şükela:  tümü | bugün
  • sivri zekalı yurdum tekstilcisi tarafından boxer* markası yapılmış karakter...
  • albert camus'nün le mythe de sisyphe'de, incelediği konuyla ilintili de olsa, oldukça dikkat çekici bir çözümlemesini yaptığı karakter. gerçi tamamı okunmalı, yine de bir kaç alıntı yapmakta fayda var;

    "sevmekle iş bitseydi, her şey fazlasıyla basit olurdu. insan ne kadar çok severse, uyumsuz o ölçüde sağlamlaşır. don juan'ın kadından kadına gitmesi hiç de aşk yokluğundan değildir. onu eksiksiz aşkı arayan bir kara sevdalı gibi göstermek gülünçtür. ama her kadını eşit bir taşkınlıkla ve her seferinde tüm benliğiyle sevdiği için bu yeteneği ve bu derinleştirmeyi yinelemesi gerekir. her kadının ona hiç kimsenin hiçbir zaman vermediğini getireceğini umması bundandır. kadınlar her seferinde derinden derine aldanır, yalnız ona bunu yineleme gereksinimi duyurmayı başarırlar. "en sonunda sana aşkı verdim" diye haykırır içlerinden biri. don juan'ın buna gülmesinde şaşılacak bir şey var mı? "en sonunda mı?" der. "hayır, bir kez daha" neden çok sevmek için ender olarak sevmek gereksin ki?"

    "kederlilerin kederli olmaları için iki neden vardır; ya bilmezler, ya umut ederler. don juan bilir, umut etmez.(...) deha da budur işte: sınırlarını bilen us."

    "faust dünyanın nimetlerini istiyordu, elini uzatması yeterliydi zavallının. ruhunu sevindirmesini bilmemek de onu satmaktır. don juan'sa, tam tersine doygunluğu buyurur. bir kadını bırakırsa, ille de sevmediği için bırakmaz. güzel bir kadın her zaman arzulanır. o bir başkasını sevdiği için bırakır, bu da aynı şey değildir."

    "don juan'ın edim alanına soktuğu şey niteliğe değer veren ermişin ahlakına karşıt bir ahlaktır, bir nicelik ahlakıdır. nesnelerin derin anlamına inanmamak uyumsuz insanın özelliğidir. bu ateşli ya da hayran yüzleri bir baştan bir başa dolaşır, bir yere toplar ve yakar. zaman kendisiyle birlikte yürür. uyumsuz insan zamandan ayrılmayan insandır. don juan kadınların 'koleksiyonunu' yapmaz. niceliklerini tüketir, onlarla birlikte de yaşam şanslarını. koleksiyon yapmak, geçmişiyle yaşayabilecek durumda olmaktır. ama o özlemi, umudun bu öteki biçimini yadsır. resimlere bakmayı bilmez."

    "bizi bazı varlıklara bağlayan şeye aşk dememiz, kitapların ve söylencelerin kafamıza soktuğu ortak bir görüşe dayanmamızdandır ancak. ama beni aşkta yalnızca bir varlığa bağlayan şu istek, sevgi ve us karışımını görüyorum. bu birleşim bir başkası için aynı adla karşılamaya hakkım yok"

    "onun suçu budur. ölümsüzden yana olan insanların neden onun cezalanmasını istedikleri anlaşılıyor. onların btün öğrettiklerini yadsıyan, düşlere kapılmayan bir bilime erişmiştir. sevmek ve sahip olmak, fethetmek ve tüketmek, işte onun tanıma biçimi"
  • don juan ve casanova karsilastirmasi yapildiginda gozonunde tutulmasi gereken en onemli sey, bu iki sahisi kadinlara iten motivin ne oldugudur. casanova basit bir skorer, sadece adi ciksin diye ugrasan bir capkin iken; don juan varolussal (bkz: existencialist) kaygilar icerisindedir ve kadinlarla iliskisi kendisini imha etmesiyle sona erer.
    (bkz: zweig) (bkz: ortega y gasset)
  • kökeni halk efsanelerine dayanan ve çapkınlığı simgeleyen edebiyat kahramanı idir.
    ispanyol oyun yazarı tirso de molina'nın yazdığı sanılan el burlador de sevilla (1630; sevillalı kadın avcısı) adlı trajedinin kahramanı olarak edebiyata girmiş, don kişot, hamlet ve faust kadar tanınan evrensel bir karakter haline gelmiş idir. daha sonra birçok çocuk oyun, roman ve şiirinin kahramanı ya da kötü kahraman olmuş, mozart'ın don giovanni (1787) operası bu efsaneyi ölümsüzleştirmiş idir. ayrıca (bkz: suha ozgermi).
  • bu isim insana carlos castanedayı da hatırlatır..
    nedensee?
  • azerbaycan'da don juan operasının ismi avratbaz olarak azericeye tercüme edilmiştir. (sihirbaz gibin)
  • don huan okunur.hastalıklı bir kişilik. kötü geçmiş bir çocukluk ve despot bir ananın kadınlara zararlı bir tümör haline getirdiği ruh emici. niyeti hem ruhuna hem de bedenine sahip olduğu kadını tamamiyle çökertip içi boş bir halde terk etmektir.
    ayrıca don juan konu olduğunda kazanova da irdelenmelidir
  • don juan, kadınları seven erkek değil, kadınların sevdiği erkektir. (bkz: jose ortega y gasset)
  • 17. yüzyıldan itibaren gerek müzik, gerekse tiyatro oyunları, filmlere, şiirlere ve resimlere konu olmuş kurgusal ama efsanevi, "zampara" bir karakter.

