şükela:  tümü | bugün
1241 entry daha
  • sinematografik açıdan filme hiçbir şey diyemem. çekim tekniği, müziğin kullanımı hepsi üst düzeyde. nolan bu noktada kusursuz ama bütün olarak filme bakarsak bu film açık ki nolan'ın en kötü işi gibi duruyor. tarihsel açıdan da maalesef vasatı aşamıyor. bunun birkaç nedeni var:

    1. filmde "story" yok. dolayısıyla bir akış da yok. bu ortalara geldiğinde filmi iyiden iyiye amaçsızlaştırıyor ve izleyicinin ilgisini kaybetmesine neden oluyor.

    2. the dark knight rises'dan sonra nolan tekrar bir sistem filmi çekerek, kendini ona hiç yakıştırmadığımız noktaya, tipik amerikan-ingiliz milliyetçisi dürtüleriyle savaş propagandası çeken bir yönetmen rolüne düşürüyor. öyle ki ingiliz savaş tarihinde bir kara leke olarak duran avrupa'dan arkasına bakmadan kaçıp fransa'yı nazilerle baş başa bırakma durumu bir kahramanlık destanı olarak anlatılıyor.

    3. dunkirk savaşı'nı temel alıp hatta ismini de doğrudan dunkirk yaparak tarihi bir film izlenimi verse de, objektiflik ve tarafsızlık açısından sınıfta kalan, sanki ingiltere tarafından finanse edilmiş bir kahramanlık filmi çekme girişimi olmuş dunkirk.

    christopher nolan, aktif yönetmenler arasında yetenek düzeyi olarak ilk üçte olan bir yönetmen olsa da(sonuçta bu adam memento, the prestige, the dark knight gibi başyapıtlar çekti) bütün bu parametreler nedeniyle sevenlerini hayal kırıklığına uğratmıştır. bundan sonrası için temennimiz kendisinin politikayla ve tarihle uzaktan yakından temas etmeyecek "inception" gibi filmler çekmesidir. keza interstellar bile kült bir film olmasına karşın nasa'ya gereksiz güzellemelerle doluydu.
  • bu filme kadar (bkz: christopher nolan) 'ın modern sinemanın en iyi temsilcilerinden biri belki de en iyisi olduğunu savunuyordum. hala da savunuyorum fakat bu filme farklı bir parantez açmak lazım.

    öncelikle filme bir sinema okulu mezunu olarak 10 üzerinden 9, bir sinema izleyicisi olarak 10 üzerinden 3 verdiğimi söylemek isterim.

    film çekim teknikleri, açılar, renkler ve teknik olarak hemen her açıdan çok başarılı. bir sinema okulunda ders niteliğinde izletilebilinir. sinemanın ilk başladığı yıllarda gelecek tüm yüzyıla ilham kaynağı olmuş (bkz: bronenosets potyomkin) gibi bir film diyebiliriz. çekim teknikleri ile anlatım nasıl yapılır derseniz bu film ders kitaplarına girecek türden bir çalışmadır.

    fakat bir sinema izleyicisi olarak filmin o kadar çok eksiği var ki, filmi izlemek çok zor. karakter, konu anlatımı yok. kurgu modern sinemaya göre çok çok ilkel. yani bu kurgu yöntemi 1930'larda kullanıldı 1950'lerde geliştirildi, 1990'larda olgunlaştı ve 2000'lerde christopher nolan da dahil olmak üzere yeni akım sinemacılar tarafından modernize edildi. şimdi neden böyle bir sıfırlama yapılmış anlamadım. bu aynı çakmak icat edilmişken hala sopaları sürtüp ateş yakmaya çalışmaya benziyor. sonuçta kıvılcım çıkacağını ve çok da farklı bir şey olmayacağını bildikten sonra bir insan neden böyle bir şeyle uğraşır pek anlam veremedim.

    genel sinema izleyicisi her ne kadar bizim toplumumuzda "recep ivedik izleyen hanzo" olarak algılansa da dünyada böyle bir durum yok. dünyadaki genel sinema izleyici çizgisi (bkz: benjamin button), (bkz: piyanist), (bkz: the shawshank redemption) gibi herkesin izleyip beğeneceği klasikleri beğenen izleyicilerden oluşur. keşke ülkemizde de böyle olsa ama neyse bu başka bir konu. dünyadaki genel sinema izleyici çizgisini ıskalayan bir film dunkirk. bir sinema okulu mezunu olarak elimde not defterimle inceleyerek işleyerek üstüne ödev yazarak izlemekten büyük zevk alırım. ancak "keyifli bir film seyredeyim" modumu aktif hale getirmem halinde asla tercih etmem.

    filmi beğenmeyenlere tepki göstermemek onları anlayabilmek gerekir. onları anlayamıyorsanız sinemadan da anlamıyorsunuz demektir.
2 entry daha