şükela:  tümü | bugün soru sor
  • atsız'ın: "eğer cumhuriyetin ilânından sonra başbakanlığa ismet inönü değil de rıza nur gelseydi; millîleşmek, türkleşmek ve kuvvetlenmek bakımından türkiye bugün başka bir manzara gösterir, bugün başımıza belâ olan birçok dâvalar tamamıyla ve kökünden tasfiye edilmiş bulunurdu" dediği adamdır rıza nur...işte o büyük insanın ölümünden evvel yazdığı parti programını (bir kısmını istemeden de olsa sansürleyerek) buraya tevdi ediyorum. parti programı, tarihimizdeki ilk ve tek "türkçü" parti programı olmak dolayısıyla da enteresandır...

    ----------------------------------------------------------------------------------------

    hayatım bu millete bu devlete ilmî, siyasî ve idarî hizmetler içinde geçti. avrupa'nın da belli başlı milletlerini, memleketlerini gördük, hallerini öğrendik. yaşımız da kemalini buldu. bu sebeple türk millet ve devletinin ihyası için görgülerimiz ve ilimle öğrendiklerimizden istifade ederek bu husustaki fikirlerimizi bu kitapta tesbit ediyoruz. talih fırsat verirse bunları bizzat yapıp esaslarını kuracağız. yok, olmasa hemen elli yıldır geceli gündüzlü çalışmalarla hasıl olan malûmat bari kafamızla mezara gidip heba olmasın. belki istifade edenler olur.
    bir millet yirmi yıl içinde ihya edilebilir. eğer bu kadar bir zaman harpsiz geçer, devlet ve millet idaresi de namuslu, ilimli insanlar eline düşerse millet ve devlet kurtulmuş olur. artık her iyi şey kurulmuş, yol ve lâzım sürat alınmıştır. iyi esaslarla müfredat tekemmül eder gider. bunun için bir fırka programı, bir de yapılacak işleri daha tafsilâtla yazdık.

    paris, eylül 1929 dr. rıza nur

    fırka programı

    1 - fırkanın adı "türkçü" dür.
    2 - hükümet şekli cumhuriyettir.
    3 - idare sistemi lâik ve içtimaîdir. din ve devlet ayrılışı esastır.
    4 - fırka asrîliğin, avrupaî yeni usullerin tamamiyle taraftarıdır. ancak bu tabirle avrupa'nın ilim, teknik, metod, teşkilât ve intizamını türk millet ve devletine mal etmeyi anlar ve buna çalışır. dans ve emsalini medeniyet levazımından saymaz.
    5 - türk orijinal an'ane, töre ve harsine şiddetle bağlı, son derecesinde türkçü olup türk hars ve töresinin ihyasına çalışır.
    6 - türkiye'nin resmî dini vardır. bu da müslümanlıktır. bunu teşkilâtı esasiye kanununa koyacaktır. her din ve bu babda vicdan mutlak bir surette serbesttir. din devlete müdahale edemiyeceği gibi devlet de dini tahakkümü altına alamaz.
    7 - vicdan, söz, matbuat ve millet meclisi için tam bir hürriyet tesis edilecektir. hürriyetten istifade ederek hürriyet dairesinden çıkan taşkınlıklara adlî mahkemeler rü'yet edecektir. kanun bunu men edebilecek surette islah edilecektir. teşkilât-ı esasiyeye ve fevkalâde mahkemeler tesisini katiyyen men eder maddeler konacaktır. 8 - her ne şekilde olursa olsun müstebid yetişmesine mani olacak tedbirleri havi ve teşkilât-ı esasiyeye konacak maddeler tanzim edilecektir.
    9 - fırka herşeyden evvel ve herşeyden ziyade dalkavukluğun şiddetle aleyhindedir. devlete ve millete bütün suiahvalin menbaının dalkavukluk olduğu şu geçen cumhuriyet devrinde büsbütün görüldüğünden bu hususa çok dikkat edilecek ve en mühim tedbirler olarak bu babda bir kanun tanzim edilecektir.
    10 - intihab bir dereceli olup, reylerini tamamiyle harfî ve müdahaleden arî bir surette verilebilmesini temin, bilhassa hükümet müdahalesini kat'i surette men eder. birkaç madde teşkilât-ı esasiye kanununa ilâve edilecektir.
    11 - mebuslar hükümette haricî ve askerî mevattan gayri bütün dosyalan tetkik edebilirler. mebustan dosya saklıyan memur azledilir. keza mebuslar askerî mubayaa işlerini de tetkik etmek hakkına haizdirler.
    12 - mebuslar imtiyaz alamaz, taahüt işini deruhte, dairelerde böyle işler takib edemezler. edenlerin mebuslukları sakıt olur.
    13 - vekiller, mebuslardan veya bunların haricinden olur. vekil olan mebusluktan istifa eder.
    14 - türk tebasına geçen ecnebiler, ister türk cinsinden, ister başka kandan olsun, vekil, mebus, muallim ve zabit olamazlar. ancak bunların bir göbek sonraki türklükle tamamiyle temessül etmiş, ana dillerini unutmuş evlâdı bu hukuka malik olabilir. her mebus kendi intihab dairesinin ahalisinden olacaktır.
    15 - istanbul ve ankara'dan gayri yerlerde fırka teşkilât ve binaları olamaz. ancak intihab zamanlarında fırkaların adamları türkiye'de dolaşıp rey kazanmıya çalışırlar.
    16 - türkiye emperyalizm, arazi zaptı gibi gaye ve emellerden tamamiyle tecrid olunur. buna mukabil vatan müdafaası tedbirleri hususuna lüzumu derecede dikkat edilecektir.
    17 - fırka rüşvet, imtiyaz yağması gibi işlerin şiddetle aleyhindedir. harp zenginleri ile (bir isim) devri rüşvet ve zenginlerinin hesabı görülecek, servetleri müsadere edilecek, zevci, baba, oğul ve kardeşleri asılmış, haps ve nefyolunmuş veya maddî zarara duçar edilmiş olanlara tevzi edilecektir.
    18 - ilk ve orta tahsiller meccanen olacaktır. mekteplerde herşeyden evvel millî terbiye verilecektir. ilk iş olarak ilk mekteblerden her yerde açılacaktır. ilk ve orta mekteplerde hiçbir ecnebî dil tedris edilmez.
    19 - cami, kitabe ve emsali millî nefis eserler muhafaza ve tamir edilecektir. cumhuriyetten beri yıkılanların mesulleri aranacaktır.
    20 - işçi esnaf ve emsalinin hukuku kanunî tedbirler ile temin edilecek, patronlara ezdirilmiyecektir. say esas olmakla beraber sermayeye de say nisbetinde kıymet vermekteyiz. bu sebeble amelenin de patronu ezme hareketine muvafakat edilmeyip, sermayedarların hukuku da muhafaza edilecektir.
    21 - sendika, kooperatif, bilhassa loncalar ve emsalî içtimaî ve iktisadî teşkilât yapılarak hükümetin tegallübüne karşı halk kütle ve zümreleri kuvvetlendirilecektir. 22 - komünistlik, sosyalistlik, enternasyonalistlik ve kozmopolitlik içtimaî nizamın birer mikrobu, milletlerin birer felâketi olduğundan şiddetle aleyhine hareket edilecektir.
    23 - bütçede cumhuriyet devrinde yapılan israfın, ağır vergilerin önüne geçilecektir. 24 - türk parasının kıymeti tesbit edilecektir.
    25 - türkiye ziraat memleketi olduğundan herşeyden evvel buna çalışmak pratik teşkilât yapmak lâzımdır. bataklık kurutmak, büyük çiftlikler tesis etmek isteyen sermayedarlara o arazi hükümetin ise meccanen verilecek, onbeş yıl vergiden muaf tutulacak, lehlerine gayet müsait şartlar konacak ve bunlar ecnebilere verilmemeye çalışılacaktır.
    26 - şimendöfer'in sivas'a vardırılmasıyla zarurî bir hal aldığından, ancak, sivas-erzurum hattı yapılacaktır. ondan başka artık ne geniş, ve ne de dar hat şimendöfer yaptırılmayıp, şose inşası ve üzerinde kamyon işletme tesisatı ve bunun için birçok yerlerde otomobil tamirhaneleri yapılacaktır.
    27 - iktisadî muvazeneyi temin en mühim madde olduğundan ithalat ve ihracat muvazenesi husule getirmek için ihtiyaçların en mühim kısmı dahilde temin edilecektir. bunlar buğday, balık ve sebze konservesi, şeker, iplik, kumaş, bez, elbise, çamaşır, kundura, tıbbî hidrolif pamuk ve gaz, cam, şişe, bardak, tabak, kâse ve levazımı, kağıt, sırlı demirden küvet, tabak ve emsali gibi şeylerdir. bunun için yünümüzden ve adana pamuğundan iplik yapacak büyük bir fabrika, çuha ve bez fabrikaları, hidrofil pamuk fabrikası, kütahya'da tabak imali, deri ve kösele fabrikaları, demir madeninden demir istihsali fabrikası, çimento fabrikaları, balık, sebze, konserve fabrikaları inşa edilecektir. bunları yapan yerli ve ecnebi onbeş yıl her türlü vergiden muaf tutulacaktır.
    28 - memleketi imar için, tuğla en mühim ve en iyi malzeme olduğundan her tarafta ucuz ve iyi tuğla keza kireç yapılması öğretilecektir. çimento fabrikaları çoğaltılacak. anadolu'da ardovazdan kiremit yapılacaktır.
    29 - memleketi sanayi memleketi yapmak, ihracat eşyası imal etmek fikrinde değiliz. sade kendimizin ve o da en mübrem ihtiyaçlarımızın nevi ve derecesi kadar fabrika yapılacaktır.
    30 - alim yetiştirmekten ziyade küçük sanat erbabı ve o da asri bir surette yetiştirilecektir.
    31 - eski yazıya ricat edilecek ve lâtin harfile de yanlışsız bir yazı yazılıp ikisi beraber yürüyecektir.
    32 - tekkeler islah edilip, onlara misyoner teşkilâtı verilerek ikmal edilecek, bunlar türklük için çalışacaklar ve türklüğü bilfiil yapacaklardır.
    33 - matbuat kanunu tadil edilecektir.
    34 - cumhurreisinin maaşı azaltılacak. tasarruf kaidesine riayet edilecektir.

    alınacak tedbirler

    iki nev'idir:

    ı - ilk tedbirler, ıı - ikinci ve esaslı tedbirler.

    ı - ilk tedbirler

    -----burada 96 madde bulunmaktadır. atatürk'ü koruma kanunu isimli garabet'e ters düşmemek ve sözlükte kanuna aykırı yazı yazmamak için bu maddeleri yazmıyorum. esasen bu 96 madde, o yıllarda sağ olan başta mustafa kemal ve ismet paşaların cezalandırılmasını ve 1923-1930 yılları arasında meydana gelen hırsızlık-yolsuzluk-cinayet-tecavüz-istibdat vs suçları konu almaktadır. günümüz için -öncelikli- bir mana ifade etmemektedir. ------

    ıı - ikinci ve esaslı tedbirler

    türkiye'yi ve türk'ü kurtarmak ve yaşar bir hale koymak için birtakım mühim esasların yerleştirilmesine lüzum vardır ki şunlardır:

