şükela:  tümü | bugün
  • "aziz dost! sen, tek bir kisi degilsin; sen bir alemsin! sen derin ve cok büyük bir denizsin. ey insan-i kamil! o senin muazzam varligin, belki dokuzyüz kattir; dibi, kiyisi olmayan bir denizdir. yüzlerce alem, o denize gark olup gitmistir!bu konuyu anlatmak; uyanikligin da uykunun da elinde degildir. zaten bu dünya ne uyaniklik ne de uyku yeridir!" (hz.mevlana, mesnevi, cilt 3-4 s.94)
  • iki yüzlü insan'dan daha iyidir herhalde diye düşünmeden edemediğim insan tipidir.
    (bkz: serbest çağrışım)
  • jung' un bütün ilmine bilgisine rağmen secde edemeyişini de anlatır kitap rüya analizi ile ilgili bölümde

    #29702978
  • başta çekinerek aldığım ve okumaya başladığımda inanılmaz beğendiğim kitap olmuştur.psikoloji ve tasavvufun bütünleştirildiği , harmanlaştırıldığı ve mükemmel bir uyumun ortaya çıktığı bir kitap olmuş bu tarz konulara ilginiz varsa mutlaka okuyun , ayılıp bayılacaksınız.
  • --- spoiler ---

    her yükseliş ve bir üst kata çıkış, terk edilen kattaki alt kişiliğimizin "ölümünü" temsil eder. o zaman usulca o kata inip o rolü oynayan oyuncunun kulağına sevgi, anlayış ve muhabbetle "evet sen bensin ama ben sadece sen değilim!" diyerek hayatımızda o rolün hükmüne son verebiliriz. (...)

    --- spoiler ---
  • tekrara düşen kısımlarıyla birazcık gereksiz uzatılmış olduğunu düşündüğüm, bununla beraber psikoloji/felsefe alanında üst perdeden gittiği bölümlerin arasına küçük hikayecikler, herkesin anlayacağı dilden örneklemeler, yer yer mesnevi'den şiirsel alıntılar yerleştirilmesiyle sonuna kadar sıkılmadan okunur hale getirilmiş, başarılı bir kitap.
  • bir gökdelen hayal edin. en üst katları bulutlar içinde kaybolmuş, karanlık gecede tüm ihtişamı ile karşımızda duruyor. bu binanın içine girdiğimizde çok şaşırtıcı bir durum ile karşılaşıyoruz. her katta tıpatıp bir benzerimiz var ve bizi fark etmeden elindeki işle meşguliyetini sürdürüyor. en alttaki bodrum katında karanlık bir ‘’diskoteğe’’ giriyoruz. rengarenk fırıldak ışıklar, dumanlı bir hava. neredeyse göz gözü görmüyor. kulakları patlatan bir müzik ve kafası bulanık, hayalet gibi insancıklar. ‘’bizimki’’ bunların arasında pistte dans ediyor! bir üst katta las vegas benzeri bir kumarhane. yüzünde sahte bir gülümseme, yarı çıplak bir hanımefendi bizi buyur ediyor. yine karanlık bir ortam. insancıklar, gözleri dönmüş bir halde, oyun makinaları önünde ümitle uğraşıp duruyorlar. bizimki yine ortada, rulet masasının önüne geçmiş zar atıyor. yüzünde can çekişir gibi bir ifade var. hayretle bakıp ‘’bu ben miyim?’’ diyoruz. alt katlardaki kasvet bizi bunalttığı için üst katlara çıkıyoruz. buraları sanki daha aydınlık. bir katta ‘’bizimki’’ borsacı olmuş, hisse senetlerinin hesabını yapıyor. bir diğerinde pragmatik bir politikacı, etrafına toplanmış insanlara vaadler sunuyor. başka bir katta da güzellik salonuna gitmiş, bizi fark etmeden yüzünü gerdiriyor, saçlarını boyatıyor… bir başka katta aile babası, eşi ve çocuklarıyla ilgileniyor. yukarı katlara çıktıkça garip bir aydınlık ortalığı kaplıyor. bodrum kat ile arasında öyle bir tezat var ki, inanılacak gibi değil. bu aydınlık katlarda ‘’bizimki’’ sabırla insanlara tahammül ediyor; bazen bir hastaya bakıyor, bazen bir yetimin başını okşuyor. bulutlar arasındaki katlarda, kendini ibatede vermiş, başı secdede dua ediyor. bulut sınırını geçtiğimizde muhteşem bir mehtabın ışığı gözümüzü alıyor. ‘’bizimki’’ o anlatılmaz ışığın içerisinde, ışıktan bir varlığa dönüşmüş bir halde bizlere gülümsüyor. içimize bir selamet, barış, huzur, güven çöküyor. yaşlı gözlerle ona yönelip onu kucaklamak istiyoruz. kendimizi alamayıp soruyoruz: ‘’ peki daha önceleri neredeydin?’’ bunun üzerine hafifçe gülümsüyor: ‘’ben zaten hep seninleydim…’’