*

şükela:  tümü | bugün
  • stefan zweig'ın kaleme aldıgı, dünya edebiyatının üç ünlü kişisinin*** renkli dünyasını gözler önüne seren kitap.
    zweig, yoksulluk, hor görülme, kürek mahkumluğu, sürgün, sar'a mahkumluğu, sürgün, sar'a hastalığı gibi dertlerin acısını çeken dostoyevski'yi; açlığın, parasızlığın, borçluluğun, yükselme tutkusunun, para hırsının pençesinde kıvranan balzac'ın sıkıntılarını; çocukken çekmiş olduğu acıları, her yazara nasip olmayan bir mükemmellikte yansıtan dickens'i anlatıyor.
    (bkz: stefan zweig)
  • ustanın* 1921 yılında, 39 yaşındayken yazdığı türkiye iş bankası kültür yayınları tarafından önce ayda yorukan son baskılarında da nafer ermiş tarafından dilimize çevrilmiş kitabı.

    "...bazı insanlar güç ve kuvvet yaratırlar; bazıları ise huzur verirler. charles dickens şiir gibi eserleriyle dünyayı bir an için huzura kavuşturmuştur."
  • üç büyük usta, stephen zweig'ın dostoyevski, dickens ve balzac'ı incelediği güzel kitap.

    --- spoiler ---

    balzac'ı çeken şey enerjilerin hem dışarı hem de kendine karşı olan bu öldürücü niteliğidir. bilinçli bir yaşam istencinin ifadesi olarak ortaya çıkan hedefe yönelik enerjiyi, sonuçları bakımından değil de özü bakımından betimlemektir onun tutkusu. iyi ya da kötü, etkili ya da boşa harcanmış olması onun umrunda değildir, yeter ki yoğun olsun. yoğunluk, istenç her şeydir, çünkü bu insana aittir, oysa başarı ve ün hiçbir şeye ait değildir, çünkü onu rastlantı belirler. trajik olan sadece hedefe ulaşamayan kuvvettir.

    balzac, büyüklüğü elbisesinin kıvrımlarında, tarihsel ya da egzotik olana uzaktan bakışta değil, abartılı boyutlarda, kendi kapalılığı içinde biricik olan bir duygunun son raddeye varan yoğunluğunda arar. her duygunun ancak gücünden hiçbir şey kaybetmediği zaman anlamlı olacağını, her insanın ancak bir hedefe konsantre olduğu, yolundan sapmadığı, ufak hırslar içinde dağılıp gitmediği, tutkusu diğer bütün duygular için düşünülmüş suyu tek başına içtiği, haydutlukla ve doğal olmayan yollardan güçlendiği zaman büyüyeceğini bilir; tıpkı iki sürgünlü bir dalın ancak bahçıvanın onun ikiz dallarını kestiği zaman serpilip gelişmesi gibi.

    bir tür tutku mekaniği onun enerji biliminin temel kabulüdür: bu iradi arzu hangi illüzyonda çarçur edilmiş olursa olsun, ister binlerce heyecan içinde yavaş yavaş harcanmış ister ani ve şiddetli bir coşku için korunmuş ya da hayat ateşi yangın ya da patlama şeklinde tüketilmiş olsun, her hayatta eşit miktarda eşit güç harcandığı yolundaki inanç...

    hızlı yaşayan kişi kısa yaşamış olmaz, tek biçimli yaşayan daha az içerikli bir yaşam sürmüş demek değildir. durgun insanlar balzac'ı ilgilendirmez sadece kendini tek bir şeye verenler, bütün sinirleriyle, bütün kaslarıyla, bütün düşünceleriyle hayatın bir illüzyonuna takılanlar ilgilendirir; neye olursa olsun, aşka sanata, cimriliğe, fedakarlığa, cesarete, tembelliğe, poltikaya, dostluğa...

    balzac'a göre böylesine sihirli bir bakış sadece, zekasını binlerce yöne dağıtanlara değil, - bir konuya yoğunlaşma fikri balzac'ta sonsuz bir dönüş halindedir - onu kendi içinde saklayarak tek bir hedefe yöneltenlere verilir.

    bu muazzam ve benzersiz sezgisel bilgi balzac'ın dehasıdır. hatta şunu bile söylemek bile mümkündür: o sanatçı diye adlandırılamayacak kadar dahidir. ''une tell force n'a pas besoin d'art. '' - böyle bir gücün sanata ihtiyacı yoktur.