    1 - dalkavukluğun kaldırılması. türkün başına en büyük âfet dalkavukluk olmuştur. her fenalığın masdarı budur. bunlar da bizde ayni güruhtur. kim iktidara sahipse ona dâhi ve emsali sözleri söyliyerek, kadın götürerek, yanına sokulup, etrafını alıyorlar. mevkiye geçiyorlar. artık vur yansın gidiyor. bu suretle mevkiler cahillerin eline geçiyor. favoritizm meydan alıyor. baştakine mesned oluyorlar. o da istibdadı eline alıyor. kanun tepeleniyor. keyif hükümrân oluyor. irtikâp, rüşvet alıp yürüyor. hürriyet mahvediliyor. kanun ve memurlar hevesât-ı nefsaniye, araz ve ihtirasa alet edilip uşak gibi kullanılıyor. zulüm şiddetleniyor. namus'un, ahlâkın iktidar ve sa'yin kıymeti kalmıyor. bilâkis bunlar mezmum şeyler oluyor. içki, dans, zevk ve sefa son derecelerini buluyor. bir milleti ve devleti yıkan şeyler zaten bunlardan ibarettir. türkiye imparatorluğunu inkiraza atmış olan şeyler esasen bunlardır. tarihe bakarsanız bütün batmış milletler de hep bunlardan batmışlardır. bu dalkavuklar bizde bir güruhtur ki hangi idare varsa onun adamıdırlar. o değişince bir kısmı ezilse bile bir kısmı derhal yolunu bulup, yeni idareye de adam oluyor. meselâ bugünkü idarenin dalkavuklarının bir kısmı ittihatçıların da en hararetli dalkavukları idiler. bunlar o kadar habis şeylerdir ki, idare mevkiine iyi adam da gelse onu dahi fena yapmak kudretini haizdirler. demek ki en mühim mücadele edilecek şey dalkavukluktur. bunu mahvetmeye çalışmak en esaslı bir şeydir. bir kanun ile mevki-i iktidardakileri gerek alenen matbuat ve nutuklar ile, gerek hususî mektup veya şifahî olarak methetmeyi menetmelidir. edenlere, on sene ceza vermeli ve memuriyetten ölümüne kadar mahrum ve malını müsadere etmelidir. hattâ başkasına vermiş olsalar bile.
    2 - irtikâp ve rüşvet ve imtiyaz alma işleri: bir kara belâ da budur. râşid'e, mürteşid'e, kanun huzurunda müttehim olduklarından bunların meydana çıkarılması güç olmaktadır. yalnız rüşvet alanı mahkûm eder, rüşvet verene bir ceza tevcih etmeyen bir kanun maddesi ile bu kanunu tebdil etmelidir. rüşvet alana, rüşvet alarak imtiyaz verene onbeş sene kürek cezası verip, rüşveti, emvalini zevcesine vesaireye ferağ etmiş olsa dahi onlardan müsadere etmelidir. mal-i mesrûk nerede görülürse istirdat edilir.
    3 - mes'uliyet denen şeyi simürg-i anka gibi bırakmayıp, fiili bir surette tatbik etmelidir. cumhurreisinden en ufak memura kadar herkes mes'uliyet korkusu altında titremelidir. cumhurreisi gayri mesul olmayıp kanunî mesuliyeti olmalıdır.
    4 - kanunu hâkim kılmalıdır: bir madde-i kanuniye yapıp bir işte kanuna riayet etmemiş olanlara memuriyetten mahrumiyet ile beraber beş yıl hapis vermelidir. bu sebeble tecviz-i istihdam kanununu ilga etmelidir. halkımız kanuna pek itaatkârdır. bu iyi bir meziyettir. ancak kanunî hakkını isteyemez ve müdafaasını bilmez. bu da büyük kusurdur. halka bu vazifesini öğretmelidir.
    5 - sefahat ve israfı, fantezî iş ve masraftan kaldırmalıdır. bugün bütçenin yüzde yirmi miktarı israf ve lüzumsuz işlere sarfedilmektedir.
    6 - ilme, iktidara, namusa, say'e kıymet vermelidir. mevkilere ancak bunlar ile geçilebilmelidir. iltimasla iktidarsızı mevkie geçirene üç yıl hapis cezası verir bir kanun yapmalıdır.
    7 - millet meclisini kuvvetlendirmelidir. hükumet her istediğini kabul ettirerek onu terzil etmemelidir.
    8 - matbuata hürriyet vermelidir. yeni matbuat kanunu yapmalı. bunu pek mukaddes bir esas bilip asla dokunmamalıdır. bunlar fena şeyleri serbestçe ve hiçbir korkusuz tenkid etmelidir. ancak bu mühim kuvveti bazı kimseler yanlış fikirleri veya mevki ve emsali hırslarla suistimal edip mevkie geçmek, para kazanmak ve işlerini yürütmek için alet yapıyorlar. bu da memlekette bir anarşi vücûda getiriyor. matbuat kanununu öyle bir hale koymalı ki böyle bir neşriyat gerek hükümet, gerek rical, gerek memur ve şahıslar aleyhinde olsun. mahkemede ispat edemeyenler lâakal beşbin ve azami yirmibin lira olmak üzere nakdî bir cezaya, parayı veremeyenler bir sene hapse mahkum edilmelidir. cumhuriyet zamanında dalkavukça gazetecilik etmiş olanlar, gerek kendi namlarına, gerek birini vasıta ederek veya nam-ı müstearla gazete çıkarmamalı veya yazı yazamamalıdır.
    10 - maarif ve küçük sanatlara herşeyden evvel büyük bir bütçe tahsis edip bu işi az zamanda tekemmül ettirmelidir.
    11 - türk harsını tanzim ve tesbit ile ihya etmelidir. hars en mühim temel taşlarındandır. millet ancak bununla yaşar. orijinaliteyi tamamiyle muhafaza etmelidir. avrupa'dan ilim, usul ve teknik alınacaktır. (bir isim)'in zannettiği gibi harsı yıkıp, türk'ü tamamiyle avrupalı yapmak büyük bir hatadır. evvelâ bunun fiilen imkânı yoktur. türk tam bir avrupalı olamaz. nitekim japon olmadı. olursa zaten kıymeti kalmaz. bir iki asırdır büyük bir süratle koşmuş olan avrupaya ne vakit yetişebilir? hem avrupa yerinde durmuyor, dört nala koşuyor. asırlarla kendine mahsus bir hars ve zihniyetle meşbû olmuş türk dimağı bir günde avrupa zihniyetini alabilir mi? dil ve din harsın en mühim unsurlarıdırlar. bunlara dokunmak hataların hatasıdır. dinin terakki ve medeniyet ile hiçbir münasebeti yoktur. keza müslümanlık terakkiye manidir diyenler, büyük bir gaflet içindedirler. ne müslümanlık ne de hristiyanlık, ne terakkiye sebep, ne de terakkiye manidirler. işte delilleri: vaktiyle müslüman idik, bütün bir medeniyet, sanat ve fütuhat yaptık, bir kaç asırdır, yine müslümanız, müthiş bir inkiraza düştük. avrupa evvelce hristiyan idi. cahil ve terakkisiz idi. bir iki asırdır yine hristiyan, fakat terakkinin evc-i âlâsına çıkmıştır. yalnız dini idare ve hükümete karıştırmamalı. hükümette dine karışmamalı. ikisi de ayrı ve müstakil bir halde kalmalı. ilim, san'at, medeniyet lâik işlerdir. din ve hükümet tefriki kâfidir. orada kalmalı. din bilâkis manevî bir kuvvettir ki çok işe yarar kuvvetli bir âmildir. keza insanlara fazilet, saadet telkin eder. hırsızlık, haksızlık zulüm ve emsali bînihaye fenalıklardan men eder. sonra daha bir iyiliği de vardır ki, o da mukaddes ve yüce bir teselli olmasıdır. milletler dinsiz yaşıyamazlar. insan dine muhtaçtır. herşeyden tecerrüt etmiş dinsizlerin, hele ihtiyarlık felâket anlarında halleri pek fecidir. hiçbir teselli bulamazlar. melânkolik ve nevrastenik olup, her an azâb içindedirler. bu azâb içinde perişan olup ölürler. halbuki dindarın allah'tan, ahiretten ümidi vardır. saadet bekler, dimağı bununla müteselli ve rahattır. ömrünü bu saadetle geçirir. bunun kıymetini takdir etmekten acizim.
    12 - ziraat, sanat ve ticareti ilerletip milleti zengin etmelidir. yoksa ağır vergilerle devleti zengince idare etmek hatadır. bunun sonu gelmez, millet daha fakir düşer. ziraat, ticaret ve sanat ölür. o vakit bütçe de tabii olarak azalır. millet zengin olursa devlet de zengin olur. 13 — vesait-i nakliyeyi ikmal etmelidir. yani şoseler, köprüler, limanlar yapılmalı. şimendiferden evvel kamyon servisleri tesis etmelidir.
    14 - bizde âlim, mütehassıs ve teknikçi yok gibi olduğundan ilmî, içtimaî ve idarî bütün şubelerde bol mikyasta avrupa mütehassısları celbetmelidir.
    15 - türkiye'yi imar ve terakki ettirmek, sermayeye muhtaçtır. bu da bizde yoktur. onun için ecnebî sermayeyi memlekete sokmak en mühim esaslardandır. bunsuz birşey olamaz. bunun için de avrupada bir müessese yapıp bu müessese vasıtasiyle sermayedarları aramalı, kandırmalıdır. keza hükümet bunlara emniyet, bol kâr temin etmelidir. bunsuz gelmezler. bu da memlekete zarar değildir. yeter ki memlekette iş yapılsın. sonra bize kalır. böyle bir müessesenin paris'te olması münasiptir. orası avrupa'ya hatta amerika'ya merkezdir.
    16 - lozan muahedesi sonuna kadar olan millet meclisi celse-i hafiyeleri müzakereleri neşredilmelidir. galiba (bir isim) bunların bir kısmını imha etti. ve tahrifat yaptı. tahrifi ve tashihini neşrettirip bunları kimlere yaptırttı ise onları şiddetle cezalandırmalı. bu bâbta ceza olmadığından bir madde-i kanuniye yapmalı.
    17 - cumhuriyette birçok bayramlar yapıldı. bunlar kaldırılmalı. keza cumhuriyet bayramı bir inkılâp bayramıdır. böyle inkılâplarda çok tebeddül olur. bu sebeple bunun yerine devletin başlangıcı tarihini millî bayram yapmalıdır. cumhuriyet bayramı bunun yanında küçük kalır. bu tarih selçukluların başlangıcıdır. dinî bayramlar ramazan ve kurban'dır. bu üç bayramdan başka resmî bayram olmamalı. 18 - masrafı azaltıp, vergileri de azaltmalı.
    19 - ilk ve orta tahsil meccanî olmalı. hattâ talebeye nakdî vesair surette mükâfat bile yapmalıdır. herşeyden evvel ilk tahsil ve mekteplerini tamamlamalıdır.
    20 - mahkemeleri hükümet konaklarından başka yere koymalı. vali ve kaymakamların mahkemelere âmir olmaması lâzımdır.
    21 - intihapta rey verilirken vali, kaymakam, jandarma zabiti orada bulunamaz. rey vermeye mahsus bir oda olacak sandık oraya konacak. pencereleri kapatılacak. kapıdan iki metre uzakta her fırka mümessili bulunacak. rey veren kimse oraya yalnız olarak girip kapıyı kapatacak, reyini verip çıkacak, birden ziyade rey atan iki sene hapsolunur ve bunun men'i çaresi bulunacak. dışarıdaki kalabalık birbirine karşı propaganda yapabilir. sade bir polis kenarda duracak. fiilen kavga olursa müdahale edecek. lâzımda daha polis ve jandarma çağırılacak. rey verme odası caminin bir köşesinde olacak. halk cami avlusuna toplanır. intihaba müdahale eden vekil, vali, kaymakam, jandarma ilâh... bütün memurlar bir yıl hapsedilir. bir daha memuriyette kullanılmaz. intihaba müdahale eden belediye reisi ve heyetleri de bir yıl hapsolunur. belediye heyetleri değişir. bunun için teşkilât-ı esasiyeye madde konacak. bu kanundan sonra 1930 yılı belediye intihabı rezaletleri tahkik ve mes'ulleri derhal tevkif edilecektir.
    22 - halkı sosyal, yani içtimaî teşkilât ile kuvvetlendirmek. bu nokta mühim esaslardandır. iyi bir tetkik neticesi olarak kanununu yapıp müstahsil ve müstehlik sendika ve kooperatif teşkilâtı yapılacaktır. ilk zamanlarda kusurlar gösterir. kendisinden beklenen faydayı birden veremezse de zamanla verir. bu bâbta valdek russo'dan istifade edilebilir. daha iyi alman teşkilâtına müracaat etmelidir.
    23 - devlet arşivlerini neşretmelidir.
    24 - alaturka adab-ı muaşereti toplayıp, tanzim edip neşretmeli. keza alafranga adâb ve muaşerete dair de bir eser yazmalıdır.
    25 - dil için ilk iş lügat toplamaktır. anadolu, azerbeycan, iran türkleri, çin türkistanı, rusyadaki türkler ağzından lügatleri toplamalı. bununla coğrafi bir surette lehçeleri tespit edip haritalarını yapmalı. bir taraftan da uygur, çağatay, selçuk ve eski, yeni osmanlı ne kadar kitap varsa, divan varsa, onlardan da lügat toplamalı. bunları ve mevcut birçok manüskri halindeki lügat kitaplarını da bastırmalı. sonra bunların hepsinden bir kamus yapmalı. bundan sonradır ki, gramer, yazı, dilin eksik lügat ve ıstılahlarını yapmak ve tamamlamak işi gelir. başka tarzda hareket vahim yanlışlıklan mucip olur. türkçe ıstılah yapılacağı gibi ilmî ıstılah için aynı zamanda lâtince ıstılahı da aynen almalıdır.
    26 - bir müslüman kateşizm kitabı yazdırıp, namazı, duaları ilâh., ve notalarını en basit bir şekilde yazdırmalı. islâm dininin telkin ettiği ne kadar faziletler varsa bu kitaba ilâve etmeli. bilhassa ailenin kuvvetlenmesine dair olan şeyleri koymalı.
    27 - devlet memurları aynen asker gibi olduklarından ne siyasî bir fırkaya ne başka bir kulübe girebilir. ne bir sendika ve kooperatif teşkil edebilir. aksi takdirde azledilir. bu bâbta teşkilât-ı esasiyeye şöyle bir madde konur: herhangi hükümet, herhangi vasıta ve sebeble olursa olsun asker ve memuru bir fırkaya sokarsa müsait zaman geldiği vakit o hükümetin azası ikişer sene hapse ve herbiri onbin lira nakdî cezaya mahkûm edilir. zabit, memur ve nefer sade belediye ve mebus intihabında rey verebilir. siyasî vazifeleri bundan ibarettir. teşkilât-ı esasiyeye yine şu madde konacak: teşkilât-ı esasiyeden bu memnuiyet maddesini ilga eden hükümet azası bunu usul dairesinde dahi yapsa, bilâhare onar sene ağır hapse mahkûm olur.
    28 - umumî harpte vatana hıyanet etmiş olanlara ceza verilecektir. bunlar harp esnasında ecnebilere casusluk, ecnebî hizmetine girmek, ordudan düşmana kaçmak ve emsalidir.
    29 - türk olmıyan zabit, memur, muallim, bir kanunla çıkarılacak, onbeş yıl çalışmış olanlarına tekaüdiye verilecek.
    30 - türklerden rumelililerde memuriyete, zabitliğe, muallimliğe anadoludakilere mukabil nüfusları nisbetinde alınacaktır.
    31 - hasan fehmi, ahmet samim ve zeki gibi ittihatçıların, keza (bir isim)'in vurduklarının muhakeme ve faullerinin tecziyesi. bunları bulmak için bir gece aynı zamanda ve her şehirde maznunların evlerini basıp evrakını almalı.
    32 - millî fırkamıza mistik bir şekil verilip, efradı türkçülük hususunda tarikat ve dervişlik gibi ilâhî bir ideal ve gayrete sahip olacaktır. siyasî bir fırka için bu doğru değilse de türkler henüz o dereceye gelmemişlerdir. «millî tasfiye» den sonradır ki, olabilir. tarikat ruhu büyük bir kuvvettir. selçuklular ve osmanlıların iptidalarındaki fütuhat, birleşme prosesüsü kuvvetinin büyük bir kısmını bundan almıştır.
    33 - köylerden daima şehirlere bir akın vardır. sebebi köy hayatının zahmetli oluşu, hırsızlık ve hayat emniyetsizliğidir. köylüleri köylerine bağlamak, hattâ şehirdeki işsizleri köylere veya şehir civarındaki topraklara yerleştirip ziraate sevketmek en mühim bir esastır. bunun için köylerin asayişini, köylerde daha iyi bir hayat temin etmeye gayret edilecektir.
    34 - lise tahsili görenlerin çoğu, hükümet memuriyetine koşuyor, çoğu tabii yer bulamıyor. bunlar işsiz kalıyor. her biri bir politika dalaverecisi oluyor. bu sınıf heyeti içtimaiye için gayet muzır bir unsurdur. buna çare bulunacak.
    35 - bize yalnız fennî ve şiddetli bir ziraat, ufak sanayi, ihtiyacımız kadar fabrika sanayii ve serbest ticaret lâzımdır. memleketimizi sanayi memleketi yapmak büyük bir felâkettir. avrupa bugün fabrikalarının esiri olmuş ve bununla belâsını bulmuştur. avrupa fabrikalarının sürprodüksiyonu varken, bizim o yola gitmemiz akılsızlıktır.
    36 - işlerin süratle görülmesi için başvekilliğe merbut bir teftiş heyeti teşkil edilip, müfettişler merkezde ve vilâyetlerde dolaşacak, dairelere ansızın girip, çekmece ve cepleri muayene ederek evraka bakacak, bir muamele bir memurda üç günden ziyade durmuş ise birinci defada yarım maaşım kesecek, ikinci defada azledecektir.
    37 - harp tüfeği ve mitralyöz ile nişan talimi ve bomba atmak, ata, bisiklete binmek, araba, motorsiklet, otomobil kullanmak, kürek, yüzmek, hendek atlamak, duvar aşmak, sipere hücum, sipere yatmak ve emsali millî spor olacak. bunlar için de her şehirde nişan talimi mahalli yapılacak. cuma günü köylüler gelecek bu talimlere iştirak edecektir.
    38 - eski top oyunu gibi eski millî sporlar ihya edileceği gibi futbol, tenis gibi yeni sporlar da tamim edilecektir.
    39 - hükümet dairelerinden hiçbirinde yeniden teşkilât yapılamaz ve bunlara memur tayin edilemez. bu sade meclisin bütçe müzakeresinde müsaadesi ile olabilir. vatanî hıyanet, cumhurreisi, başvekil, vekil, mebus, vali ve kumandan gibi büyük mevkilerde olup, mevkiini ve nüfuzunu âlet ederek irtikâp yapanlar, ölmüş olsalar dahi muhakemesi yapılarak haklarında hüküm ve ceza yerilir.
    40 - mülkî ve askerî yüksek devlet memuriyetinde bulunanların bu mevkilerde bulundukça heykelleri dikilmez, adlan sokaklara ve emsaline konamaz.
    41 - cumhurreisinin resmi paralara ve pullara konamaz.
    42 - cumhurreisi, başvekil, vekil ve kumandanları mektup, gazete beyanname, mecmua ve kitap gibi vasıtalarla tahriri olarak medhedenler iki sene hapis cezasına mahkûm olurlar.
    43 - lâakal iki sene evvel ordudan istifa etmemiş olan bir zabit mebus intihab olunamaz. mebus intihab olunan zabit bir daha orduya avdet edemez.
    44 - zabitlerden cumhurreisi ve başvekil olamaz.
    45 - harp esnasında türkiye'den ecnebi devlet tarafına firar etmiş, ecnebî devlete casusluk etmiş veya askerî ve mülki hizmetine girmiş veya türk milleti aleyhine hareket etmiş kimselerin adlarından «kapkara liste» adında bir liste tertib olunup resmî ve hususî bütün vasıtalarla neşrolunur. resmî ve umumî mahallere ta'lik edilir. türk tebasından tardolunur. ele geçenlerin maddî cezalar verilir. malları ailelerine ve dostlarına intikal ettirilmiş olsa dahi müsadere olunur. ele geçmiyenlerin de gıyaben cezaları verilir ve malları da ailelerine, dostlarına intikal ettirilmiş olsa bile müsadere olunur. sulh zamanında da yani devletlere casusluk edenler bu liste ve bu cezalara dahildir.
    46 - mevkilerinin nüfuzu ile türlü şirket ve müessese imaliye ile irtiba yapanların adlarından «kara liste» adında bir liste tertib olunup bunun ilân ve cezaları onuncu madde mucibince icra edilir.
    47 - cumhurreisi veya başvekili tahrirî olarak medhedenlerin adları «dalkavuk listesi» adında bir liste ile ve yedinci madde mucibince ilân olunur.
    48 - cumhurreisi, başvekil, vekiller, vali ve kumandanlar türkiye'de mahsus seyahat edemezler.
    49 - sade cumhurreisine iki, başvekile bir otomobil verilir. bu esaslar dahilinde müfredata giriyorum:

    kuvve-i teşriiyye

    a - millet meclisi

    1 - mebuslar vilâyetlerin iki göbek yerli ahalisinden olacaktır. hükümet asla intihaba karışamaz. karışan, bir yıl hapis ve memuriyetten daimi surette mahrum edilir. arnavut ve emsali unsurlann mebusluk mevkiine çıkmaları büyük zararları mucib olmuştur. babası türkiye'de yerleşip kendisi türkiye'de doğan ve arnavud dilini unutmuş olan mebus olabilir. intihab bir dereceli olmalı.
    2 - mebuslann söz hürriyeti mutlak olmalıdır.
    3 - mecliste muhtelif fırkalar olmalıdır. bu fırkalar ırk üzerine müesses olamıyacağı gibi henüz türkiye'de fabrika ve amele hayatı teessüs edecek derecede fabrikalar olmadığından komünist ve sosyalist fırkaları da olamaz. fırkaların gazeteleri olmalı ve hükümet bunlara sermaye vermelidir.
    4 - reisicumhur ve hükümet millet meclisine asla müdahale ve tahakküm edemez.
    5 - hal-i hazıra göre bizde türkçü, radikal, liberal, muhafazakâr fırkalar olmalıdır. ancak fırkaların her şehirde kulüp açmaları felâket olmuştur. adeta hükümet içinde hükümet oluyor. hükümet işlerine müdahale ediyorlar. bir de ahali bu suretle iki taraf olup, birbirine duruyor. binaenaleyh fırkalar, teşkilât ve kulüp yapamıyacaklardır. bu şiddetle yasaktır. sade payitahtta ve istanbul'da birer merkez-i umumîleri olacak. intihap zamanı her tarafa adamlar gönderip çalışsınlar.
    6 - meclis reisinin silindir şapka ile meclisi açması usulünü kaldırmalıdır. işleri süse, debdebeye, merasime boğmamalıdır. sadelik herşeye müreccahtır.
    7 - zabıtnamelerin bir kelimesini bile bozmak hakkı yoktur. böyle bir vaka zuhurunda meclis başkâtibi ve meclis reisi mes'uldür. cezaları birer sene hapistir. reisin reisliği ve mebusluğu da refedilir. başkâtip de azlolunur.
    8 - kabine âzası mebuslardan olduğu gibi mebus olmıyanlardan da intihab edilir. vekil olunca fırka tarafından mebusluğa intihab ettirilir.
    9 - mebusların âlim ve malûmatlı olmaları elbette iyi bir şeydir. ancak ahlâk ve namusu vatana ve millete merbutiyetin ilimden evvel olduğu aşikârdır. bunun ispatı ankaranın ilk büyük millet meclisidir ki, bunlar ekseriyetle anadolu yerli halkı ve çoğu cahil idi. işleri muhabbetle ve gayretle güzel bir surette başarmışlardı. halbuki entellektüellerden ekseriya dalkavuklar ve ahlâksızlar yetişiyor.
    10 - millet meclisinin sayısı pek ağırdır. mebus adedini yüzelliye indirmelidir.
    11 - mebuslar imtiyaz alamayıp, taahhüt işleri yapamayıp, hükümet dairelerinde iş de takip edememeli. yapanlar mahkemelere verilip, bir sene mahkûm edilmeli. mahkûm olunca mebusluğu sakıt olur ki meclis de onu resmen iskat edecektir.
    12 - meclisin 50 askerden mürekkep ve hususi kostümlü bir yasavul (muhafız) bölüğü olmalı, bu da bir yüzbaşı kumandasında bulunmalıdır. vazifesi meclisin muhafazası ve merasimde bulunmasıdır. bunlara meclisin yanında bir kışla yapılmalı emir ve kumada meclis reisinde olup, ne cumhurreisi, ne askerî makamlar, ne başvekil asla emredememeli.
    13 - haricî, askerî işlerden maada hükümet hiçbir dosyayı mebuslardan saklıyamaz. isteyen mebus hükümette her dosyayı görebilir. bunları mebuslardan saklıyan memur azledilir. büyük adının hakkı ilk meclisindir. bu vasıf meclisten kaldırılacaktır. lüzumsuz ve cihana karşı gülünçtür. intihapta reyini hastalık gibi bir sebep olmadan istimal etmiyenlere belçika'daki gibi bir ceza verilmelidir.

