*

şükela:  tümü | bugün
  • bir fethi gemuğluoğlu eseri. (bkz: #8283974)
  • "dostluk üzerine konuşmak gibi, hiç mu’tâdım değil konuşmak. elli üç yaşındayım. kırk senedir söz orucu tutuyorum. en az yirmi senedir, yirmi beş senedir yazı orucu tutuyorum. ne yazarım, ne çizerim. zaten okur-yazar takımından da değilim. ama bu sözleri size sanki bir vedâ gibi, sanki son sözlerim gibi… “hâl sârîdir” buyurulmuştur. maraz da sârîdir. dilerim ve umarım ki, benim marazım sârî olmasın ve burada şevk sârî olsun, cezbe sârî olsun ve aşk sârî olsun.

    ...

    beyefendiler, günâhlarınız bile şevk içinde olsun eğer günâh işleyecekseniz. şevki seçiniz. aşkı seçiniz. ben aşksız insanlar görüyorum; huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihâlelere giriyorlar. türkiye’nin içinde bulunduğu felâketi idrâk etmiyorlar, huzur içindeler. onun için onlara küsüm, onun için onlara kırgınım. onun için, kırgınlıkta bir feyz buluyorum.

    ...

    benim size emânet sözüm yok. dost ol kişidir ki… şimdi emânetimi geri alıyorum. bu kadar emânet diye konuştuktan sonra, şimdi kendimi geri alıyorum. ben de size emânetim. söz kalsın ve devam etsin. ibtidâ’da kelâm vardı tabiî. biz, kelâmı selâm ile itmâm ettik. selâmdan başladık, kelâmı tüketiyorum. dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede peygamber-i ekber’in yatağında yatar, şâh-ı velâyet’tir. dost ol kişidir ki, mağara arkadaşıdır, yâr-ı gâr’dır, ebû bekr’dir."

    (bkz: fethi gemuhluoğlu)

    dostluk üzerine adıyla anılagelen konuşma enfes parçalar ihtiva eden klas bir söylev olmasına öyledir ama içerdiği sakat tasavvufi zırvalara itirazım var. onu söyleyeyim de sakata gelmeyelim. aşk u şevke evet, zıvanadan çıkmaya hayır.
  • bir cicero kitabı. dostluk kavramının önemine değinen, sınırlarını zorlayan kitap.

    kitaptan bir alıntı:

    "dostluğun karşılıklı yakınlığında kendisini dinlendirmeyen insan için yaşam, yaşam mıdır? karşısında kendinle konuşuyormuş gibi her şeyi söylemeyi göze alabileceğin birini bulmaktan daha tatlı ne var? iyi günlerinde senin kadar sevinecek biri olmasaydı mutluluğundan ne zevk alırdın? öte yandan da, kara günlerinde senden çok üzülecek bir dostun olmasaydı, o günlere katlanmak ne güç olurdu. son olarak, peşinde koşuan her şey genellikle bir tek işe yarar: server, harcamaya yarar; sözü geçerlik, saygınlık; toplumsal konum, övülme; zevkler, neşe getirir; sağlık, acıdan kurtarır, bedenini istediğin gibi kullanmana yardım eder. dostluk, bir çok iyiliği bir araya toplar, gözlerini nereye çevirsen onu orda hazır bulursun, hiçbir yere yabancı, hiçbir zaman yersiz ve cansıkıcı değildir; bunun için derler ki, ateş ve sudan çok dosta gereksinmemiz vardır."
  • cicero'nun de amicitia isimli, dostluk kavramını anlattığı eserinin türkçe ismidir. çiğdem dürüşken tarafından latince aslından çevrilmiştir, homer kitabevi yayınları arasında bulunabilir.
  • çok şiirsel ve büyüleyici bir kitap.

    kalbimi oymuşlar, oymuşlar da şimallim
    hayâlini, resmini değil
    seni koymuşlar içine;
    onun içindir adınla atışı…

    (bkz: fethi gemuhluoğlu)

    hani bazen birinin pişirdiği çok çok basit bir yemeğe, sen buna ne kattın da böyle güzel oldu dersin ya. karşındakinin de gözleri zaten ışıldıyordur bu esnada. bu kitaba katılan her ne ise, şunu çok iyi hissettim ki gönülden katılmış. okuduktan uzunca bir süre sonra peşinden okuduğum her ne var ise yavan ve ruhsuz ve mekanik. kimi dost bilip kimi bilmeyeceğimizi nasihat ediyor sayın fethi gemuhluoğlu. "zamanı kendinize dost bilin" diyor.. şu modern çağda adeta düşmanmışız gibi dayatılan, onunla sürekli yarışmamız istenen zamanla bir dost olun diyor. şu an iki satırcıkla özetleyemeyeceğim ancak tanıdığım tanımadığım herkeslerin okumasını isterdim. şuraya bir pdf'ini bırakıyorum;

    http://www.necdetunuvar.com.tr/…dostluk_uzerine.pdf

    "türkiye’deki yanlışlık tenkid fikrinden başlıyor. yanlışlık dost olmamak, fikre dost olmamak… insana dost olmak, fikre dost olmak, coğrafyaya dost olmak, tarihe dost olmak, kendi vücûduna dost olmak, komşuya dost olmak, gibi kademe kademe, ama entegre bir bütün içinde bütün dostluklar söylenmeye mecbûrdur."

    iki durum sürekli tekrarlanıyor bu kitapta ve bunlar bu kitapçığı o kadar canlı tutuyor ki, sanki bu konuşma daha dün yapılmış gibi. sanki bu konuşmadan daha az evvel çıkmışsınız gibi.. öyle bir coşku veriyor insana.

    birincisi, girişte yaptığı selamlama - ki muazzam, konuşmanın içinde sürekli tekrarlanıyor. "yeni gelen arkadaşlarımı da selâmlarım. yine “önce selâm, sonra kelâm” derim; yine “önce refîk, sonra tarîk” derim ve allah’ın selâmı üzerlerine olsun derim; ve görüneni, görünmeyeni selâmlarım; ve evveli ve âhiri ve zâhiri ve bâtını ve sâhib-i hakîkî’yi selâmlarım; ricâlü’l-gayb’ı selâmlarım; ve selâmlarım, ve selâmlarım, ve selâmlarım."

    ikincisi, yaptığı bu muazzam konuşmaya rağmen aralarda sürekli "kusura bakmayın, ben, mesleğinde konuşmak olan bir arkadaşınız değilim. zaten okur-yazar takımından da değilim..." gibi büyük bir tevazu ile yapması. yani bu tevazunun binde biri, bizim gibi ne idüğü belirsiz, küçük dağları kendisi yaratmış insansılarda olsa -enn azından kendimizi bilebilsek azıcık be- çok yol katetmiş oluruz. naçizane kendime nasihatimdir bu.