şükela:  tümü | bugün
  • en büyük hayal kırıklıklarından biridir.
    ortaokuldaydım. okulda popülaritem hayli fazlaydı. herkes benlen (türk filmleri aklıma geldi de) arkadaş olmak ister, okulun en gözde isimleri benimle sevgili olmayı arzulardı. gel gör ki, hiçbir zaman büyük bir kavgam olmamıştı. beni içten içe yiyen bu eksiklik, yüreğimde büyük bir boşluk oluşturuyordu. herkes kavga anılarını anlatırken, ben onlara gülümsemekten bazen de hayali kavga anılarımı anlatmaktan öte gidemiyordum. olmayan gözlüğümü, saatimi çıkarmak zorunda kalmak istiyordum. kavganın kokusunu almak istiyordum. bazen bu kokuyu hissedebilmek için bilerek birilerine dalaşsam da kimse "arkam sağlam" diye bana bulaşmak istemezdi. hani olur da bazen dalaşmamanız gereken biri çıkar ya karşınıza; işte o bendim (gran torino). hayatımdaki bu eksikliği gidermek için bir fırsat kolluyordum. sıradan şeylerin yaşandığı bir gün arkadaşlarımızından biri, kız meselesi yüzünden biriyle şiddetli bir tartışmanın içine girmiş, arkadaşımızı tartaklamışlardı. büyük bir kavganın çıkacağı söylentileri ortalıkta yayılmaya başlamıştı. ama henüz bu haber, benim kulağıma gelmemişti. kavgada adama ihtiyacı olan arkadaşlarımın aklına ben gelmişim, iyi dövüşeceğimi düşünmüşler. öyle düşünmeleri için çok sebep verdim onlara. iri yarı biri değildim ama anlattığım hayali kavga anılarıyla onları fazlasıyla etkilemiştim. uzun zamandır beklediğim kokuyu almıştım. sonunda kavga edecektim. birinden yumruk yiyecek, birine yumruk atacaktım. fakat ne için dövüşeceğimi bilmiyordum. önemi yoktu, "dövüş olsun yeter" diye düşünüyordum. arkadaşlarla birlikte rezervuar köpekleri gibi büyük bir hava ve heyecanla olay mahalline doğru yola koyulduk. olay mahalline (park) vardığımızda karşı taraf da yanına adamlarını toplamıştı. ben, "dişe diş kana kan" bir dövüş olacağını düşünmüştüm. ama düşündüğüm şey olmadı, karşı taraf, kendimizden emin tavırlar sergilediğimizden olmalı, hemen falso vermeye, olayı alttan almaya başladı. ben, durumu kızıştırmak için durmadan lafa atlıyor, "lan sikik, sen bu çocuğa arkadaşlarınla birlikte dalmadın mı?" diyerek kavga çıkarmaya çalıştıkça karşı taraf, durmadan alttan alıyordu. en sonunda dayanamadım, elemanlardan birini hafifçe ittim, "ne diyorsunuz lan, amınıza korum, ilk kanı siz akıttınız" diyerek iyice sataşıyordum fakat bu sefer de kendi dost bellediğim insanlar, beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "tamam dostum boşver, hadi gidelim, olay halloldu havasındaydılar." sonunda, tüm çabalarıma rağmen hem karşı tarafın yavşak hem de kadim dostlarımın uzlaşmacı tavırlarından dolayı kişisel çabalarım, kavga çıkarmada yetersiz kaldı. bunun üzerine hayal kırıklığıyla okula doğru yürümeye başladık. rezervuar köpekleri bir anda rezervuar kedileri'ne dönmüştü. ertesi gün herkes beni konuşuyordu. benim adamlara nasıl diklendiğimi, nasıl korkusuz bir savaşçı gibi dövüşmek istediğimi herkes öğrenmişti. okuldaki kişiler artık bana daha dikkatli bakıyor, çevremdeki erkek ve kız sayısı durmadan artış gösteriyordu.
    fakat ne yazık ki ben hala en büyük eksikliğimi giderememiştim. gerçek bir dövüş istiyordum. hayatımın son dövüşü. yüreğimdeki boşluğu doldurmak için sahici ve esaslı bir yumruk yeterliydi, ama o yumruğun sahibi karşıma çıkmak bilmiyordu. halbuki zincirlerimi kırmaya hazırdım.