    b - cumhurreisi

    1 - cumhurreisi mebuslardan intihab olunur.
    2 - bugünkü cumhuriyet süslü, debdebeli ve masraflıdır. cumhurreisine iki yaver, bir başkâtip, üç kâtip, bir hususî kâtip ve şifreci kâfidir. maiyetine muhafız olarak 25 kişilik bir jandarma müfrezesi ve iki polis hafiyesi verilmelidir. (bir isim) gibi askerden hizmetçi ve şoför kullanamaz.
    3 - meclisin yanına cumhurreisinin ikametine mahsus 8 odalı bir bina yapıp yanındaki yaverlere, kâtiplere yazıhane ve ikametgâh, keza jandarma için bir kışla yapılmalıdır.
    4 - cumhurreisi merasimi ve resmî işleri millet meclisi binasındaki cumhurriyasetine mahsus oda ve salonlarda yapar.
    5 - cumhurreisinin maaşı ayda iki bin liradır. resmî ziyafet ve hediyeler masrafını dahiliye ve hariciye vakâletleri verir. (bir isim) yirmibeş bin lira alıyor.
    6 - cumhurreisine iki otomobil kâfidir. (bir isim)'de onsekiz otomobil vardır.
    7 - (bir isim)'in çankaya'daki hanesi, çiftliği ve diğer serveti müsadere edilecektir. çiftliğin ziraat vekâletince numune çiftliği ve halka gezme mahalli, hanesi leylî bir mektep yapılacaktır. diğer servetinden asılan masumların ailelerine, onun yüzünden ziyana uğrayanlara verilip, bakiyesi maliyece müsadere edilerek ilk mektep inşaasına tahsis edilir.
    8 - hiçbir şehremaneti ve belediye ve halk cumhurreisinin mutfak masrafını yapamaz ve ona hediye veremez.
    9 - cumhurreisi istanbul'da vesair mahalde hiçbir sarayda oturamaz. dolmabahçe sarayı millî türk müzesi yapılıp, beylerbeyi, ecnebî padişahlardan misafir gelecekler için muhafaza edilir. beykoz kasrı da bu işe tahsis edilir. diğer bütün saraylar maarife devredilir. mektep, müze ve emsali yapılır.
    10 - cumhurreisine mahsus hiçbir yat ve motor olamaz. merasim ve resmî ziyaret için lüzum olursa müdafaa-i milliye muvakkaten bir vapur, yahut bir harp gemisi tahsis eder.
    11 - cumhurreisi başkumandanlık mansıbını uhdesine alamaz.
    12 - cumhurreisi hükümet işine asla müdahale edemez. bunlara bakacak ve mes'ul olan başvekil ve kabinedir.
    13 - cumhurriyaseti muzikasının lağvı ile bu takımın maarif vekâleti konservatuar idaresine devri.
    14 - reisicumhurun vazifesi merasimde bulunmak, fırkalar arasında muvazene yapmak, buna göre bir başvekil tayin etmek, kanunen imza etmesi lâzım gelen kâğıtları imza etmektir. mühim işlerde kabineye riyaset eder.
    15 - tahakkümlerin en hafifi şüphesiz millet meclisi tahakkümüdür. ama ona da mani tedbirler alınmalıdır. çünkü hırsla mebuslar kabine yaşatamazlar. padişah veya cumhurreisi adı altında bir şahsın veya başvekil veya hükümetin veya millet meclisinin tahakkümlerini menetmek en mühim meseledir. mümkün mertebe buna çare aranacaktır.
    16 - bir kısım mebuslar zengin olmak, vekil olmak için, reisicumhura, hükümete dalkavukluk ediyor. her dediklerini yapıyor, sui idare ve zulümlerine ses çıkarmıyorlar. buna da bir çare bulmak lâzımdır.
    17 - reisicumhurun istibdadı hepsinden müthiştir. bunun müstebit olmasını men için teşkilâtı esasiyeye şu maddeler konacaktır.
    a) reisicumhurluk dört yıldır. bu müddet tezyid edilemez. kim bunun tezyidini isterse müstebit olmak, padişahlık etmek istiyor demektir.
    b) reisicumhurluğu biten zat derhal yeniden intihab edilemez. ancak bir devre-i intihabiyye yani dört yıl geçtikten sonra bir daha intihab olunmak hakkına mâlik olabilir. hatta bu dört yıl zarfında başvekil de olamaz.

    hükümet

    ı — başvekillik

    1 - başvekil aynı zamanda diğer bir vekâleti de uhdesine alır.
    2 - başvekilin bir dairesi vardır. bir kalem-i mahsus müdürü ile üç beş kâtip ve bir şifre kâtibi, iki muhafız polisi olur. başka teşkilâta lüzum olmadığı gibi din işleri, evkaf gibi umumî müdüriyetler ondan fekkedilip ait oldukları yerlere raptedilecektir.
    3 - gerek bu ve gerek diğer vekâletlerde, gerek reisicumhurlukta her türlü fenalık yapılıyor. bunlar cezasız kalıyor. bu da kötülüklere yol açıyor. bu sebeple bir kanun yapıp makabline şumûlü olmak üzere bütün bunlar muhakeme edilecektir.
    4 - bütün vekâlet dairelerinde disiplin mahkemeleri yapılıp, memurlar, bununla cezalandırılacaktır.
    5 - her vekâletin bir istatistik ve neşriyat şubesi olacaktır.

    ıı — şûrayı devlet lüzumludur. ancak birtakım ehilsiz ve dalkavukları doldurduklarından tasfiye edilecektir. vazifesi sade hükümetin yapmak istediği kanunların lâyihalarını hazırlamaktır ki, hükümet bunları meclise tevdi eder.

    ııı - milli müdafaa

    1 - kara, deniz ve hava kuvvetlerine bakar. türkiye'de ayrıca bir bahriye vekâletine lüzum yoktur. bunu cumhuriyet devrinde yapanlar mesul edilecektir. bu üç kısım kara, deniz, hava kuvvetleri adlarında birer şube ile idare edilecektir.
    2 — askerlikte disiplin en mühim şey olduğundan ordunun bir daha politikaya karışmamasını temin edici bir kanun yapılacak ve bu bâbta şiddetli cezalar konulacaktır. mebus olmak isteyen zabit namzedliğini koymadan üç ay evvel askerlikten istifa edecektir. bir daha da askerliğe avdet edemiyecektir.
    3 — reisicumhur ve başvekil müstebit olup da orduyu istinadgâh yapıp bu sayede istibdat icra ettiklerinden bu husus mühim bir nokta ve tehlikedir. bunun için reisicumhur hiçbir kumandan tayin edemez. tayin ve azil hakkı erkan-ı harbiye heyetinindir. bunu müdafaa-yi milliye vekili tasdik eder. erkân-ı harbiye reisini ve azasını büyük millet meclisi nasb ve azleder. reisicumhur başkumandan sıfatını haiz olamaz.
    4 — bir göbek olarak türkiye'de doğmamış, anadili türkçe olmıyan hiçbir ferd zabit olamaz. böyle çocuklar askerî mektebe alınamaz.
    5 — bu maddeye mugayir olarak mevcut olan kumandanlar azil ve tekaüt edilir... gördüğümüz harplerde böyle zabitlerin casusluk, düşman tarafına geçmek, terk-i vazife etmek, mensub olduğu millete isyan etmiş, onlar tarafına geçip, zabit olarak türk'e silâh çekmek gibi nice müthiş kötülükleri görüldü. zabitler ecnebi olan veya dini müslüman olmıyan bir kadınla evlenemezler.
    6 — anadolunun ortasında demir toprağından demir çıkaran ve onu iptidaî şekillere koyan, mükemmel bir fabrika yapılacaktır.
    7 — günde beşbin tüfek yapan bir fabrika yapılacaktır.
    8 — günde elli ve her çapta top yapan bir fabrika yapılacaktır.
    9 — günde yüz mitralyöz yapan bir fabrika yapılacaktır.
    10 — mükemmel ve pek büyük mevadd-ı nariye yapan bir fabrika yapılacaktır.
    11 — günde elli bin gülle yapan bir fabrika yapılacaktır.
    12 — günde yüz bin tüfek fişeği yapan bir fabrika yapılacaktır.
    13 — günde yüz torpil yapan bir fabrika yapılacaktır.
    14 — bir tayyare fabrikası.
    15 — bir telefon ve telsiz fabrikası.
    16 — bir otomobil ve kamyon fabrikası. (odun, kömürle işler nev'ide.)
    17 — bir büyük benzin deposu.
    18 — bir büyük maden kömürü deposu.
    19 — bir büyük kundura fabrikası.
    20 — bir büyük kumaş fabrikası.
    21 — bir büyük terzihane fabrikası.
    22 — ilaç pansuman takımları ve cerrahi aletler deposu.
    23 — bir büyük çadır ve seyyar hastane fabrikası.
    24 — boğazları icabında 24 saatte müdafaa haline koyabilmek için, bitaraf mıntıkanın arkasına askerî yollar ve orada levazım depolan yapılacak.
    25 — boğazları torpil ile kapatmak için marmara münasip bir yerde, gizli torpil deposu yapılacak.
    26 — on kadar torpil dökme gemisi.
    27 — izmit körfezinde havuz ve tamirhane.
    28 — sahillerin muhtelif mahallerinde hangarlar.
    29 — türkiye tecavüz harbi yapmıyacağından bahriyesi yalnız müdafaaya münhasırdır. bunun için lüzumu tahtelbahir, hidravion, sahil müdafaası için büyük çapta kara toplan sahibi olup, büyük zırhlılar yapmıyacaktır.
    30 — şehid ve harp malullerine devlet vazifesini yapmamış, bunlar sürünür bir haldedir. şehidlerin aile ve evlâdlarını, malûlleri terfiye etmek millet ve devletin en mukaddes vazifesidir. bu uğurda masraf ne kadar çok olsa haklıdır. (bir isim) bunları köpek gibi bırakıp, devlet hazinesini zevk ve sefaya, süse sarfetmiştir. bu paralar şehid ailelerine malullere sarfedilseydi şimdiye kadar çok şey yapılmış olurdu. binaenaleyh bunlar için büyük tahsisat verilecektir.
    31 — her şehir ve köyde oranın şehid düşmüş evlâtlarının adları hakkedilmiş bir taş abide dikilecek. etrafı ufak bir çimenlik olacak.
    32 — şehid çocukları diğerlerine tercihan leylî mekteplere alınacak ve her şeyde rüçhan görecek.
    33 — şehid ailelerine bir sermaye olabilecek miktarda nakdî mükâfaat veya hükümet arazisinden arazi verilecek.
    34 — iş göremiyecek raddelerde malûller için anadolunun en ucuz bir şehrinde bir bina yaptırılıp, orada ikamet ve maişetleri temin edilecek.
    35 — az malûl olanlar, tercihan ve yapabilecekleri memuriyetlere tayin edilecek, vapurlar, şimendiferler ve emsali bunlardan asla para almıyacak, vapurda ve emsalinde oturacak yer yoksa oturanlardan kaldırılıp yerine malûl oturtulacak. bunlann harp malulü olduklarına dair bir hüviyet varakaları olacaktır.
    36 — iş göremiyecek halde olup da keza malûl ikametgahında yatmasına lüzum olmıyacak derecede olanlara münasip bir maaş verilecektir.
    37 — (bir isim) zabit elbisesini gelin elbisesi gibi yapmıştır. süsleri kaldırılıp en basit hale irca edilecek. bu ayni zamanda hem hükümet hem zabitler için ucuz olur.

    ıv — hariciye

    1 — iyi bir bina yaptırıp, bilhassa altında pek muhafazalı bir dosya mahzeni yapılacak.
    2 — ecnebi şifrelerini halleder mütehassıslar yetiştirilecek.
    3 — sefirliklerinden azledilenler, hariciye vekâletinde bir heyet-i müşavere teşkil edecekler. mecburî olmayıp ihtiyarîdir. vekil bunların reyine müracaat eder. bunlar resmî ziyaret ve merasimin ihtisasına ve aşinalığına göre davet edilir.
    4 — moskova'ya, berlin'e, paris'e, londra'ya, amerika'ya, italya'ya, yunanistan'a, bulgaristan'a, polonya'ya, viyana'ya, mısır'a, tahran'a birer sefir tayin edilir. polonya sefiri, romanya ve çekoslovakya'ya da bakar, viyana sefiri, macaristan ve yugoslavya'ya da sefir olur. paris sefiri brüksel, bern ve madrid'e de sefir olur. bu talî yerlere lüzum oldukça gider. oralarda bir kançılar bulunur. bu kançılar konsolosluk işlerini de görür.
    5 — paris, berlin, batum, sivastopol, köstence, varna, selanik ile marsilya, beyrut, haleb, musul, bağdat, baku, üsküp, hamburg, tiflis ve tebriz'de birer konsolosluk olup, bunlardan gayri memuriyetler, sefirler, konsoloslar, iktisat ateşeleri ve emsali lağvedilecektir. ancak, ecnebilerden fahri şehbenderler kabul edilebilir. bunlara hiçbir masraf verilmez.
    6 — hariceyeye çekirdekten memur yetiştirmek mühim bir meseledir. bunun için "şark ve garp dilleri mektebi" adıyla bu vekalet bir mektep açacaktır. burada fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, rumca, bulgarca, rusça, arapça, acemce, konuşup yazabilecek surette öğretilecektir. bu dillerden birine intisap eden talebe o memleketin edebiyatını, coğrafyasını, tarihini, ziraat, sanat ve ticaretini, halkının derece zihniyet ve meydânını öğrenecektir. yahut lisan tahsili devlete ağır masraf olacağından bu talebe umumî dil mektebinden mezun olanlardan alınacaktır. mektebi ikmal edince oraya sefaret ve konsolosluk nezdine muvakkaten gönderilip, pratik olarak da o memleket tanıtılacaktır. bunlara diplomasi tarihi, büyük diplomatların hayatı, adab-ı muaşeret, merasim ve dans öğretilecektir. sonra memuriyete tayin edilir. bu talebe zekî, şahsen güzel ve şen çocuklardan intihab olunacaklardır. çünkü en mühim haberler kadınlar vasıtasıyla alınır. bunlar güzel, terbiyeli, hoş sohbet, musikî, dans ve emsalini bilir ve edebiyat bilir, malumatlı olurlarsa çok sosyetelere girer, çok iş görürler. şimdiki sefirlerimiz ve personelleri, adeta sefarethanelerde hapis gibidirler. hiç temasları yoktur. olmayınca da vazifelerini iyi yapamıyorlar. işleri gazetelerden malumat kesip, merkeze göndermekten ibaret ki hiçtir. bunlara bolca maaş verilmesi de lâzımdır.
    7 — sefirler bazan bu mektepten yetişmemiş mühim bir devlet ricali veya general olabilirlerse de personel kamilen bu mektep mezunlarından olacaktır.
    8 — hariciye vekâletinin bir neşriyat şubesi olacak. bunlar da bulundukları memleketler hakkında siyasî, ilmî, ticarî ciddi tetkikler yapıp, onları neşredeceklerdir.

    v —dahiliye

    1 — avrupadan mütehassıslar getirip vekâlet tensik edilecektir.
    2 — avrupadan mütahassıs ve kaymakamlar getirip, mevcutları ve yetişecek gençleri bunlarla çalıştırarak yetiştirmek lâzımdır.
    3 — trabzon ve sinop havalisi gibi bazı yerlerde köyler dağınıktır. bu sebeple hükümet işleri, asayiş ve maarif güç olmaktadır. heyetler dolaşıp münasib düz yerler intihab ederek civardaki üç beş haneli köylerle dağınık tek haneler buraya toplanacaktır.
    4 — her köyün ortasında bir meydan ve bunun etrafında bir camii, bir mektebi bir oteli, bir hamamı ve dükkân olacaktır. konferans ve merasim mekteb ve camide yapılacaktır. mektepte tiyatro sahnesi ve sinema yeri olacaktır.
    5 — eşkiyalık, hırsızlık ve bilhassa hayvan hırsızlığı hakkında gayet şiddetli ve kati cezalar konacaktır.
    6 — mütehassıslar dolaşıp köylüye köyler arasında yol yapmayı, bunun usulünü öğretecek. köylüler işleri olmadığı mevsimde yol yapacaklar. yapmayanlardan yevmiye alınıp, yerine amele çalıştırılacak.
    7 — her köylü yılda on ağaç dikecektir.
    8 — her yirmi köy için devlet münasip bir köyde fidanlık yapacak. burada meyva ve yabanî ağaçlar yetiştirecek. köylüler bunları, bahçelerine, yol kenarlarına dikecekler. yabanîlerden herkes kendi toprağında bir ormancık vücuda getirecektir. yapmayan köylüden ağaç başına bir lira ceza alınacak.
    9 — her on eylülde bir umumî tahrir-i nüfus behemahal yapılacaktır.
    10 — herkes aile adıyla ve küçük adıyla beraber kaydedilecektir. herkese halis türk adları konacaktır.
    11 — anadoluya bakılırsa köyler ekseriya dağlarda ve yamaçlardadır. bunun sebebi malaryadır. halk bu suretle su kenarlarını ziraat mahallerini bırakıp dağlara kaçmıştır. bu ise büyük felâket olmuştur. dağlar orman mahalli, su kenarları ve ovalar ziraat yeridir. büyük küçük ırmakların su mecralarını tanzim edip, bataklıkları kurutup, halkı ziraat yerlerine nakletmelidir. dağlarda ise ormancılığa kuvvet vermelidir. türkiye'nin en mühim ve hayatî meselesi işte bu su mecralarının tanzimi ile tuğyanları ve malaryayı imha etmektir. bu suretle irvâ ve iskâ'da vücuda gelir. büyük ırmaklarda gemi işler. bu sebeple böyle mıntıkaları keşfettirip plânlarını yaptırmalı. sonra bilfiil tatbik etmeli. ahaliyi dağlardan buralara nakletmeli, fennî köyler vücuda getirmeli. insan çoğaldıkça bunlar genişler. bu suretle türkiye'de beş on mısır vücuda gelir. ilk yapılacak kızılırmak boyudur.
    12 — en ucuz ve en pratik bir köy ve köylü evi plânı yapılıp köyleri bu modele göre yaptırmalıdır. ağılların hanenin altında olması sıhhatçe pek fenadır. hanenin arkasında ağıl, kümes, sebze mahalli ve meyva ağacı bahçesi olacaktır.
    13 — iyi bir köy kanunu yapmak lâzımdır.
    14 — orta mektebi bitirmiş ve hastalıktan arî olmayan hiçbir kimse hükümet memuriyetine giremez. valiler, kaymakamlar, müdürler, umumî müdürler, mütehassıslar darülfünun veya mülkiye mektebinden mezun olurlar. ve kalemlerde çekirdekten yetişirler. 15 — jandarma teknikçe millî müdafaaya, hizmet ve istihdamca dahiliye vekâletine merbuttur.
    16 — erbab-ı mesalihe nezaketle muamele etmeyen, işini çabuk görmeyen memur azledilir. hiçbir iş bir memurda birgünden ziyade duramaz. arada müfettiş teftiş edip, böyle evrak bulduğu memuru azleder.
    17 — işler sadeleştırilip bürokrasi kaldırılacaktır.
    18 — nüfus mühim meseledir. türkiye'nin arazisine nisbetle ahalisi pek azdır. bu ahali miktarı memleketi imara kâfi değildir. bir iskân idaresi ve bankası yapıp ahali getirip yerleştirmeli. böyle bankalar ve iskân yapmak hakkını ticarî olarak müteşebbislere de vermelidir. fakat asla bir cins ahaliyi bir köye yerleştirmemeli. cinsleri karıştırmalı, aralarına yerli ahali de karıştırmalı. bunlara herşeyden evvel mekteb yapıp türkçeyi öğretmeli. aralarına konacak yerli halkı ve muhacirleri nakdî muavenet yapmalı. hasılı bu temsili iskân işini amerika'da tetkik edip, kanun yapmalı. mıntıkalar tesis edip işe başlamalı. iptida sahillerde yapmalı.
    19 — köylerde haneler tuğladan yapılacak. köylüye tuğla, kireç yapmak usulü öğretilecek. bu ve köyler arasında köylülerin yol yapmaları kanun haline konulacak ve köylülere şose yapmak usulü öğretilecek. güzergâhı köylünün arzusuyla fennin icabı birleştirilerek çizilecektir.
    20 — memur mektebi yapılacak. liseden çıkmış talebe alınacak. burada bir yıl onlara memurluk ve vazifeleri öğretilecek. mütehassısa muhtaç işler için mütehassıs âli mekteplerden çıkanlar bir yıl bu mektebde ders gördükten sonra alınır.

