şükela:  tümü | bugün
  • adabıyla düello yapmak istiyorsanız;

    hasım bellediğiniz kişiye bir şekilde hakaret etmeniz icab eder. şöyle ki biz asil insanlar genelde eldivenimizi çıkartıp yüzüne vururuz, böyle gördük böyle bildik. amma velakin günümüzde daha sözlü hakaretler kullanılmaktadır, yani küfür ederek hasım köşeye sıkıştırılmaktadır. buradaki amaç rakibi insanların gözünde küçük düşürmek ve bunun sonucu adamın gururunu kurtarmak zorunda kalıp size dalmasıdır. bu sebeple hakaret esnasında yanınızda en az bir kişi olmalıdır. mümkün ise düello teklif ederken bir arkadaşınızı yanınızda getirin, hatta hasmınız da o esnada yalnız olmasın.

    aşağılama kısmını hallettik.

    günümüzde uygulanmayan bir çok ritüel var, düelloyu düello yapanlar asıl bunlardır. artık sadece küfredilir, çıkışta kapının önüne gel denir ve dövüşülür, burun kanar kaş yarılır falan. biz eskiden eldivenimizi hasmımızın çehresine çaldıktan sonra, hasmımız düello isteğimizi anlar ve size bir buluşma teklif eder. yani size istediğiniz vakit kozumuzu paylaşabiliriz der. bunun üzerine taraflar yer, saat ve düello silahı konusunda anlaşmalıdırlar. anlaşıldıktan sonra, şahidinizle beraber mekanı terk etmelisiniz, zaten kapışmak üzere sözleştiğiniz rakibinizle aynı ortamda takılmak abesle iştgal eder.

    bu arada düzello silahı, iki tarafa da eşit şans tanımalıdır. estetik olan budur. misal rakibiniz yaşlı, zayıf, karakuru biri iken siz yumruk yumruğa kavga şeklinde düello teklif ediyorsanız bizzat şahidinizin bile gözünde küçük düşersiniz, zira bu aşağılık ve çıkar gözeten, sportmence olmayan bir tekliftir. yahut siz tabanca atışında çok iyiyseniz ve bu biliniyorsa, rakibinizin ise tabanca tutmuşluğu yokken sizin ona tabanca düellosu teklif etmeniz ortamda gene soğuk karşılanacaktır. mümkün olduğunca eşit şartlar sağlayan silahta anlaşılmalıdır.

    silah, yer ve saat seçimi, hasımlar arasında değil, ulak olarak kullanılabilecek şahit aracılığı ile de kararlaştırılabilir. bazı durumlarda sadece aşağılama sonrasında taraflardan biri diğerine şahidini yollayarak düello talebini iletir. hasım şahide düelloyu kabul ettiğini bildirir, şu saatte şurada bulunsun, şahitlerini de getirmeyi unutmasın der. kendinden emin biri ise silah seçimini düelloyu teklif edene bırakabilir.

    silahla yapılan düellolarda, silahı seçen taraf silah temin etmek zorundadır. kişilerin kendi silahını getirmesi estetik değildir. ayrıca tüfekle yapılacak bir düelloda, taraflardan birisi tek tüfeği olan baba yadigarı eski bir tüfeği getirmek zorunda kalırken, diğer taraf zengin ise tam otomatik bir teknoloji harikasıyla gelebilir ki bu adil bir ortam teşkil etmeyecektir. bunun yerine silahı getirecek olan kişi, en az iki silah ile gelmelidir. tabi ki silah seçimini rakibine bırakacaktır. böylece biri bozuk biri sağlam tabanca getirip de, sağlamını seçip çalışmayanını rakibine kakıtamaz. rakibi silahını seçtikten sonra kalan silahı/silahlardan birini alır.

    düzello koşulları aslında önceden belirlenir. mesela ateşli silahlarla yapılan düellolarda kaç adım mesafeden ateş edileceği, önceden mi mevzilenip nişan alınacağı yahut sırt sırta dönüp 10 adım yürüdükten sonra mı ateş edileceği vb. kurallar önceden saptanabilir. yahut iki tarafın şahitlerinden biri hakemlik edebilir ve kuralları düellodan hemen önce söyler, karşı tarafın da onayı alınırsa düello o şekilde yapılır.

