*

şükela:  tümü | bugün
  • gulten dayioglu'nun cocuklarin ruhunda hakiki bir travma gecirtecek turden acikli mi acikli bir romani.
    ilkokuldayken aglayarak komaya girdigimizi hatirlarim hala.

    anneleri oglan dogururken olen ve babalari da koy korucusu olan 4 kardesin, babalari oldurulunce nasil dort bir yana dagildiklarini anlatir.
    en buyukleri bir eve besleme verilir, ondan kucuk iki kizi mal muduru evlatlik alir, en kucukleri olan oglan ise koyde muhtarin yaninda kalir ama ac birakilir. cok feci bir kitaptir bu, hele de cocuk kafasiyla okuyunca.
  • böylesi yürekler parçalayıcı bişeyin çocuk kitabı olarak yazılması kadar, ne tür ruhsal hezeyanlar içinde olduğunu çözemediğim çocuk kosiminanın bunu defalarca okumasıdır, şu ya$ıma gelip hala algılayamadığım..
    dört karde$in en büyüğü feten idi bu çocukların içinde acıların en merkezinde kıvrananı, ki yılar sonra küçük besleme dizisini izlerken tekrar canlandı çocukluk kabuslarım. bu arada, evet, küçük beslemeyi de seyrettim..
  • çocukken okuyup her gece annem ölmesin diye dua etmeme neden olan kitaptır.hüngür hüngür ağlamanıza neden olur,çocuklar için ağır oldugunu söylemek gerekir aslında ama 10-12li yaşlarda ağlayacagımızı bile bile neden kitaplıktan bu kitap verilirdi öğretmen tarafından bilinmez,şu da bir gerçekki herkes de beğeniyle okur çocukken bu trajik hikayeyi.
    en büyük abla bir eve besleme olarak gitmeden önce annesinin sandıgından küpelerini alır ve takmak için köyün bir teyzesine kulağına delik actırır,sigara külüyle kulak memesi ovularak uyusturulur cuvaldızla delinir.bu da kulagıma ikinci bir delik açmama vesile olmuştur. *
  • ağlamaktan insanın için söken kitaplardandır.
    küçük yaşta okunması tehlikeli ama etkileyicidir.
  • biricik rowling imiz gülten dayıoğlu nun kemalettin tuğcu ya özendiği, bol acılı romanının ismi. 100 temel eserden de biri.
    acaba "bak ne durumda olan çocuklar var" denilerek çocukların hallerine şükretmeleri mi istenmiştir? ben çocukken beni "seni dilencilere veririz" diye korkuturlardı. oysa bu kitabı elime tutuşturmaları yetermiş.

    kanımca romandaki tek olumlu şey köy hayatı güzellemesidir. kitapta köyün bütün güzellikleri anlatılıp insanda köye gitme arzusu uyandırılır.

    roman 4 kardeşin köyde başlayan acıklı öyküsünü anlatır... yaşar, döndü, habibe ve feten..feten en büyük kız kardeş olup aslında romanın da kahramanıdır. kitabın sonuna kadar feten'in acıklı öyküsü anlatılır aslında. roman boyunca feten in mücadeleciliği hiç bitmez. kaderin de öyle.

    --- spoiler ---
    aile bireyleri teker teker ölürken bütün yük feten'in omzuna biner. döndü ve habibe zorla evlatlık verdirilir. ardından da kendisi. feten, evlatlık verilir ama evde hizmetçilik yapmakta, evin hanımından bol bol dayak yemektedir. bu şekilde gider roman. pek de mutlu sonla bitmez. evlatlık verilen habibe ve döndü'ye hiç değinilmez.
    --- spoiler ---
  • küçükken doğum günümde hediye gelmişti bu kitap. evet biz küçükken doğum günlerinde kitap hediye ederdik birbirimize. hediye alınacak çok alternatif de yoktu demek ki. 2 kere okumuştum. şu anda bile kitap kapağını gördüğümde tuhaf bir şekilde eskiye gittim.

