şükela:  tümü | bugün
  • ergenlikte izlenen korku filmlerinden alinan tadi tekrar verebilen film/dizi - acikcasi dizi demek zor, cunku kalitelibir yapim.. masters of horror.. kimi zaman gizemli kimi zaman da tuyleri diken diken edici.. iste oyle bir sey.. kacirmamak lazim..
  • masters of horror serisinin 2. bölümünün ismi.
    nerdeyse tüm kariyerini h p lovecraft adaptasyonları üzerine kurmuş stuart gordon tarafından yönetilmesi isabet olsa da basılı lovecraft dünyasında gerilimin, korkunun tümü okurun hayalgücüne dayandığı ve okuyucunun iç dünyasında kendi korkularını tetiklediği için her lovecraft adaptasyonunda olduğu gibi atmosfer yaratmadaki sıkıntılar yaşanmış.
    ancak bu adaptasyonun kötü olduğu anlamına gelmiyor.aksine her sahne lovecraft kokarken, lovecraft harici herhangi bir yazar tarafından yazılmış bir gecede okuyup bitirdiğimiz 300-400 sayfalık romanların gerilimini bir saate sıkıştırarak aynı anda yüreğinizi de sıkıştırıyor.
    başroldeki ezra godden ı yine bir stuart gordon-lovecraft uyarlaması olan dagon dan hatırlayanlar olacaktır kaldı ki miskatonic university öğrencisi tiplemesine de oldukça yakışmış.
    lovecraft öykülerine aykırı duran ve tribünlere oynayan sevgi, aşk ve seks gibi bir kaç atraksiyon yapılması öykünün bütünlüğünü bozmamış.

    sıradaki bölüm* : dance of the dead - tobe hooper
  • özellikle korku hikayelerinden uyarlanmış filmlerde ortamı kurgulamak oldukça zordur; çünkü yazarın kafasında belirlediği atmosferi yaratmak ve inandırıcılığı korumaya çalışmak yetenek ister. master of horrors'un ikinci bölümü olan dreams in the witch house, h p lovecraft uyarlamasını oldukça iyi becermiş kanımca. rüyalar sırasında ortaya çıkan pembemsi mavimsi ışıklar dışında tabi. insan suratlı fare, cadı, dua ederken kendinden geçen adam ve şişko ev sahibi gayet başarılı şekilde hissettirilmek istenen duyguyu koruyan unsurlar olmuş.
  • masters of horror serisi birinci sezon ikinci bölüm.

    don coscarelli ile bomba gibi başladığımız seri hız kesmeden stuart gordon ile devam ediyor. tabii ki bir h p lovecraft uyarlaması. brian yuzna ile beraber ispanya'da devam eden eylemlerini yakınen takip ettiğimiz gordon, artık alışageldiğimiz kendine has uslubu ile bizleri ekran başına adeta çiviliyor. (yatakaltı sahnesinde çığlık attığımı itiraf etmeliyim.)
  • daha değişik bir sonla daha etkili olabileceğine inandığım masters of horror bölümü olmuş. lovecraft'ın bir öyküsünden adaptastasyon olması zaten başarıyı neredeyse garantilemiş gibi, azcık daha uğraşsalar çok daha iyi olabilirmiş.

    planescape torment etkileşimleri*** de seyredenler tarafından fark edildi, onaylandı*.
  • --- hafif miktarda spoiler içerebilir ---

    serinin ilk izlediğim bölümü * olmanın yanında beni epeyce tatmin etmiş bölümdür. ilk başlarda acaba nasıl bir şey diye bakmaya başlasam da bana shining'in meşhur sahnelerinden birini *** ve rosmery's baby'i * hatırlatan bir kabusta güzel kızla sevişirken birden cadıya dönüşme sahnesiyle ilgimi iyice üstüne çekti. ve daha bir dikkatle izlemeye başladım. son sahnelerde nefesimi tutmuş hadi bıçağı sapla diye kendi kendime tekrarlamaktaydım. bu belki bir koşul değil ama bence dizinin bölümünün inandırıcılığı ve başarısını göstermektedir. bir sonrakini bölümünü iizleyecek bir izleyiciyi de garanti ettiğinin habercisidir tabii. *