    düzello sonucunda genellikle bir kişi hayatını yitirecektir. ancak ölümünün ardından, hayatta kalan düellocu rakibine saygı duymalıdır, zira o düellodan kaçmayarak şerefini korumuş biridir. rakibin hayatını yitirmemesi, sadece yaralanması durumunda ise gene saygı ile hasmın yaraları ile ilgilenilmeli, imkan dahilinde ise hastaneye götürülmeli, doktor çağırılmalı vs. yardımcı olunmalıdır.

    kılıç ile yapılan düellolarda genelde bir taraf silahını düşürür ya da savaşamayacak kadar yaralanır. galip olan taraf hasmının canını alıp almamakta özgürdür. ancak rakibini bağışlarsa, mağlup kişi bunun ağırlığı altında bir süre ezilmelidir, yani ses çıkarmamalı, başını önüne eğip gitmeli, hatta hatta rakip dönüp giderken kılıcı tekrar ele alıp arkadan saldırmamalıdır. zaten böyle bir olay sizi şahitlerin ve diğer insanların gözünde bitirir.

    en güzel en estetik düello yolu budur. kimileri şahitsiz düello yapar, ya da düello teklif etmeden daha silah çeker vb. olaylar düello sanatına çok zarar vermiş olup, günümüzde de düello yapanların sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek seviyeye kadar düşmüştür.

    eskilerde düellolar serbest ve adil sayılır, taraflardan birinin yaralanması ya da öldürülmesi halinde eğer şahitler düello adil bir düelloydu şeklinde yorum yaparlarsa galip düellocu cezalandırılmazdı. daha sonraları düello yapanlar bizzat adam yaralama ya da öldürme suçundan cezalandırılmaya başlanmıştır.
  • batılılaşma tarihimiz aynı zamanda “batı’nın ilmi mi yoksa yaşantısı mı alınmalı” tartışmalarının tarihidir. bu konu üzerindeki tartışmalar günümüzde de devam ediyor. tanzimat döneminde tercihini “yaşantı” yönünde aşırı derecede kullananlar “alafranga” olarak nitelenmiş ve eleştirilmiştir. başta da belirttiğimiz gibi batı kültürüne ait bir gelenek olmasından dolayı türkiye için düello söz konusu değildir. bununla beraber tanzimat sonrasında bir kısım aydınımızın ve devlet adamımızın batılılaşma adına, avrupa adab-ı muaşeretinin bir parçası olan düello geleneğine sempatiyle yaklaştığını, hatta bu davranış tarzını türkiye’ye yerleştirme çabası içinde olduklarını görüyoruz. bu konuda vereceğimiz ilk örnek, tanzimat ve islahat fermanlarını ilan eden, sosyal hayatta batılılaşma çabalarına hız kazandıran, hatta bu alanda bizzat örnek olan padişah abdülmecit’e ait.

    devrin şahidi cevdet paşa’nın anlattıklarına göre, hanedan kadınlarının aşırı harcamaları ve beyoğlu sarraşarına epeyce borçlanmaları osmanlı devleti’ni ve bizzat padişah abdülmecit’i hayli sıkıntıya sokmuştu. bu olay karşısında haysiyetinin zedelendiğini düşünen padişaha göre bu durumun asıl suçlusu, kadınların harcamalarına engel olamayan damat paşalardır. özellikle kaptan-ı derya mehmet ali paşa, karıştığı başka olayların da tesiriyle padişahın hedeşndeki isimdir. kızgınlığının sevkiyle 27 ağustos 1858 tarihinde ansızın babıali’ye gelir ve damat mehmet ali paşa’yı “hain herif, sen din ve devlete ve padişahına hainsin. hem katilsin. avrupa’da düello derler bir âdet var. ben de seninle birer tabanca alıp karşı karşıya çıkalım. birbirimize tabanca atalım!” sözleriyle düello davetinde bulunur. şüphesiz bir kızgınlık anında söylenmiş olan bu sözlerin arkası gelmez, yani düello gerçekleşmez. neticede padişah, damat mehmet ali paşa’yı görevinden azlederek gayzını bir nebze “teskin” eder. (tezakir 13-20, yay. cavid baysun, s. 54-59.) ancak burada önemli olan, düellonun gerçekleşmesinden ziyade devrin padişahının “medeni” olmanın bir parçası saydığı bu “frenk adetini” olumlayan tavrıdır. abdülmecit’in hayatını bir bütün olarak değerlendirdiğimizde bu tavrı ile ilgili pek çok örnek göstermek mümkün. nitekim abdülmecit, sosyal yaşantı yönüyle batılı hayatın türkiye’ye yerleşmesinde cesur ve radikal adımlar atan bir padişah olarak anılacaktır.

