şükela:  tümü | bugün
  • george orwellin isini gucunu birakarak, londra ve pariste kotu kosullar altinda, zaman zaman evsizlerle yasamasini konu alan bir ani kitabi. bu insanlari anlayabilmek icin onlar gibi yasamanin gerekliligine inandigi bir donemde ortaya cikmistir.
  • orwell'ın belki de en güzel romanı ,hani birine itafen yazılmış olsaydı bu roman kesin sokak köpeklerine olurdu.
    (bkz: homeless)
  • george orwell'in ithaki tarafından yakında yayınlanacak olan kitabı.
    (bkz: papazın kızı)
  • george orwell'in parasızlıgın sınırlarında yaşadıgı bir donemi sürükleyici bir şekilde anlattığı biyografik kitabı. paris'te restoranlarda çalışanlar arası hiyerarşiyi anlattığı bölümleri gülmekten yerlere yatırırken londra'da dilenmenin yasak olmasından dolayı evsiz-parasız insanların para bulmak için basvurdukları yolları anlattığı bölümleri ingiltere'nin sosyal yapısıyla ilgili düşündürür.
  • ithaki tarafından 2004 yılında paris ve londra'da beş parasız adıyla yayınlanan, çevirisini z. zühre ilkgelen tarafından yapılan kitap.
    kitabın paris kısmı çok çarpıcı ve sürükleyici, londra kısmı ise biraz durgun ve monoton. son 40 - 50 sayfa daha çok yazılanların toplarlanması, özetlenmesi şeklinde. kitap bir paris seyahati sırasında ya da sonrasında okunursa daha anlamlı oluyor. tek diyeceğim kesinlikle okuyun.
  • gün geceye kestiğinde, uyumak için başınızı koyacak bir yastığınız ve üstünüze çekeceğiniz bir battaniyeniz olduğunda dahi yüzünüze mutluluktan şapşal bir gülümsemenin gelip oturmasına sebep olacak bir kitap yazmış george orwelll.

    yerin dibinde yer alan leş gibi bir otel mutfağında bulaşıkları yıkarken 5 saatlik bir uyku çekebilmenin hayalini kurmak, son takım elbisenizi birkaç kuruş paraya rehinciye verirken hissetiğiniz çaresizlik, sürekli margarin-ekmekle beslenmekten ağzınızdan gitmeyen müzmin ekşimsi tat, odanızın duvarında geçen tahtakurusu kafilesininin karartısını izlerken ertesi gün oda kirasını ne ile ödeyeceğiniz üzerine beyhude düşünceler, birkaç dilim bedava margarin-ekmek ve çay için kilise ayinlerine giden, papazın kendisine sorduğu "en son ne zaman diz çöküp tanrıya yalvardın?" sorusuna karnından çıkan uğultuyla cevap vermenin ezikliğini yaşayan berduşlar, berduş olduğunu bir türlü kabul edemeyen berduşlar, yoksul konukevleri arasında geçip giden hayatlar, yerde izmarit bulabilmek için sürekli başı yerde dolaşan evsizler, gelecek hakkında en ufak bir ümidi olmadan yaşayan, daha doğrusu o gün de ayakta kalmayı başarabilen insanların romanı...

    berduş, evsiz psikolojisini merak edenler için eşi bulunmaz bir kaynak aynı zamanda. eser, okuyucunun ilgisini çeken çok fazla ayrıntıya sahip. bir nokta bana çok ilginç geldi. berduşlar, kendilerine yardım eden kişilere karşı, yoksulluklarına ve çaresizliklerine rağmen sonsuz bir minnet duygusu hissetmiyorlar. hatta çoğu zaman kendilerine yardım eli uzatan insanlara karşı nefret hissiyle doluyorlar. özellikle babacan bir edayla ve şefkatle kendilerine yaklaşan insanlardan kelimenin tam tabiriyle iğreniyorlar. çünkü niyetlerinin kendi karınlarını doyurmak olmadığını biliyorlar. hatta bir yerde, kendilerine hızlıca yemek kuponu dağıtan genç bir din adamına, arada durup yüzlerine bakarak kendilerinden teşekkür beklemediği için hepsinin birden kanı kaynayabiliyor. daha bir yığın eşi benzeri olmayan gözlem ve hayat hikayesi bu kitabın sayfalarında sizleri bekliyor.
  • olaylar birinci tekil şahsın ağzından anlatılsa da sanki ana kişinin* bütün olaylara gözlemci olarak baktığını okura çaktırmak istediğini hissettiğim kitap. bu iki metropolden sonra insanın aklına yeni bir kitap ismi de gelmiyor değil*.
  • toplumun en aşağı katmanında dahi, insanların kendilerini bir adım yukarıda görme konusunda ne denli çaba harcadıklarını görmek gerçekten şaşırtıcı olabilir. berduşlar, dilenciler, bulaşıkçılar, garsonlar; hepsi bir şekilde "diğerleri"nden daha iyi olduğuna kendini inandırmıştır. bu romanın yazıldığı zamanda orwell'in biçim konusunda yeterince ustalaşmadığını düşünebiliriz, romanın temposu çeşitli iniş çıkışlara sahiptir, yazarın vaaz verdiği kısımların anlattığı hikayeyle her zaman bütünleşmediği de bir gerçektir. ancak yazar samimi, roman da diğer romanları gibi akıcıdır. romanın kurgu olmadığı bilinmekle beraber, bazı olayların sırasının değiştirildiği sanılmaktadır. aynen knut hamsun'un sult'u gibi, açlığı, düşmüşlüğü; ne korkunç bir trajedi haline getirmiş, ne de "fakirlerin yaşamındaki o muhteşem ruhsal değerler"e vurgu yaparak romantize etmiştir. bu açıdan ne eksik, ne de fazla; tam ve harika bir kitaptır bence.