    müzik alanındaki en önemli örneklerden biri, alman besteci richard strauss'un 1888 yılında, avusturyalı şair nikolaus lenau'nun yarım kalmış şiirinden esinlenerek bestelediği ve 1889 yılında sahneye konan aynı adlı senfonik şiiri. yaklaşık 20 dakika süren bu besteyi çalmak çok büyük ustalık gerektiriyor, ancak dinlemesi de bir o kadar zevkli. dinlerken orkestradaki her tip enstrümana tek tek nasıl rol biçildiğini gözlemleyebiliyorsunuz. zilden veya çandan tutun da, bakır veya tahta üflemeli çalgılara kadar her biri yer yer öne çıkıyor. şiirin genel temasına huzursuz veya dalgalı diyebilirim, bundan kastım ingilizcedeki "restless" kelimesi. melodik kısımlar olsa da gidişat çoğunlukla "ahenksiz." bu da don juan'ın ruhsal durumunu mükemmel bir şekilde yansıtıyor, çünkü esas oğlan don oldukça karamsar bir ruh haline sahip. sevdiği kadınların hayatına sürekli olarak girip çıkmasını da strauss kromatik iniş çıkışlarla vermiş.

    bu parçayı en son, şef sascha goetzel yönetiminde borusan istanbul filarmoni orkestrası'ndan dinledim. bana göre bu besteyi büyük ustalıkla çaldılar.
  • dona julia'nın veda mektubu

    söylendi; gidiyorsun, demek karar verildi.
    bu iyi, güzel ama derman olmaz yarama
    genç gönlün üzerinde hiçbir hakkım kalmadı;
    ben aşk kurbanıydım, kurbanıyım da hala
    çok sevmiştim, bütün yeteneğim çok sevmekti
    ivedi yazıyorum, sakın ola aldanma
    eğer leke kalırsa bu kağıdın üstünde,
    acı var, yangın var ama yaş yok gözlerimde

    sevdim ve seviyorum, aşkım için kaybettim
    varlığımı, yerimi, cenneti, saygınlığı.
    pahalıya mal oldu ama pişman değilim
    çünkü seviyorum bu düşün anılarını
    suçumu itiraf etmekle övünmüyorum
    kim beni benden fazla kötüleyebilir ki.
    uyku tutmadığından yazıldı bu satırlar
    artık ne bir sitemim ne de bir dileğim var.

    aşk yalnız bir gün sürer erkeğin hayatında
    kadın için bir ömür. çünkü erkek dolaşır
    yolda, kırda, denizde, kilisede, çarşıda
    savaşla, zaferle ve görkemle karşılaşır
    dolsun diye yüreği, kıvanç, ün ve tutkuyla
    bu değerlerle değişmeyen az kişi vardır
    erkek sahiptir buna, bize kalansa ancak
    yitip gitmiş aşklara tek başına yas tutmak

    sen mutlu ve kibirli bir hayat süreceksin
    seveceksin, sevileceksin, bana gelince:
    her şey bitecek artık, derininde kalbimin
    utancımı, acımı birkaç yıla gömünce;
    buna katlanılır da, nereye gönderirim
    içimi parçalayan bu tutkuyu nereye?
    elveda, bağışla beni, sev beni- beni mi?
    bunlar artık boş sözler, geçelim iyisi mi...

    kalbim kırılgandı hep, hala da kırılganım
    ne kadar uğraşsam boş, kafam dağınık yine
    damarımdan ruhuma doğru akıyor kanım
    dalgalar gibi düşmüş de rüzgarın önüne;
    unutmak mümkün değil, çünkü ben bir kadınım
    tek şeye odaklanmışım; senin görüntüne
    mıknatısa yönelik titrek bir iğne gibi
    ulaşması imkansız, ruhumla senin gibi.

    söyleyecek sözüm yok, ama gidemiyorum
    yüzüm de yok bu mektuba mührümü basmaya
    gitmek belki de en iyisi bilemiyorum
    bundan daha fazla mutsuz olamam nasılsa
    öldürseydi acı, şimdiye ölmüş olurdum
    zavallıyı sevmez ölüm, çektirir hayatta
    bu elvedayı bir kez daha yaşamalıyım
    sevginle ve duayla acıya katlanmalıyım.

    şarkı i, 1819