şükela:  tümü | bugün
  • #69509985 'dan devamla:

    yapit ilk temsilinden bugune kadar opera sahnelerinden hic inmemistir. beethoven haric tum klasik cag bestecilerinin operalari ve dahi diger yapitlari onemli olcude unutulmusken ve tekrar hatirlanmak icin 20.yy'in ikinci yarisini, kayit teknolojisinin gelismesini ve muzikoloji arastirmalarinin yeni bir hiz kazanmasini beklerken (hatta 20.yy'in son ceyregi beklenmesi gerekmisken) bu yapit her daim sahnede kalmayi basarabildi. romantik / dramatik ogeleri iddiali ve mukemmel muzigi, cok keyifli librettosu ve onemli olcude romantik olan baskarakteri bu daimiligin onde gelen nedenlerindendir.

    bir sanat yapitinin buyuklugu onun spekulatif yorumlarinin yapilabilmesi olarak gorulebilirse, don giovanni bu acidan produktorler icin essiz bir malzeme sunmaktadir. karaterler cok iyi resmedilmistir. ve o devirde de simdi de meshurdurlar. don g. karakteri mozart'in devrinde ve oncesinde tiyatro ve operalarda islenmis bir karakterdi ve maria publig'den alintilarsak "devrin erkeklerinin hayallerini susleyen bir hayati surmekteydi" (bir tur simdinin dan bilzerian'i). ve modern insanlik tarihi kadar eski diyebilecegimiz bir konunun, kadin-erkek iliskilerinin abartili bir oznesiydi.

    yapitin kadin-erkek iliskilerinin yanisira sinifsal catismalara ve insan dogasina deginen yanlarinin olduguna dikkat cekilmelidir.

    meshur (son) yemek sahnesi bircok parodiye konu olmustur. http://www.imdb.com/title/tt0099165/ bunlardan birisidir. meshur 1984 milos forman amadeus filminde bizzat mozart'in kendisi bu sahnenin parodilestirildigi bir tiyatro gosterisinde resmedilir.

    don g. karakteri kadinlarla olan maceralari acisindan oldugu kadar isyankar, norm / ahlak disi tavirlari ve uzlasmaz / tovbe etmez durusuyla da cezbedici bir ozgurluk havasi icerisinde sahnede durur ve bu acidan devrinin politik siyasi akimlari icerisinde kendine yer bulabilmekteydi.

    olaylar 18.yy'in ikinci yarisinda seville'de gecmektedir ancak bunun disinda olaylarin gunduz gece ikindi yahut icerde disarida vb. nerede gectigi her zaman cok net degildir. bu goreli muglaklik cok farkli yorumlarin / sahnelemelerin yapilmasinin kapisini da acmaktadir.

    butun bu ogeler alt alta yazilip toplandiginda cok farkli sekillerde ele alinabilecek bir oyun karsimiza cikiyor. o nedenle sahnelerde klasik don g. tiplemesinin yanisira kimi temsillerde bir bronx zencisi, bir esrarkes, bir hippi yahut bir burjuva gorebilmekteyiz.

    gene oyunun gectigi yer olarak sahnede seville sokaklari gorulebilecegi gibi, bronx arka sokaklari, bir orman yahut bir umumi tuvalet de sahnelemenin buyuk kismina ev sahipligi yapabilmektedir.

    karakterler arasidaki iliskiler kimi temsillerde tersyuz edilmetedir. royal opera'nin son produksiyonlarindan birisini liceu'da izledim: perde kalktiginda donna anna 'seni birakmayacagim benden kacamayacaksin' derken aslinda o geceki 'memnuniyeti' uzerine bu sozleri soyluyor olarak tasvir ediliyor. elvira don giovanni'ye denk geldiginden 'seni canavar' dedikten sonra tokat atmiyor onu atesli bir hasretle opuyor. don ottavio aryasini soylerken katli sahnenin ust katinda anna'nin don g. nin odasina girdigini goruyoruz. zira anna babasinin oldurulmesinden bu kadar rahatsiz degil, onu hayatinda bir engel olarak goruyordu, simdi ozgur. ote yandan elvira-don g. iliskisini kiskandigi icin bir anda kendini kaybedip don g.'yi ottavio'ya gammazliyor!