    türkiye’den düello örnekleri
    türkiye’de bilinen düello teşebbüsleri ii. meşrutiyet sonrasına rastlıyor. bu durumu ii. meşrutiyet ile birlikte artan batılılaşma çabalarının bir sonucu olarak da görmek mümkün. ii. meşrutiyet döneminde ittihatçıların baskısından dolayı yurt dışına kaçan rıza nur ile yine muhalişerden şerif paşa arasında paris’te geçen düello meselesi bizdeki ilk düello teşebbüslerden birisi. milli mücadele’de tbmm’deki kanun görüşmeleri sırasında bursa milletvekili emin (erkul) bey’in, kendisine muhalif vekiller tarafından tartaklanması, bunun üzerine emin bey tarafından meclis’e düellonun serbest bırakılması hakkında kanun tekliş verilmesi ve bu teklişn reddedilmesi ise meselenin meclis boyutunu göstermesi bakımından ilginçtir (soner yalçın, hürriyet, 6 mayıs 2007). ilginç örneklerden bir diğeri de osmanlı’nın son döneminde washington büyükelçisi olarak görev yapan ve milli mücadele sırasında anadolu’ya geçerek mustafa kemal’in en yakın çalışma arkadaşlarından birisi olan ahmet (alfred) rüstem bey’in mustafa kemal’i düelloya davet etmesidir. çankaya köşkü’ndeki bir yemek sırasında sigara içen ahmet (alfred) rüstem bey’e mustafa kemal tarafından “yemek bitince sigaranızı içersiniz” şeklinde bir uyarı yapılır. bu uyarıdan incinen ahmet (alfred) rüstem bey sofradan kalkarak yan odaya gider ve mustafa kemal’i düelloya davet eder. paşa, ahmet rüstem bey’in bu davranışını “frengiyane” bulur ve meselenin üzerinde durmaz. daha sonra ortam yumuşatılır (avni özgürel, radikal, 9 aralık 2001).

    bu örneklerden ayrı olarak meşrutiyet ve mütareke döneminde yaşanmış iki düello hadisesini ise yakup kadri’den öğreniyoruz. yahya kemal’den naklen yakup kadri’nin hatıralarından (gençlik ve edebiyat hatıraları, ii. baskı, 1990) öğrendiğimiz kadarıyla istanbul’un nüfuzlu ailelerine mensup ittihat ve terakki muhaliş kıbrıslı şevket bey ile prens mustafa fazıl bey (muhtemelen meşhur mısırlı mustafa fazıl paşa ailesinden) aralarındaki problemi halletmek için düello yapmaya karar vermişler. ancak düello türkiye’de yasak olduğundan dolayı bu iş için romanya’ya gitmek zorunda kalmışlar. yakup kadri meselenin romanya faslı hakkında bilgi vermediği için bu düellonun gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyoruz. fakat taraşarın romanya’ya gitmeyi göze almaları işi ne kadar ciddiye aldıklarını gösteriyor.

    türkiye’deki düello teşebbüslerinin aktörleri arasında devrin kalem erbabı yazar ve gazetecilerinin de ayrı bir yeri var. 19. yüzyılda rus edebiyatının iki önemli ismi puşkin ve lermantov’un düello sonucunda öldükleri göz önüne alınırsa, yazarlarımızın batılı meslektaşlarının düello konusundaki duyarlılıklarını ülkemize taşıma gayreti içinde olduklarını düşünebiliriz. nitekim yakup kadri’nin anılarında yer alan ikinci düello hadisesinin başkahramanı, gençlik döneminde uzun süre paris’te kalmış olan yahya kemal’dir. yaban yazarının anlattığına göre yahya kemal, mütareke döneminde detayları bilinmeyen bir meseleden dolayı yakup kadri ve falih rıfkı’yı düelloya davet etmiştir. aslında bu düello hadisesine kadar her üçünün de aralarında sıkı dostluklar söz konusudur.

    yakup kadri’ye düello mektubunu getiren kişi ise, o zaman üniversite talebesi olan yahya kemal’in öğrencisi ahmet hamdi tanpınar’dır. yahya kemal, uzun yıllar fransa’da kalmanın verdiği bir gençlik heyecanı ile yakup kadri’ye gönderdiği düello mektubunda “şahitlerinizi gönderin, silahlarınızı tayin edin” demektedir. tabii bu davet büyük ihtimalle aralarındaki meselenin önemsizliğinden ve yahya kemal’in fazla alınganlık göstermesinden dolayı her iki yazar tarafından da dikkate alınmaz. böylelikle düello gerçekleşmez ve yakup kadri aralarındaki dostluğu hatırlatan bir mektup yazarak yahya kemal’in gönlünü almaya çalışır.