    bu söz onun için de geçerlidir. çünkü gerçekten, onun gücü burada öylesine muhteşem ve büyüktü ki, balta girmemiş ormanların en özgür hayvanları gibi ehlilleştirilmeye karşı koyuyordu; o güç, bir çalılık, bir çağlayan, bir şimşek gibi, estetik değerlerini sadece ifadelerindeki yoğunluktan alan bütün şeyler gibi güzeldi. onun güzelliğinin simetriye, dekorasyona, ince ince düzenlenmeye ihtiyacı yoktur,onun etkisi güçlerinin dizginsiz çeşitliliğinden kaynaklanır.
    --- spoiler ---
  • balzac bölümü enteresan(napolyon benzetmeleri, balzac'ın dünyaya hakim olma isteği vesaire), dostoyevski bölümü ise çok güzel olan kitap. dickens için pek bir şey diyemiyorum.

    ayrıca,

    "biri fransız, biri ingiliz, biri rus olan bu büyük şahsiyetlerin yanında aynı derecede büyük ve yüce bir alman yazarı için de romancı kavramını kullanabilmeyi ve buraya ekleyebilmeyi çok isterdim. ama ne bugünde ne de geçmişte benzer derecede yüksek birini bulamıyorum. belki de bu kitabın anlamı, gelecekte böyle birinin çıkmasını talep etmek ve uzaklardan onu selamlamaktır." salzburg 1919

    çıktı mı böyle bir alman yazar?
  • ...
  • zweig'e göre, bahsi geçen yazarların ayırıcı özelliği dehadır. bu üç eşsiz adamın hayatlarına şöyle bir bakıp düşünce yapılarına ve dehalarına şahit olmak, fark yaratan özelliklerini görmek muhakkak ki her okuyanda yeni ufuklar açacaktır. bu kitap okunduktan sonra kitaba konu yazarların eserlerini okumak, öyle zannediyorum kitapların derinliğine varma hususundaki katkısı ile herkes için bambaşka bir keyif olacaktır.

    kitabın, şeklen de muhteşem olduğuna değinmek gerekir. bir biyografik eserin sanatın üst seviyelerine nasıl çıkarılacağına bu kitapta şahit olunur. söz sanatları ve ifade kabiliyetine hayran olmamak elde değildir, böyle biyografilere çok sık rastlanılmaz.

    velhasıl gerek içeriği gerekse de edebi değeri ile okuyana katkısı büyük bir eserdir.
  • stefan zweig’ın, türkçeye üç büyük usta diye çevrilmiş kitabı. balzac için dostoyevski gelmemiş olsaydı edebiyata getirdiği dünyanın tamamını görme biçimi onunla başlar onunla biterdi demiştir.

    edebiyatın realist dünyasını, karamsarlığını, anlatan iki büyük yazar hakkında zweig’in yazdıkları:

    --- spoiler ---

    hayal kırıklığına uğramış bir şekilde, acemilerden ve zavallılardan hoşlanmayan acımasız bir dünya tarafından bütün rüyalarından atılmış biri olarak kendi sessizliğine gömüldü ve kendisi için dünyanın bir sembolünü oluşturdu.
    - balzac

    eski ahit’e uygun, kahramansıdır ve hiçbir konuda çağdaş ve sıradan değildir dostoyevski’nin kaderi. yakup gibi hiç durmadan melek’le boğuşmak zorundadır, hiç durmadan tanrı’ya isyan eder ve hiç durmadan eyüp gibi önünde eğilir.

    asla emin olamaz, tembelleşemez, sürekli onu sevdiğini için cezalandıran tanrı’yı hisseder.
    onu havalara savuruyorsa bu sırf onu daha derin uçurumlara düşürmek, ona esrimenin ve umutsuzluğun kaç bucak olduğunu göstermek içindir. onu umudun zirvelerine, diğerlerinin şehvetten erimeye başladığı yerlere tırmandırır ve sonra acının uçurumlarına, diğerlerinin acıdan kıvrandığı yerlere fırlatır. işte eyüp gibi onu en güvenli olduğu anlarda yere sermiş, karısı ve çocuğunu elinden almış, başına hastalıklar sarmış, şerefini ve onu aşağılamıştır, ki tanrı’yla mücadelesine ara vermesin, o dinmek bilmeyen isyanı ve dinmek bilmeyen umudu da artsın.
    - dostoyevski