    zerlina balo sahnesinde kistirilmiyor, kendi ustunu basini yirtiyor. ikinci perde mezarlik sahnesinde don g gaipten sesler duyarken usak birsey duymuyor, bunu sozlerini soyleyisindeki ciddiyetsizlikten anliyoruz ve sonunda yemek sahnesinde sahnede sadece don g. 'nin oldugunu diger tum karakterlerin onun aklina yarattigi bir hayalden ibaret oldugunu anliyoruz, bir tanesi hariç: elvira. o bir kere daha onu akil hastanesinde ziyaret etmektedir. don g. aklini kacirmistir.

    benim gorusum bunlarin yapilabilmesinin nedeni yapitin bunlari kaldirabiliyor olmasi. bu acidan bir saheser don g.

    muzikal olarak ana karakterin aryalarinin sayisinin azligi, cok gec baslamalari ve kisaliklari, diger karakterlerinin aryalarinin alabildigine ifadeye ve konuya yonelik olup standart a b a yapisindan goreli sapislari, resitatiflerin canliligi ve en az bunlar kadar onemli olarak muzik surekliligi goze carpiyor.

    muzigin estetik ve dramatik gucu pek tartisma konusu edilebilecek gibi durmuyor. net olarak mozart'in en zengin sahne muzigi, en karanligi ve en guclusu. sonrasinda gelen bestecilerin bu yapittan temalar uzerine cesitlemeler, parafrazlar yazmalari yahut alntilarda bulunmalari buna bir kanit olarak gosterilebilir.
  • son sahnesi mükemmel olan opera’dir. hiç kimse kusura bakmasin bana göre hakliydi.
  • metninin türkçe çevirisini bilemem, ama aşağıda bir link vereceğim sevgili.

    meşhur son 6:54

    ingilizceniz varsa lütfen bu mükemmel kısmı dinleyiniz-izleyiniz-metni okuyunuz. librettosunu kaleme alan da ponte'ye çok büyük saygı duymak gerek.

    ortaokulda henüz akm açıkken istanbul devlet opera ve balesi'nden çocuk yaşta izlediğim oyundur. güneş gürle don giovanni rolü ile hayatımı tam anlamıyla değiştirmiştir.
  • lviv' de bolca bale ve modern dans öğeleri barındıran bir versiyonunu izlediğim opera. daha önce de defalarca niyetlenmiştim ama kısmet olmamıştı.

    benim opera için çok söyleyebileceğim bir şey yok, sanatın yorumlanması konusunda yetkin olmadığımı düşünür, haddimi aşmaktan korkarım, ama izlediğim süre boyunca düşündüğüm şey şuydu; sanat özgürleşmeden gelişemez.

