şükela:  tümü | bugün
  • dolapdere'de pazar günleri kurulan bit pazarıdır. taksim elmadağ'dan a$ağı indiğinizde ı$ıklardan direkt kar$ıya geçerek gidebilirsiniz. apik işkembecisinin arka paralel sokaği boyunca kurulmaktadir.
  • sabah erken saatte gitmek gerekir. her tezgahtan tadını çıkararak yavaş yavaş, tekrar tekrar geçilmelidir. ilk seferinde gözünüzden kaçan bir ayrıntıyı ikincide veya üçüncüde yakalayabilirsiniz. ayrıntılar sizi alır, bir yerlere götürür.

    her çeşit ama her çeşit insanla karşılaşırsınız. eğlenceli, fantastik bir yolculuk gibi pazar sabahınıza renk katar, güne başka türlü başlarsınız.
  • çoğunluğu çer çöp olan mallar içinde ilgi çekecek birkaç mal satıcılar tarafından iyi bilinir. tabi onlar için şok edici fiyatlar savururlar. adamına göre biçilen fiyat o malın sıfırını bile geçebilir bir sakınca yok. (giriş)
    müşteri de birbirinden alakasız ürünler arasında dolaşırken her bir şeye tavşan gibi atlayıp bu kaç para bu bu bu diye sormaktan sıkılır. sadece iyi mallara yönelir ve orada da satıcıların çakallığını görüp bir an önce siktirip gideyim burdan sinyali verir. (gelişme)
    bana göre müşteri için bu pazarın asıl olayı çer çöp içinde yapılan keşiftir. kazıklarım derken bezdirip kaçırmamak gerekir. her malın üzerinde 3 5 fiyat yazması satışları coşturacak iki tarafın da umutsuz beklentilerine derman olacaktır. (finito)
  • pazar sabahları erken uyanma sebebim.

    satıcılar da satılan eşyalar da birbirinden cilgindir. 1 liraya pantolon, 2 liraya kitap, 5 liraya elbise/ ceket bulunabilecek yegane yer. ki bu fiyatlar pazarlığa da açıktır.

    kitap ve film alisverisiyle başladım uç yıl önce. zamanla ihtiyaç duydugum her şeyi oradan almaya başladım. istanbulda sevdiğim yerlerden biri.

    pazarlık ve muhabbet bile ayrı güzel.

    dünyanın en sevimli ve ciddi satıcısı orda, tezgahına küçük bir kağıda el yazısıyla 'soru sormaya cekinmeyin, sizin için burdayiz' yazan. o nasıl dostum, arkadaşım olsa keşke denilesi bir abidir.

    orda iki ablam var ki dünya tatlısı; birinin çocuklarının ergenlik sorunlarına kadar konusuruz, diğerinin çayını içip böreğini yerim, muhabbete kendimi kaptırıp saatlerce oturdugum olur.

    satilanlar eski ve kirli olabilir ama gordugum en güzel saticilar orda.

    ve hırsız ya da tehlikeli de değiller, 3 yildir yalniz gidiyorum, 1lira bile kaybolmadi; fotoğraf makinesiyle gittiğim zamanlar da çoktur ama şimdiye dek bir kez bile sorun/ sıkıntı yasamadim.
  • playstation 1'i sadece 10tl karşılığında satın aldığım fantastique pazar.

    edit: imla.
  • levent sosyete pazarı'ndan sonra gezmesi en zevkli ikinci pazar (üçüncüsü de avm tipi bit pazarı olan tchibo).

    ikinci el ürün de var yedinci el de. masumiyet müzesi'nin balta girmemiş, medeniyet görmemiş hali gibi. arada gidip kolaçan etmek lazım. yandexle gidecekseniz feylesof sokak diye aratabilirsiniz.
  • tam hırsız pazarı amına koyim. 2 anlamda da, hem satılan şeylerin en az yarısı çalıntı, hem de pazar hırsız dolu. bi ucundan bi ucunu dolaşamadan 3 defa cüzdanı yokladılar amk. ses de çıkaramıyorsun çingeneler birleşip linç edecekler diye... çoraba 50 lira sıkıştırıp anca öyle devam edebildim gezmeye.

    gözü karartıp gitmeye karar verirseniz götü kollayın yani.
  • bu pazara gidipte özellikle elektronik eşya alışveriş yapanların insanlığının olmadığını, bu pislik ve lanete zemin hazırladıklarının farkındalar mı bilemiyorum. insanların eşyalarını çalıp, o insanları delicesine madur edip sonrasında üç beş kuruşa bu pazarda satıyorlar. bu pazardan alış-veriş yapan insanlar olduğu için bizim evimize, bizim arabamıza hırsızlar giriyor.

