şükela:  tümü | bugün soru sor
  • avrupa'da (ve baska yerlerde) 'ders'ten ziyade 'seminer' seklinde gerceklestirilen sey. zira doktora ogrencisi artik pek de ogrenci kategorisine girmez, hatta kendisine 'hocam' diyenlerin sayisi artmaya baslamistir.
  • hocanın sıraya, sizin kürsüye geçerek olagelmiş düzenin yer değiştirdiği, eli taşın altına sokmanın vaktinin geldiğini anladığınız derslerdir. birebir işlediğiniz derslere sabahlayarak gittiğinizde artık düşen kafanızı arkasında saklayabileceğiniz bir arkadaşınız olmayacaktır. lisansta olsa, yakalandığınızda hocanın gazabına uğrayacağınız bu durum, doktorada hocanın şefkat gösterisi ve "hadi git bir çay iç gel" ile karşılanma ihtimali yüksek olacaktır.
  • konuları genelde öğrencisinin hazırlanarak anlatmak zorunda kaldığı, hocasının da "aferin evladım" ya da "neden çalışmadın çocuğum" şeklinde yönlendirdiği, öğrencinin de "hocam akşam bizim oğlan çok ateşlendi bir haftadır hasta yavrucak" şeklinde kendini savunduğu, "artık son kez öğrencisiniz, bundan sonra hocasınız" cümlelerinin de sık sık duyulduğu ders ortamıdır. söz konusu ders öğrencinin lisans yıllarından beri pek hazzetmediği bir ders ise ya da bu tarzda hazzedilmeyen bir hoca tarafından veriliyorsa hayatı defalarca sorgulmasına neden olan derstir.
    (bkz: hayat dersi)
  • dönem boyu 2 review paper yazdığınız, bir veya iki proje yaptığınız, en az üç sunuş ve de yetmezmiş gibi hocanın sizi bir de yazılı olarak sınadığı bir macera. bir dönemde bunlardan 5 tane alanları da var ki, genelde kendinden ve de hayattan kopuk yaşamayı tercih eden, beyninin boş kaldığı her an acı çeken zavallılardır. panik yapmayınız, kıskanmayınız, ne hırslı insan demeyiniz.
  • aralarinda "stresle yasama giris", "gunde kac saat uyku sart?", " kuru gidayla beslenmenin sindirim sistemine etkisi" gibi konularda da seminerler yer almasini istedigim, omur tuketen, gectik bitti olmayan, bir de yeterliligi olan ders ordusu.
  • vize ve finali biteli 1 hafta olmasına rağmen 5 akşamdır gittiğim ders.
  • bir zamanlar bir video serisine denk gelmiştim. seriler belirli disiplinlerde uzman kişilerin uzman oldukları alana ait bir kavramı 5 ayrı bilinç düzeyine sahip kişilere açıklamalarından oluşuyordu. örneğin bir sinirbilimci doçent connectome kavramını 6 yaşında bir çocuktan başlayarak sırasıyla 12 yaş, lise, üniversite öğrencisi ve en son kendi alanında bir doktora öğrencisi ya da bir başka uzmana açıklıyordu. açıklamanın nasıl basitten karmaşığa gittiğini ve aslında en zorlandığı zamanları 6 yaşında çocuk karşısında olduğunu fark ediyordunuz. ama bu zorlanma daha çok ifade edememe zorlanışı. dilini basitleştirememe, basitleştirdiğın kavramın anlatmak istediğin içeriği kapsayamaması. oysaki bir doktorant tüm kavramlarına ve kavramsal tüm örgütsel ilişkilere sahip. seni zorlayıcılığı çok daha başka bir yerden, cevabını bilemeyeceğin sorular sorması, başka ilişkiler kurması, açıklamanın tutarlı bir şekilde hesabını vermeni, haklılandırmanı istemesiyle ilgili.

    dün birebir yaptığım bir ders sonrasında, akıllı bir öğrenciyle yapılan doktora derslerinin bir uzmanın başına gelebilecek en zor şey olduğunu bir kere daha fark ettim. özellikle benliğinizin temel kısmını bu uzmanlık yani bilginiz ve yetkinliğiniz oluşturuyorsa dersler kendinizi haklı çıkarma, bir mahkeme karşısında sınanmaya dönüyor. karşınızda duruyor, bildiginizin çoğundan haberdar, soru soruyor, cevap bekliyor. yüzü var. asla kaçabileceğiniz, mola alabileceğiniz, kıvırtabileceğiniz bir süre değil. makaleler üzerinden yazıyla çarpışmak hem uslamlamanızı kontrol için size fırsat sağlar hem de başka fikirlere, kaynaklara başvurmanız için. oysa doktora derslerinde bilmek zorundasınız. diğer uzmanlarla akademik toplantılarda, jurilerde, komitelerde giriştiğiniz bir oyun gibi de değil, ortada çok hakiki bir şey var, yani kendinin bir cevabı var da sizin cevabınızı merak ediyor değil. söylediğiniz o anda, ikiniz için tek cevap olacak, hakikat olacak.

    lisans derslerinden sonra öğrencilere hep yakınıyorum, aklımı hiç çalıştırmıyorsunuz neredeyse, beni biraz zorlayın diye fakat doktora dersleri sonrası zihnim tamamen tükenmiş oluyor. üç bucuk saat sonunda çok az aklım kalıyor, bebeğin bilinci gibi pırıl pırıl, neredeyse yok. sınanmaktan, karşımdaki aracılığıyla kendi bilgimle ve aklımın yapabilecekleriyle yüzleştirilmekten aldığım haz ise muazzam! doktora öğrencisiyseniz, birebir dersleriniz varsa, ya da ikiye bir, sanırım çok şanslı bir azınlıksınız. bilmek istediğinizi bilmeden ve fark ettirmek istediğinizi fark ettirmeden dersleri bitirmeyin. zeki ve tutkuluysanız zaten oralardan bir yerlerden çok güzel şeyler çıkıyor, tüm zorlayıcılığıyla da birlikte, kan ter içinde. ve canım doktorant murat, sana gelince. seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım olm! sakın kendini!