şükela:  tümü | bugün
  • uzakdoğu sporları dergahı, salonu, holü, kapışma yeri, cafesi, terası, bişisi.
  • kelime anlami itibariyle antreman yapilan yer, derin anlami ile japon evlerinin disinda bulunan ev sahiplerinin budo sporlarinin ve yer yer dini ibadetlerini gerceklestirildigi mekan.
  • tae kwon do, aiki do, judo gibi do sporlarının çalışıldığı salon.
  • huzur yuvası.
  • uzakdogu savas sanatlarinin son harfi "do" ile biten turlerinin antreman yaptiklari mekan.
    samuraylara dayanan bir isimdir, samuraylarin antreman yaptigi yere dojo denirmish, kelime anlami kilicin yolu demektir.
  • girildiğinde selam verilmesi gereken ve kutsal olduğuna inanılan mekan.
    (bkz: abi dojoya selam vermeyi unuttum)
    (bkz: çık gözüm görmesin)
  • new york'ta lezzetli japon-sentezi yemeklerin mucidi lokanta.
  • bir sene okulumu dondurup japonya'daki bir tanesine giderek, verilen bütün işleri yapıp (yer silme, bal döküp yalama vs.) karşılığında da eğitim almak istediğim yer. ama böyle gidebileceğim biryer var mı bilmiyorum bile. bulsam, izinleri alsam 1 dk tererddüt etmem.
  • tüm dünya.
  • dünya üzerinde, asya savaş sanatlarını öğreten çok sayıda eğitim merkezi vardır. fakat, bu merkezlerden pek azı dojo ismini taşır. stüdyo, jimnastik salonu, spor salonu gibi daha bilindik isimler, bu tür merkezler için daha uygundur. bu tür kuruluşlar, sanatın yalnızca dış kabuğunu öğretir, onun kalbini ise ne anlar, ne de iletebilirler. bunu büyük bir zararı yoktur; çünkü bu tür bir okulun sıradan müşterisi yalnızca bedenini değiştirmekle ilgilenir. kişiliğini değiştirmek için herhangi bir arzu duymaz.
    dojo sözcüğü “yol mekanı” olarak tercüme edilebilir. sözcüğün anlamı ise, öğrencinin, seçtiği sanatın nihai gerçeğine ulaşmaya çalıştığı mekandır. bir okulda, tıpkı dojo’ da olduğu gibi teknikler öğretilir. buna karşın dojo’ da teknikler yalnızca belli bir sona ulaştıran araçlar olarak görülür. tekniklerde ustalaşılmalıdır, fakat bu yalnızca çalışmanın başıdır; sonu değil. bir okulun amacı ise, kişiyi yeni bir şeyler öğretmektir; bir dojo’nun amacı ise kişiyi yeni bir şeye dönüştürmektir. bir okul, nasıl öldürüleceğini öğretir, bir dojo ise nasıl ölüneceğini öğretir. dojo’nun üyesi savaşmak üzerine düşünmez. savaşmamak üzerine de düşünmez. o, bu düzeyin çok daha ötesine ulaşmaya ve savaşın özünü kavramaya çalışır.
    bir dojo ile okuldaki ilk eğitimler aynı olsa da, amaçlar tümüyle farklıdır; yöntemler de öyle.okulda bir öğretmen ve öğrenciler vardır; dojo’da ise bir usta ve izdeşler vardır. öğrenci, derslere yeni bir şey öğrenmek için devam eder; deshi olarak bilinen, izdeş ise, ruhsal gelişim için devam eder. deshi olma eylemi, bu sürecin ilk aşamasıdır. bir deshi adayı, kabul edilmeden önce, uygun bir nyunanshin tavrına sahip olduğunu kanıtlamalıdır. bu, esnek bir ruha sahip olmak ve dojo tarafından biçimlendirilmeye uygun olmak anlamına gelir. kişinin bir deshi olmak için egosunu ustasına, sensei’ ye teslim etmesi gerekir. gerçekten de, tüm içtenliğiyle, “işte buradayım. bana istediğini yap”, diyebilmelidir.