    vı —maliye

    1 — avrupalı mütehassıslar tarafından şubeler ve kalemler islah edilecektir.
    2 — ağır vergiler kaldırılacaktır.
    3 — bütün vergiler tevhid edilip lüzumsuz teşkilât kalkacaktır.
    4 — inhisarlar teşkilâtı kaldırılıp hariçten gelen inhisar metaı gümrükte cibayet olunacaktır.
    5 — mülkî ve askerî mütekaidlerin hali perişandır. iyi yaşadıktan sonra tekâüd olunca ahır ömürlerinde bir lokma ekmeğe muhtaç bir sefalet içine düşüyorlar. bunlara yaşatacak miktar maaş verilecektir. bu, mukaddes bir hak ve vazifedir. hem vicdan ve insaf işidir. bu maaş eski tekaütlere de teşmil olunacaktır. ancak, arap, rum, ermeni bizden ayrıldıklarından onların tekaüt maaşları kesilir. mütekâidleri şehirler civarında arazi vererek köyler yapmaya sevketmelidir. avrupada mütekaidler ve ticaretten çekilenler böyle yapıyorlar. bu suretle memlekette imar ve ihya oluyor. onlar da rahat ve refahta yaşıyor.
    6 — paramız fena vaziyettedir. bunu tesbit edip kıymetlendirmelidir. bunun için altın garanti tutup yeniden kağıt çıkarmalı. mevcutları yakmalı. yüzaltmış milyonluk kağıt devlet ve milleti idareye kâfi gelmez. ikiyüz milyon bütçe için para her yıl bir iki defa maliyeye girip çıkmalıdır. beşyüz milyon lira basmalı. şimdiki para havada bir şeydir. garanti bulamıyor.
    7 — paraların üzerine reisicumhur resmi konamaz. yeni paraları (bir isim) sırf resmini koymak için bastırıp türlü masraflar yaptı. ve eski para hesabında ihtilas oldu. bu ihtilas tetkik edilecektir. paralara millî bir resim konacaktır.

    vıı — maarif

    1 — bütün işlerden en mühimi maariftir. şimdiye kadar hükümetler bazı şeyleri kendileri yapmaya çalıştılar. tabii yapamadılar. eğer evvelâ halkı iyice talim ve terbiye ederseniz. bu ondört milyon dimağ ve kol onları kendileri yapmak için çalışırlar. hükümet de yardım edince, yol gösterince artık bir zaman meselesi oluyor. bu sebeple her işten evvel buna bakmak lâzımdır. bugüne kadar daima ve en ihmal edilen maarif olmuştur.
    2 — bu vekâletin en mühim ve ilk işi avrupadan birkaç yüz ve her şubeden mütehassıs getirip bunların yanına da yüzlerce kabiliyetli gençler vererek bunları birkaç sene çalıştırıp memleketi her şubede tetkik ettirerek raporlarını almaktır. bu raporlar iptida vaziyeti gösterir, sonra ona göre alınacak tedbirleri bildirecektir.işte bunlar memleketi coğrafyaca, ziraatçe, ticaretçe, iktisatça, tarihçe, asar-ı atikaca, harsça, dilce, etnografyaca, dince, idarece, jeolojice, madence, hayvanatça, nebatatça, ilâh... tetkik edeceklerdir. bunlar kitaplar, haritalar, grafikler, ilâh... türlü şeyler. hattâ türkiye'nin av hayvanatı cinslerine varıncaya kadar yapacaklardır. işte bu sayededir ki, japonya iptida alman âlimler tarafından tetkik edildikten sonra bugünkü japonya olmuştur. rusya arazisini alman profesörlere tetkik ettirdikten sonra terakki etmiştir. mısır'ın bugünkü imar ve serveti, bu hale gelmesi, fransız alimlerinin sayesindedir. napolyon mısır'ı istilâya giderken yüzelli kadar alim götürmüş, bunlar mısır'ı her noktayı nazardan tetkik edip eserler yazmışlardır. hattâ nil boyunda ne kadar nevi hamam böceği yaşadığını bile tesbit etmişlerdir. sonra mehmed ali paşa bunları yine avrupalı mütehassıslar vasıtasiyle tatbik etmiş, meselâ irva ve iskâ için kınatratülhayriye'yi, keza iskenderiye limanını yapmış, mısır bugünkü haline gelmiştir. böyle bir tetkiksiz her adım hatadır. nitekim (bir isim)'in yaptıkları gibi. türkiye de büyük ve mesut bir memleket olmak için buna muhtaçtır. fakat henüz ne yapıldı. hattâ ne de düşünüldü. bu babta ne kadar milyon masraf lazımsa herşeyden evvel ve tereddütsüz verilecektir. temel taşı budur. alınacak mütehassıslar alman ve avusturyalı olmalıdır.
    3 — tetkikten sonra yapılacak işler tesbit olunup tatbikata geçilecektir. bunun için yine ecnebi sermayesi ve mütehassıs lâzımdır. bunları himaye ederek bol kâr vererek, vergiden muaf kılarak getirmek lâzımdır. su mecralarını düzeltsinler, yollan yapsınlar, bataklıktan kurutsunlar, ilâh... yapsınlar.
    4 — türkiye'de bir fabrika, bir bina, bir çiftlik yapan her ecnebi ve yerli her türlü vergiden muaf olacaktır.
    5 — evvelâ darülfünun ve emsalini olduğu gibi bırakıp en büyük gayreti ilk mekteplere vermelidir. her köyde bir ilk mekteb açmalıdır. evvelâ mekteb binası yapmaya kalkışmamalı. hemen bir evi mekteb yapmalıdır. sonra yavaş yavaş bir plân dairesinde mektebler inşa edilir. darülfünunun tıb, hukuk, mühendis, mimar gibi kısımları zarurî ihtiyaçlardan olduğundan bunlar ilk olarak islâh edilecektir.
    6 — ilk mektebler için gayet pratik ve basit program ve bunlara kitaplar hazırlanacaktır.
    7 — köy ve şehir ilk mektebleri programlan birbirinden farklı olacaktır.
    8 — ilk mekteb muallimi yetiştirmek lâzımdır. mevcutlar adetçe ve keyfiyetçe asla kâfi değildir. maarif vekili iken tahmin ettiğime göre otuz bin ilk mekteb muallimi ister. her vilâyette orta mektebe bir bina ilâvesiyle yataklı bir kısım yapmalı. köylerden çocuklar getirip, ilk ve orta mektebler ile beraber okutmalı. ikisi bir masrafla çıkar. bunlara sonra usulü tedris ve psikoloji okutulur. muallim olurlar. bunu tatbik ettim. iyi netice verdi.
    9 — bundan evvel her nerede muallim olabilecek derecede biri varsa altı ay ders gösterip muallim yapmalı. sonra bunlar 10'uncu maddedekiler yetişince kaldırılıp yerlerine onlar tayin edilir.
    10 — dört mühim şehirde gayet büyük dört muallim mektebi yapmalı. iş yoluna girdikten sonra 8. maddedekiler de bir müddet terbiye edilecektir. hem bunlar, hem bu büyük mekteblerde küçükten yetiştirilecek muallimler mekteb muallimliği kadrosunu doldururlar.
    11 — ilk mekteblerin orta mekteblere talebe yetiştirdikleri zaman gelince orta mektebler yeni, basit bir programla islah edilir.
    12 — orta mekteblerin muallimleri lise ve darülfünun mezunlarından olup, muallimlik dersi görmüş olanlardan olacaktır.
    13 — bunlar da kemaline gelince liseler islâh edilir. bunların muallimleri darülfünun mezunlarından ve muallimlik terbiyesi görenlerden olacaktır.
    14 — diğer mühim bir şey avrupaya talebe göndermek meselesidir. itiraf etmelidir ki hâlâ az talebe gönderiliyor. bunların maaşları da muntazam verilmiyor. parasız kalan talebe çalışamaz ve ahlâksız olur. bankaya bir hesabı cari halinde büyük bir kredi açmalı. her ay iptidasında gidip alsınlar. sonra bunlar teftişe tabi değildir. çoğu tahsil etmeyip, sefahettedir. bir müfettiş göndermek kâfi değildir. paris'te hükümetçe tahsile gönderilmiş bir genç kızın tahsil değil, mon manteri'de dansözlük ettiğini dahi gördük. bu işe büyük bir ehemmiyet verilmedi. evvelâ berlin'de bin talebenin yatacağı konferans salonunu, yemekhanesini, oturma ve yemek salonunu, kütüphane ve çamaşır yerini havi olmak üzere bir bina yapmalıdır. en iyi tahsil almanya'dadır. bunlardaki ilim, sanat, usul ve teşkilât pek yüksektir. yine böylece pariste'de beşyüz, londra'da da ikiyüz, amerika'da da ikiyüz talebelik binalar yapmalı. bunlara aileleriyle ikamet etmek üzere, müdürler tayin etmeli, talebe yemeklerini burada yiyecek ve yatacaktır. talebe akşam saat 8.00 de behemehal, binada bulunacaktır. haftada yalnız bir gece, gece yarısına kadar dışarıda kalabilir. her akşam yoklama olacaktır. müdürler bunu kontrol ettikleri gibi talebenin gündüzün mekteblerine gidip gitmediklerini de teftiş edeceklerdir. üç defa mektebine gitmeyen veya binaya yatmaya gelmeyen talebe derhal binadan çıkarılır. bileti alınıp, türkiye'ye iade edilir. orada da bir cezaya duçar edilir. bu binalara kendi paralarıyla tahsile gelmiş, fakat parası az olan fakir talebe de istediği takdirde kabul edilir. bunlardan gayet az yatak ve yemek parası alınır. yataklarını talebe kendisi yapar ve odasını kendi süpürür. kızlar için aynca katlar tahsis edilir. talebe burada konferanslar verir. hariçten konferansçı ve sami getirir. talebeye tahsili kolaylaştırmak, iyi mekteb bulmak için bu bâbta cümle malûmatı havi bir büro teşkil edilip bu büro lâzım kitab ve risaleleri, bulundurur. ermeniler bile paris'te böyle bir bina yaptılar da biz yapmadık. iran paris'e bin talebe gönderdi. mısır birçok gönderiyor. böyle giderse beş on yıl içinde terakkide bu iki memleket bizi geçecektir.
    15 — avrupada tahsil yalnız tıb, hukuk, edebiyat, felsefe gibi şeylere mahsus olmayıp, daha ziyade marangozluk, mimar kalfalığı ve amelelik, demircilik, çimento ile bina inşaası, balıkçılık, çiftçilik, tacirlik gibi ilâh... sanatlar tahsil ettirilecek, bir çok talebe bulundurulacaktır.
    16 — vekâlet bu sanat ehlini yetiştirmek için de türkiye'nin muhtelif büyük şehirlerinde belçika sisteminde amelî mektebler açıp bu sanatları terakkî ettirmeli, usta ve amele yetiştirmelidir. bizdeki amele hiçbir iş bilmez, hiçbir işe yaramaz, iptidaî haldedir. iş bilmedikten maada çalışma usulünü de asla bilmez, imar ve amele işini ilerletmek için muhtelif yerlere çimento, tuğla ve kiremit fabrikaları yapmalıdır.
    17 — en mühim bir işte her dildeki mühim ve klâsik eserlerin türkçeye tercümesidir. bunsuz memlekete ilim sokmak mümkün değildir. vaktiyle halife me'mun ibranî, süryanî ve bizans alimlerini toplayıp bunlara bol mükâfatlar vererek yunan lâtin eserlerini, arapçaya tercüme ettirmiştir. bundan sonradır ki arab ve bağdat medeniyeti denilen medeniyet vücuda gelmiştir. ilim ve alim himayeye muhtaçtır. alimler, insanların en zavallısı-dır. çünkü ilim kazanç getirmez. ve ömrü say, mahrumiyet, meşakkat ile yiyip bitiren bir sanattır. insan gibi yaşamaya vakitleri yoktur. zevk bilmezler, gözleri sıhhatleri gider. bu himayeyi hükümet yapar. firdevsi şehname gibi bir şaheseri mahmud-u gaznevî'nin himayesi ile yazabilmiştir. mühim eserlerin mühim şair ve âlimlerin çoğu, padişahlann himaye ve ihsanlarıyla vücuda gelmiştir. bu sebeble maarif vekâletinde bir tercüme umum müdürlüğü yapıp, evvela bu heyet yunan, lâtin, arab, acem, alman, fransız, ingiliz, italyan, rus ne kadar mühim şairlerin eserleri ve ne kadar tarihçi, ilmî, fennî, tıbbî, ziraî ilâh... mühim eserler varsa bunları toplayıp bir kütüphane yapmalı. sonra bunları mütehassıslara tercüme ettirmeli. mütercimlere bol para vermeli. eserlerini bastırmalı. kütüphanelere tevzi etmeli. bir taraftan da az bir fiatla halka satmalı.
    18 — bir telif idaresi yapmalı. telif yapanın kitabını bastırmalı. kendisine maddî bir mükâfat ile bir miktar kitabından da vermeli. tercümeler gibi teliflerin de iyi olup olmadığını tetkik ve ona göre kitabını bastırmak mes'elesi şudur. iyi bir te'lif de onun yanlışlarını çıkaracak müfettiş bulmak güçtür. her te'lifi bastırmalı. tabiî pek saçma şeyleri herkes tefrik edebilir. bu sayede ilim ve alim çoğalıyor. fransa'da yılda onbeş bin telifat neşrediliyor. bizde otuzu geçmiyor. halimiz fecidir.
    19 — vaktiyle maarif vekâletinde teşkil ettiğim, hars dairesini şöyle faaliyete getirmelidir:
    a) türkolojiye ait bütün ve her dildeki manüskri ve matbu kitapları toplayıp bir kütüphane yapmalı.
    b) ne kadar eski ve türkçe veya diğer dillerde manüskri ve matbu muhtelif lehçede türk lügat ve kamusu varsa fennî ve yeni usûl üzre bastırmalı.
    c) muhtelif lehçelerdeki uygur, çağatay, türkiye, ilâh... manüskri ve matbu şiir ve nesir eserlerdeki lügatleri toplayıp bir kamus halinde basmalıdır.
    d) türkiye'de, kafkasya'da ve iran'da, rusya'da ve çin türkistan'ında halktan lügatleri fonetik fenni üzere toplayıp bir kamus yapmalı.
    e) bunlara birleştirilip bir kamus yapmalı. her lügatin mevki ve lehçesini zikretmeli.
    f) sonra lehçe ve gramer ve emsali tetkik ve tesbit edilmeli. lehçelerin haritaları yapılmalı.
    g) nihayet ingiliz kamusunu alıp, bundaki mukabilleri bu yapılan türkçe lügattan koyarak türkçenin büyük kamusunu yapmalı.
    h) anadolu şivelerini toplayıp, haritasını yapmalı.
    ı) aletler ve fonetik ilmi mucibince türkçe konson ve imlâ harflerini tesbit etmeli.
    i) buna göre lâtin harflerinden bir elifba yapmalı. eksiklerini orhun harflerinden almalı. nokta ve sedillerden içtinab etmeli. bu yazı öyle olmalı ki, bunun yazı makinesi ile avrupa dillerini de yazmak mümkün olmalı.
    j) buna göre grameri yapmalı.
    k) eski yazıyı da biraz ıslah ile kullanmalı. bu da lüzumsuz harflerin atılması ve imlâ harflerinin konmasından ibarettir. (bir isim)'in elifbası cahilane ve yanlıştır. türkçe'yi okumaya kâfi ve pratik değildir. iki elifba bir yürür. nitekim almanlar da lâtin harfleri kullanırsa da gotik harflerini de terketmemişlerdir. lâtin harfleri ilmî neşriyatta ve ticaret işlerinde kullanılabilir. zamanla ve binefsihi kamilen lâtin harfi diğerinin yerine geçer.
    l) türk adetleri toplanıp yerine geçer.
    m) kıyafetleri toplanıp etnografya müzeleri yapılmalı
    n) türk dansları toplanıp tanzim ve neşredilmeli.
    o) türk sporları toplanıp tanzim ve neşredilmeli.
    ö) dolmabahçe sarayı millî türk müzesi yapılacak, içine yalnız türk eserleri konulacaktır.
    p) türk âsar-ı âtikası tescil ve tamir edilecek.
    r) türk mimârisî ihya edilip, yeni tarzda ve konforla mezcedilerek yapılacak binalara türk çeşnisi verilecek.
    s) konservatuar tesis edilip, türk halk ve klasik musikisi notlarıyla toplanacak. bunlar avrupanın yeni metodlanyla terbiye edilecektir.
    ş) istanbul'da ve ankara'da şimdilik hem, dram, hem opera ve gülgülü opera oynamak üzere birer tiyatro yapılacak. artisler yetiştirip, operalan oynatacak. evvelâ klâsiklerle başlamalı. sonra ileride millî operalar da yazılıp, bizim musiki ile bestelenir. millî tiyatro da vücuda gelir.
    t) türk harsını tanıtmak üzere avrupa dillerinde de mecmua ve kitablar neşredilecektir.
    u) hasılı harsa dair masal, ilâh... ne varsa toplanıp, yayılacaktır.
    ü) türk ocağı yeniden ihya edilip, siyasetten tamamiyle alınıp sade türk harsına tahsis edilecektir. ve hars dairesiyle teşrik-i mesaî edecektir.