    yine mütareke döneminde ileri gazetesi sahibi ve başyazarı celâl nuri bey ile peyam-sabah başyazarı ali kemal arasında gazete sayfalarında cereyan eden “söz düellosu” ali kemal yandaşlarının celal nuri bey’i düelloya davetleriyle neticelenecektir.

    işgal istanbul’unda bir düello teşebbüsü
    türkiye’de düello teşebbüslerinin mütareke döneminde artması neye işaret etmektedir? acaba bunu ülkemizin işgal edilmesi neticesinde aydınlarımızın avrupalılara batı kültürü karşısında “doğulu kalmadıklarını” göstermek istemelerinin bir sonucu olarak görmek mümkün müdür?

    yazımızın asıl konusunu teşkil eden ve ayrıntılarıyla birlikte ilk defa günümüz okuyucusunun dikkatine sunacağımız düello teşebbüsü yine mütareke dönemine ait. düellonun taraşarı ise abdülhamit devrinde uzun yıllar paris elçiliği görevinde bulunmuş olan salih münir paşa’nın oğlu gazeteci ve asker cemil münir bey (1921 yılında 45 sayı süren vahdet gazetesini çıkarır) ile istanbul’da fransa’nın menfaatlerini savunan ve fransızca olarak çıkan antant gazetesi sahiplerinden mehmet ali bey’dir. adı geçen mehmet ali bey, damat ferit paşa’nın ilk kabinesinde posta ve telgraf, ardından dahiliye nazırlığı yapmış, milli mücadele’den sonra 150’likler listesine dâhil edilerek yurt dışına çıkarılmıştır. (hakkında geniş bilgi için bkz. reşk halit karay, minelbab ilel mihrab.)

    babasının memuriyeti sebebiyle uzun yıllar paris’te yaşayan ve st. cyr fransız asker” okulu’ndan mezun olan cemil münir bey’in devrin gazetelerinden vakit gazetesinde (nr. 714, 28 t.evvel, ekim, 1919) yayınlanan düello mektubundan anlaşıldığına göre düelloya sebep mehmet ali bey tarafından hakarete uğramasıdır. cemil münir bey’e göre olay şöyle gelişir: o dönemde antant gazetesi satılığa çıkarılmış ve gazete sahiplerinden hikmet bey tarafından gazeteyi alması için cemil münir bey’e teklif götürülmüştür. gazetenin bir ortağı da mehmet ali bey’dir. taraşar arasında pazarlıklar yapılır ancak bir netice vermez. iş uzar, mesele gazete sütunlarına yansır. bir müddet sonra antant gazetesinin sahiplerinden mehmet ali bey amaçlarının gazeteyi satmak olmadığını, cemil münir bey’le biraz “alay” etmek olduğunu etrafa yayar. bunu duyan ve oldukça sinirlendiği anlaşılan cemil münir bey hakarete uğradığını düşünerek “bütün medeni memleketlerde olduğu gibi” mehmet ali bey’i düelloya davet eder. cemil münir bey’in şahitleri aracılığıyla yaptığı düello teklifi mehmet ali bey tarafından kabul edilmez. mehmet ali bey düelloyu kabul etmek şöyle dursun cemil münir bey hakkında yaydığı birtakım iftiralarla, ettiği küfürlerle ve tehditlerle “centilmenliğe” aykırı tavrını sürdürür. ancak “bu gibi patırtılara pabuç bırakmayacak” kadar onurlu birisi olan cemil münir bey kararlıdır. çünkü mehmet ali bey’in “namuslu adamlar nezdinde iade-i itibar edebilmesi” bu düellonun gerçekleşmesine bağlıdır.

    cemil münir bey’in bu çağrısı üzerine şahitler tekrar bir girişimde bulunurlar. ancak bekleme müddeti içinde mehmet ali bey tarafından bu çağrıya cevap verilmez ve düello gerçekleşmez. cemil münir bey’in düşüncesine göre “terbiyeden mahrum” mehmet ali bey yaptığı hakaretin karşısında “çıplak bir kılıca” bakmayı göze alamayan bir korkak olarak yaşamayı tercih etmiştir. şahitlerin cemil münir bey’e yazdıkları cevap yine vakit gazetesinde (nr. 716, 30 ekim 1919) yayımlanmıştır:

