şükela:  tümü | bugün
  • iki kilometre öteden kokusu alınan bir parfüm, "tenimin her santimetre karesine makyaj malzemesi kullanılmadan asla" inadı, içine çantasını koyabilecek kadar kabartılmış saçlar, siyah elbise... işte nerde bunlardan görseniz, bilin ki bu düğüne giden türk kızıdır. bi ihtimal balo.
    yani ne kadar çirkinleşmişse, gittiği yer o kadar önemli olur. bir çeşit ilkel kabile ayini gibi. saçlar ne kadar kabarmışsa, yüz ne kadar boyanmışsa, gidilen yere o kadar önem verildiğinin göstergesi oluyor gibi kadınlar arası bir kanun var.
  • annesi tarafından "senin düğününe kimse gelmeyecek!" denilerek kolundan çeke çeke götürülüyor da olabilir. ona da acıyın, onu da sevin...
  • gelin ve damatdan daha fazla telaşeye düşen kızdır..

    ah şimdi ne giyeceğim, vah şimdi ne takacağım derdindedir..

    bütün hafta katıldığı bilimum platformda bu hezeyanından söz eder.. hazırlıklara 6 ay evvelden başlar..
  • bir de bunlardan 3-4 tanesini, arabayla düğüne götürecek bahtsız bedevi sizseniz geçici süreli koku kaybına uğramanız kesindir.
  • kadınlara gökte düğün var demişler, kadınlar göğe merdiven kurmuşlar.

    yani bu kız muhtemelen halinden hiç de şikayetçi değildir. böyle bir kendini gelinin yerine koyma, kurulan hayaller, gereksiz bir duygusallık, göbek atıp eğlenmek, mevcut takım elbiseli erkekleri kesmek ve daha bir sürü sadece kızların hoşlanacağı aktivite vardır düğünlerde...
  • süslenir, takar takıştırır, şıkır şıkır olur, allanır, pullanır, simlenir, her gün çuval giydiğini bilseniz de göğüs dekoltesiyle size kur yapmaya kalkar, kendinizi kötü ve anlamsız hissettirir. kule tipi saçlarıyla kendisine benzeyen onlarca kadın ve çocukla birlikte minibüse doluşur, kahveden bozma bahar düğün sarayına gider. saray burada bırakın tümleci, dolaylı tümleç bile değildir. ahıra adını veren saray yavrusundaki saraydır. içeride 280 desibel gürültüde oynar, oynar, oynar bu kız. klima çalışmadığından terler, simler yapış yapış olur. düğün biter. minibüse tıkışılır. kız evine döner, üstündeki kalıbı çıkarıp çuvalı giyer, yemek yapmaya başlar. hayata verilen kısa süreli saçmalama molası sona ermiştir...
  • bu kızın birde sevgili versiyonu vardır. her türk kızı gibi makyaj çantasında ne türde malzeme varsa hepsini kullanmak suretiyle kanlı canlı bibloya, kuklaya, uzaylıya dönüşür.
    s:sevgili
    a:sevgilinin arkadaşı

    a: yeşil far yeter bu kadar
    s: yok olmaz dahada sür dahada karşıdan gelenin gözünü almalıyım
    a: fondoten çok kaçtı balmumu heykel gibi oldun
    s: olsun olsun ne kadar sıva o kadar güzellik
    a: bu ruju sürme, çok kırmızı
    s: hayır en kırmızı benimki olmalı...*
    sonuç olarak sevgiliniz insanlıktan uzaklaşır başka bişey olur, içiniz rahat olur.*
  • yaşadığım çevrenin, sosyal ortamın ne kadar izole olduğunu göstermiş, halktan koptuğumun habercisi olan kızdır bu düğüne giden türk kızı. allah belasını versin.

    şimdi, bu düğün olayındaki tespitler konusunda delikan76nın üzerine insan tanımam. düğün teyzesi, amcası, arkada takılanı, damadın serseri arkadaşı, bok atılan limonata ve pastalar... ancak düğüne giden türk kızı konsepti burada anlatılandan çok farklı. şimdi ben size, bizim oralardan örnek vereyim:

    küçükken, düğüne giden türk kızları gelinlik falan giyip gider düğüne, düğün sahibiyle yakınlık göz önünde bulundurularak tabii... her düğünde kıza gelinlik giydirilmez. bu küçük türk kızı düğün salonunda koşturur, masaların üstünde uyuyakalır falan. herkesin bildiği gördüğü bir olaydır bu.

    ancak sonrasında bu kızlar evrilir. yani 12-20 yaş arasında herhangi bir düğün hatırlamıyorum ki kendi rızamla gideyim. ne işim var olm elin düğününde? tanımam etmem insanları yani. hani çok çok yakın akrabaysa giderdim. onda da zorla. bu tip düğün kızının üstü annesi tarafından giydirilip makyajı bile annesi tarafından yapılabilir. tecrübeyle sabit. rimel süreyim derken gözümü çıkarmıştı kadın. sadist midir nedir!

    hayır yalnız değilim bu konuda, nice rakçı, gotik, hipapçı, emocu kız tanıyorsam bu yaş aralığında, hepsi benle aynı kaderi, aynı duyguları paylaşmıştır. ne gotikler bilirim ki "biz biliyoruz da mı oynuyoruz" diye ankara havası oynamak için zorla yerinden kaldırılmıştır. düğüne gitmeyelim diye mahallenin kızları olarak "sınav var" yalanı uydurduğumuzu bilirim.

    ha şimdi yaş büyüdü tabii, benim arkadaşlar, yaşıtım kuzenler bir bir dünya evine giriyor. dolayısıyla düğüne giderken o kadar hevesli değiliz ama yine de eskisi gibi kolumuzdan sürüklemelerine gerek kalmıyor. yine de abartıldığı kadar bir süslenip püslenme olayı, bir heves şeysi yok.

    çok yakın arkadaşım evleniyorsa, çok sevdiğim bir kuzenimin düğünüyse falan zaten olayın içinde bulunduğum için heveslenirim en az gelin kadar. ama şimdi liseden arkadaş var bitane neslihan diye, onun düğünü için niye telaş yapayım? resmen angarya.... düğün için elbise alacaksın diyelim, 50 lira en az. hadi evdekilerden idare ettin, fön çektirmesi var, makyajı var, takılacak çeyrek altını var, taksiyle düğün mekanına gitmesi var... işkence resmen. insan parfüm küpüne girse sıkıntıdan ecel terleri döker, leş gibi de kokar. o nedenle öyle abartılı parfüm olayına düğün sahipleri hariç kimse girmez. zaten takı olayından sonra da durmuyoruz biz çok. "biz biliyoruz da mı oynuyoruz" insanları hala korkulu rüyamız.

    nasıl her zengin kız tiki değilse, her düğüne giden türk kızı da olayı abartmaz. ben mi izole yaşıyorum millet mi bokunu çıkarmış dalga geçmenin anlamadım.