şükela:  tümü | bugün
  • engizisyon mahkemesindekilerin düz sandigi sonradan yuvarlak cikan $ey..
  • büyük bir patlamayla oluştuğu söylenen, önce cayır cayır yanmakta olan, sonra soğuyup donan, sonra tekrar ısınıp kendine gelen bir gezegendir.

    ne olduysa bundan sonra olmuştur. bir şekilde yaşam dediğimiz şey oluşmuş, bir süre sonra da oluştuğuna pişman olmuştur. çünkü ürettiği yaşam formlarından biri, yanlışlıkla fazlaca düşünebilen ve bunun sınırını bilemeyip, saçma sapan düşünceler üretebilen bir yaratık olmuştur. bu yaşam formu, sonraları daha da ileri gidip, dünyanın kendisini yarattığını unutup, dünyanın kendisi için yaratıldığını iddia etmeye, hatta bunu din diye bir kavram içinde gerçekmiş gibi lanse etmeye başlamıştır. zamanla dünyayı dinlemeyi tamamen bırakmış, kendi konuşup kendi dinleyen bir tür olmuştur üstelik. en sonunda mantık sınırlarını aşmış, pervasızca davranışlarıyla, dünya üzerindeki her şeye ve hatta dünyanın, yaratıcısının kendisine ciddi zararlar vermeye başlamıştır. bu gezegenin üstünde ona bulaşmış bir tür kene gibi tutunup, onu oymuş, deşmiş, kanını emmeye başlamıştır.

    ancak bu koskoca gezegenin de bildiği bir şeyler vardır elbet. ne yaptığının bilincindedir. sadece yarattığı frankenstein karşısında biraz çaresiz düşmüştür. ne olursa olsun bir yolunu bulacak ve yarattığı gibi yoketmesini de bilecektir; ne canlıları toza çevirmiştir zaman içinde bu gezegen; bu keneleri de üzerinden atacaktır birgün.

    bunu yaptığı zaman rahatlayacak ve ne kadar zor olursa olsun kendini yeniden toparlayacak, birkaç milyon yıl içinde yeniden, daha doğru düzgün bir yaşam formu ortaya çıkaracaktır; etrafında yaşayan başka canlılara da saygı duymasını bilecek, kendinin de onlardan yalnızca biri olduğunu, onlardan daha üstün veya değerli olmadığını anlayacak bir yaşam formu.

    ben ya da torunlarım ya da onların torunları bu yokoluşa tanık olamazlar belki ama bunun olacağına yürekten inanıyorum, ümitliyim.
  • üzerinde 100 kişi olsaydı nasıl olurdu sorusunu istatistiki değerlere dayanarak açıklamaya çalışılmış mail konusu, içine sıçtığımız,bir türlü paylaşılamayan.

    mail içeriği şu şekilde;

    eğer dünya 100 kişi olsaydi

    eğer dünya şu anki haline denk bir şekilde 100 kişiye indirgenseydi bir arada yaşayan bu 100 kişinin durumu şöyle olacaktı;
    * 57 asyalı
    * 21 avrupalı
    * 14 dünyanın batı kısmından
    * 8 afrikalı
    * 52 kadın
    * 48 erkek
    * 70 beyaz olmayan
    * 30 beyaz
    * 70 hristiyan olmayan
    * 30 hristiyan
    * 89 heteroseksüel
    * 11 homoseksüel
    * 6 kişi dünya zenginliklerinin %59'unu kullanıyor ve bunların altısı da amerikalı
    * 80 standardın altında barınabiliyor
    * 70 okuma yazması yok
    * 50 yeterli beslenemiyor
    * 1 ölmek üzere, 1 doğmak üzere
    * 1 (evet, sadece 1) üniversite mezunu
    * 1 bilgisayar sahibi
    dünyaya böyle baktığımızda eğitimin ve birbirimize anlayışlı olmanın önemi açıkça gözüküyor.
    çok önemli bir nokta daha var:
    *eğer bu sabah sağlıklı uyandıysanız, bu hafta son haftası olan 1 milyon kişiden daha şanslısınız.
    * eğer hiç savaş görmemiş, hapse düşmemiş, işkence görmemiş, açlık çekmemişseniz
    dünyadaki tam 500 milyon kişiden daha şanslısınız.
    * eğer evden çıkınca bir belaya, tutuklamaya, işkenceye uğrama ihtimaliniz yoksa, 3 milyar kişiden iyi durumdasınız.
    * eğer sadece yiyeceğiniz, giysiniz, üstünüzde çatınız ve uyuyacak yeriniz varsa bile bu dünyanın %75'inden daha zenginsiniz.
    * eğer bankada ve cüzdanınızda paranız varsa, birilerine yardım yapabiliyorsanız, dünyanın ilk %8 zenginlerindensiniz.
    * eğer anne babanız sağ ve evliyse çok enden kişilerdensiniz
    * eğer bu yazıyı okuyabiliyorsan, 2 milyar okuma yazma bilmeyenden daha şanslısınız!!!
  • rivayet edildiğine göre allah dünyaya: “ey dünya, kim bana hizmet ederse, sen de ona hizmet et, sana hizmet edeni ise kendi peşinde koşturarak yor” buyurmuştur.
  • "belki de dünyamız başka bir dünyanın cehennemidir."