    “bir düello teklifi”
    beyefendilere
    aziz dostlarım,

    bundan birkaç gün evvel antant gazetesi sahiplerinden hikmet bey’e tesadüf etmiştim. hikmet bey gazeteyi satmak istediklerini söyleyerek benim almaklığımı teklif etti. verdiğim olumlu cevap üzerine ortağı olan mehmet ali bey ile görüşmek için antant idarehanesine davet etti. davete icabetle adı geçen mehmet ali ve hikmet beyler ile görüşüldü. mehmet ali bey 6000 liraya kadar indi. ben ise 4000’den fazla veremeyeceğimi söyledim ve bu ifadem pazarlığı her ne kadar kesmek mahiyetinde ise de mehmet ali bey ayrılırken bu meseleyi tekrar görüşebileceğimizi ve belki ortak noktada buluşabileceğimizi şahit huzurunda beyan etti. bu sırada idi ki tercüman-ı hakikat gazetesi ‘antant mezatta’ başlığıyla bir yazı yazarak meseleyi ortaya vurdu. meselenin gazete sütunlarına aksi üzerine mehmet ali bey satıştan vazgeçiyor gibi bir tavır aldığından işi kurcalamakta lüzum görmedim.

    olayların gidişatından anlaşıldığı üzere satışa talip olan mehmet ali ve hikmet beylerdir. böyle olduğu halde her nedense mehmet ali bey ismini zikretmeyi münasip görmediğim bir zat-ı muhtereme maksadının gazeteyi satmak olmayıp benimle alay etmek olduğunu söylemiş.

    bunun üzerine ben de zat-ı âlilerine müracaatla mehmet ali bey’den bu tavrı hakkında açıklama talep etmenizi ve bu açıklama sizi ikna edecek mahiyette görünmediği takdirde bütün medeni memleketlerde adet olduğu surette benim adıma mehmet ali bey’e düello teklif etmenizi rica etmiştim. çıplak bir kılıca bakmayı anlaşılan mehmet ali bey gözüne aldıramamış olacak ki nezaketle vuku bulan teklifimize terbiyeden mahrum bir adama yakışır birtakım küfür ve iftiralarla mukabele etmiştir. fazla olarak işi gürültüye boğmak için gülünç ve ancak mahalle çocuklarına yakışabilir birtakım tehditlerle cevap vermiştir. mehmet ali bey pekala bilmelidir ki ben bu gibi patırtılara pabuç bırakan takımdan değilim. binaenaleyh kendisine tarafımızdan söyleyiniz:

    evvela benim pek kat’î ve pek efendice teklifime cevap versinler. bu husus halledildikten sonra kendilerinin hiç efendice olmayan tehditlerine cevap vermekten çekinmeyeceğimi de bilsinler.

    ?unu da ilave edeceğim ki mehmet ali bey’in namuslu adamlar nazarında iade-i itibar edebilmesi ancak benim açık olan düello teklifime cevap vermesine bağlıdır.

    baki hürmetlerimi ve teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim aziz dostlarım.

    27 ekim 1919
    cemil münir

    * vakit gazetesi, nr. 714, 28 t.evvel, ekim, 1919.

    “şahitlerin cemil münir bey’e cevabı”
    evvelki gün yayınladığımız mektup münasebetiyle dün mehmet nâzım ve fazıl kibar beylerden cemil münir bey’e hitaben şu mektubu aldık.

    azizim,
    vuku bulan müracaatınız üzerine pazartesi günü güneş battıktan sonra saat iki sularında mehmet ali bey’e müracaatla kendisine teklişnizi tebliğ ettik. bu gibi hususlar için bekleme müddeti 24 saatten ibaret olduğu halde biz 28 saat beklemeyi münasip gördük. hasmınızın teklişnize cevap vermekten kaçındığı pek açık bir surette görüldüğünden vazifemizin bitmiş olduğunu beyan eder ve ellerinizi sıkarız azizim.
    fazıl kibar - mehmet nazım.

    mehmet ali bey’in düellodan kaçması cemil münir bey’i epey üzmüş anlaşılan. ne diyelim bazı toplumlarda bazı adetlerin yerleşmesi zaman alıyor, bazen hiç olmuyor. böyle olunca da “düello” yerine “pusu” geleneğiyle yaşayıp gidiyoruz!
    http://www.mostar.com.tr/…y.aspx?yaziid=397&sayi=20
  • özdemir asaf siiri.