    http://www.kitapdenizi.com/…812dortkardestilerb.jpg
  • bu kitabi okumamin uzerinden en az 20 yil gecmis olmasina ragmen kardeslerin adini yas siralamasina gore hatirliyorum; feten, habibe, dondu, yasar. dondu'nun adini dondu koymalarinin sebebi bi sonraki cocugun cinsiyetinin donmesini saglamak icindi, nitekim oyle oluyordu. bi de kopekleri vardi ama sonra oluyodu galiba. kitaptan hatirladigim bazi seyler, bunlarin babasi korucuydu sanirim catismada oluyodu, bunlara yasli dedeleri bakmaya calisiyodu ama sonra o da oluyodu. bunlar aclik sefalet cekiyolardi. dugun evine kinaya gittiklerinde falan karinlari doyuyodu hem de onlara kina yakiliyodu cok seviniyolardi. bi de feten arkadaslarinin tarlasini dovenle surmeye yardima gidiyodu (doven ne bu kitaptan ogrenmistim) karsiliginda tarhana falan kislik erzak veriyodu komsular buna. bunlari bi ara kopekler kovaliyodu ama galiba o zaman dedeleri sagdi. bunlar sogut agicindan kaval yapiyolardi komsu cocuklariyla, cok zor isti. bi de bunun manisi vardi, sogudum inlesin falan diye. neyse sonra koyun muhtari bunlari evlatlik dagitiyodu farkli yerlere kucuk oglani da galiba kendi aliyordu. yasar'la yavru kopek feten'i goturen arabanin arkasindan kosuyolardi. kopege galiba muhtar tas atarak ayagini kiriyodu, kopek arabanin arkasindan aglayarak topalliyodu. feten'i besleme verdikleri yerde ona ev isi ve cocuk bakiciligi yaptiriyolar, onu asagilayip dovuyolar, bit var diye de saclarini kesiyolardi. eninde sonunda kavusuyolardi galiba dort kardes. bazi bolumlerini dusununce bu kitabin (mesela o dedesiyle gittileri dugun evinde dedelerinin caresizligi falan) hala icim ciz ediyo sizliyo resmen. sikip attilar cocuklugumuzu bu kadinla kemalettin tugcu. hakkimi helal etmiyorum (ne hakkim olucaksa... var lan anneme bana bu kitabi al diye yalvarip onlara para kazandirma hakkim var, peh).
  • ilkokulda bana bu nasıl ve neden okutuldu? hala anlayamadığım roman. belki sırf bunun yüzünden edebiyatla hiç aram olmadı. bahsederken bile içim sıkılıyor.
  • gülten dayıoğlu'nun köy hayatından ve kırsal kesim insanlarının dramlarından bahsettiği, dramatik bir türk filmi kıvamındaki kitap. çocukken birçok gülten dayıoğlu romanı gibi bunu da annem almıştı, 10 yaşımda falan okumuştum ama diğer çocuk kitaplarımda olduğu gibi bunu da defalarca okumuştum 2-3 sene içinde.

    ---spoiler---

    apan adlı bir köyde başlardı roman, çocuklar dört kareşti ama anneleri feten'den önce 2-3 çocuk daha doğurmuş, bunlar ufak yaşlarda ölmüştü. anne, yaşar'ın doğumundan kısa bir süre sonra fazla doğum yapmaktan kaynaklanan bir rahatsızlık geçirip hayatını kaybederdi. kitabın ilk kısımlarında annesiz olan çocukların dede ve korucu babaları ile köy içindeki yaşamları anlatılırdı detaylıca ve çocukların genelde mutlu bir hayatı vardı, keyifliydi o kısımlar cidden. ancak apan ile akdüzü köyleri arasında, akdüzü köyünün koruya dadanan ve filizleri kemiren keçileri ve buna göz yuman akdüzü köyü çobanı yüzünden akdüzü köyü sakinleri ile çıkan, korunun da ateşe verildiği bir çatışmada, apan köyüne ait korunun korucusu olan babaları hayatını kaybedince bütün hayatları altüst oluyordu. dede de oğlunu kaybetmenin acısı ile kısmi felç geçirince çocukların zamanla ellerindeki para ve erzak tükeniyor, sağdan soldan yiyecek isteyen çocuklar zamanla köyde dikkat çekmeye başlayınca muhtar önce dede halen sağken ortanca iki kızkardeşi evlatlık isteyen ankaralı bir aileye veriyor, dede öldükten sonra da feten'i istanbullu bir aileye evlatlık gönderiyordu. feten istanbulda kaldığı 4-5 yıl içinde evden topu topu 3 kez falan çıkan, saçları "bitsiz köy olmaz, uzun saçın bakımı da zor" diye kısaltılmış bir ev hizmetçisine dönüştürülüyordu. daha sonra evsahipleri evde yokken apartmanda çıkan bir yangında apartman yanıp kendisi de yaralanınca, evsahipleri onu bırakıyordu. ama bu arada köy muhtarlığına sevdikleri bir tanıdıkları seçilince köyüne dönüp kardeşine kavuşma şansını yakalıyordu.

    ---spoiler---
  • yanlış hatırlamıyor isem 3. sınıfta öğretmenim hediye etmişti bu kitabı. kitabın son derece orospu çocuğu bir kitap olması ve beni o yaşımda bunalıma sokması bir kenara sürekli düşünürüm acaba hocam çocuk kitabı etiketine aldandı da mı verdi bu kitabı bana?