    aldous huxley
  • cogunlukla zararsiz...
  • 21. yüzyılda hiç normal şeyler görmeyeceğini düşündüğümdür.

    güç dengesi bir türlü kurulamadı, bir türlü uygulanamıyor daha öncesinde amerika birleşik devletleri ve sovyetler birliği vardı ve bu doğrultuda her iki gücün hamlelerine ortak olan nispeten daha güçsüz ülkeleri görüyorduk, şimdi iki güçten fazlası var ve bağ yok. önceden belirli ülkeler belirli ülkelere karşı birlik olmuşken günümüzde her ülke birbirinin düşmesini bekliyor, kimsenin kimseye acımayacağını düşünüyorum.

    şimdi tek tek ülkelere bakalım:

    amerika birleşik devletleri;

    dünyanın hâlâ en güçlüsü, hâlâ her konuda ileri geleni ve şu an güçlenen, birçok ülkeyi yok edebilecek güçte ülkelere karşı yalnız başına savaşıyor, bunları yaparken yönetiminde ciddi bir iç savaş mevcut. ordusu ve istihbaratı arasında ciddi mücadeleler var. pentagon ile cia arasındaki sorunlar artık gizlenemiyor. pentagon’da amerikan milliyetçileri gücü elinde bulundururken, karşısına çıkabilecek her gücü ezeceğine inanırken cia daha farklı düşünüyor. birleşik devletler’in küresel güçten kopmasını desteklemiyorlar. daha öncesinde emekli askerlerin özel hayatı, kirli işleri, banka hesapları dahi sızdırılıyordu; buna karşılık cia üstüne işkence raporları basına düşüyordu. bu iki güç birbiriyle çekişme halindeydi fakat bunlar bütün dünya tarafından dikkat çekse bile kimse “kim yaptırdı, kim ifşa etti bunları?” diye sormuyordu. bugün artık gündemi okuyan çoğu insan sormaya ihtiyaç duymuyor.

    bir güç düşünün: birçok ülke ile savaş halinde, tek başına. kendi içinde de en önemli iki kurumu savaşıyor fakat hâlâ dünyanın en güçlüsü o. işte böyle bir şeyden bahsediyoruz.

    amerika birleşik devletleri’nin gücünün de bir sınırı var. kaybediyorlar. orta doğu’da ilk darbeyi iran’dan yediler. sarsıldılar. türk ordusundan yedikleri balyoz ile birlikte yenilgiyi kabul ettiler şimdi düşündükleri şey en az zararla nasıl kurtulacakları. artık kazanmayı düşündüklerini sanmıyorum.

    afrika’da güç dengesi parçalandı. çin’in yer yer proxy hareketlerine dahi girişmesi, geri adım atmaması amerikalıları endişelendiriyor. amerikalılar afrika’da mükemmel bir güç bırakmayacak çin’e. aynı şekilde avrupalı devletlerin de afrika’daki savaşa dahil olacağı yadsınamaz gerçek. başta fransa dahil fakat sorun şu ki kim kiminle olacak henüz belli değil. ab ülkekerinin mutlak olarak abd ile olacağını söyleyemeyiz.