    her tomurcuk bir çiçeğin uykusuna,
    her çiçek bir yemişin kuşkusuna,
    her yemiş bir böceğin korkusuna,
    uykusuzca, kuşkusuzca, korkusuzca yürür.
  • iki kisi arasinda taniklar onunde yapilan silahli vurusma..
  • nedense bana puşkini hatırlatır**. "nerde o eski düellolar" dedirtir bir hadise.
  • artık modası geçtiği ve kabul edilmediği için pek bir üzüldüğüm sorun çözme yöntemi. eski çağları özlemek için başlı başına yeten nedenlerden biridir.
  • özellikle filmlerde karşınıza çıkıyorsa gözlemim odur ki hep iyiler kazanır.(biliyorum çok zekiyim)

    silahı ilk çeken adam silah çekme anına karar vermek zorundadır. onu yavaşlatan da budur. kahramanın bu mecburiyeti olmadığından bütün dikkati rakibinin gözlerindeki karar verme anını tespit etmeye, omzunun kımıldadığını görmeye ya da elinin harekete geçtiğini fark etmeye yoğunlaşmıştır. başka bir deyişle, kötü adam bilinçli, iyi adam refleksif davrandığı için hep silahı ilk çeken ölür.
  • ülkü tamer şiiri.

    yenilirsem yenilirim, ne çıkar yenilmekten?
    seninle çarpışmak kişiliğimi pekiştirir benim.
    ayak bileklerime kadar bu deredeyim işte,
    yerin yassı taşları tabanımın altında,
    alnımla birleşmekte güneşin raylarından
    hışırtıyla geçen kartalların sesleri.
    unuttuğum bir bitkinin yaprakları gibi
    göğsüme değerse kurşunların, ne çıkar?

    bilmem nişancılığı, tabanca kullanmadım;
    ama karşıma alıp seni horoz düşürmek de,
    seni vuramamak da yüreğimi pekiştirir benim.
    ölürsem güzel bir ölü olurum,
    saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
    kar, örtmeye kalkışır gökkuşağını,
    ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
    ben gülümserken resmimi çeker.
  • bir baudelaire şiiridir. ki şöyledir:

    iki er koşarak kapıştı; silahları
    havaya kan ve parıltı sıçrattı, yeğin.
    bu oyunlar, demir şakırtıları, ahları
    uluyan aşkın ağına düşmüş gençliğin.

    kılıçlar kırıldı! gençliğimiz de öyle,
    sevgilim! ama dişler, o çelik tırnaklar
    öç komaz palada, kalleş kamada böyle.
    - aşkla yaralı gönül ne derin kin saklar!

    yaban kedileri, parslar basmış bir yere
    hayınca sarmaşıp düştü iki kahraman
    tenleri gül açtıracak yoz dikenlere.

    - bu çukur bir cehennem, destlarla kaynaşan!
    yakınmadan düşelim, kıyıcı amazon,
    hıncımızın şiddeti bilmesin diye son!
  • behçet aysan'ın tüm şiirlerinin toplandığı kitabının adı. kitaba adını veren şiir şöyledir;

    parçalanmış bir aynada
    nakışları esmer bir yüz
    yansısını görüyorum
    perçemleri akdenizli
    bakışları simli sündüs
    parçalanmış bir aynada.

    ah! benim bu deliliğim
    ıssız bir ada arıyor
    yanaşıp çıkınca, şaşkın
    dolaşmış çok önceleri
    yabanıl ayak izleri
    ah! yazık orda binlerce.

    titrek bir mum ışığında
    yeniden sarsak yüreğim
    asla anmayacak aşkı
    bir kez daha yapmayacak
    yine çarpıp kayalara
    su almakta, su almakta
    batmaktadır köhne kalyon
    yıldızları sönmüş gece.

    bir yaz günü oldu bunlar
    gri yağmurlar yağıyordu
    çekildi bütün kılıçlar
    ben bir yanda rakip hayat
    denizse köpürdüyordu
    ve şarkılar söylüyordu
    alabildiğince bir siren
    ölmemi istemiyordu.

    ne parçalanmış bir ayna
    ne mum ışığı kalacak
    birazdan gün ağaracak
    her gece yeni bir düello
    her sabah yeni bir ölüm
    hepsi bu şiire sığacak.