. olaya hevesleri kalmaz, sıkıntıdan çıldırırlar. ortalama zekadakiler ise sahip oldukları her şeyi düzenli disiplinli çalışma ile çeşitli zorluklar çekerek elde ettiklerinden bu onlarda daha yüksek bir tatmin duygusu yaratır ve bu birikimlerine daha şevkle sahip çıkarlar. dolayısıyla daha istekli ve hırslı olurlar, bu özellikler de başarının temel koşuludur zaten.

    ortalama zeka ile kutsanmışsanız mutluluğunuzun ve tatmininizin değerini bilin.
  • tıp fakülteleri özelinde konuşacak olursak öğrencilerinin neredeyse %90'ı çok çalışanlar grubunda değerlendirilebilir şahsi fikrim olarak. ama ne hikmetse kızlarda daha çok olmak üzere çalışmıyor havalarında takılırlar. sanki ilk defa duymuş gibi davrandığı notu 4 kez baştan aşağı elden geçirilmiştir.
    erkeklerinde ise dürüst bir şekilde çalıştığını belirttiğinde sanki yanlış bir şey yapıyormuşsun gibi davranırlar. bu kadar çalıştığın bir not ise şu notun altında almazsın herhalde gibisinden mükemmel manipulatif yetenekleriyle(!) seni baskı altına almaya çalışırlar.
    ama açıkçası çok kişi gördüm ki başka alanlarda çok daha yetenekli ve zeki olmalarına rağmen sırf aile dayatması ve gerekli çevresi olmadığından dolayı riske girmeyip tıp yazan.
    edit: bu durumu fark eden tek kişi olmadığım için memnun oldum. umarım bu farkındalıkla davranışlarımızı az da olsa düzeltebiliriz.
  • çevresi tarafından "zeki" olarak tanımlanan biri olarak;
    "çok çalışmak elde etmek, zeki olmak elde ettiğini zannetmektir." der 22 yıllık şu kısa hayatımı özetlerim.
  • ınsan biyolojik bir makinedir. onunla ne yapmak istediginize gore degisir. beyinde bilgi protein olarak depolanmaz. elektrik akimi daireler halinde gezer ne kadar cok tekrar yaparsaniz o akimi daimi kilarsiniz. turk tipi sinavlarda basari saglamaksa amac caliskan olmaktir.

    zeka ise database te ki verilerle soyut kavram kernelinde yeni kavramlar turetebilme gucudur. zeka arttikca icinde bulunulan durumun ve calistiginiz seyin aptallik oldugunu fark eder ve mantiksiz buldugunuz seyi calismazsiniz.

    amac basariysa cok calismaktir. amac gelecegi yeniden sekillendirmekse zeki olmak ve cok calismaktir.
  • c şıkkı tanıdığının olması.

    mübalağa etmiyorum.