    20 — ilk ve orta mekteblerde din dersine ehemmiyet verilecektir. talebe asla dinsizliğe sevkedilemez. bunun için frenklerin kateşizmi modelinde ilm-i hal yazılacaktır.
    21 — ilk ve orta mekteblerde ne arabca, ne acemce ve ne de fransızca vesair avrupa dili olmak üzere dil tedrisatı yoktur.
    22 — istanbul, izmir, samsun, adana gibi mühim merkezlerde galatasaray lisesi modelinde birer kız ve erkek alman, keza ingiliz ve fransızca dilleriyle tedrisat yapılır, kızlar ve erkekler için ayrı ayrı birer lise açılacaktır.
    23 — istanbul'da ingilizce, almanca ve fransızcaya mahsus bir lisan mektebi yapılacaktır ki bu sırf türkçe olan liseler mezunlarının darülfünuna girmeleri için bir hazırlık mektebi de olur. büyük şehirler gençlerinin birkaç avrupa dili bilmesi pek mühimdir. bu suretle ecnebî şirketlerinde iş bulurlar ve daha birçok işler yaparlar. yahudi, rum, ilâh... gençlerinin hayatta kazanmalarının başlıca sebebi budur.
    24 — gerek doktorlar, gerek mimar ve mühendisler nazariyata boğulmayıp, amerika tarzında sırf pratik yetiştirilecektir.
    25 — ilmi istilâhlar sırf türkçe konacağı gibi lâtince istilahlar da aynen alınacaktır.
    26 — darülfünun'da ihzarî bir sınıf olacaktır. orta mekteblerden darülfünuna girmek isteyenler ya bu sınıfta ve lisan mektebinde, yahut bir lise de tekemmül ederek girebileceklerdir.
    27 — orta mekteblerde ve anadolu ilk mekteblerinde mahallî ticaret ve sanat hakkında pratik malûmat verilecektir. bu mekteblerde türk harsının öğretilmesine kuvvet verilecektir.
    28 — leylî mekteblerin talebesi, iyi okuyup, niharîler çalışmadığından ekseri mektebleri leylî yapmalıdır. yahut disiplin ve kontrol altında büyük pansiyonlar yapmalıdır.
    29 — maarifte tedrisat müdürlüklerini iki şubeye ayırıp biri sırf idarî işlerle, diğeri program, ders, kitabı gibi teknik şeylerle uğraşmalıdır. bunların bir de neşriyat şubesi olup istatistikler, kitablar, neşretmelidir. bunun en mühimi köylüler için yol yapmak usulü, ziraat usulü, millî hars, hıfzı sıhha kitablarıdır. bunları fazla miktarda basıp seyyar memurlarla köylerde dağıttırıp okutturmak. bunların bu hususa dair sinemalarda göstermesi lâzımdır.
    30 — maarif vekâletine merbut bir asya-afrika bir de avrupa sosyetesi yapmalı. bunlar buraya ait ilimlerle uğraşıp bu bâbta neşriyat yapacaklardır. hükümet bunlara darülfünunda yer verip paraca da yardım etmeli. bunlar içtimalar yapmalıdır. birer mecmuaları olmalıdır.
    31 — mekteblerde türk âlim, şair, mühim devlet ricali ve kumandanların tercüme-i hallerini okutmalıdır. keza ecnebilerinkilerini de liselere umumî türk tarihi, türk edebiyatı tarihi, türk şiir biliği, felsefe, felsefe tarihi, sosyoloji dersleri koymalı.
    32 — uygur, selçuk, çağatay, osmanlı, azerî ilâh... ne kadar şiir divanı varsa toplayıp, her şairin tercüme-i hali ile beraber tahlili bir tetkik, arabca ve acemce ve eski türkçe kelimelerinden bir lügatçe ile ve eski harflerle bastırmalıdır.
    33 — tezkere-i şuaraları, sûrnameleri bastırmalıdır.
    34 — halk şiirlerini toplamalıdır.
    35 — türk tatlı, börek ve pastalarını tekemmül ettirmeli. ve bir eser bastırmalı.
    36 — türk yemeklerine dair bir eser bastırmalı.
    37 — türk mimarisini muntazam, türkçe ve muhtelif dillerle neşretmelidir.
    38 — türk el işlerine dair resimle bir eser neşretmelidir.
    39 — türk dekorlarını inisiyal ve süs olarak işlemelere geçirtecek bir eser yazılmalıdır. 40 — türk ocaklarını esasî vazife olarak türkiye'deki yabancı halkın dillerini kıyafetlerini âdetlerini unutturmak onlara türk ruhu vermekle meşgul etmelidir. öyle köylere gidip misyonerler gibi çalışsınlar. bu teşkilâtta doktorların muallimlerin mühim rolleri vardır.
    41 — halvetî tarikatına müsaade edip, bunları misyonerler gibi tanzim etmeli. köylerde doktorlar ve muallimler ile beraber hastahane mekteb, tekke açarak, yabancı halkları türkleştirmeye çalışsınlar. bilhassa, kürdler üzerinde çalışmalıdır.
    42 — türk olmıyanlardan muallim olamaz. nitekim zabit de olamaz.
    43 — güzel ve muhtasar oğuz kağan masalı, ve diğer türk masallarıyla başlar umumî bir türk tarihi yazdırıp, ilk mekteplerde okutmalı. bunun orta mektep için biraz büyüğünü liseler için daha büyükçesini yapmalıdır. bu eserin gayesi millî ruh ve terbiye vermek, atalarımızın menkibelerini, kahramanlıklarını, medeniyet ve sanatlarını öğretmektir. bu eserde asla beynelmilellik ve kozmopolitlik olmaz. bu eserin sonunda ermeni ve rumların tarihi, bize ettikleri düşmanlık, çocuklarını bu düşmanlıkla büyütmeleri bizden istedikleri, bulgar tarihi davası, trakyayı istemeleri, deliormanı bulgarlaştırmak için türkçeyi yasak edip, mekteblerini kapatmalarını, bulgaristandaki türklere zulüm etmeleri, arapların nuhfetülarab, suretülarab dedikleri şeyin ve tarihlerinin izahı, avrupalıların koloni işleri de izah olunacaktır.
    44 — mekteblerde ahlâk, meziyet, fazilet, duygularını yükseltmelidir. bir milletin manevî kuvveti en mühim kuvvetidir. bunu da bir taraftan akaid-i diniye kitabında ve onun gibi yazılacak «millî ilmihal» adındaki kitabda yapmalıdır. bunlar da millî terbiye olarak aile terbiyesine ehemmiyet verip, aile babasına itaata, yiğitlik, mertlik, namus ve şeref için ölmek. hak ve adaleti herşeye karşı müdafaa etmek, millet ve vatan için fedayı nefs etmek duygularını fevkalâde nemalandırmalıdır. türkleri mücessem namus, fedakârlık, şeref sahibi olarak yetiştirmek esastır. millî şeref ve millî kurtuluşun insanın kendi hayatından üstün olduğunu telkin etmelidir.

    vııı —adliye

    1 — mahkemelerde işler süratle yürüyecek. bu bâbta şiddetli cezalı bir kanun yapılacak.
    2 — hükümet ve adliye vekili mahkemelere davalar hakkında asla müdahale edemiyecek, eden vekil iskat ve cürmü sabit oldukça üç yıl hapsedilir.
    3 — hakim kanun harici hükmederse, irtikâb yapmış ise azil ve beş yıl hapsedilir.
    4 — (bir isim)'in adlî kanunlara ve bilhassa ceza kanununa soktuğu maddeler, tadil veya lağvedilecektir.
    5 — süt kardeşleri arasında izdivaç hakkı ilga edilecektir.
    6 — vasiyet ve veraset hakkındaki kanun tadil edilecektir.
    7 — herkes hayatında malının tasarrufu hakkına maliktir. bu en mukaddes haktır. ölümüne kadar sahib olmak ve ölümünde hayrat ve hasenata en son habbesine kadar vasiyetname ile vakfedilecektir. yani malını vasiyet ile kâmilden bu hususlara terkedebilecektir. ve bundan kanunî varisleri birşey alamıyacaktır. bu sayede hayrat ve hasenat meydana gelir. bu da memleketin irfan, sıhhat ve imarına büyük yardım eder. ancak ölüme bağlı ve bir şahsa terkedilerek yapılan vasiyetlerde varisler büyük bir kısım almalıdır. çünkü bir fena adam bir kadına malını verip ailesini perişan edebilir.
    8 — hukuk mektebi talebesi çoğaltılıp, bütün adlî memurlar bunlardan yapılacaktır.
    9 — isviçre medenî kunununun esası hristiyanlık olduğundan bu esaslar müslümanlığa ve türkün örfüne göre tâdil edilecektir.

    ıx —ziraat

    1 — memleketimiz ziraat memleketidir. san'at sonra gelir, bu sebeple ziraat mühimdir.
    2 — tavukçuluk, sütçülük, tereyağcılık, peynircilik, balıkçılık, ilâh... yerli mahsulâta ait gayet pratik ve mücmel kitaplar yazıp.halka dağıtılacaktır.
    3 — alman ve macar köylüsünün ziraî hayat ve usulü tetkik edilip o sistemde çiftlik yapılacak. bunlar, bu kitaplar ile tesbit edilip dağıtılacak. her tarafta bir köylü ailesine mahsus seksen-yüz dönümlük numune çiftlikleri yapılıp halka gösterilecek.
    4 — büyük çiftlikler vücuda gelmesi için gayret olunacak. bu hususta toprak hattâ para dahi verilecektir. fakat en mühim otuz-yüz dönümlük küçük çiftliklerdir. en ziyade bunlara gayret edilecektir.
    5 — bizde bütün ziraat makinelerini kullanmak hevesi boştur. bunlar büyük çiftliklerde olur. köylümüz için demir sapan, tamim edilecek, her yerde tamirhaneler yapılacaktır. bizde öküzler boşuna beslenmektedir. bunlar kasaba verilerek kâr getirir. çifti alman köylüsü gibi ineğe veya ata sürdürmelidir.yani öküz yerine inek ve at yetiştirmelidir. bizde dana eti yiyen yoktur. bu suretle yenir.
    6 — yeni usul tavukçuluk tamimi.
    7 — yeni usul kovanların tamimi.
    8 — yeni usul tohum ekme makinasının tamimi.
    9 — yeni usul çapa makinasının tamimi.
    10 — sütçülük ve tereyağcılığın basit aletlerle tamimi.
    11 — türkiye'de hububat, meyveler, hayvanat ve ehliye cılızlamış, küçülmüştür. sebebi toprağı gübreleyerek hububat ve ağaçların beslenmesi, hastalıklar ve fensizliktir. köylümüz insan gübresini kullanmaz. bu ise zürraın en büyük servetidir. hanelerinde hazırdır. buna alıştırmalı. bu suretle sıhhatleri de kurtulur.
    12 — ineklerini iyi besleyen yok gibidir. zavallı hayvanlar, sokakta, kırda ne bulursa onu yer. adeta toprak yalar. böyle inek elbet küçülür ve az süt verir. bunlar taranıp, yıkanmaz, derileri hep tufeylât ile doludur. hayvan zayıflar. hastalıkları tedavi edilmez. bu sebeble anadolunun hayvanları inkıraz halindedir. bunun çarelerini yapmalı. bence damızlık boğa meselesi boştur. iklime alışır yerli hayvanat iyi beslenir ve bakılırsa büyür, tekemmül eder, çok süt verir. zaten damızlıkla alınan döller de iyi beslenmezse fena olurlar. hem bunlar iklime alışamayıp, telef oluyorlar.
    13 — türk köylüsü, zavallı, et yüzü görmez. bir kurt, bir ineği veya öküzü, ölüm haline getirecek de, hattâ ona bıçak yetiştirilecek de mord olmayıp et yiyecek. bu müthiş bir felâkettir. bu sebeble türk cılızlamış, kuvveti ve sa'y kudreti azalmıştır. türk kâfi derecede beslenemiyor. tavuğunu, yumurtasını, tereyağını da yiyemiyor. bunları satıp, gaz, tuz gibi şeyler almağa ve vergisini vermiye mecburdur. bu işin gayet kolay ve pek ucuz bir çaresi vardır. bu da köylülere ada tavşanı, ve güvercin besletmek ve bunları yemeğe alıştırmaktır. bunda dinî hiçbir mahsur yoktur. nitekim mısır müslüman köylüsü bunları yer. orada her hanede hattâ şehirlerde bile beslenmektedir. tavşan her ay en az dört tane doğurur. üç dört ayda yavru yenecek derecede büyür. beslenmesi de sebze parçaları, yeşil ve kuru ot ve kepekten ibarettir. yani bedavaya gelir. güvercin de her ay iki yavru yapar. işte bu suretle köylü bedava ve bol et yiyebilir. bu husus mühim bir noktadır.
    14 — köylüye bol patates ektirmeli. bu da mühim bir gıdası olur.
    15 — tütün ziraati tütünü iyi olan yerlere hasredilmelidir. şimdi her yere ekiliyor. mahsul çok ve cinsi kötü olup satılamıyor. bir de reji kanununu tâdil etmelidir. bunda zurraa gaddarcasına zararlar veren çok maddeler vardır. bir de sahtekârlar denklerin içine kötü tütün, taş ve odun dolduruyorlar. bu da hariçte kıymeti düşürüyor. ecnebî alıcı kayboluyor. bu hususa çok dikkat edip bunu yapan zürra ve tüccara ağır ceza verilecektir.
    16 — paris gibi büyük şehirlere kavun, karpuz, incir gibi yaş meyve satmaya çalışmalıdır.
    17 — fennî balıkçılık tamim edilecek. açık deniz avcılığı öğretilecek. istanbul, sinop merkezdir. bu iki yerde konserve fabrikaları yapılıp, memleketin balık ihtiyacı temin edilecektir.
    18 — ziraat bankası iyi şartlarla zürrâa bol yardımlar yapacaktır. yoksa şimdi olduğu gibi mürbahacılıkla köyleri soymıyacak.
    19 — hükümetin yardımı olmayınca bizde hiçbir şey olmaz. çünkü halkta sermaye ve ilim yoktur. bu hususlarda hükümet şirketlere, fabrikalara ve keza zürra bol yardımlar yapacaktır.
    20 — en son sistemde ziraat enstitüleri yapılacak.

    x — nafıa

    1 — avrupa sermayesini celbe gayret edip, bunlara bol kârlar ile imtiyazlar verilecektir. onbeş yıl vergilerden muaf tutulacaktır. bunda asla zarar yoktur. bir çiftlik bina ve maden yapılmaz ve işlemezse zaten devlet birşey almaz, yapılsın da on beş sene sonra alsın. bu zarar değildir. bilâkis halk iş bulur, sanatkâr yetişir ve nihayet iş, bina ve fabrika bize kalır. bunlar arasında bataklık kurutturup çiftlik yaptırmak en mühimdir.
    2 — yollar ve nakliye vasıtalarına gayret edilecektir.

    xı —sıhhiye

    1 — her vilâyet merkezinde mükemmel bir numune hastahanesi, kaza merkezlerinde yataklı birer dispanser yapmalı. bu dispanserlerde cerrahî aletler, mikroskop ve lâboratuvar olmalı. serumlar ve ilâçlar bulunmalı. seyyar doktorlar teşkilâtı yapıp, köy köy dolaştırmalıdır. icab eden hastaları bu dispanserlere veya numune hastanesine göndermeli.
    2 — en mühim iş malaryaya karşıdır. rockefeller müessesi yardımıyla bu hususta büyük teşkilât ve kanun yapılmalıdır. birçok milletler malaryadan yanmışlardır. anadolu'nun en büyük derdi budur. çünkü ahali ya ölür dağılır. hastalıkla sa'ye mecali kalmaz. hâsılı nüfusça ve iktisadî zararları müthiştir.
    3 — yine en mühim iş çocuk vefayatıdır. kitaplar ve seyyar doktorlar ile çocuğa nasıl bakılacağı, emzirme ve besleme halka öğretilecek ve bu babta risaleler dağıtılıp, konferanslar vererek bilfiil gösterilerek çalışılacaktır. beşik kaldırıp, çocuk sallanmaksızın uyumağa alıştırılacaktır.
    4 — mücmel, pratik risale yazıp halka dağıtarak hıfz-ı sıhha dairesinde yaşamayı, yemek yemeği öğretmelidir.
    5 — piç çocukları katolik müesseseleri topluyor. men edip hükümet iyi bir müessese yaparak orada türk terbiyesi ile büyütüp, bir san'at öğretmelidir. eğer başka bir müessese alırsa ondan nakdî ceza almalıdır.
    6 — türkiye'de mevcut bütün maden sularının evvelâ yerlerini tayin ve tesbit etmek, sonra almanya'dan bir mütehassıs heyet getirip ve yanlarına muktedir türk doktorlarını verip, o mevkileri gezdirip, tetkik ettirmek, suları tahlil, mevkilerin irtifa, azamî ve asgarî hararet, rüzgârlar vesairelerini tetkik ettirip, bunları birçok dilde bir eser halinde neşredip, her tarafa meccanen dağıtmak ve buralara tedricen asrî oteller ve villâlar, bahçeler, gazino, sinema ve tiyatro ve civarlarında ekcursion yerleri ve oralara mükemmel otomobil yolları yaptırmak. bunlar yapılırsa memlekete mühim bir servet menbaı olur. her yıl memlekete bir çok paralar girer. bilhassa mısır, suriye, iran, rusya, hattâ balkanlılar gelir. keza, gazlı adî, gazlı kalevî ve taşdelen gibi sofra sularını yeni usul fabrikalar ile şişelere doldurup, ecnebi memleketlere satmalıdır. ve bunun için masrafa acımayıp, yer yer propaganda yapmalıdır.

