şükela:  tümü | bugün
  • bu konuda çok doluyum, o yüzden hiç ısrar etmeyin, özet geçemeyeceğim. bu bir dram olduğu kadar, insanın çevresindeki dokunma bağımlılarının sayısıyla doğru orantılı olarak artan bir sabır testidir bir yandan.

    anlamışsınızdır, maalesef bende de var bu dokunulmaktan hoşlanmama durumu. maalesef diyorum ama benim sorunum bu takıntımla ilgili değil aslında. sevdiğimiz insanlara sarılmak, dokunmak güzel tabi, bundan ben de rahatsız oluyor değilim zaten. ama bunun dışında dokunarak iletişime geçmeyi seven de çok. oysa insanlar benimle dokunaştığında elimde olmayan bir şekilde sinirleniyorum. hatta temasları uzun sürerse, ya da birden fazla tekrarlanırsa artık ellerim titremeye başlıyor. bir süre sonra ister istemez aşırı tepki gösteriyorum. işte bu durum benim hayatımı zorlaştırıyor.

    bir kere bizler bu konuda azınlığız, çünkü dokunma manyağı bir toplumda yaşıyoruz. dokunmak başlığına bir göz atarsanız beni anlayabilirsiniz, millet birbirine dokunmaya hasta. ama bize soran yok tabi, o yüzden bizler de arada kaynadığımızda sıkıntıya giriyoruz. çeşitli durumlar için çeşitli taktikler uygulasak da bu hayatımızın sinir bozucu bir tarafını oluşturuyor.

    sosyal hayatlarımızda çevremizdeki insanları seçme şansına sahibiz, zaten samimi arkadaşlarımız halihazırda bizi gayet iyi tanıdığı için, bizimle konuşurken de ne yapıp ne yapmamaları gerektiğini biliyor olmalılar; ancak alakasız insanları da engelleyemiyoruz, minibüslerde ücret göndermekten falan bahsetmiyorum bile, ondan benim gibi takıntısı olmayanlar bile hoşlanmıyor gördüğüm kadarıyla; konuyla ilgili en kabus yerlerden biri benim için iş yeri.

    iş yerinde işler karmaşıklaşıyor. zaten genellikle herkes için sevimsiz bir ortam orası ve ortamı kendimiz için daha da kötüleştirmemek için orada tüm iş arkadaşlarımızla ilişkimizi belli bir seviyede tutmamız gerekiyor çünkü. bugün bir şekilde kavga ettiğimiz kişiye yarın işimiz düşebiliyor, hatta murphy kurallarına göre bu olasılık %100'e oldukça yakın.

    ofiste bazıları benim tam karşıtım bir rahatsızlıklarından dolayı, bazısı ise sağdan soldan okudukları ya da duydukları abuk subuk iletişim kuralları gereği bir şey isterken, ya da selamlaşırken mutlaka bir temas kurma ihtiyacı hissediyorlar. işte bu konunun tam bir çözümü yok. ben yıllardır aynı şirkette çalışıyorum, yıllardır her türlü taktiği denedim kendimi bu insanlara anlatmak için, ama genellikle hiçbiri işe yaramadı: insan gibi söylerseniz unutuyorlar, ya da ciddiye almıyorlar; sert tepki gösterirseniz ya alınıyorlar, aranız bozuluyor ya da kendilerine hakim olamayıp daha çok dokunup özür dilemeye başlıyorlar. en makul çözüm çok sevdiğiniz iş arkadaşlarınızı her seferinde uyarıp düzelmelerini ümit etmek. diğerleriyle de muhabbeti minimuma indirerek, onlarla daha az rastlaşmayı ummak.

    ileride umarım kendimize dokunanlara otomatik olarak elektrik verme şansımız olur, bu şekilde en azından pavlov deneyi benzeri bir bu yöntemle insanlar bize kendiliklerinden dokunmamayı öğrenebilirler.
  • dokunmadan yapamayanları ırgalamaz nedense bu dram. "belki hoşlanmıyordur, dokunmayayım" diye düşünmezler de. elini ensene atar, omzuna koyar, dizine vurur. dokunacak yer arar. hiçbir fırsatı tepmez.

    ben de bu dramı yaşıyorum. müsamaha gösterdiğim insanlar var ve bu insanların arasına karışamayanların bana dokunmasından zerre hazzetmiyorum. dostane bir dokunuş olur, masumane bir temas olur. niyet fark etmeksizin canımı sıkıyor. fiziksel yakınlaşmalara girişmeyin güzellerim benim. bakın ama ellemeyin. konuşun ama dokunmayın. selam verin ama sarılmayın. bana yapmayın da birbirinize parmak atsanız bile sorun etmem.
  • bu dertten muzdarip olan yalnizca ben varim saniyordum, suan rahat bir nefes alabilirim. otobuste, ucakta yanimdaki kolunu degdirmesin diye kivranmaktan kemiklerim yamuk sekillendi. sosyal alanima girmesine izin vermedigim insanlarla temas beni acayip rahatsiz ediyor, yazin yolda yurumek iskence terli kollu biri degecek diye.
  • (bkz: bakın bu bir dramdır)