    gerçek bir dojo’nun, fiziksel olarak oldukça sade ve işlevsel bir görünüşü vardır. belli bir zen etkisinin hissedildiği dojo’ da güzellik, nesnelere değil, nesnelerden arındırılmış bir boşluğa saklanır. dojo bir tapınak değildir, fakat dini bir mekana özgü pek çok özellik taşır. bir sporun salonu değildir, fakat ilk bakışta, üzerinde yoğunlaşılan temel etkinlik fiziksel çalışmalarmış gibi görülür. dojo, askeri bir kışla değildir, fakat izdeşler bir askere benzerler.
    modern bir okul ile geleneksel bir dojo arasındaki, beklide en belirgin ayırt edici özellik öğrencilerdir. modern okullar, müfredat programlarına ve eğitim yöntemlerine, öğrencilerin ihtiyaçlarına uygun pek çok ayrıcalık sokmuşlardır. diğer yanda, dojo esnek değildir; deshi kendini tümüyle dojo’ ya uydurmalıdır. katı disiplin, bu süreci hem kaçınılmaz, hemde kişilerden bağımsız duruma getirir.
    dojo’ nun zemininin her santimetrekaresi, diğer santimetrekarelerine göre bir kıdeme sahiptir ve bu duruma gereken saygı gösterilmelidir. bir deshi’nin, dojo içinde kendi derecesine uygun olmayan bir bölümü kullanmasına asla izin verilmez. bu durum, farklı derecelere sahip olan iki deshi arasında da geçerlidir. bir izdeşin, dojo içinde kendi derecesine uygun olmayan bir yere oturduğu asla görülmez. izdeş, diğer deshi’ lerle olan ilişkisine göre oturacağı yeri seçerken de aynı özeni gösterir. otururken, kendinden kıdemli kişilere dikkat eder ve oturacağı yeri, kendinden kıdemli olanların karşısındaki durumunu belirtecek şekilde seçer.dojo’nun içinde ve dışında, hem elbiseleri hemde tavırları tertemizdir. eğitim sırasında kullanılacak olan temiz bir üniforma ve sokakta kullanılacak olan gösterişsiz giysiler, her öğrenci için standarttır. bundan daha azı, düzensiz ve disiplinsiz bir ruhun göstergesi olarak kabul edilir. idman üniforması, yalnızca idman üniformasıdır. kişisel bir üniforma yada gösterişli bir üniforma giymek ego’ nun göstergesidir; ve ego, izdeşin yok etmeye çalıştığı bir şeydir.
    sensei, bir öğretmenden çok bir rehberdir. sensei sözcüğü, “önce doğan” şeklinde tercüme edilebilir. bu sözcükten anlaşılacağı gibi, sensei, öğrencinin ulaşmaya çalıştığı yerde olan kişidir.kancho, yani dojo’ nun baş ustası olarak görevi, öğrencilerin doğru yönde ilerlemelerini sağlamaktır. o, yalnızca doğru yolu işaret eder; gerçek yolculuk deshi ye kalır. iyi bir sensei, öğrencilerini ne yaptıklarıyla yada ne yapabilecekleriyle etkiler. ürkütücü bir irade yoğunluğu saçan sensei’ye karşı asla dikkatsizce yada rasgele davranılmaz. o asla hiçbir şart altında, kendine saygı gösterilmesini beklemese de, kıdemli öğrenciler bu konu üzerinde titizlikle dururlar. sensei’ lerine karşı saygısız bir davranışı, kişisel bir hakaret olarak değerlendirir ve buna göre tepki verirler. böyle bir tepkiyi, sensei’lerini şereflendirmek için göstermezler; iyi bir sensei, zaman zaman herkesin gevşemesini ve olağan davranmasını tercih eder. bunun yanı sıra, kıdemli bir deshi, disiplinin değerini anlar.sensei’ nin karşısında eğilmenin, kişinin kendi yararına yaptığı bir çalışma olduğunu bilirler. aynı zamanda, gevşemiş bir disiplinin tüm dojo’ yu da zayıflatacağını bilirler.
