şükela:  tümü | bugün
  • kokuyu yazan kalemden* çıkmışa benzemeyen üç öykü bir denemelik incecik kitap. bir çırpıda yutuluyor. süskind'in performansı ise göz dolduruyor desek yanlışa düşmüş oluruz. işte öyle bir şey...
  • ressam kizin oykusu disinda pek bir albenisi olmayan kitap.
  • patrick suskind 'den derinlik baskısı, bir catısma, maitre moussard ın vasiyeti adlı 3 öykü ve bir görüşten olusan seksen sekiz sayfalık bir oturusta okunacak kendine özgü anlatımıyla sade ama cekici bir kitap . koku yla kıyaslarsanız hayalkırıklıgına ugrarsınız elbette, ancak hakedersiniz de. her koku delisi bilir ki, öylesi bir kitap yalnızca bir kez yazılır, o yüzden eşsiz o yüzden kusursuz dur.ama usanmayıp güvercin le yada bay sommers in öyküsü yle kıyaslarsanız bir nebze de olsa haklısınız. uc bucuk oyku patrick süskind mucizelerinden biraz uzak,ama tadı aynı.
  • patrick süskind in yazdığı her biri inanılmaz öykülerden oluşan az sayfalı bir kitapçıktır. oğuz atay ınkileri andıran kahramanlarıyla özellikle moussardla gibi mantıklı insanları amansız dünyada inanılmaz macrelarıyla başbaşa bırakır. kafkanın sato suyla davasını kıyaslamak sonrada onları bir araya getirip, ( aslında o tek bir kitaptır şato ve dava ) kafkanın yazdığı hikayelerle karşılaştırmak ne denli doğruysa koku ile 3.5 öyküyü kıyaslamak ( orjinal ismi 3 öyküdür ) o denli doğrudur (hiç doğru değildir). anlayana sivri sinek saz anlamayana davul zurna az tarzı hikayelerdir her biri dikkatle okunmalıdır mümkünse her sene 1 kez zaman ayrılmak suretiyle okumak okudukça yeni şeyeler fark etmek lazımdır. hikayeyle romanı romanla şiiri şiirle de uzay gemisini karşılaştırmamak da da fayda vardır.
    -- spoiler ---
    1. hikayesinde derinlik kavramı o na etrafdaki hiçbir derinliği olmayan insanların yaklaşımlarını ve hiç işi olmadığı halde derinliği arayan zavallı bir resim öğrencisini anlatır kız derinliği bulmuş ve bulduğu derinliklerde boğulmuştur en naif hikayelerinden birisidir. 2. hikayesi santranç ve ordaki amansız mücadelede her zaman tedirginlikle oynayan ve hiçbir zaman hata yapmayan birisinin santranç oynarken santranç tahtası dışındaki inanılmaz bozgununu anlatır ve santranç oynarken ilk defa hata yapması o nu özgürlüğüne kavuşturucak her yaşlı insan gibi sonunda zevk alabileceği şeylerle uğraşmaya yönelticektir. bukowski vari bir anti kahraman karşısında hayatın anlamını ve değerini sorgulayan kahramanımız santranç maçını izleyen insanlar tarafından infaz edilmesi sonucu kafka nın davasının sonundaki bay k gibi özgürlüğüne kavuşur. 3. hikaye jjr nin yazdığı bir yazıdan alıntı ile başlar. 3. hikayedeki kahraman bilimsel bir gerçeklik sonucunda bunalıma girip kendini tüketir bilimsel gerçeklik ( gerçek olup olmadığı anlaşılamayan gerçeklik ) beynindeki bir kurt gibi dışardan gayet normal gözüken bir insanı kemirmeye başlar ve en sonunda o nu tamamen yer. her yerde olan midye kabukları da aynı zamanda 1. anlamının dışında 2. anlamda insanları da kastetmekte olabilir her yerde olan insan ve midye kabukları insanın kabuklaşması sertleşmesi midye olduğunun farkına varması diğerleri gibi olma korkusuyla içten içe desteklenebilicek birşeydir. aynı zamanda biraz bu hikayede lovecraft etkisi de gözlemlenebilir.
    --- spoiler ---
  • abzürd kahramanlar ve abzürd olaylar bir araya geliyor her seferinde patrick süskind'ın kaleminde. kişilerin iç dünyasına detay vermeden girerek yorumluyor her şeyi; ama o anda okuyucu anlıyor aslında söylenmek isteneni, eleştirilenin aslında ne olduğunu. belki de bu yüzden o kadar abzürdlük içinde kendinize yakın bir şeyler bulabiliyorsunuz. evet gerçekten de derinlikten yoksunum ben diyebiliyorsunuz derinlik kavramını eleştirirken, evet gerçekten de dünya acımasızca içine kapanan bir midye diyebiliyorsunuz ya da insanların tavırları ve görünüşlerinin üzerinizdeki etkilerini sorgularken bir yandan da kendinizi sorgulamaya başlayabiliyorsunuz. ya da "neydi yazarın adı. hatırlayamadığım?..."
  • patrick süskind'i koku ile tanımış insanlar için gereğinden fazla sade olan, ama kendisini bir çırpıda okutan üç kısa hikayeden oluşan kitap. hikayelerin anlatımı gerçekten sade olsa dahi, mevcut altmetinler ve bunların sunuluşu okuyucuya keyif vermektedir. aralarında şahsımın bayıldığı öykü ise, bir parkta geçen iki satranç oyuncusunu anlatan* 'bir çatışma' olmuştur.

    --- spoiler ---

    mevzubahis hikayede kahramanımız ilerlemiş bir yaşta olmasına rağmen, o ana kadar hiç hata yapmamıştır satranç oynarken. fakat bunca yıldır hatasız bir şekilde zafer ile ayrıldığı satranç masası, her hamleyi uzun uzadıya düşünmesi, tartması, tasarlaması artık kendisine ağır gelmektedir. karşısına satranç oynamayı neredeyse hiç bilmeyen, fakat davranışları nedeniyle bir 'satranç ustası' olarak algılanan bir oyuncu geldiği zaman, izleyicilerin oyunun başından beri yaşlı adamın yenileceğine inanmasından da kuvvet alarak, kendini bu ezici baskıdan kurtarmak ister.

    --- spoiler ---
  • koku yu okumadan suskind in bu kitabını okuyanları, özellikle de kitaptaki ilk öykü olan derinlik baskısını okuyanların ne hissettiğini merak ediyorum. denildiği gibi koku kırk yılda bir görülebilecek bir eser ve diğer kitaplarla karşılaştırmak sağlıksız olabilir ama koku yu yok saysak burnumuza fena bir koku gelebilirdi sanki bu kitapta.
  • buram buram altmetin kokan suskind kitabı. en beğendiğim ise bir çatışma adlı öyküsüdür. suskind, satranç müsabakası üzerinden yaşlılık, gençlik, ustalık, tecrübe, cesaret ve korkuyu baş döndürücü bir anlatımla "dışsal bir iç hesaplaşma" olarak aktarır. güzel bir kaybetme hikayesidir aynı zamanda.
  • bir solukta , soluk bile degil kitaba basladiginizda sonu gelen suskind eseri.
    koku'dan sonra elbette cok basit geliyor insana ama tamamen farkli tarzlar oldugunu dusundugum icin elestirecek bir taraf bulamiyorum.
    adam diyor ki ;bu oykuler siradan siz de siradansiniz o zaman benim siradanligimda siz de kendinizden bir seyler bulun.
    yine de beni en cok etkilemis olan oykusu daha fantastik bir yani olan maitre moussard'ın vasiyetidir.