    fobiyi nasıl yenerim diye düşünmek yerine bunu takıntı haline getirmiş, hayatını bu yüzden zindan etmiş. ikili ilişkilerde "ulan şimdi bu bana dokunur mu" tribinden anı yaşamayı kaçıracak insanların dramıdır. insanlığın evriminin basit bi içgüdüsüdür bu... tabiki de tacizden fortçuluktan söz etmiyorum...
  • (bkz: öperim)
  • beseri iliskilerdeki bu dram benim de muzdarip oldugum bir yaradir. yalnizca dokunulmaktan degil tokalasmaktan bile rahatsizim, tokalasmanin akabinde gelen yanaktan opme, kafa tokusturma merasimine olan kinimi dile getirmiyorum bile. iletisime gecmenin bir parcasi olarak dokunmayi mazur goren insanlar guruhundan sakinirim. cok ozel bir sebebi yok bu sakinmamin. ama itiraf etmeliyim ki, bilinc altimda yatan, tamamen ozerk ve otonom olarak calisan super otesi "sen kimsin ki bana dokunuyorsun, bu ne samimiyet!"ci egom bu sakinmamda basroldedir. bana dokunmakta imtiyaz tanidigim insanlar disindakileri bunyem iteliyor, ruhum reddediyor.
  • bunun psikolojik bir rahatsızlık olabileceğini düşünene bile denk geldim. hayır milletin senle kişisel kontağı neredeyse sıfırken, mütemadiyen elleşmesi mi çok normal? göz selamı verirsin elini uzatır, hadi eyvallah deyip elini uzatırsın, öpmek için hamle yapar. hele kişi sayısını tahmin edemediğin ve ortamdaki sadece bir kişiyi tanıdığın durumlarda masanın süpriz bir şekilde 15 kişi çıkması yok mu, sıçtın amk. 15 tane el sık, ez az beş tanesi öpmeye çalışsın, sohbet esnasında kendilerini dinlemen için dürtsünler.

    herkesin hayatında dokunabileceği kişiden mıncıklayabileceği kişiye kadar kredileri bulunan bir zevat vardır. bırakın bunlar dışında daha önce bir iki kez selam verdiğiniz kişinin en yakın uzvunu kavramayın, yapmayın.
  • ailem bile bana dokunmadan önce bi çekinir, sorar, eğer onları ben öpersem (nadirdir) şaşırırlar. sırf bu huyum yüzünden gerek ailem gerekse akrabalarım tarafından "soğuk nevale" olarak adlandırılmışımdır. nerede bayram seyran, düğün dernek, öpüşme gerektirecek bir olay var, en son sırada ben varımdır. el öpmeyi bile beceremem.

    sokakta tanıdık biri mi gördün, elini mi sıkarsın, sarılır mısın, resmen irkiliyorum düşününce bile. benim aksime, maalesef ki temas kurmadan yapamayan insanlarla aynı ortamda bulunmak zorunda kaldım. başını omzuma koyan mı dersin "ay ilahi tnetennba" derken elime koluma dokunanlar mı, tövbe yarabbi.

    "heh ben bunu seviyorum, bundan galiba hoşlanmıyorum" dediğim karşı cins, benim için "dokunmak istiyor muyum, yoksa istemiyor muyum, sorusundan sonra anlaşılıyor. dokunmadan duramıyorsam kesin seviyorumdur. ne kadar saçma bir ayrım düşününce, ama napayım. ben anlamasam bile onlar anlıyorlar zaten. "neden hiç yakınlaşmıyorsun" diye tartışan olmuştu benimle, "sevmemişim demek ki" diyemiyorsun da. temastan hiç hazzetmememe rağmen sülük gibi yapıştığım erkek arkadaşım oldu, dokunmadan duramıyordum. demek ki seviyormuşum, ahah. ailem benim o durumumu görse "bize dokunmuyor, elin adamının dizinin dibinden ayrılamıyor" derdi kesin.

    kıssadan hisse, herkes dokunulmayı sevmez, lütfen 40 yıldır tanıyormuşsunuz gibi elleyip durmayın, ürküyoruz.
  • içinde olduğum gruptur. kimseye dokunmayı, hele bir de şapır şupur öpüşmeyi sevmem.

    mesele sadece tokalaşmak, öpüşmek değil. adamla bir şey konuşuyorsun, başlıyor orana burana dokunmaya. sanırsın sana yürüyecek birazdan. bu mu normal şimdi?
  • özellikle toplu taşımada hemcinslerim tarafından... ıyh, tüylerim diken diken oluyor düşündükçe bile!

    anlamadığım nokta şu; tamam, toplu taşıma denen ortamda kişisel alan kavramı dediğimiz şey yok oluyor. ancak sen oturan birinin omzunda ya da sırtında, yanında ona yapışarak veya vücudunun herhangi bir bölgesini ona yaslayarak seyahat ettiğinde, aslında sana yapılmasını istemediğini bir başkasına yapmış olmuyor musun? hayır, belki oradaki asıl rahatsız benim? belki de senin yaklaşmanı kolluyorum, nereden biliyorsun? hemcinsin de olsa nasıl güveniyorsun arkadaş, benim aklım almıyor!

    özet: empati.