    --- spoiler ---
  • can yayınları’ndan çıkan, zehra kurttekin çevirisini maalesef beğenmediğim eser. kasım eğit’in çevirdiği zweig eserleri muazzam bir akıcılık ve yalınlıkta iken bu çeviri bana fazla şiirsel geldi. tabii ki almanca aslıyla mukayese edemiyorum, ancak ingilizce çevirisi bu kadar yoğun ve poetik değil. diğer yayın evlerinden okumanızı tavsiye ederim.
  • hacmen üçte birlik kısmında balzac ve dickens'ın, kalan üçte ikilik kısımda ise dostoyevski'nin anlatıldığı stefan zweig eseri.

    dostoyevski'nin anlatıldığı bölüm, goethe'nin doğu-batı divanı'ndan bir alıntıyla başlıyor; "sona erdirememen, / bu seni büyütecektir."

    "dostoyevski hiçbir zaman bir norm aramadı, o her zaman sadece bolluğun peşindeydi. yanı başında tolstoy eserinin orta yerinde tedirgin bir şekilde ayağa kalkıyor, duruyor, sanatı bırakıyor ve ne iyi, ne kötü, doğru mu yaşıyorum yanlış mı diye hayat boyu kendine acı çektiriyordu. bundan ötürü tolstoy'un hayatı didaktiktir, bir okul kitabı, bir risaledir; dostoyevski'ninki ise bir sanat eseri, bir trajedi, bir kaderdir. o amaca yönelik, bilinçli eylem yapmaz, kendi kendine sınamaz, sadece güçlendirir. tolstoy bütün ölümcül günahlarından ötürü kendini suçlamıştır, yüksek sesle ve bütün toplumun önünde. dostoyevski ise susar, ama onun suskunluğu tolstoy’un bütün suçlamalarından daha fazla sodom’u anlatır. dostoyevski kendini yargılamak, değiştirmek, iyileştirmek istemiyor, tek bir şey istiyor: kendini güçlendirmek. kötüye karşı, doğasının tehlikeli yanına karşı bir direnç göstermez, tam tersine, o içindeki tehlikeyi bir itki olarak sever, pişmanlık uğruna suçunu, tevazu uğruna gururunu tanrılaştırır." (sf. 122)

    "sağduyuya, ingilizlere, amerikalılara, pratik insanlara, karamazov'lar dört farklı deli gibi görünüyor olmalı, dostoyevski'nin bütün trajik
    dünyası da bir tımarhane gibi. olağan şartlarda sağlıklı, basit, dünyevi doğanın alfası ve omegası olan ve ebediyen de olacak olan şey, yani mutlu olma isteği, onlara yeryüzündeki en anlamsız şey gibi görünür. avrupa'da her yıl yayımlanan elli bin kitabı açın, neden bahsediyorlar? mutlu olmaktan. bir kadın bir erkek istiyor ya da zengin,
    güçlü, saygıdeğer olmak istiyor. dickens'ta bütün arzuların nihai hedefi, içinde neşeli çocukların oynadığı yeşillikler arasında sevimli, küçük bir ev, balzac'ta ise etrafında koruluk olan bir şato ve milyonlar. çevremize bir bakalım, sokağa, barlara, basık eğlence yerlerine, aydınlık salonlara bakalım: ne istiyor bu insanlar? mutlu olmak, hoşnut olmak, zengin olmak, güçlü olmak. dostoyevski'nin kahramanlarından hangisi bunu ister? hiçbiri. bir teki bile istemez. hiçbir yerde kalmak istemezler, mutlulukta bile. hepsi de devam etmek ister, hepsinde de onlara acı veren
    “yüce bir kalp” vardır. mutlu olmak onlar için önemsizdir, hoşnut olmak önemsizdir, zengin olmayı arzu etmek bir yana hor görürler. bütün insanlığın istediği hiçbir şeyi istemez bu tuhaf insanlar. sağduyuları yoktur. bu dünyadan hiçbir şey beklemezler." (sf. 134)

    edit: türkiye iş bankası kültür yayınları, 14. baskı.

hesabın var mı? giriş yap