şükela:  tümü | bugün
  • bir wolfgang borchert kitabı olur kendileri.. 1962 ocak'ında de yayınlarından çıktıydı -hatta behçet necatigil türkçe söylediydi.. üzerinde de şöyle bir ibare var idi nitekim: "hiçbir tiyatronun oynamak, hiçbir seyircinin görmek istemediği oyun".. lakin oynandı ve bazı kişioğulları da* gördü (ben hala nereye baksam görüyorum doktor bey)..
  • basroludeki savastan donen, hezeyanlari icinde yanip kavrulan kahramani* uzun, ince* gozluklu bir oyuncunun oynamasi, bazı bayanlarin bilincaltlarina hep boyle adamlara asik olma egilimini enjekte etmis midir acaba..*
  • bir wolfgang borchert oyunu. ikinci dünya savaşından dönen beckmann'ın hikayesini anlatır.
  • alm: dışarda, kapının önünde manasına gelen söz grubu.
  • wolfgang borchert bu oyunun ilk kez sahnelenmesinden 1 gün önce ölmüştür.

    ayrıca müthiş bir oyundur. okuduktan sonra 30 dk kendine gelemez insan. unutmak devam etmek ve takılı kalmak hakkında müthiş bir oyun.
  • hafızamdan silinmesin istediğim birkaç saat yaşatmış bir oyun. uzun süredir heyecanlanmayan beni heyecanlandıran, sonunda nefes nefese kaldığım, kalbimin temposunu artıran, sonunda sorduğu soru ile kendimi kötü hissettiren bir tiyatro oyunu…

    altidan sonra tiyatro alman yazar wolfgans borchert’in yazdığı “kapıların dışında” oyununu yigit sertdemir yönetiyor. coğu altıdan sonra tiyatro oyununda olduğu gibi… oyun gerçek bir tiyatro oyununun olması gerektiği gibi, oyuncuları, dekoru, müzikleri, kostümleri, yarattığı hava ile tam bir sahne gösterisiydi. oyunun başında beckmann’ın öteki ile birlikte attığı tiradında kendimi hayran hayran ağzım açık izlerken yakaladım. bir kaç dakikalığına dünyadan uzaklaşmış başka bir yere gitmiştim. “nasıl böyle oynanabilir, nasıl bu kadar kusursuz olabilir. bu nasıl bir şey diyerek” kıskançlıkla birlikte kendi kendime söyleniyordum. beckmann ve öteki metinde ayrı ayrı yer alırken yiğit sertdemir tek bedende, oyuncu olarak yiğit sertdemir’in bedeninde buluşturmuştu ikisini. zaten herkesin içinde bir “öteki” yok muydu ve oyundaki “öteki” zaten beckmann’ın ötekisi değil miydi?

    beckmann savaştan dönüyor. savaştan sonraki dünya karşısında yıkıma uğruyor. arka arkaya... ölmek istiyor. orada köşede otururken bir kız geliyor…

    ölmek üzere elbe nehrine giden beckmann, rüyalara dalıyor ve bir türlü ölemiyor… (!?)
    önce komutana, sonra kabare müdürüne gidip öldürülüyor, ondan önce nehrin kenarındaki kızla gidiyor, kızın savaşa gitmiş ve bir bacağını kaybedip dönmüş kocasına yakalanıyor. en son anne ve babasının yaşadığı, büyüdüğü eve gidiyor. yoklar… bayan kramer onu kovuyor anne babasının ölmüş olduğunu ve 5. ada’da olduğunu (mezar bölgesi) gülerek anlatıyor. hepsi tek tek beckmann’ı öldürüyor. önceden herkesin sevdiği ve inandığı tanrı’ya artık kimse inanmıyor. yeni tanrı: ölüm. o da beckmann’ı almıyor. beckmann gözlerindeki gaz maskesi gözlüğünü – savaşta iyi göremeyen askerler hedeflerini iyi görsünler hem de gazdan etkilenmesinler diye verdikleri gaz maskesi gözlük- çıkarıp sakin ve yorgun soruyor: “neden susuyorsunuz. ”
  • oyundan kisa kisa...

    kabare muduru: sanatla gercegin bir ilgisi yok.... seyirci gisiklanmak ister cimdiklenmek degil!
    ....

    beckmann: herkes cinayetler isliyor. her aksam...
  • altıdan sonra tiyatro grubunun bu sezon da seyirciyle buluşturduğu borchert oyunu.

    (bkz: kapıların dışında)
  • ....
    1. sahne

    beckmann: kim var orda? gece yarısı. suda. heyy! kim var or­da? .

    öteki: ben.

    beckmann: sen kimsin?

    öteki: öteki.

    beckmann: öteki mi? hangi öteki?

    öteki: dünkü. daha önceki. her zamanki. evet diyen. cevap veren. bu akşamki de ben. yarınki de ben.

    beckmann: yarın. yarın yok ki! yarın sensiz. defol! senin suratın yok.

    öteki: benden kurtulamazsın. benim binlerce suratım var. ben herkesin tanıdığı sesim. ben her zaman var olan ötekiyim. öteki, cevap veren. sen ağlarken gülen. sen yorgunken dürten. gizli kalan, bir vicdan gibi tedirgin edenim ben. kötüde iyiyi, en koyu karanlıklarda lambayı gören iyimserim ben. inanan, gü­len, sevenim ben!

    beckmann: ben seni istemi­yorum. hayır diyorum. hayır! hayır! çek arabanı! hayır diyo­rum, işitmiyor musun?

    öteki: işitiyorum. işittiğim için de gitmiyorum ya! hayır diyen, peki, ya sen kimsin?

    beckmann: dünden beri benim adım sade­ce beckmann. masaya masa dendiği gibi.

    öteki: sana masa diyen kim?

    beckmann: karım, evvelce karım olan kadın. çünkü ben üç yıl uzaklarda kaldım. rusya'da. yurduma dün döndüm. karım bana beckmann dedi. bir masaya masa deriz ya, tıpkı onun gibi, beckmann dedi. işte bunun için benim kendi adım yok artık!

    öteki:peki, ne diye burada kumların üstünde yatıyorsun? böyle gece yarısı, burada suyun içinde?

    beckmann: ayağa kalkamıyorum da ondan. yurduma yanım sı­ra kütük gibi bir bacak getirdim. hani hatıra olarak. böyle anılar iyidir, biliyor musun, yoksa harp çok çabuk unutulur. ben unut­mak istemedim.

    öteki: bunun için mi gece vakti burada suya serilmiş, yatıyorsun?

    beckmann: düştüm.

    öteki: vaay, düştün mü, suya mı?

    beckmann: kendimi sulara isteyerek bıraktım. daha fazla dayanamadım. bu topallamalar, bu sekişler. sonra şu kadın meselesi, eskiden karım olan kadın. o bana, masaya masa der gi­bi sadece beckmann, dedi. dayanamayacağım, diye dü­şündüm. kendimi suya atmak istedim. bu çok kolay diyordum: dubadan aşağı. cump. tamam. bitti!

    öteki:cump mu? tamam mı? bitti mi? sen rüya görmüşsün, rüya.

    beckmann: rüya mı? evet. açlıktan rüya gördüm. rüyamda elbenin beni tükürüp dışarı

    attığını gördüm. efekt: yaklaşan adım sesleri o ne?

    öteki: birisi geliyor. bir kız galiba. işte! işte geldi.
    ....

    kaynak: http://www.acikradyo.com.tr/
  • bir gün perdeyi açıp kapatmak bile olsa görevim, prodüksiyonunda görev alacağım.

    "açım ben aç"