    xıı — iktisat vekaleti

    1 — en mühim mesele, maarifle beraber iktisattır. her refahın, her terakkinin ve kuvvetin esası bunlardır. bunlarsız vatan müdafaası da olamaz. iktisadî terakkî sosyal terakkinin esasıdır.
    2 — köylerden şehirlere hicret vardır. köylüyü köyüne bağlamak tedbirlerini bulmalı. hattâ şehirlerdeki işsizleri köylere yerleştirip, onlara toprak verip, çiftçi yapmalıdır.
    3 — iş kanunu yapıp amelenin patronla münasebetini, çalışma müddetini tesbit etmelidir.
    4 — istihsal ve istihlâk sendika ve kooperatifleri ve teşkilâtı ve kanunu yapılmalı. hükümet bunları para ve herşeyle himaye etmeli. türkiye ziraat memleketi olduğundan bilhassa köylüler için sendikalar, kooperatifler yapıp, bunlara hükümet kredi açmalı. almanya'da bu teşkilât en iyi olduğundan oradan almalı. dolu ve emsaline karşı sigorta yapmalı. alman çiftçisi tarzında köylünün küçük sanatlarını tanzim etmeli. bunlar türkiye için temel taşıdır. çünkü çiftçi milletiz.
    5 — iplik, kumaş, bez, basma, çanak, tabak, bardak, kundura derileri, şeker, tıbbî pamuk ve gaz, tuğla, kiremit, çimento gibi zarurî havayicten olan fabrikaları yapıp ilerisine gitmeli. bizim avrupa gibi sanayi memleketi olmak için uzun zaman ister ve onlarla rekabet edemeyiz. hem de bugün avrupa fabrikalarının esiridir. bu yüzden vahim bir buhran içinde. fabrikayı kendi en mühim ihtiyaçlarımız için yapıp, ihracat için yapmak hatadır.
    6 — avrupa fabrikaları bizim millî sanatlarımızı öldürmüştür. daha yirmi yıl böyle giderse birşey kalmaz. avrupanın sanatlarımızı öldürmesi demek hars ve medeniyetimizi öldürmesi demektir. elde kalanları ihya etmeli ve bunları orijinal olduğundan avrupaya satabiliriz. bunun için kumaş, işleme, kapı tokmağı, kilid ilâh.. türk numunelerini toplayıp bir sanat numuneleri müzesi yapmalıyız. bu müzeye türk hars müzesi adını vermek daha doğrudur.
    7 — tarhana, bulgur, keşkek, kesen gibi türk yiyeceklerini güzel paketlerde avrupanın bu misillü müstahzaratı gibi satmalıdır.
    8 — türk şekerciliği ve şekerlemelerini ıslâh ve bir eserle tesbit etmelidir. bir mektep açıp, ustalar oradan yetişmelidir.
    9 — avrupanın sergilerini her gezdikçe daha iyi anlıyorum ki, türkiye'yi ihya etmek, ölümden kurtarmak, avrupa milletleri sırasına koymak, alim ve şairlerden evvel sanat sahipleri yetiştirmekle olacaktır. bunlar asrî demirci, asrî marangoz, motor tamircisi, ırgat ve emsali hergün muhtaç olunan insanlardır.
    10 — türk börekçilik, tatlıcılık ve pastacılığını tanzim ve ikmâl edip ve bir kitap yazdırıp, tesbit ve ustaları buna dair açılacak bir mekteple yetiştirmelidir.
    11 — faşist sendikalist ve kooperatif rejimini ve bizim eski ahî ve lonca teşkilâtlarını tetkik edip bu bâbta yeni bir kanun yapmalı.
    12 — avrupada bir çok kabiliyetli gence iktisat ve maliye tahsil ettirmeli. bunlar mektebi bitirince yine avrupada bankalarda, sendikalarda, şirketlerde pratik olarak çalışmalıdır. bunlar iktisatçıların tıpkı, hekimlerin hastahane ve lâboratuvarları mesabesindedir.

    xııı — din ve vakıf teşkilatı

    1 — hilâfetin yeniden tesisi hayatî bir ihtiyaçtır. papa dururken hilâfeti ilga etmek cinayetti. binaenaleyh hilâfet yeniden teşkil edilecektir. türk din alimleri arasından biri millet meclisince halife intihab olunacaktır. müddeti beş yıldır.
    2 — halife yalnız dinî işlere müslümanların dünyevî ve uhrevî saadetlerine çalışır.
    3 — yarı azası türk, yarı azası diğer müslüman memleketlerden gelen din alimleri ile bir hilâfet şurası teşkil edilir. bu meclis halifenin müşavir heyetidir.
    4 — devlet halifeye ve hilâfet şûrası azasına maaş verir. sırf türkiye'ye ait bir islâm cemiyeti teşekkül eder, bunun reisi de halifedir.
    5 — bütün evkaf bu cemiyete aittir.
    6 — bir islâm bankası yapılıp, bu varidat onunla idare edilir.
    7 — türkiye'nin her tarafındaki camiler tespit edilip mimarî kıymeti olanlar tamir ve ihya edilir.
    8 — camiler elektrikle tenvir, kalorifer ile teshin edilir.
    9 — evkafın emlâk ve arazisi varidat götürür bir hale konur.
    10 — istanbul'da hilâfet mektebi adıyla bir büyük mekteb açılıp, buraya orta mektep mezunlarından alınıp müezzin, imam, hatip yetiştirilir. darülfünun mezunlarından alınıp, vaiz ve müftü yetiştirilir. bunlara arapça, acemce ve bir avrupa dili öğretilir. imam sesi güzel, vaiz ve müftü natuk çocuklardan intihab olunurlar.
    11 — her şehirde bir müftü, her camide bir imam bulunur.
    12 — yine sesi güzel ve ilk mezunlarından alınıp müezzin yetiştirilir.
    13 — bunlara bol maaşlar verilir.
    14 — bir vaaz kitabı yapıp, saçma vaaz kaldırılır. vaaz siyasî, idarî, ilmî, ahlâkı, ticarî ve iktisadîdir. hutbeler de türkçe ve bu yolda olur.
    15 — bir ilmihâl yazıp dinin farzları, sünnetleri basit usuller ile yazılır. keza müezzinlerin okuyacakları dualar ve ayetlerin notaları, ilâhilerin notları dercedilir.
    16 — imam ve müezzinler müftüye, müftüler de halifeye tâbidir. azil ve nasbları bu suretle olur.
    17 — hilâfet mektep, hastahane, pansiyon açabilir. bu suretle memleketin irfanına sıhhatına hizmet eder. bazı insanlar dünyadan bezer, hayatını dine vakfetmek ister. böyleleri bu pansiyonlara girer, mektepler ve hastahanelerde çalışırlar. bunların kadın ve erkek kısımları olur.
    18 — misyoner teşkilâtı gibi teşkilât yapıp bunlarla anadolu halkının dini öğretilir. harice de çıkıp propaganda yaparlar. bunları hakim ve muallimler ile yaparlar ki bu hususta en faydalı unsurlar bunlardır. aynı zamanda türklüğe de çalışırlar.
    19 — müslüman memleketlerin saadetine, hariçteki müslümanların ilim öğrenip, adam omalarına çalışır, buralardan çocuklar getirip, terbiye edip, memleketine yollar. adeta bu eski zaviye ve tarikat usulüdür ki pek mühimdir.
    20 — hariçteki müslümanlardan nakdî yardım, vakıflar ve dahildende vakıflar kabul eder.
    21 — devletin siyasetine, idaresine müdahale eden halife hemen millet meclisince azlolunur.
    22 — halife'ye istanbul'da padişahlardan kalma bir ikametgâh bir de resmî daire verilir. ihtimal eski ziraat nezareti münasiptir. sultan ahmed ve ayasofya camii de halifenin olur. orada halife cuma namazı kıldırır.
    23 — yetim, terkedilmiş çocukları alır, büyütür, yetiştirir.
    24 — devlet baksa bile bu teşkilât iradlarıyla mevcut olur. kimse elinden alamaz. servetiyle kalır ve türklüğü; müslümanlığı, rum ve ermeni patrikleri milletlerini yaşattıkları gibi yaşatır. bu teşkilâta çok ehemmiyet verilmelidir. çünkü anadolu halkı pek cahildir. din, allah, peygamber, nedir adeta bilmezler. maazallah memleket bir ecnebi istilâsina uğrarsa az zamanda tanassur edip, türkçeyi de unutur, türklük mahvolur. işte ermeni ve rumları, mektepleri ve dilleri ile beraber asırlardan beri yaşatan kiliseleri, dinleri ve kilise teşkilâtıdır. din bu hususta kaledir. mk bu kaleyi yıktı.
    25 — evkafı asrî bir suretle islâh etmek zaruridir. devlet asla evkafa el süremez.
    26 — müftü, imam ve müezzinin kisveleri olur. ancak bu dini kisvelerle, eğlence mahallerine, kahvehanelere gidilemez.
    27 — bir yüksek din mektebi yapıp, arabca, acemce ve avrupa dilleri ile müslüman dinî ilimleri, hristiyanlık misyoner faaliyeti hakkında yüksek tahsil yapılır.
    28 — tarikatlardan bektaşilik, mevlevîlik, nakşibendîlik ve halvetîlik millî türk icadıdır. bunlara müsaade edilecektir. hilâfete merbut olacaklardır. ancak bunlardaki fena şeyler ilga edilip, tekkeleri mektep veya hastahane haline konacaktır. zikir için bir mahal tahsis edilip, haftada bir defa ayin icra edilecektir.
    29 — baba ve şeyhleri usulü dairesinde yetişmiş, ahlâk sahibi ve lise tahsili görmüş olanlardan halife intihab ve tayin edecektir. halife azil hakkına da maliktir.
    30 — tekkelerde eskiden olduğu gibi şiir, musiki ve felsefe ile de iştigal edilir. ve yine eskiden olduğu gibi şeyhlerden mühim şair ve musikişinaslar yetişir.
    31 — bu teşkilâtı yanlış ve gerileme ve zararlı zannetmek büyük hatadır. avrupada da her yerde vardır. hattâ mebus intihablarında bile bunların mühim bir kuvvet ve tesiri olur. fransa'da olduğu gibi, bilhassa ingiltere'de kiliseler intihablarda büyük bir âmildir. afrika, asya ve okyanuslarda milyonlarca halkı hristiyan yaptılar.
    32 — bunlara avrupanın misyoner ve cizvit teşkilâtı şeklini verip memlekette bilhassa kürtler arasında mektep, tekke, hastahane açarak, bunları türklük neşrine hadim kılmaktır. bunlar bilhassa kürtleri, türkleştirmek için çalışacaklardır. bütün bu teşkilâtın gazeteleri olacaktır. islâm aleyhine yapılan neştirayatı ve işleri takip edip, cevaplar vereceklerdir.
    33 — hırka-i şerif ve emsali halifeye teslim edilecektir. bütün islâm memleketlerindeki mukaddes eşya da getirilip istanbul'da halifeye teslim olunacaktır. hilâfetin bir kütüphanesi, bir müzesi, bir arşivi olacaktır. kütüphanesinde her memleketten gelen müslümanlar okur. idarî işler için bir kalem yapılacaktır.
    34 — hanefî, malikî, şafiî, hanbelî ve şiî mezhepleri ve tarikatler için şube ve müdürler olacak.
    35 — halifeye otuz kişilik merasime mahsus bir hassa müfrezesi verilecek. bu askerin hususî elbisesi olacak. aralarında müslüman memleketlerinden gelme neferler de olacak. her cuma günü halife kendine mahsus elbisesini giyip, alayı ile camiye gidecektir. halifelik makamı istanbul'dur.
    36 — kadın ve erkekten dünyadan bıkmış olanlar olacağından bunlar tekkelere kabul edilir. kadın kısmı ayrı olur. bunlara hastabakıcılık, çocuğa bakmak öğretilir. hayatlarını hilâfetin açacağı hastanede ve keza kismesiz çocuklar için açacağı mahalde bunlara bakmakla yani ömürlerini dinî hasenatla geçirirler.
    37 — imam, vaiz, müftü ve müezzin gibi din memurları sade türk cinsinden olur.

    xıv — türklerdeki istikbal

    bütün asya ve şark gibi türklerde de her tarafta bir uyanma hareketi başlamıştır. bu öldürülemez. istikbal ümidle doludur. bugünkü türkiye bunun başında, merkez ve mesnedidir. türkiye ve türklük bugünkü haliyle yaşayamaz. behemehal bütün türklerden konfederasyon halinde büyük bir devlet teşkil edilmelidir. cinden ve çin denizinden, adalar ve akdenize, şimal denizinden afganistan ve iran içlerine kadar olan yerler türkler ile doludur.

    türkiye ondört milyon nüfustur. tamamiyle teşkilâtı, yolları yapılmış, fabrikaları, ziraatı olmuş, alim ve teknisyenleri yetişmiş olsa dahi yaşıyamaz. etrafı düşmanla doludur. bilhassa avrupanın bu koloni devresi bütün şarkın ve türkün azrailidir.

    bu sebeble;

    evvelâ türkiye, kafkasya türkleri ve irandaki azerbeycan, kafkas dağlarındaki komuk, çeçen, lezgi, asetin, kabartay, çerkeş ve abazalar ile birer müstakil cumhuriyet halinde bir konfederasyon yapmalı. bu dağdaki milletler de resmî dil olarak türkçeyi kabul etmeli. bu suretle yirmi beş milyonluk bir kitle yapar. hariciye, askerlik, maliye ve iktisat, maarif bir olup, her cumhuriyet kendi dahili idaresinde müstakil ve idaresini bir cumhurreisi ve millet meclisi ile yapmalı. türkiye de aynca umumî bir millet meclisi yapıp, bunda her cumhuriyetten nüfusu nisbetinde mebus bulunmalı. bu meclis askerlik ve diğer müşterek işlere bakmalı. böyle olunca ankara payitaht olamaz. esasen büyük bir ırmak üzerinde olmadığından büyük nüfuslu bir şehir yani payitaht olamaz. paris ve emsali bütün büyük payitahtlar büyük ırmaklar üzerindedir. anadolu ortasında kızılırmak üzerinde yine bir payitaht yapmalıdır. kırımda bir cumhuriyet olup, buna iltihak etmelidir. bu devletin adı türkiye'dir. anadolu çok nüfus ister. muhacir getirmek sistemi bu parasızlıkla yanlıştır. evvelâ bataklıkları kurutmak lâzım ve maişete kâfi iş yaratmak lâzım. bunlarsız gelen muhacir gelir, muzır unsur olur. muhacir meselesinde derhal türkçeyi kabul ettirmek bunları türk harsı ile yetiştirmek, müslüman ve sünnî etmek en büyük şarttır. türklük hiç şüphe yok ki, harsça bazı farklara maliktir. dil muhtelif şivelerdedir. kastamonu ve emsali birer patois'dır ki, bugünkü müttehit olmuş fransa'da daha hesapsızdır. bu mühim bir şey değildir. ancak türkçe türkiye ve çağatayca olarak esaslı iki lehçedir. mesafe uzaklığı ve bu dil meselesinden dolayı sibirya ve ta çine kadar türkleri bir devlet haline koymak mümkün değildir. hem de gayri tabiidir. zarardan başka bir netice vermez. bu sebeple bir de orta asya'da özbek, türkmen, kırgız, tatar, başkırt, uygur ilâh... hepsi birer cumhuriyet halinde bir konfederasyon yapmalı. umumî payitahtları taşkent olur. bu devletin adı türkistan devletidir. bunlarda tıpkı türkiye tarzı gibi meclislerle idare edilir. ve türkiye ile harici askerlik, maarif, iktisat işlerinde bir olur. arada gümrük olmaz.

    çağataycayı tedricen türkiye türkçesine yaklaştırmalıdır. zamanla mümkündür ve mutlaka lâzımdır. azerî lehçesi anadoludan pek farklı değildir.

    işte böyle bir türkiye yaşıyabilir. kırk elli milyon türk eder. bunların ilk işi iran ve afganistan türklerini kurtarmaktır. şimdiki iran'ın şimali türk yurdudur. 9 asır evvel mahmut kaşgarî dahi kazvî'nin türk şehri olduğunu söyler.

    işte türk'ün böyle bir çok irredantası vardır.

    bu devletin tehlikesi de vardır:

    1 — avrupa koloni siyaseti ve avrupa medeniyeti. türkler bu medeniyeti ilim ve tekniklerini aldıktan sonra ilerisine gitmemelidir. avrupanın kuvvetini kırmağa çalışmalıdır ki bize zarar vermez hale gelsinler. bu da onların mallarına boykot yapmakla tamamiyle mümkündür.

    2 — çinliler. bunlar uyanırsa evvelâ türklüğe tehlike olurlar. tarih şahidtir.

    bunun için öyle bir vaziyette icab ederse avrupa ile dahi ittifak edip çinlileri tepelemelidir. bu avrupanın da menfaati icabındandır.

    3 — araplar. fas'tan bağdat'a kadar arap dili hakim olduğundan kuvvetlenirlerse ilk türk'e hücum ederler. bunlara göz açtırmamak.