    üç gün önce arabamın çamını patlattılar, içinden airbag i söktüler ve tüm valizimi ve bilgisayarımı çaldılar. sonrasında bu pazara giden gerzek arkadaşlar benim gözüm gibi baktığım çalıntı malları alıyorlar. bu nasıl bir pervasızlık, nasıl duyarsızlık, iğreniyorum bunu yapanlardan da burada sanki iyi bir bokmuş gibi alışveriş yaptığını anlatanlardan da.

    edit: çalınan eşyalarımı görürmüyüm diye bugün gittim, 2:30 saat tüm tezgahları gezim, maalesef göremedim.

    gözlemim şu şekilde oldu:
    *genel olarak tezgah açan kitle romen vatandaşı ancak elektronik eşya satışına doğulu kesim hakim.
    *sabah saat 6:30 civarı oradaydım neredeyse bütün tezgahlar açılmıştı ve baya kalabalıktı.
    *yeni birisi tezgahını ilk açtığında genelde çevresinde insanlar birikiyor ki yeni bir şeyler var mı diye.
    *pazar boyunca en çok kullanılan kelime, orjinal sanırım. tüm tezgahtarların ağzından "orjinal", "orjinal bu" lafları duyuluyor.
    *bir tezgahtar bir adama, orospu çoçuğu tüm tezgahı dağıttın diye küfür ederek gönderdi.
    *girdiğim üç sokakta atışan tezgahtarlar gördüm. yer kavgası yapıyordu.
    *çok dikkat etmedim, zaten cüzdan filen de götürmedim ancak üç kişinin sırt çantası açık gezindiğini gördüm, muhtemelen sırt çantalarını açmışlardı.
    *trajikomik: bazı tezgahlarda bildiğin eşantiyon olarak verilen dolma kalem satıyorlardı, yani öyle birden çok filen değil, bildiğin bir tane dolmakalem!
    *tezgahtarların pazarlık anlayışlar çok vasat.
    *pazarın sonuna 4 hintli tezgah açmış ancak nasıl bir tezgah yüzlerce eski telefon, bilgisayarlar, ıvır zıvır yüzlerce elektronik eşya. hindistandan mı getirdiler bu kadar malı merak ediyorum. birisi geldi bir poşete telefonları salatalık koyar gibi doldurdu 50 tl verdi gitti. 1 poşet eski telefon.
    *elemanın teki eldivenli geziyor pazarda, tezgahtar sordu ne böyle robokop gibi geziyorsun. eldivenli cevap olarak "ne dokuncam pis pis şeylere, ne idüğü belirsiz çalıntı mallar" dedi. komik olan sanırım kendisi de çalıntı mal satanlardan.
    *iyi giyinimli iki genç geldi, 350 tl ye asus bir dizüstü bilgisayar aldılar ve ayrıldılar.
    *elektronik eşya alıcıları bu çalışıyor mu sorusuna tüm tezğahtarların standart cevabı: -ben baktım çalışıyor. -deneyebilir miyim?, -arkadaşım ben denedim çalışıyor. sorun şu nasıl açıldığını bilmiyor ama !!!

    tüm tezgahları 3 defa gezip elime sadece ama sadece bir şey aldım. aldığıma da çok pişman oldum, yanlış olmasın satın almadım, elime aldım ve bıraktım. o da çakıydı. hiç ilgim olmaz ancak elime alasım geldi ve sonrasında ulan buradaki çakıya el sürülür mü yarın biri onu satın alıp birisine saplasa sonra benim parmak izimden, ben gitmiyim bok yoluna tedirginliği ile geçirdim ve defolup gitmek istedim bu ortamdan.

    bir daha da gitmem. hele o elektronik eşya alanlar umarım aldıkları eşyayı kullanamazlar, ellerinde patlar.
  • bu pazarı bu sabah (şu an) üçüncü ziyaret edişim. sanki bir cyber-punk şehrinin pazarıymış gibi görüyorum. bir yandan pazar sabahı kilisenin çalan çanları, bir yandan göçmenler; zenciler, çingeneler... çok uluslu fütüristik bir ortam esasında.

    lakin... lakin gerçekçi olmakta fayda var. eli yüzü pis insanların tezgahlarına uğramıyorum ben. incik boncuk gibi veya çok ederi olmayan biblolar vs alıyorum alacağım zaman. bugün bozuk para koleksiyonuma 5-10 tane daha para ekledim. çalıntı olduğundan şüphe ettiğim şeyleri almıyorum. maksadım geri dönüşüm. belki çok polyannacı düşünüyor olabilirim. tartışmakta fayda var.