    --- hafif miktarda spoiler içerebilir ---
  • giriş gelişme sonuç itibariyle rahatsız edici derecede sürükleyici masters of horror bölümüdür. rahatsız edicidir çünkü bir an için bile ana karakterin rahat ettiğini göremezsiniz dolayısıyla ortamın gerilimi sizi de sarar, siz de bir an için "ohh be duruldu be ortalık" diyemezsiniz. o meşhur sevişme sahnelerinde bile.
    sürükleyicidir çünkü 5 saniye sonra ne olacağını hem bilirsiniz hem de bilemezsiniz. o bilinmezliği, merakı yaşarken bir bakmışsınız 50 dakikada adrenalin tüm vücudunuzda her şey dahil seyahat halindedir ve bölüm bittiğinde derin bir hassiktir çekersiniz. sonuçta dört dörtlük bir bölümdür, şölendir (nasıl şölense), adrenalin katalizörüdür.
  • lovecraft, at the mountains of madness isimli novellasının reddedilmesinden sonra içine düştüğü güvensizlik duygusuyla öyküyü yayımlatmak konusunda isteksizmiş ancak august derleth onu kendi yazmış gibi weird tales'a vermiş ve öykü derginin haziran 1933 sayısında yayımlanmış. iyi ki de yayımlanmış. tarihte max brod'lar bitmiyor efendim.

    ayrıca masters of horror'un 2. bölümündeki aynı adlı uyarlaması da -eksikliklerine rağmen- fena değildir.
  • masters of horror dizisinin ikinci bölümü.

    dizinin bu bölümü, merak ve gizem duygusunu sonuna kadar güzel işliyor. boyutlar arası seyahatlerde kullanılan korku unsurları gayet akılcı ve mizah yüklü. yani fare suratlı bir adam tasvir etmek gerçekten olağanüstü bir başarı. rüya içinde rüya sahneleri, gerçeklikten kopuş, tekrar gerçekliğe dönüş gibi çoklu geçişler oldukça mantıklı ve sürükleyici verilmiş.

    --- spoiler ---

    kafama takılan ama yanıtlayamadığım birkaç soru var sadece. adam, evrenler arası yolculuk fikri üzerine çalışırken yaşlı cadının niyetini öğrendiği kütüphane sahnesinde ona gelecekte olacaklarla ilgili bir bilgi veriliyor. ve adam cadıyı durdurmak için külli iradesini sonuna kadar kullanıp cadıyı ortadan kaldırıyor. işte benim merak ettiğim şey de bu. büyü altındayken, başka bir deyişle telkin altındayken insan kendi iradesini nasıl kullanabilir ve olayların gidişatını nasıl değiştirebilir? adam bu gücü nereden ve nasıl buluyor kendinde? bu bir muamma.

    cadının ölümü, farenin katliam yapmasıyla son bulurken; modern tıp adama paranoid şizofren olduğunu söylüyor. ömür boyu psikoz teşhisiyle açıklıyor bütün bu olanları. çünkü akılcı ve mantıklı olan bu. bilimin dili bu. kuantum fiziğinin açıklayabildiği boyutlar arası geçişi, modern bilim açıklayamadığı için adamın çıldırmış olduğunu düşünüyor. tıpkı 2 numarada oturan gizemli dindar komşu ile esas adamın karşı karşıya kalması gibi. biri tanrı inancını diğeri aklı yani bilimi temsil ediyor.

    gel gör ki; büyü de bir bilim. çünkü tamamen bir başkası tarafından kontrol edilen bir insan var. insan bu kadar zayıf bir yaratık mı sorusu geliyor akla. orhan hançerlioğlu'na göre ise; büyü, insanlığın en eski inancı olan, kimi yazarlarca dinin ve sanatın kaynağı olduğu ileri sürülen şey.

    benim bu filmden anladığım şey; başka boyutlardaki ruhani varlikların bedensel varlıklar üzerinden dünyadaki istediklerini değiştirme gücü var. fakat insanın bu gücü yok. bu yüzden şuursuz şekilde yaptığı her davranış psikoz olarak açıklanıyor.
    --- spoiler ---