şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: don juan)
  • filmde johnny depp, marlon brando'ya der ki:

    "evrende dört soru vardir:

    1.kutsal olan sey ne?
    2.ruhun yapisi ne?
    3.yasamaya deger ne var?
    4.ölmeye deger ne var?

    hepsinin tek bir cevabi var : yalnizca ask."
    iste bu.
  • bir johnny depp güzellemesi, tamamen onun için yapılmış gibi olan film. soundtrackin bryan adams şarkısı have you ever really loved a woman da cuk otumuştur.
  • - kaç kadınla beraber oldun ?
    - hmmm.. ehh.. seniide.. sayarsak.. hmmm.. sanırım.. evet.. 1502 !
    - *dumur ötesi*
  • sonunda marlon brando'nun da dediği gibi masalsı bir film.kesinlike içinde olma isteği uyandıran filmlerden,tabiki johnnyciğimin adadaki sevgilisi * olarak.
  • johnny depp oynamasa bu kadar gercekci durmazdı dediğim film karakteri. yılın en seksi erkegi secilen insana da gelmis gecmis en seksi, en capkın erkegi oynamak yakısır tabi.
  • psikolog rolünde marlon brando yu, hasta rolunde johnny depp i izlediğimiz filmde doktorun hastasını iyileştireceği yerde, hastanın doktoru aynı aşk girdabının içine çektiğini görürüz
  • feristah'in hispanik versiyonu.. birlikte oldugu kadinlarin hikayelerini oyle bir hevesle anlatiyor ki.. ancak feristah'in mukremin citir fantazileriyle kiyaslanabilir derinlikte bir istahla.
  • düz bir gözlemle ele alındığında, sıradan bir aşk filmi gibi başlangıç yapılan, kadınların kimi duygu ve isteklerine yaklaşımı destansı kılan bu sebeple farklı bir kulvarda değerlendirilmesi gereken film.

    don juan betimlemesi içerecek bir filmmiş gibi görünmesine rağmen, kesinlikle ilgisi olmayan bir senaryo ile karşılaşıyorsunuz. işin güzel tarafı, gençliğinde, çevirdiği filmlerle birlikte yakışıklılığı ile de bir idol olan, sanki şişmanlayarak "dünyaya presentabl görünmenin hiç anlamı yok kardeşim" şeklinde isyan bayrağını çeken marlon brando, delilik sıfatı altında incelemeye alınan fakat ilerleyen sürelerde tam bir aşığın nasıl olması gerektiğine dair düşüncelere dalmamızı sağlayan johnny depp , zerafeti ve yumuşaklığı ile filme akıcılık kazandıran, bununla birlikte kocasına düşüncelerini netleştirebilmesi için katkıda bulunan eş rolünü aynayan faye dunaway bir yönetmenin bu film için bulabileceği en iyi oyuncular gibi. bu kadar anlaşılması güç olan bir konuyu bu kadar kolay bir şekilde akla açan filmin izlenebilirliğini, kurgusallığı ile birlikte oyuncuların oynamaktan çok bu kimliğe bürünmelerinden kaynaklanıyor diye açıklayabiliriz.

    de marco'nun don octavio del flores ismini taktığı doktorun, öğrendiği bir çok teoriyi hayata geçirmiş olmasına ve hayatında herşeyin olması gerektiği gibi olduğunu düşünmesine rağmen, en büyük eksiğinin; öğrenmiş, yaşamış ama devam ettirememiş olduğu şeyin, yani aşkın; tanımını hastası kanalı ile yüzüne farklı bir şekilde vurulmasını görüyoruz. zaten izleyici de burada doktor kıvamında kendini yoklamaya, sorgulamaya başlıyor. en azından gördüğüm 4 kişiyi kendilerini yoklarken yakaladım.

    filmin en şık yönü ise, taşıdığı isimden dolayı, bir bol bol sevişen, dna'sını yaymak üzere dünyaya gelmiş bir karakteri anlatmaktan ziyade(tamam bunlar da olmuş fakat!..) aşkın tüm benliğinizi coşturup harekete geçirecek, bir yaşam şekli olduğuna dair mesaj verilmesi. "evet aşk bir deliliktir, ben içerideyim ama aşkı benden daha iyi kimse bilemez, evet aşk deliliktir ama bu deliliği yaşamayan mutlu olamaz" şeklinde bir kurşun dökülesi düşünce var.

    bununla birlikte aşkla delilik bağdaştırılabilir mi sorusuna antropolog helen e fisher'in bir araştırması ile cevap verilebilir; çevresine toplamış olduğu çılgınca aşıkları incelemesi sonucunda; "denek sevgilisine baktığında, mr’da beynindeki ödül ve haz ile bağlantılı bölümleri -ventral tegmental ve nucleus caudatus- aydınlanmış. fisher’i en çok heyecanlandıran şey, aşkın yerini, adresini bulmaktan da öte, onun özgül kimyasal yollarını keşfetmekmiş. aşk, nucleus caudatus’u uyarır, çünkü burası dopamin adı verilen nörotransmitter reseptörlerinin yoğun biçimde yayılma yeridir; dolayısıyla fisher, dopaminin beynimizin ürettiği aşk iksirinin bir parçası olduğunu düşünmüşler. doğru oranlarda dopamin, büyük bir enerji, neşe, dikkat yoğunlaşması ve ödül kazanma motivasyonu yaratıyor ve bu nedenle yeni bir aşk yaşarken bütün gece uyanık kalabililir, güneşin doğuşunu seyredebilirsiniz, koşarak yarışabilirsiniz, aslında kayak becerinizi aşan bir yokuştan aşağıya hızla kayabilirsiniz. " . bu da demek olabilir ki aşk deliliğe yakın bir çizgide dolaşmaktır. yoksa dağları delen kerem nasıl açıklanabilir ki?

    işte film boyunca, dopamine boğulmuş, aşkı delilikle eş tutmamızı sağlayan bu romantik karakter, bizlere zaman zaman unutulan aşkı, nasıl ömür boyu yanımızda tutacağımıza dair şekilsel bir anlatım sunuyor.
    evet, filmin uğurlu 1502 rakamına takılmış olanlar da olacaktır.fakat kendileri için the best of haydar dümen başlığı altında açıklama yapmak en doğru yol gibi görünmektedir.

    eklemeler;
    national geographic türkiye, şubat