    burada bahsetmek istediğim şey, gösterimin sansürlenmesi değil, onun gelişimin önündeki en büyük engel olduğu su götürmez bir gerçek. bahsetmek istediğim kafalardaki sansür... bale gibi; ciddi kondisyon, güç ve disiplin isteyen, özellikle erkeklere uygun ve çok yakışan bir sanat dalının, benim oğlum tayt mı giyecek sığlığına indirgenmesinden bahsediyorum. kişi kendini aşsa, toplumsal sansür var. bak aklıma geldi, buranın konusu değil de, bir ara keyfim yerindeyken, özcan deniz' in erkeksiliğiyle tan sağtürk' ün erkeksiliğini karşılaştıran ufku feza kadar geniş(!) bir arkadaşımın söylediklerini yazayım, güleriz hep beraber... kafamızdaki sansür sadece bu mu? sadece erkeklerin dans etmesi mi tabu? kızlarınki de başka başka nedenler yüzünden tabu... peki opera çocuklar tarafından ne kadar biliniyor, bilse ilgisi ne kadar desteklenir? sanata yatkın ya da istekli çocukların, görece daha geçerli bir meslek edinmesi adına önünün kesilmesi ise çok üzücü bir tablo... genel olarak, ülkemizde iki kesim olduğunu düşünüyorum, birincisi; bu bahsettiğim sanatsal dehlizlere uçmasın diye çocuklarının kanatlarını daha çıkmadan kıran ebeveynler, diğeri de çocuk istemediği, keyif almadığı halde zorla çocuklarını kendi hırs ve arzularına kurban veren; baleden çıkıp piyano kursuna oradan dramaya koşturup çocuklarını telef eden ebeveynler... birinde düşüncesine bile tahammülsüzlük mevcutken; diğerinde ilgi alanın yönlendirilmeye çalışılması garabeti var ki bu bir yönlendirme değil, gerçek keyfin ya da isteğin belirlenmesine engel olma... her iki anlamda da düşünsel zincirlerin kırılmadığı bir yerde, sanatın gelişmesi mümkün müdür?

    yaklaşık 2,5-3 saat boyunca izlediğim bu gösteri süresince bunları düşündüm ve ciddi anlamda üzüldüm. sansürün her türlüsü, ister gösterimin sansürlenmesi gibi elle tutulur somut olanı, ister kişilerin kafasındaki daha soyut olanı, sanatın gelişmesinin önündeki en büyük engel.

    don juan için söyleyeceğim şey ise şu; çapkınlık yap yapma demiyorum, hobi olarak yine yap ama sınırı aşma bak aşma! zamparalık hoş bir şey değildir; ve unutulmamalıdır ki, bıldırki hurmalar bir gün dötünü tırmalar.
  • final sahnesinin (act 2 scene 5) 97 versiyonunu izledikten sonra kararlarım şu şekilde:

    en iyi commendatore kostümü, en iyi commandatore oyunculuğu ve don giovanni'nin cehennemi boyladığı en iyi sahne:
    https://www.youtube.com/watch?v=7cb1qmtkoai

    en iyi commendatore sesi, en iyi don giovanni oyunculuğu, en başarılı cehennem varlıkları:
    https://www.youtube.com/watch?v=ohspt6lrdx4

    en iyi leporello, en iyi 2. don giovanni:
    https://www.youtube.com/watch?v=rzqmtnjicey

    en iyi zebani korosu:
    https://www.youtube.com/watch?v=ahrfqkmy20e

    commendatore'nin en başarılı giriş yaptığı sahne ise amadeus filminden:
    https://www.youtube.com/watch?v=r0iv28yymcc

    en başarılı müziği ise mahler chamber orkestrası'na veriyorum:
    https://open.spotify.com/…ck/4uxvvtbmutkjky7w2lvxtw