    4 — rusya. rusya'yı parçalamalı. rusya'nın yeniden veya ukranya'nın büyümesine asla müsaade etmemelidir.

    böyle teşekkül eden müttehit türkiye ve türkistan büyük devletleri asla istilâ ve fütuhat sevdasına düşmemelidir. tarihte birçok türk istilâları var. sonunda hepsi mahvolmuştur. netice türk insanca, malca müthiş zayiat verip, zayıf düşmüştür. bu tarihî ders türk için asla unutulmayacak bir derstir. hem türke istilâ yapmaya bir lüzum yoktur. çünkü koloni ihtiyacı yoktur. sebebi yurdu pek geniştir. daha birkaç yüz milyon türk yaşatabilir. sonra mevadd-ı iptidaiyye için de koloni ve fütuhat hem de sanayi için petrol, kömür, ilâh.... her şeyi, her madeni vardır.

    bu devlette hiçbir ecnebi unsuru yüksek tahsile kabul etmemelidir. bunlar ilk tahsilden başka bir şey görmemeli. bunu hükümet aşikâr yapamaz. gizli bir mania ile çalışır. bu nokta türk istikbal ve hayatının en mühim noktasıdır. bu dersi de bize tarih vermektedir. bulgar, arap, arnavut, ilâh... istiklâllerini yapanlar, bizim ali mekteblerde yetişen bu ecnebî gençlerdir. şimdi de kürt istiklâline çalışanlar mekteplerimizden yetişmiş kürt gençleridir. ne gaflettir ki, halâ maarif vekâleti avrupaya bile arnavut, boşnak, ilâh... talebe gönderiyor. bunlardan bazıları pariste işitiyorum. nankörlük edip, kürt, arnavut olduklarını, türkü aşağı gördüklerini söylüyorlarmış. bu mühim noktaya nitekim ingiltere ve fransa müstemlekelerinde pek dikkat edip, o milletlerin irfanına mani oluyorlar.

    xv — fevkalade teşkilat

    1 — ermeniler vesair türk rical ve alimlerini öldürmek, isyan çıkarmak, ecnebi devletlere casusluk etmek, keza türkün gayri unsurların türklük aleyhine türlü fenalık ve propaganda yapmakta oldukları malûmdur. buna karşı harekete geçecek gizli bir cemiyet teşkil edilecektir.
    2 — bu cemiyete hükümet ilk sermayesini verecektir.
    3 — bu cemiyetin, hükümetle hiçbir alâkası olmıyacaktır.
    4 — bu cemiyet, fenalıklara karşı tedbir alacaktır. hattâ iyi ve halimâne vasıtalarla bunları durduramazlarsa mukabele bilmisil yapacaktır.
    5 — ermeniler gerek türkiye ve gerek azerî ileri gelenlerinden çok türk öldürdüler. bundan sonra da yine türk ricali vururlarsa bu teşkilât da ermenilerin büyüklerini vuracaktır.
    6 — bu teşkilât şarkta mevcut türkleri kurtarıp, müstakil kılmak için de çalışır. rus, iran azarbeycanını birleştirip bir cumhuriyet yapmaya, kafkas dağlan üzerindeki milletlerin, türkistanın, tatar ve kırgızların istiklâline çalışacaktır. iptida bunlara birçok ilk ve orta mektep muallimi, hekim ve eczacı yollamalıdır. bunlar güzel propaganda yaparlar.

    türk müslüman gençleri cemiyeti teşkil edilecek. bu teşkilât genç hristiyanlar teşkilâtı modelinde olacak.

    zeyl

    türk milleti tanrının en seçme milletidir. akıl, kahramanlık, ilim ve sanat kabiliyetlerini tanrı en çok ona vermiştir. şimdiye kadar çin denizinden balkanlara, mısır'a ve fas'a kadar olan koca arazide, cinde, hindde, milâttan evvel ve sonra birçok medeniyetler, ilim ve sanatlar yaratanlar biziz. binaenaleyh türk kanındaki kabiliyet cevheri iledir ki, medeniyet evci âlâsına varabilir. bunun içindir ki, türkiye'de büyük işler halis türklerin elinde bulunacaktır. biz yurdumuzda kankardeşi istiyoruz. bunu kanımız bağırıyor. türkiye'de bir kan, bir dil, bir din, bir duygu olabilir.

    biz bu yolda inkılâp yapıyoruz. yaptığımız «yüce millî inkılâp»tır. biz şahsına on paralık kıymet vermiyen biriyiz. (bir isim) gibi «kemalizm» yapmıyoruz.

    bu, şahsını herşeyin, millî, dinî ve vicdanî bütün mukaddesatın üstünde tutanların mahsulüdür. biz, «türkîzim» diyoruz ve bunu helenizm gibi şümullü manâda kullanıyoruz. bizim her cephedeki prensiplerimizin tamamı hulasaten «türklük millî imanı» diye tavsif edilebilir. türk'ün selâmet ve saadetini bizim programımız temin edebilir. bizim esaslarımız, kaidelerimiz türk'ün siyasî dini, programımız siyâsî ilmihâli olacaktır.

    milliyeti siyasî milliyet, ruhî milliyet, ırkî milliyet, diye ayırıyorlar. biz ruhî ve siyasî milliyetleri buz olup dağılan avusturya'da bizzat kendimiz de gördük. bizim nimetimizle, medenî hasılatımızla yetişen, arnavut, arap ve emsalini gördük. bize ettikleri hıyanetlerin kanlar içinde acısını tattık. böyle tarihi, maddî delillere dayanan vesikalardan sonra bizde her kim milliyeti, siyasî ve ruhî «medenî terbiye, zihniyet» zan ve kabul ederse, şüphesiz ya tamamiyle beyinsiz veya delidir yahut şahsî bir menfaat peşindedir, yahut da türke bir suikast besliyor ve fırsat bekliyor. biz milliyetin kan ile olur imanında sabitiz.

    biz şiddetli türkçü nasyonalistiz. çünkü içimizde halâ muhtelif unsurlar, hizipler var ki, fırsat düştükçe türkü tahkir ve türke hıyanet etmekdeler. böylelere karşı «millî kan dava ve müdafaası»nı yapmayanlar koyunlarında yılan besliyorlar. bunlar türk gibi, konuşsa türk gibi düşünse, türk menfaati için çalışsa idiler, başımızın üstünde olurlardı. fakat bir değil, yüzlerce vak'alar aksini ispat etmişlerdir. bütün bu derslerin bize öğrettiği şudur : türkiye bir dil, bir din, bir zihniyet sahibi bir kandaki insanlann olacaktır. bunu istemiyenler hicret edip giderler.

    türk vatanının topraklarının bir kısmı kurtuldu. siyasî birlik büyük bir zarar ile olsa da muhafaza edildi. fakat bu kurtulan vatanda bitmiş, muzır otlar vardır. bunları, çapalayıp, yolup bitirmeli. türk bağının üzümü hakkı olan gıdasını kendi yesin, rahat yaşasın, tatlı ve güzel mahsul versin. işte tarihî determinizm artık bu noktaya gelmiştir. bunu yaptıracaktır.

    günümüzde ecnebi kandan olup da içimizde yaşıyanlar memuriyetleri kapmışlar, hükümeti doldurmuşlar ve ellerine almışlardır. türke sade hamallık ve yoksulluk bırakmışlardır. bunların açılan memuriyetleri, kendi kandaşlarına vermek için nasıl bir gayretle çalıştıklarını görmek büyük bir ibrettir. hükümet ellerinde olduğundan muvaffak da oluyorlar. türk evvelâ kazanmak, sonra muhafaza için asırlardan beri malını verdiği, kanını döktüğü yurdunda yetim bir nevi ecnebî istilâsı altındadır. bu ecnebiler ise, mal, kan, verilmesi lâzım olan kara günlerde bunu vermiyor, hattâ üste hıyanet ediyorlar. ondört milyon türk'ün içinde bunlar beşyüz binden ziyade değilken, memuriyette takriben % 85 miktarındadırlar. anavatan anadoludur. ve halkı halis türktür. anadolu gövdedir. türkiye'nin yüreği, gönlü, canı oradadır. binaenaleyh resmî vazifelerde anadolu evlâdının bulunması esastır. hattâ anadolu harici türkler de nüfusları nisbetinde memuriyet alacaklardır. türk olmak saadetlerin en büyüğüdür. dünyada en büyük şeref türke hizmettir. hizmetlerin en büyüğü de «terbiye»dir. türklerin en büyüğü ve en iyisi de muallimlerdir. çünkü hakikî türkü onlar vücuda getirirler. bu vazifeyi yapan en mukaddes vazifeyi yapmış demektir.

    ideal ile yaşıyoruz, idealimiz şudur

    1 - türk vatanının göğüne bakıldığı vakit şafaktan al rengini, günden ve aydan nur almış, hilâl ve yıldız, onun altında uçan tuğrul ve sungur, tanrıya türkten dilek götürmek için yükselen bayrak, toprağına bakınca önünde bozkurt olarak oğuz kağan neslinin yürüdüğünü görmektir. bu gökte türk olmıyan bir serçe bile uçamaz. bu toprakta türk olmıyan bir ot bile bitemez.
    2 - türkte on yaşında bile bir tek okuyup, yazma bilmeyen bulamamak.
    3 - türkten büyük alimler, şöhreti dünyayı tutmuş sanatkârlar görmek.
    4 - türk tarlasını fennî yeşil bir hale koymak. türk şehirlerini aslî binalar ve müesseselerle doldurmak, şehirlerle köyler arasını yollarla ağ haline koymak.
    5 - millî ve aslî sanatları, ticareti ilerletmek.
    6 - türkü zengin ve saadete ermiş görmek.

    iyice biliyoruz ki türkün en büyük felâketi frenkleşmektir. bir takım bedbaht
    gençler avrupada tahsil edince veya bir avrupa dili öğrenip, onları biraz görünce, avrupaya meftun oluyor, türklüğü hiç görüyor. asırlardan beri milletimizi araplığa kurban ettik. şimdi de ayni ile frenkliğe kurban ediyoruz. türklüğü bu müthiş felâketten kurtarmak için mekteplerde iyi türk tarihi tedrisatına ve alelumum şiddetli bir propagandaya, türk şiir tarihini okutup, büyük şairlerimizi öğretmeye, geçmiş asırlardaki siyaset ilim ve askerlik tarihlerimizi öğretip büyük devlet ricallerimizi, büyük diplomatlarımızı, alimlerimizi, büyük kumandanlarımızı bildirmeye gayret etmeliyiz. avrupa medeniyeti artık kocamıştır. çürümüş ve yıkılma alametlerini artık iyice göstermiştir. böyle tereddi etmiş bir medeniyeti olduğu gibi almak ölüm mikrobu yaldızlı zehir hapı yutmaktan başka bir-şey değildir. avrupanın sade ilim, sanat teknik, metod ve çalışma usulünü alacağız. diğer şeyleri muzırdır. işte bundan dolayıdır ki dans ve emsalinin şiddetle aleyhindeyiz. yine avrupa gibi medeniyetimizi sade maddiyat ve egoizm üzerine tesis etmek de fenadır. maddî terakkilerle beraber yürüyecek, ruhî ve vicdanî ve insanî bir terakki de lâzım ve ekmek gibi zarurî bir ihtiyaçtır. asıl medeniyet budur. işte (bir isim)'in büyük bir hatası da buradadır.

    hattâ kaydedelim ki, meselâ, güzel sanatları basma kalıp almak da büyük hatalardandır. bu şiir ve edebiyat gibi harsa tealluk eden bilgi ve sanatları türk ruhuna uyduracağız. bu hususta millî orijinalliğimiz damgasını her alınan şeye koyacağız. hars ve töre atalarımızın bize mukaddes ve mübarek miras ve emanetleridir. bunlardır ki her milletin temel taşıdır. bunlarsız milletler yıkılmağa mahkûmdur. millî gurursuz, -ki bunlarla hâsıl olur- hiçbir terakki, medeniyet ve kuvvet olamaz.

    işte bundandır ki, avrupadan gelmiş metaa gümrük koyacağız. materyalizm, sosyalizm, komünizm, egoizm, dans, içki, fuhuş, frengi ve her türlü ahlâksızlık gibi çürük mallan hudutlarımızdan geçirmemeye çalışacağız. (bir isim) devrinde birtakım insan gördük. yenilik ve medeniyet diye öyle delilik yaptılar ki, aklı başında biri olsaydı bunları derhal tımarhaneye tıkardı. bunlar yenilik diye atalara ve onların medenî ve sınaî eserlerine hor baktılar, hakaret yağdırdılar, millî an'anelerimizi ayak altında çiğnediler. adetlerimizden iğrendiler. hatta; pek fecidir ki, avrupanın iyi şeylerini bırakıp, en kötü şeylerini aldılar. kendilerinden de birçok çocukça ve gülünç şeyler icad edip, bunlara kattılar. fazilet, ahlâk ve namus gibi mefhumları boş şeyler sayıp, hayvan derekesine indiler.

    atalar töresi, atalar sözü, mukaddestir. bunları asırların alimâne mesaisi bir milletin yığılmış dehası, hayatın bin tecrübeleri vücuda getirip, biriktirmiş ve dağlar gibi yükseltmiştir. hangi millet ki, bu tarihi ve baha biçilmez derslere göz yumar, bu haşmetli abideyi yıkar, mutlaka batar. bir medeniyetten bir medeniyete geçilebilir. fakat töre durur. bizim bugün bu neslin sırtını doldurup, belini büken felâket yükümüz işte budur.

    bunların kemalizm adı koydukları asrîlik deliliği ile öyle züppeler türedi ki insan hallerine bakıyor, hem gülüyor hem ağlıyordu. bu delilikte neviler vardır ki, bunlar dahilik deliliği, inkılâp deliliği, kibr-ü gurur, tanrı derecesine çıkmak, ahlâksızlık, namussuzluk, zulüm ve ceberrut ilâh., emsali şeylerdir. yine (bir isim)'in yaptığı inkılâp değişiklik, modernizm, ancak bir elbise dolabı inkılâbıdır. bir bıçak sırtı kadar ileri geçmemiştir. fesi değiştirmiş, şapka ve firak getirmiştir, fakat inkılâp asıl kafanın içinde olur. hakikî inkılâp tahtası kemikten olan bu dolapta olur. bunu maarif ve millî terbiye yapar. (bir isim) on yıldır buna dair birşey yapmadı. maarif bütçesi halâ her bütçeden fakirdir. bu bâbta yaptığı birşey varsa o da muhtelif mektepler ve üniversite ıslâhatıdır. birincisi türkün ahlâkına, aile hayat ve saadetine ve yine tahsile müthiş bir darbe oldu. ikincisi ise tuba ağacına döndü. demek (bir isim) yirmibeş yıl sonra bula bula maarif nazırı emrullah efendinin maarif sistemini buldu. o vakit bile bu sistemin ne kadar hatalı ve çocukça birşey olduğu gösterilmişti. bir aralık atalar tarihi armağanları olan cami vesair mebani gibi güzel sanat eserlerinden güzel yazıları, tuğraları kazımağa, çeşmeler ve emsalini yıkmağa koyuldular. (bir ısim)'in böyle türkün şanlı tarihine hücumu, büyük tarihî cinayetlerdendir. bunu sırf şahsî hodbinliği ile yapmıştır. bütün gayreti kendinden evvel bir türk devleti, milleti, tarihi, eseri bırakmamak ve her şeyi kendi ile, kendi deha ve kudreti ile başlatmaktadır. bu gayret çocukça, akılsızca bir gayrettir. padişahların fenalıkları oldu ise bunun hiçbir hükmü yoktur. cumhurreisleri de padişahlar da fânidir. gelip geçerler, bakî ve ezelî ve ebedî olan türk milletidir. türk milletinin tarihine, şeref hazinesine olan her hücum melunluktur. işte bundandır ki böyle vandallıklan bütün kudretimizle men edeceğiz. mesullerini cezalandıracağız. bir daha olamaması için lâzım gelen şeyleri yapacağız. yine bu sebepledir ki hilâfeti yeniden yapıyoruz. istanbul hilâfet şehridir. türkün üçüncü payitahtıdır. bursa birinci, edirne ikinci payitahttır. istanbul ve edirne türkün mukaddes menkıbe ve abideleriyle doludur. buralar türk durdukça türk olarak yaşarlar. türk milletini hakikaten kurtarmak ona kudret vermek için diline, töresine, edebiyatına kuvvet vermek, tarihini, dinini, abidelerini muhafaza etmek lâzımdır. bunlar türke çelikten birer kaledirler. işte bu vazifeleri görmek için başvekâlete merbut "ırk müdürlüğü" teşkil edilecektir. bu daire zabit, muallim, din memuru olacakların, bu mekteblere gireceklerin mebus, vekil, hariciye memuru ve diğer memurların ırklarını tespit edecek, türk olmayanları çıkaracak. ve bunların bu mekteblere girmelerini önleyecek, zabit muallim ve emsalinin ecnebi ile ve müslümandan gayri ile evlenmelerini menedecek, sar'a, delilik gibi ırsî hastalıklara müptelâ olanları evlendirtmeyecek, millî tarihin, abidelerin muhafazasını kontrol, mesullerini tecziye edecek edebî harsî ve emsalî millî hâsılatı, millî sanatları, millî ticareti koruyacak, bunlara para yardımı ve her kolaylığı yapacak. avrupa sendikaları fabrikalarımızı ve mahsullerimizi bitirmek için fiatlarını ucuzlatırsa devlet bunlara para verecek. keza türk hudutları haricindeki türklere de bakacak. türk milleti asırlardan beri terkettiğimiz memleketlerde mahvolup gidiyor. meselâ iskenderiye, kahire, trablus, şam ve halep'te birer orta mektep ve hastane açacak. buralarda türk çocuklarına türkçe öğretilecek ve onlara türk ruhu verilecek. bu çocuklar sonra ingiliz, amerikan ve merzifon mekteplerine tehlikesiz gidebilirler. bu hastaneler türk hastalara bakacak. bu suretle yüzbinlerce türkün araplaşmasının önü alınacaktır. hâsılı bu müessese türklüğün muhafızı, bekçisi, yardımcısı olacaktır.

