şükela:  tümü | bugün
  • sevgili tolga,

    hatırlıyor musun, bir bayram tatilini ailelerimizin yanında geçirmek yerine bekar evinde sabahlara dek müzik dinleyip hayal kurmayı tercih etmiştik. daha doğrusu, her zamanki gibi yine ben kurmuştum hayalleri ve sen de çeşitli noktalarda tabloyu editlemekle yetinmiştin. hatta bir gece cat stevens'ın bu dünyaya ait olmayan sesi eşliğinde yere uzanıp tüm gece insan ırkının saçmalamakta ulaşabileceği en uç noktalara dek saçmalamıştık birlikte. kafa dengiydin.

    bazı geceler acıktığımda sana zorla yemek yaptırırdım. hiç hayır demezdin. sonra da yemeği dört eşit parçaya bölerdik. üçünü pisboğaz ben yiyecek olurdum, birini sen. ve hiçbir zaman ihtirasla baktığım yemeği bitiremezdim ve sen hep makarasını yapardın bu durumun, "babam da senin gibi, ne zaman yemeğe gitsek herkese 1, ona 1,5 porsiyon..." içecek almak istiyorsak ve paramız yoksa evde bozuk para bulma avına çıkardık ve her defasında yeterli hazineye ulaşıp kahkahalar eşliğinde kutlardık bu durumu. hatta bu zevki yaşamak için bazen yere para atar, "sonra lazım olduğunda bulunca çok seviniriz be oğlum" derdin. biraz manyaktın.

    uzak yerlerde yaşadığımız zamanları hatırla. bazı geceler canın sıkılırdı, saat kaç olursa olsun çıkıp gelirdim. her defasında "oğlum bu sefer 150'den aşağı inmedim hiç" derdim ve matematik hesaplarıyla bunu sana ispatlamaya çalışırdım. sonra o kadar yol alıp geldiğim yetmezmiş gibi hadi kadıköy'e gidelim diyip aksi istikamette bilmem kaç kilometre daha gidip resmen bizim yüzümüzden meşhur olan soğukçu'da alırdık soluğu. potansiyeline ulaşamamış bir alemciydin.

    "reşat, sen hayatımda gördüğüm en zeki adamsın" derdin, hayatımda her şeyin kötü gittiği günlerde. dürüst olalım, arada itliğin tutmuyor değildi ve özellikle de bir şeyleri doğru yaptığımda eleştirilecek bir şeyler bulmada üstüne yoktu ama her şeyi elime yüzüme bulaştırdığımda da hiç şaşmazdı, güven aşılardın mutlaka. kötü gün dostuydun.

    ilk tanıştığımızda biraz fazla naiftin, kırılgandın. sana hırpaniliği öğrettim, sert durmayı ve aslında pek bir önemi olmayan bir dolu saçma sapan şeyi daha. "mezun oldum mu senin okulundan oğlum" derdin, eski dostların sendeki değişimi her dile getirdiğinde. çocukmuşuz resmen. ben daha çocukmuşum hatta. dedim ya, naiftin.

    mercedes'lerden, bmw'lerden inmeyecek bir ailenin üyesi olsan da dacia kullanırdın babanın akıl almaz mantalitesi nedeniyle. o külüstürün içinde çok sevimliydin be oğlum. vites değiştirişlerin bile aklımda, hala gülüyorum. korsan taksiciler gibiydin. mütevazıydın.

    muhteşem bir şekilde michael jackson taklidi yaptığın videoyu bulmaya çalışıyorum hala. tam internetin yaygınlaştığı yıllar; saklamak yerine youtube'a yüklesek o çılgın videoları şimdi ünlü birer youtuber'dık belki de be oğlum. don corleoneler, ırak başbakanı malikiler... yazık oldu hepsine. gizli kalmış bir sanatçıydın.

    akşamları yazıp "maaaaççç, aç hadi aç, bi savaşalım" diyerek davet ettiğin satranç maçlarını özlüyorum be oğlum. keşke üniversiteye ilk başladığımızda "gel sana öğreteyim şunu, inat etme, çok seveceğin bi oyun" dediğinde tamam deseymişim. internet üzerinden oynarken yenildiğinde yüzünün aldığı şekli görme imkanım olmadı çok, karşı karşıya oynadığımızda o zevki tadabilirdim. çıldırtırdım seni. bir pehlivandın, güreşe doymak bilmeyen...

    kaç zaman oldu, görüşemedik. sana mı kızayım, haysiyet yoksunu iktidara ve onun köpeklerine mi tolga? türkiye'den siktir olup gidenlerin arasına katılsaydın ya oğlum sen de? yüz defa dedik sana! tam dayaklıksın valla! söyle, böyle daha mı iyi oldu sanki? hala whatsapp'ta son online olma zamanına bakıyorum. oğlun seni bekliyor, eşin seni bekliyor, kaç yıllık dostun seni bekliyor canım benim.