    şimdi, bu geri bildirimlerimle operayı tekrar yorumlar ve pazartesi mesai bitimine kadar bana mail yoluyola dönüş yaparsanız sevinirim, tşşk.
  • bestesi mozart, italyanca liberottosunu ise lorenzo da ponte'nin yazdığı, 18. yüzyıl normlarına göre biraz ahlaksız, biraz komik bir şaheser.
    konusuna gelince, yüzünde maskesiyle maceradan maceraya koşan çapkın don giovanni, kumandanın kızına tecavüz etmeye çalışırken, babası tarafından yakalanmış ve yapılan düello da ''kumandanı öldürmüştür''. ölen adamın kızı donna anna da sözlüsüne intikam yemini ettirmiştir ve her yerde don giovanni’yi aramaktadır diğer yandan daha önceki yaşanan olaylardan mütevvellit zerlinna ve donna elvira'da giovanni'yi takip etmekte ve intikam istemektedir, bu yüzden gerçek kimliğini sürekli saklayan don giovanni'nin kaçış maceralarında kendisine yardımcı olan uşağı lorepollo’dur. lorepollo yaşananları içine sindiremese de, efendisinin verdiği altınlarla onun maceralarına ortak olmakta ve don giovanni’yi tehlikelerden korumaktadır, beklenen sona bile isteye, bir serüvenden diğerine atlayıp sıçrayarak koşarken ancak çekirge misali sonunda da cehenneme gönderilmiştir.
    ilk gösterimi 1787'de prag'da gerçekleştirilmiş, günümüzde de en çok sahnelenen operalar sıralamasında top20'de bulunuyormuş. türkiye'de şu an elbette gösterimi yok, benim konuya ilgim ise okuduğum kitapta geçiyor olması ondan merak ettim.
  • dün gece izmir devlet opera ve balesi elhamra sahnesi'nde gösterime sunulan ve maalesef bazı seyircilerin mırıl mırıl 'çok sıkıcı' şeklinde yorumlayıp, ilk perde bitiminde firar ettiği opera. sevimsiz. ki aslında olay, salonun gereğinden fazla sıcak ve havasız oluşundan kaynaklıydı bence. insanlar ferahlamak için kitapçıkları yelpaze gibi kullanıp durdular.

    bazı teknik aksaklıkları göz ardı edersek, baştan sona yabancı bir dilde ve şarkı formatında oyunu ezberleyip icra edebilmek üstün bir performans işi ve bunu mükemmel başaran bir ekip vardı.

    dünya prömiyerini 29 ekim 1787'de prag'da yapan ve bir mozart bestesi olan don giovanni'nin izmir prömiyeri ise 26 aralık 1998 yılında gerçekleştiririlmiş. bu arada diğer illerde de benzer uygulama var mıdır bilemiyorum ama 5 tl karşılığında oyun ile ilgili a'dan z'ye her şeyin ele alındığı küçük bir kitapçığına sahip oluyorsunuz.
  • izmir devlet opera ve balesi tarafından sergilenen temsil. yorumlardaki arkadaşların bahsettiğine ek olarak şunu söyleyebilirim gitmek isteyen arkadaşlara; biraz fazla uzun (3 saat kadar falan sürüyor) ilk yarısı güzel ve sürükleyici, ikinci kısmı biraz yavaş uyuyan ve salondan çıkanlar oluyor maalesef ama yine de görülmeye değer. bu temsilde büyük takdiri hak edenler rol alan arkadaşlar inanılmaz güzel bir efor. tam tabiriyle yaptıkları iş; "her babayiğidin harcı değil" dedirten cinsten. emeklerine sağlık, işin hakkını vermişler.
  • arkadaş ben anlamıyorum... elimde thedor currentzis'in muhteşem bir don giovanni kaydı var ve yotube'da gidip de bu kayıt ile ilgili tanıtım videosunu incelediğimde

    theodor currentzis records don giovanni

    currentzis'in de "yok işte kimse don ottavio'yu merak etmez çünkü don ottavio sıkıcıdır filan" dediğini gördüm... buna katılamıyorum çünkü aynı kayıtta don ottavio'nun solo söylediği dalla sua pace ve ıl mio tesoro ıntanto gibi bence iki muh-te-şem arya var ! donna anna ile olan baştaki duetleri ise başbaşka bir efsane zaten... yani kısacası don ottavio'nun maestro'ya öyle bayağı ve sıradan bir karaktermiş gibi geldiğini hissedemiyorum... ottavio'nun aryaları bence operadaki diğer bir kaç arya hariç ortalamanın çok üstünde... kendini bu aryalar ile ifade eden adam nasıl sıkıcı olabilir yahu ???
  • operaya çok aşina olmayanlar için doğru bir başlangıç değildir. salonu erken terk edenlere ve çıkışta çok sıkıcıydı diyenlere bir nebze hak veriyor olsam da emeğe saygıdan susuyorum. “izlense güzel olur, imkan yoksa çok da şart değil” kategorisine ekliyorum kendisini