    türk milletine din lâzımdır. nitekim her millete de lâzımdır. türkiye'nin resmî dini vardır ve müslümanlıktır. bırakınız din milleti tesellî etsin. zalimler bu zavallı milleti bu teselliden de mahrum ettiler. milyonlarca kara bahtlı insanlar var. onlar bu teselliye ekmek ve su gibi muhtaçtır. hele zaruretler ve kara günlerde, hele ihtiyarlıkta din insanları fazilete sevkeder, bütün fenalıklardan korur. türk milletini yine eskisi gibi fazilete şevketsin, yine milletimizi korusun. din kötü olmaz. kötü olan taassuptur. ve onun ehli cahil din memurlarıdır. asrî ve içtimaî ilimleri öğrenmiş olan din alimlerinden zarar değil fayda gelir. din sade aleminde yaşar, devlet idaresine, siyasete karışmaz. binaenaleyh dini sınıflar, siyasî fırka teşkil edemez. din harsa dahildir. her şeyde olduğu gibi din birliği de bir devlet ve milletin selâmeti için lâzımdır. aramızdaki bizden başka dinlerde olanlara dokunamayız. din vicdan işidir. vicdan hürriyeti ilân ve devamı kan dökmeye kadar olan fedakârlıklara razı olduğumuz bir umdedir. ancak yurdumuza gelen dinî müesseselere bu vicdan hürriyeti toprağında din değiştirmelerine müsaade edemeyiz. eğer bunlar yalnız bunun için ve iddiaları veçhile insaniyet namına gelselerdi hadi yine razı olurduk. fakat iyi tetkik etmişizdir, fiilen görmüşüzdür ve pek iyi biliriz ki, bunların gayeleri, son hedefleri, geldikleri yeri koloni yapmaktır. bu faaliyetlerin maskesi, din, insaniyet ve her ne olursa olsun maksadı siyasidir. yurdumuzda yeniden dinî tefrikalar çıkarılmasına asla müsaade edemeyiz. lâik olan bir memleket din propagandasına nasıl tahammül edebilir. avrupanın hristiyan teşkilâtının ruhu taassup, gayesi siyasidir. başka her ne deseler, inanmayız ve inanmayın. bunların mektepleri, hastahaneleri, fukaraya yardımları, ilâçları hep bunun içindir. insanlara anadan, babadan gelme imanı değiştirtmek 20. asırda melanet, hıyanet ve ahmaklık sıfatlarından başka bir şeyle tavsif edilemez. bu teşkilâttan, bu teşkilâtı yapan, sevkeden, parasını veren avrupalılardan korkmak lâzımdır. bunlardan daima şüphe etmelidir. bu suretle bizzat bizim elimizden dahi nice topraklarımızı, servetlerimizi, rahatımızı, emniyetimizi, imanımızı, benliğimizi hattâ canımızı almışlardır. şarkı kara sefalet içine atmış, dilenci haline koymuşlardır. bunun en yeni misâlî suriye'dir ki onun bugünkü vaziyeti orada yüzelli yıldır çalışan hristiyan teşkilâtının eseridir. bunlara karşı daima uyanık olmalıdır. son yıllarda diktatörlük ve bununla birleştirilmiş bir sosyalistlik modası çıkarıldı. artık hürriyet prensibinin çürüdüğü, modası geçtiği, milletleri idare edemez olduğu ileri sürüldü. faşizm denilen şey liberalizm, parlementarizm ve demokrasi denilen şeylerin zıddıdır. demokrasi suffage universal ile olur, parlement de onunla kaimdir. yani bunlar halkın, milletin kendi kendini idare etmesi demektir. faşizm ise koca bir milleti bir şahsın hevesi, keyfi veçhile idare etmesidir. böyle bir idarenin adı beşeriyetin nice asırdır yaka silktiği diktatörlük ve tiranîdir. bu adamlara müstebit ve zaleme derler. dünyanın bütün milletleri uzun asırlar boyunca böyle zalemenin elinde yaşamışlar, bin belâ çekmişler, nihayet yine asırlarca çalışarak ırmaklar kadar kan dökerek bunlardan kurtulmuşlardır. şimdi bu kanlar, bu emekler boşa mı gidiyor?! insanların, hele 20. asırda, bir koyun veya eşek sürüsü gibi bir adımın keyfi ve sopası ile yürümesi insaniyet için ne kadar ağır, utanç ve ne kara bir lekedir. böyle yaşamaktansa insanlıktan mümkünse istifa etmek veya ölmek müreccahtır. müstebitler bu idarelerini haklı ve lüzumlu göstermek için çok şey bulur ve söylerler. fakat ne söylerlerse boştur. ve bunları sırf mevkide kalmak ve keyfemayeşa hüküm sürmek için söylerler. bu yolda olan şahıs, doğru ve iyi olsa yine müstebittir, mütegallibedir. sosyalistler, etatist ve enternasyonalisttir. halbuki, faşistler şiddetle nasyonalist olup, enternasyonalizmin aleyhinde iseler de sosyalistler gibi etatist ve ekonomi dirije taraftan ve emperyalisttirler. nitekim sovyetler de etatist ve emperyalisttir. sosyalizm, her şeyi nasyonalize eden bir doktrin olup, şahsî faaliyetlerin aleyhinde ve ferdî teşebbüsü ve kabiliyeti ve aileyi öldürür. sosyalizmin esası milleti, hükümetle karıştırmak, daha iyi tâbiri ile milleti hükümette eritip, mahvetmektir. millî iktisadın yeni şekli de etatizmdir. mussolini'de görüldüğü gibi bunlar nasyonalizm ve emperyalizmi sosyalizm ve etatizm ile mecz ve tevhid ediyorlar. bir derece zıtlar birleştiriliyor. tabii olmasa gerek. biz lüzumunda büyük işlerde etatizm yapacağımız gibi ferdî kabiliyet ve teşkilâtların inkişâfını da bütün kuvvetimizle teşvik edeceğiz. ilimde sanatta, siyasette iyi her ne olursa iptida ve ekseriya ferdler onu yapmışlardır. hükümetin vazifesi onların saylerini kolaylatacak yardımlar yapmaktır. millet devletin üstündedir. milletin, onda silinmesine kani değiliz. enternasyonalizmin aleyhindeyiz ve nasyonalistiz fakat emperyalist değiliz. faşizm, diktatörlük olduğundan milletin arzu ve kabulü ile duramayıp bir milis ile muhafaza edilmektedir. nitekim (bir isim) de silâh kuvveti ve söyleyen ağızlan iple boğmakla mevkide oturabiliyor. diktatörlük rejimi kuvvetli görünürse de çürüktür. birgün bir anda çöker, milletler kendilerine kan ağlatanlardan intikam alırlar. faşizm ondan başka bir şey olmayan, sovyetizm ve emsali belki de önce bir prensip, beşeriyetin veya bir milletin hayrı için kurulmuştur. fakat bugün despotça hüküm sürmekten başka bir şey için icad edilmemiş manzarası veriyor. onların bir takım milletleri saadete erdirmek için çalışmaları ve sözleri bu feci sahnenin aldatıcı ve göz boyayıcı dekorlarından başka bir şeye benzemiyor. ne vereceği malûm olmayan bir takım nazariyeleri milyonlarca halka tatbik etmek, o halkı lâboratuvarlarda tıb uğruna ifna edilen tavşan yapmaktan başka bir şey değildir. diktatörlüğün, sosyalizm ve komünizmin -ki yine diktatörlüğe varıyorlar- düşmanıyız. bunlar halkın sermaye, servet ve sanatını da yıkıyorlar. bunları eline alan hükümetin başındakiler, suiistimal ve ondan kendi şahıslarına menfaat temin ediyorlar. keza bu meslekler, kozmopolitlik telkin ediyor, bu da millî gayreti kırıyor. millî duyguyu öldürüyor. millî duygusuz milletleri diğer milletler esir mevkiine koyup kendi hesaplarına ve sefalet içinde çalıştırıyorlar. bu iki meslek tabii ve sosyal kanunlara muhaliftir. ekseriyetle zihinlerde hayalî nazariyelerle husule gelmişlerdir. beşeriyetin felâketi oldular. alemin nizamini bozuyorlar. halbuki bu nizam-ı alem bence asırların tecrübeleriyle teessüs etmiştir. bunlar gibi şeyler de değildir ki... en eski zamanlardan beri firavunlarda, iranlılarda, çin'de, ye-men'de, arada patlak veren bir irin gibi boşanmış ve derhal de kaybolmuştur. onun tarihi ispat eder ki, gayri tabiidir, tutunamıyor. sovyetler dahi tecrübelerden sonra çok noktalarda menşevik olmuşlardır. nereye gelmişse orasını cehenneme çevirmiştir. bu meslekler patron ve zengin istibdadından şikâyet ederler, fakat kendileri hükümrân olunca derhal amele ve fakirler istibdadı başlar. zaten sosyalizmin gayesi patronlar üzerine amele diktatörlüğü koymaktır. yani bir zulüm prensibidir. biz amelenin de patronun da hakkını koruyacağız. ve sosyalizm ve komünizmin insanlar arasındaki müsavat prensibine gelince bu hepsinden gülünçtür. çünkü insanlar müsavi olamaz ki, milyonlarca insanın hattâ yüzü diğerine benzemez, zekâlarının derecesi muhteliftir. seciyeleri, sıhhatleri, çalışma kudret ve kabiliyetleri ayrı ayndır. bu halde mevkileri ve maişetleri de müsavi olamaz. müsavat denilen şey kanun huzurunda, meselâ mahkemede her şahsın aynı muameleyi görmesinden ibarettir. despotlar türlü haltlar yedikleri gibi hürriyetçiler de yiyorlar. hürriyeti alet edip mevki, servet gibi şahsî menfaatler temin etmeye, hiç olmazsa, heves ve keyiflerini hüküm sürdürmeye çalışıyorlar. yaygaralar koparıyorlar, memleketi anarşiye doğru sürüklüyorlar. meselâ gazeteciler gibi. buna da müessir çareler bulmak lâzımdır. bunlara bağırarak söylüyoruz: «böyle yapacağınız vakit bunun istibdada doğru bir aksülamel doğuracağını, sonra bir zalim çıkıp ensenize bindiğini, size hele daha feci bütün millete kan kusturduğunu unutmayınız.»!

    kadın hakkındaki prensibimiz : «kadın sokaktan evedir.» kadın sokak süpürgesi değildir. o mukaddes aile devletinin muhterem kraliçesidir. ve öyle kalsın ve öyle olsun. kadını keyif aleti olmaktan, vücudunu bir alış veriş metaı yapmaktan bu iğrenç çarşıdan, rezil edilmekten menedeceğiz. kadınlar sokakta, memuriyette ne ararlar? kadınlar ana olmaktan daha büyük ne hürmet mevkii, ne şan, ne şeref ve ne büyük menfaat isterler?!. bir kadın birkaç iyi evlâd yetiştirdi mi vazifesini yapmış, istikbâlini haysiyetini kurtarmıştır. kanunî süleymandan sonra türk nüfusu hergün kırılmış ve bugün yurdumuz adeta boş kalmıştır. anadoluyu nüfus ile doldurmak hayatî bir zarurettir. insan adedidir ki kuvveti yapar, yine bu çokluktandır ki, zenginlik, talim ve terbiye, devletin azameti, milletin rahat ve saadeti doğar, bunu da yapacak kadınlar. işte tabiat ona ne mühim ve şerefli vazife vermiştir. iyi bir aile idaresi vücuda getirmek, iyi evlâd yetiştirmek şerefi o kadar büyüktür ki, bunu yapan kadınlar en büyük, ilmi, siyasî, millî hizmetler görmüş erkeklerden daha ziyade öğünmeye, şeref almaya haklıdırlar. bugün kadını erkekle müsavi saymak, onu her memuriyete koymak, asrîlik diye moda olmuştur. bundan büyük hatâ olamaz. kadın esasen yaratılışı icabı erkekle müsavi değildir. zayıf bir yaradılıştır. nâzik ve narindir. her ay arızaları vardır. bünyesinin zahmete mukavemeti azdır. sinirleri galiptir. ona herşeyden evvel ve ziyade sinirler hâkimdir. hisse tabidir. tabiat onda yarattığı çocuk, uzuvlarını bir eğlence olsun diye yaratmamıştır. kadın herşeyden evvel çocuk makinesidir. kadın yaradılışı derecesinden fazla işlere giremez. o çocuk yetiştirmek ve terbiye etmek, ev sıhhati ve aile rahatı gibi işlerde kalmalıdır. o bu işi görmezse bunları kim görecek? erkek işlerini erkeğe bırakmalıdır. bu taksimi zaten erkek ve kadının bünyeleri, ihtiyaç ve asırlardan beri gelen tecrübe yapmıştır. yoksa insanların ilk vahşiliği zamanında bu taksim eserî bir haldeydi. bu nazariye bir darbeyle yıkılamaz ki... şimdi kadın, erkek işine karışıyor ve kadın işini yüzüstü boş bırakıyor. erkek azalsa da o vazifeleri görecek adam olmasa o vakit zarurî olurdu. böyle bir vaziyet de yoktur. memuriyet kadına yakışmaz. belki birkaç memuriyet onun mizaç, bünye ve teşekkülüne müsaiddir. hele sefir, mebus, hakim, vali, polis, asker olmak hiç onun işi değildir. eğer kadın evlenmemişse otuz beş yaşından sonra memur olabilir. kadınlar muallimliği pek güzel yaparlar ve genç olarak bu işe başlarlar. ancak evlenirlerse muallimlikten çekilirler. bekârken ticaret yapabilir, evlenince kocalarının ticaretine yardım edebilirler. işte bu sebebtendir ki, her vasıta ile evlenmeyi ve çocuk yaptırmayı teşvik edeceğiz. bunun için de şu tedbirler alınacaktır.

    1 — kadın ve erkek bekârlardan vergi alınacaktır.
    2 — bir kadın ve erkek arasında nikâhsız yaşamak men, ağır para veya hapis cezasına düçâr edilecek.
    3 — şehirlerden hariç olarak teaddüdü zevecata müsaade edilecek.
    4 — fuhuş şiddetle men edilecek.
    5 — dans şiddetle men edilecek.
    6 — ahlâka hizmet edilecek. bunun için : şiddetli bir sansür konarak, tiyatro, sinema, gazete ve mecmualarda fuhşu talim ve teşvik eden şeyler, men ve tecziye edilecek. çocuk düşüren hekim ve ebe on-beş sene mahkûm, içki sefahatleri mümkün mertebe men edilecek.
    7 — ayyaşlar zabitlik, muallimlik ve ilâh... memuriyetlerden çıkarılacak.
    8 — bekârlığı aşağılık saydıracak bir ahlâkî zihniyet hâsıl edilecek.
    9 — evliler memuriyetlerde tercihan tayin edilecek.
    10 — çocuk vefeyatı yaşını geçirmiş dört çocuğu olan ailelere hükümet mükâfat verecek. bu adet arttıkça mükâfatta artacaktır.
    11 — kanunu medeni yüzünden köylerde teaddüdü zevecat sebebiyle yüzbinlerce piç vardır. bu kadın ve çocuklar meşru addedilecek, yoksa bunlann bilâhare miras alamamaları ve ahlâkî telâkki yüzünden büyük bir felâket olacaktır.
    12 — fuhuş aleyhine şiddetli davranılacak. çünkü cumhuriyetten beri kasden teşvik edilen fuhuş artmış, aile selâmeti kalmamıştır. devamlı aileler çok azalmış, birbirleriyle tanışan ailelerde kadın ve erkek mübadelesi çok görülür olmuştur. fuhuş ailenin düşmanı, aile ise sosyetenin ve milletin temelidir.
    13 — çocuklarımızda çok telefat olduğundan mütehassıs hekimler yetiştirip, mahalle mahalle, köy köy seyyar bir halde dolaştırılacak. bunlar ailelere çocuğa bakmasını öğretecek, hasta çocukları tedavi edecek. bu bâbta risaleler dağıtacaktır.
    14 — doğum, ölüm ve çocuk vefiyatı hakkında her yıl muntazam ve sahih istatistikler neşredilecektir. türk neslinin vücutça ve zekâca ataları gibi mükemmel olması da mühim bir meseledir. zaten iyi ve çok işi, sağlam bir vücut, iyi bir zekâ görebilir. hattâ iyi bir zekâ'da sağlam bir vücutta olur. bunun için de şu tedbirler alınacaktır:
    1 — kekeme, sar'alı, deli gibi ırsî hastalıklara müptelâ olanlar, gerek kadın gerek erkek olsun evlenmekten men edilecektir.
    2 — kadın veya erkek böyle şahıslar sterilize edilecektir.

    türkiye'yi idare etmek için alınmazı lâzım gelen tedbirleri bilmek için türk tarihine, türk yurdunun coğrafî iklimi ve sair ahvâline umumî harp ve neticesi olan perişanlıklara, (bir isim) idaresinin yolsuzluklarına, avrupada teşekkül eden diktatörlüklere, tatbik olunan sosyalizm, etatizm, ırkçılık, ekonomi dirije ve emsali prensiplere, onların esbab-ı mucibesine ve neticelerine bakmak kâfidir. bunlar mükemmel derslerle doludur. bunların mühimlerinden birkaçını sayalım : tarihimiz gösteriyorki, cahil, sefih, eğlence düşkünü, hırsız, müstebit ve türk olmıyan insanlar, devletin şirazesini bozmuş, bugünkü hale hazırlamıştır.nihayet bunları men için kan döküp meşrutiyet yapılmış, bu sefer de müstebitler millet meclislerini köle haline koyup, yine istibdada koyulmuşlardır. istibdat idaresinde ise favoritizm, cahillik, sefahet, eğlence düğün bayram, fuhuş ve emsali yol alır. müstebitler kendilerine ilâhi şekiller verirler. hiç olmazsa dahiliklerini söyletirler. yıl dönümlerinde şenlikler yaparlar. hürriyet ensesinden testere ile kesilerek öldürülür. makyavel demiştirki: «suistimal yapan bir hükümet zamanında o devlette hürriyete müsaade edilmez. ve böyle hükümet o milletin ahlâkını bozar. bu sebeple bir devleti islâh etmek için evvelâ o devletin ahlâkını ıslâh etmelidir. bu sayede kötü hükümet iş başına gelemez.» işte en büyük yapılacak şey millî ahlâk, millî terbiyedir. bir daha müstebit yetişememesindedir. bir asırdır hele meşrutiyetten beri, umumî harpte ve mütarekede türk olmıyan ermeni, rum, yahudi gibi unsurlar ecnebilere casusluktan kanlı isyanlara kadar, herşeyi aleyhimizde yaptılar. bunlar türkün ezelî ve ebedî düşmanlarıdır. türkü yıkan bunlardır. işte türkü kurtarmak için onu bu unsurlardan kurtarmalıdır. bunların müslüman olan kısmını da din birliği, türke düşmanlıktan men etmemiştir. yabancı unsurları türk köylerine yerleştirip, temsil etmelidir.

    bir yıkım da cehaletten geldiğinden, her şubede mütehassıs yetiştirmelidir. bir yıkım da millî ruh olmadığındandır. milleti, şiddetli bir türkçü yapmalıdır. bunlar için bir propaganda vekâleti teşkil edilmelidir. bunun biri içeri, diğeri dışarı olmak üzere iki kısmı olmalıdır. matbuat idaresi, tiyatro, sinema, radyo, bu vekâlete verilecek. bir büyük matbaası da olup, risaleler halinde neşriyat yapacak. konferanslar verecek. bu işler için bir mektep yapıp adam yetiştirecek. her vekâletten istifade edecek.

    dahilî propaganda: her vasıta ile millî ruh vermek, türkün tarih ve menkıbelerini öğretmek, komünistlik, kozmopolitlik, istibdat, ahlâksızlık, fuhuş ve emsali aleyhinde propaganda yapmak, (bir isim)'in yaptığı fenalıkları öğretmek. haricî propaganda: fransızca, ingilizce, almanca, arabca, acemce, urduca olmak üzere radyo, kitap, konferans ecnebî gazetelerinde neşriyat yapmak. bu neşriyat türkün parlak tarihi, nefis sanatları, sanayii, türk arazisinin zenginliği, bu zenginliği işletmek için avrupa ve amerika sermayesi celbi gibi şeylerdir.

    inkılâbı artık bitirmek istiyoruz. inkılâblar artık çok oldu. memleketi sükûnete, normal hale getirmek gayemizdir. eğer hiç olmazsa, devlet idare ve siyasetinde sabit bir program koyabilirsek stabilite verebilirsek, bir müstebit yetişmesine mâni olabilmişsek, yine bahtiyarız. isterim ki, hükümet sandalyesinin insana şeref vermediğini, ona oturanın ona şeref vermesi lâzım geldiğini ispat edebilirsem gönlümün emeli olmuştur. bu sandalyeye oturanın kaydi hayatla oturmak ve oradan hiç kalkmamak istediğini bizde bilhassa yirmibeş yıl daima gördük. oradan arzu ile ya milletin istemediği bir zamanda hemen çekilmeyi, öğretebilmişsem, böyle güzel bir ders böyle felâhbahş bir misâl vermiş isem başka şey istemem. gönlüm rahattır. bu sandalyenin zevk yeri, kibr-ü azamet satmak yeri değil, insanın sırtına ağır bir yük oturttuğunu, burada oturmanın zahmetli, azablı bir şey olduğunu, bu mevkii sırf fedakârlık, vatan hizmet ve gayreti ikasıyla insanın kabul edeceğini, ancak insanın kendinde bu hizmete kabiliyet veren zekâ ve malûmat olduğu vakit oraya oturabileceğini, olmadığı vakit iyi yapamam diye vicdan azabından titremeyi, maddî mesuliyetten korkup, almamağı telkin ve adet etmiş isem benden bahtiyar adam yoktur.