şükela:  tümü | bugün
  • erzurum'da yazılan efsanevi doktora tezi başlığında şahsileştirilerek ve küçültülerek tartışılmakta olan bir konunun asıl mecrası bu konu olmalı. dünya'da ve türkiye'de doktora yapanların ve doktora tezlerinin sayısı arttı. bu da doktora tezlerinin kalitesinin dramatik olarak düşmesi sonucunu doğurdu. abd'nin bundan korunmuş olduğunu düşünmeyin. nerede 1950'lerde abd'de yazılmış ve her biri ayrı ayrı koskoca birer söylem kurmuş tezler, nerede şimdi harvard'da chicago'da şurda burda yazılan ve mesleki yeterliğini (onu da yüzeysel olarak) göstermek için kullanılmaktan başka bir işe yaramayan tezler. sosyal ve beşeri bilimlerde bu daha ayyuka çıkmış olarak görünse de matematik, fizik, biyoloji gibi exact bilimler ile teknolojinin çeşitli türevleri olan mühendislik doktora tezlerinin hatta tıp uzmanlık tezlerinin dahi artık birbirini tekrar ettiği, yapılmasa da olur durumda olduğu gözle görünen bir gerçek. bu, her ne kadar insaniyetin irtifa kaybetmesi başlığında anlatmaya çalıştığım şeyle ilgili olsa da bundan ayrı olarak da, on dokuzuncu yüzyılda günümüzdeki halini almış akademi sisteminin tıkandığını ve hiç olmadı derhal yapısal bazı tedbirler almak gerektiğini gösteriyor.
  • ben bu sözlük’te “bilmem ne kadara doktora tezi yazılır” diye ilan veren ve sonra bunu pişkince savunan insan gördüm. bu yönden bakınca enflasyon olsa olsa biçilen fiyatta olur.
  • atanamayan öğretmenler gibi...

    girmesi kolay, 3 net ile, fizik çözemeden fizik öğretmenliğini kazanıyorsunuz sonra "neden bana iş yoq amq ): " diye isyan ediyorsunuz. hiç boğaziçi matematik öğretmenliğinden mezun olup "aga iş yok amq );" diyen gördünüz mü? gördünüz mü oğlum??

    o tezi yazsa ne olacak yazmasa ne olacak? girip ders verebileceği kurumlar zaten belli, anadolunun ücra köşesinde barajı anca geçmişlere ders anlatacak en fazla çok da dert etmeyin. harvard mezunu gelip doğuda profluk yapmaz zaten. kendi yağlarında kavrulsunlar.

    yani girmesi kolay, okuması kolay okulların bölümlerin ürettikleri dert olmasın size zaten bu vasatlıkların yüzünden özel sektörde filtreden eleniyorlar.

    odtüde elektronik lisans mezunu olmuş kişi ile erzurumda doktora yapmış kişi aynı yolun yolcusu bile değiller, ta en başından elenmiş gitmiş garibim 500 bininci olmuş dili yok, aldığı eğitimi veren hocalar vasat, okul arkadaşları vasat, vizyon sıfır. kafası da o kadar tez üretiyor. özelde iş bulsa erzurum tarih mezunu adam gram durur mu akademide? hadi yüksek yapalım, hadi doktoraya devam edelim diye diye mezun olunuyor.

    ha iyi okullardaki tezlerde de bir vasatlaşma var tabi. çözümü en başından; itibarsızlaşmış üniversiteleri kaliteleştirmek, lisans kontenjanlarını %70 azaltmaktan geçiyor. ama çarkları, egonomiyi kalkındırıyor ya işte, ucuz iş gücü yetiştiriyor vs. o da zor artık.

    aman canım sıkıldı yine, al sana vasat üniversite doktora tezi mesela; "eğitim kurumlarının itibarsızlaşması ve ucuz işçilik" git anadoluya yaz bu tezi ver doktorayı sosyolojiden.

    kaynakçada gösterin ama bak söverim.
  • her ile üniversite, her üniversiteye bir enstitü, her enstitüye önce bir yüksek lisans programı, sonra da doktora programı açılmasıyla oluşan durum.

    önce neredeyse herkesin lisans mezunu olduğunu gördük, şu sıralarda neredeyse herkesin yüksek lisans öğrencisi olduğunu görüyoruz, ileride de muhtemelen neredeyse herkesin doktoralı olduğunu göreceğiz.
  • (bkz: anti-akademi)
  • üniversite mezunu enflasyonu, yüksek lisans mezunu enflasyonu, doktora mezunu enflasyonu... diye korkarım artarak devam edecek. fakülte, meslek yüksek okulu ayırımını netleştiremezsen, aöf, uzaktan eğitim falan dersen ve elbette üniversite açmayı illeri kalkındırma yolu olarak görürsen bunlar iyi günlerimiz bile olabilir.
    parayla tez yazanlara yök kadro falan versin diye talepler bile oluşabilir zamanla. o derece kötü bir tablo var yani.
    başımdan geçen bir anıyı da paylaşmak isterim..
    sosyal bilimlerde doçent olan bir arkadaşımla mustafa kemal atatürk, nutuk vs konuşuyorduk. arkadaş, resmi ideoloji vs falan bir sürü eleştiriyi köpüre köpüre sıraladı. nutuk'u okudun mu dedim, şimdi şöyle dedi, okudun mu okumadın mı dedim şimdi şöyle dedi, okumadığını söylemeye utandı sanırım sürekli ben sosyal bilimci olarak falan dedi durdu. iyice saçma sapan bir duruma gelmişti diyalog ve sonunda okumak zorunda değilim atatürk kim ben neler okudum dedi sonra sosyal bilimci her kitabı baştan sona okumaz falan dedi. ve okumadığı kitabı eleştiren bir sosyal bilimcinin(!) varlığından haberdar olmama vesile oldu. bunlardan çok fazla olduğunu düşünüyorum. bilgi yok ama fikir çok. ortamlarda akademisyenim, sosyal bilimciyim diyorlar davul sesi gibi uzaktan çok hoşlar. ama sayıları önlenemez bir şekilde artıyor malesef.