şükela:  tümü | bugün
  • 1944 yapimi, en baba film noirlardan biri. yonetmeni billy wilder, basrollerde fred mcmurray, barbara stanwyck ve edward g robinson. james m cainin romanindan.
  • kocasını öldürüp sigorta parasını elde etmeye çalışan bir kadının* ve onun oyununa alet ettiği sigorta şirketi çalışanının öyküsünü anlatan film.
  • aklımda bir şekilde barbara stanwyck'in taktığı halhalla kalan, geçen gün romanına pulp fiction formatında rastlayınca üstüne atladığım çok başarılı, atmosferik bir film noir klasiği. türkçesi çifte tazminat'tır.
  • internet sinema database'i abonelerinden 8.5 alarak en iyi 250 film sıralamasında 48 numaraya kurulmuş olan, süper tiplemeler ve diyaloglarla dolu bir kara film şahaseri.
  • brian de palma'nın femme fatale filminin hemen başında, televizyonda bu filmi görürüz . dolayısıyla de palma, isminden de farkedilen "kara filmlere gönderme" gayretine filmin ilk sahnesinden itibaren girişmiştir.

    güzide insan tramell'e de, hatırlatmaları için teşekkür eder, selamlarımı gönderirim burdan.
  • coen kardeslerin birden fazla filmine esin kaynagi olmustur (blood simple, fargo, the man who wasnt there gibi). zaten ne zaman ki esini öldürmek isteyip eline yüzüne bulastiran kisilerle ilgili kara film yapilsa, dönüp tekrar double indemnity tekrar seyredilmeli, atalar babalar saygiyla anilmalidir. biybiybiy konusan dis ses sayilmazsa, edward g robinson (kücük dev adam rolünde) ile karizmatik sesi ve kendine has fotojenikligi ile belli bir acidan birden, hic beklemiyorken insanin basini döndürebilen barbara stanwyck'in de katkilariyla kusursuza yakin bir basyapittir, klasikligi bir yana birakilsa...
  • turkiye'de seray sever gibi kaliteli bir tiyatro sanatcisinin da icinde yeraldigi sevgili karim adli oyunun esin kaynagi olan film.
    (bkz: turkiye'de tiyatro)
    (bkz: turkiye'de oyun yazarligi)
    (bkz: turkiye'de otun ve bokun ayrimi)
  • genelde komedi filmlerinden aşina olduğumuz billy wilder'dan şaşırtıcı bir başyapıt.
    zekice yapılmış bir plan, ateşli ama karanlık bir dilber ve tekinsiz, güvenilmez ancak olabildiğince flörtöz baş karakterimiz neff... ve bunların hepsinin tepesinde demoklesin kılıcı gibi sallanan barton keyes*.
    jenga oynar gibi tüm kaza ve tazminatın üstüne konma planı bu mösyö keyes üzerinde dikkatle inşa ediliyor. her adım ona göre ayarlanıyor çünkü bu cinayeti dünya üzerinde çözebilecek yegane insan o.
    ve sonuç -neredeyse- kusursuz bir cinayet.

    hazır sin city gündemdeyken, frank miller geçenlerde bir röportajında şöyle buyurmuş: "film noir öyle sanıldığı gibi mekanlarla, ışıkla, kılık kıyafetle ilgili değil; direkt olarak karakterlerin iç karanlığı ile ilgilidir."

    jung açısından bakarsak içimizdeki gölgeleri kovalayan bu nefis janrın en güzel örneğidir "çifte tazminat".
  • "gerçek femme fatale nasıldır" sorusunun yanıtının alınabileceği, durağan görüntüsüne rağmen, hiç de gerilim yapılmıyormuş gibi olmasına rağmen gerilimin ve akıcılığın en şahanesinin bulunduğu film noir örneğidir, arşivde saklanması gereken çok nadide bir parçadır.
    esas kadının açısından bir bakış getirmeye çalışırsak, phyllis kendi halinde kocasının yolunu gözleyen bir ev kadınıdır, çok acılar çekmiştir ama artık çektiği cefanın sefasını sürmek istemektedir. kendini kurtarmak için beklediği adam gelir olaylar gelişir... yok tabii böyle bir şey.
    phyllis öyle bir femme fatale'dır ki, brian de palma, femme fatale filminde, ekrana double indemnity filminden görüntüler yansıtarak hakkını teslim eder.
    wilder, phyllis kozu ile izleyiciye ustaca kazık atmayı başarır her sahnede; tam bu kadarla gözü doyar artık denilen her defada güzel sürprizleri beklemektedir izleyiciyi. planın mükemmeliğine bizi de inandırır (ben inandım) ama "hiç bir plan kusursuz degildir" elbette.

    "iki kişi cinayet işlediğinde beraber bir tramvaya binerler, biri inmeden diğeri de inemez. yapışırlar birbirlerine beraber yolu sonuna kadar giderler. yolun sonu ise mezarlıktır."
  • --- spoiler ---
    tamam herşey iyi hoş da 1940larda "parmak izi" muhabbeti yokmuş hacı diye sonuç çıkartabilir herşeyde kusur arayan bir insan evladı. bunun haricinde yine kimsenin iyi olmadığı, yani daha "insan"larla dolu egzantrik bir dolandırıcılık hikayesini bol bol sigara-puro içen aktörlerle, özellikle sigortacılık duayeni keyes abimiz bir sherlock holmes bir miss marple'ın tozunu attırırcasına döktürüyor kurduğu ve çözdüğü olaylarla aslanım koçum benim dedirterek abi sen kendini harcıyorsun bu ortamlarda diye kalplere sıkıntı salıyor. ayrıca elle kibrit yakma muhabbetine de dikkat çekmeli. karakterlerdeki gerginlik de gayet başarılı yansıtılmış belirtmek lazım. film noir bu boru değil zaten.
    --- spoiler ---