    bir dojo’da sensei’nin bile, kutsal mekan, yani shinza karşısında ikinci derece rolü vardır. büyük yada kücük, sade yada süslü olsun, kutsal mekan, dojo’daki en kıdemli noktadır.
    istisnasız olarak her dojonun kutsal bir mekanı vardır ve bu mekana karşı büyük bir saygıyla davranılır. tıpkı samurai’nin kılıcı gibi kutsal mekan da,yalnızca bir nesne olmanın çok ötesindedir ve dojo’nun gerçek ruhunu ifade eder. kişi ne kadar üstün olursa olsun, shinza ona sürekli olarak, halen gidilecek ne kadar çok yolu olduğunu anımsatır.
    bunların tümünü (deshi’nin disiplinli tavırları, sensei ve dojo) bir araya getirdiğinizde, karşınıza son derece özel bir mekan çıkar. henüz acemi olanları ürküten bu durum. kıdemli öğrenciler için, en güçlü uyuşturucu maddeden daha fazla bağımlılık yaratan bir durumdur. bu öğrenciler için dojo her şey demektir. burası büyük bir şiddet ve büyük bir huzur ortamıdır. burada büyük bir alçakgönüllülük ve büyük bir otorite bir aradadır. bu nitelikleri başka yerlerde de görebilirsiniz; ancak tümünü bir arada, bir insanda, yalnızca dojo da görebilirsiniz. geleneksel bir dojo’ da öğrenci, her hafta saatler boyunca, kendini sakat bırakabilecek bir yaralanmadan yada ölümden kıl payı uzakta yaşar. sıradan bir idmanda, psikolojik gerilim, dışarıdan hissedilebilecek kadar yoğundur. havada sanki bir elektrik akımı varmış gibidir; kişisel ego’yu yakan deshi yi başka bir şeye, hem güzel hem de ürkütücü bir şeye dönüştüren bir elektrik akımı……..
    bu öğrenciler ne tür insanlardır? sert insanlardır. geleneksel bir dojo da çocuk bulunmaz; ölümü öğrenmek olgun olmayanların işi değildir. aynı zamanda, burada ne sanat aşıkları, ne de hayalciler görürsünüz. burada göreceğiniz insanlar, yaşamın her alanından gele yetişkinler ve bir sürü profesyoneldir. ordu mensupları ve mühendisler, işçiler, işadamları ve polisler; dojo’da eğitilen bu insanların tümü de güç ile yaşayan onun değerini anlayan insanlardır.
    dojo’daki izdeşi, öğrenciden ayıran şey, izdeşin farklı şeyler yapması değil, aynı şeyleri farklı bir biçimde yapmasıdır. insanlara korunmayı öğreten bir okulun öğrencisi, savaşmak için gerekli olan teknikleri öğrenir. dojo’ daki izdeş ise bunun ötesine geçer. kendini ego’su boğuluncaya dek sanatın derinlerine batırır. öğrenci, bir şeyler toplamakla meşgulken ,deşhi vermekle meşguldür. verir, verir ve verir, ta ki boş bir kabuktan başka bir şey kalmayıncaya dek. bu noktada, savaşmak ya da savaşmamak aynı şey olur. ardından, dönüşümün farkına bile varmadan o da bir sensei, kendi dojo’sunun ustası olur. o zaman oturabilir; bir şey yapmaz, yalnızca oturur. fakat garip ve ürkütücü bir güzellikle oturur.

    frederick j.lovret
    (bkz: japon gücünün ve stratejisinin sırları)