şükela:  tümü | bugün
  • hidrellez nâm yazarımızın muhabbetimizi ifşa ettiği, "çok bilindik" mezkur şarkıdır efendim.

    biliriz bilmesine de, bize de bilmediklerimizi öğretenler var çok şükür. cagdas donem kuramcisi nâm yazarımız sayesinde kâni karaca'nın okuduğu muhteşem bir gazele bağlanan darphane konseri icrâsından haberdar olduk (bkz: #28175988), iki cihanda aziz olsun.

    şarkıya gelirsek, kulağımızdan damarlarımıza zerketmek usûlüyle yollar arşınlatmıştır. bir cumartesi ve haliyle tatil günümü kendisi ile geçirmekten son derece bahtiyarım. güzergâhı üç kez tekrarlatmıştır. başka türlü râh-ı aşkın süvari olunmasa gerek...

    ayrıca dinlediğimi yanlış anlamıyorsam, "ben o yârin bendesiyem / bende-i efkendesiyem" buyrulmakta. yani bîtâb köle, harabe uşak, yıkılmış hizmetçi...

    bîtâb düşmekten değil dü çeşmimizden aşkın hayali gidecek diye korkarız. mâşuk bize efendi olmasa da aşk'ın bende-i efkendesi olamamaktan...
  • imece usulü gidelim, yukarıda bahsi geçen icrâyı de biz ekleyelim:

    http://www.youtube.com/watch?v=wazlo63moho
  • evvelsi gün, çıktı almaya çalışan birine yardım ederken ekrana baktım ki bu eserin notalarının çıktısını almaya çalışıyor. gözlerine bakıp "çok güzel eser" dedim. o da yarım bir "evet" dedi. başımızı öne eğdik. beraber hacı arif bey'in bir eserini dinlerken birbirimize baktıktan sonra, yavaşça aynı anda yere baktığımız dostum geldi aklıma. kaç bin kilometre var acaba aramızda? tanburi mustafa çavuş ile kaç yıl var aramızda? mesafe, zaman filan.. bunlar birer vehimden mi ibaret yoksa? şimdi ben kani karaca'dan daha canlı olduğumu iddia edebilir miyim? ölüm ile aramızdaki "mesafe" nasıl ölçülür?
  • dönmemiz gereken, bedenen dönemesek de ruhen dönmemiz gereken aşkın örneğini sunan hisarbuselik.
  • üstat kani karaca'nın 'bende-i efkendesiyim' nüansına ek olarak; zeki müren'in 1955-63 arası radyo kayıtlarındaki muazzam yorumunu dikkatlice dinlerseniz, müren'in güftenin ilk kıtasındaki

    'rah-ı aşka süvar olup gitmeyen nice bilsin bu hâli' dizesindeki rah-ı aşk yerine rahş-ı aşk nüansını duyabilirsiniz. peki bu harikulade nüans da ne değiştiriyor ki ? derseniz:

    'rah-ı aşka süvar olup gitmek', tüm varlığını ve benliğini aşkın ve sevgilinin yoluna adamak; aşk yolunda savrulup hâlden hâle düşmektir.
    rahş-ı aşktaki rahş ise meşhur şehname'de geçen fevkalade güzellikteki attır ki 'rahş-ı aşka süvar olup gitmek' tamlaması içinde, o hayal edilen yüce aşkın atına binip giden aşığı tanımlar; yani biz düşkün aşığın hâlinden anlayacak ancak o'dur ki, ulaşılmaz aşka ulaşmıştır.
  • müziğimizin zirvelerinden bir şarkı.
    beni etkileyen bir nokta ise bestekarın, hisarbuselik gibi ses sistemimizin özgün özelliklerini taşımayan bir makamda bu zirveyi yakalayabilmesi. şarkı, ben bir dahinin eseriyim diye bağırıyor.
    (bkz: mustafa çavuş)
  • sadece gitar eşliğinde ama harikulade bir sesle yapılan yorumu, ömer faruk inan'dan.
  • bu nasıl bir bestedir aklım almıyor. bu nasıl bir dehadır?! nasıl güzel bir beste, şiir uyumudur bu?! (bkz: tanburi mustafa çavuş) senden allah razı olsun. bu vesileyle ruhuna da rahmet okuyalım.

    beni mest eden yorum ise güzin değişmez'e ait. icra
  • bu yakınlarda ölürsem otopsi raporumda yazacak sebep..

    hem canınızı yakan hem tarifsiz yumuşacık hislere gark eden bir tını..

    bir de "kimin meftunu oldun ey peri" ile arka arkaya dinlenirse, üstelik bu sürekli bir döngüye alınırsa insanı sarhoş ediyor. dü çeşmim sizi dağıtırken, ama parçalara ayırarak değil suyun bir madde içinde dağılması gibi dağıtırken, kimin meftunu oldun ise başınızı okşayan, sizi anlayan, gönlünüze dokunan yumuşacık bir el gibi teselli etmeye çalışıyor.. arka arkaya dinleyince de sarhoş olmamak işten değil..

    vay bana vaylar bana..
  • beste mükemmel, icrası daha mükemmel. ama kani karaca ile sadrettin özçimi'nin meşki hepsinden daha fazla öne çıkar benim için. o zamanlar sadrettin özçimi hoca 41 yaşında, kani hoca 66. talebe artık talebe değil, kani hoca yaşından daha dinç. ki 2000'de tokyo camiinde de bir icrası var ki kani hocanın o icrada da 70 yaşına rağmen maharetinden bir şey kaybetmemiş.
    "zamanımızın gerçek kötülüğü budur: artık fazla büyük usta kalmadı"