    güney amerika ülkelerinde baskılarını artırıyorlar, bu zekice çünkü amerika birleşik devletleri kuşatılacaksa güney amerika ülkelerinden kuşatılacak. amerikalı analistlerin, diplomatların bir görüşü var: zarar vermek istediğiniz ülkelerin komşuları ile iletişimi geliştirin.

    amerika birleşik devletleri’nin komşuları belli fakat güney ülkeleri de iyi bir pencere. amerika birleşik devletleri elini kaptırdı, kolunu kaptırmamak için didiniyor. güney amerika’da yaptıkları her hamle savunmaya yönelik. evet, savunmaya hazırlanıyorlar çünkü artık dokunulmaz değiller.

    avrupa üstündeki güçleri kayboluyor. bunu bir ülkeye karşı yaşamıyorlar, eşsiz bir para gücüne karşı yaşıyorlar ve gözüken şey bunun gelip geçici olmadığı, ne yaparlarsa yapsınlar bunun gerçekleşeceği. avrupa ülkeleri bugün az çatlak ses çıkarıyor belki ama yönetimler değişecek, halklar propagandalar ile kıvama gelecek.

    asya’da güney kore hariç elle tutulur bir müttefike sahip değiller. evet japonya da buna dahil. japonya’nın o eşsiz dış politikası “amerikalılar bizim dostumuz hadi çin’e karşı olalım” diye gelişmiyor. japonlar çıkarına gelene yürüyecek. ikinci dünya savaşı sonrası gelişmelerini iyi incelememiz gerek. her olaydan pay çıkardılar, her olayla güçlendiler. yakın gelecekte de çin ile savaşmak yerine uzlaşmak japonya için çok şaşırtıcı olmayacaktır.

    asya’da esas mesele abd’nin afganistan’da ne yapacağıdır. kesin bir şey var: amerika birleşik devletleri afganistan’da yenildi. ama hepimiz görüyoruz ki afganistan’dan çekilmiyorlar. bunun birçok sebebi var. amerika birleşik devletleri, afganistan’da sadece taliban ile savaşmadı bütün asya ile savaştı. herkesin afganistan üstüne çeşitli planları var. abd’nin lehine asya’da bir güç dengesi göremiyoruz, bundan sonra da görebileceğimizi söylemek zor fakat afganistan amerikalılar için harika koz. evet kaybettiler ama çekilmelerinin bile çıkarla olmasını bekliyorlar, doğru anı bekliyorlar. afganistan kime kalacak? çin’e mi hindistan’a mı iran’a mı? bu ülke amerika’nın işine gelecek kanlı bir savaşın tohumu olabilir mi?

    unutulmaması gereken bir diğer önemli nokta abd’nin orta asya’da terörü yükseltmeye çalışıyor oluşudur.

    amerika birleşik devletleri sürekli aynı yerlerde yürüyor, sürekli aynı şeyleri yapıyor çünkü hareket alanı bütün dünyada kısıtlandı önümüzdeki süreçte güvenlik ve çıkar üstüne önemli planlar yapıp sadece bunlara odaklanarak “yarı içe kapanma” gerçekleştirmeleri bir ihtimal. böylelikle her şeyi yapmaya çalışıp hiçbir şey yapamama ile karşılaşmak yerine odaklandıkları şeyi kesinlikle yapacaklar. diğer ihtimalde tamamen sahaya inmeye karar verirseler sonuçları kestirilemez, büyük kumar oynarlar. yok politika bugünkü gibi devam ederse amerikalılar için, başkaları gelişirken susmak zorunda kalacaklar ki bu durum amerika’yı yavaş yavaş bitiriyor.

    eğer amerika gücünü sürdürmek istiyorsa yarı içe kapalı bir politika izleyerek hareket etmeli. her yere müdahalede bulunup herkesle ilişki kurmak yerine adım adım ilerlemesi gerekiyor. bu durum süper güç için otorite kaybı demek. eğer siz harika bir güce sahipseniz ve dünyada herkes tarafından saygı görüyorsanız her olaya karışırsınız, abd’nin kuruluşundan bugüne hayali de bu olmuştur zaten fakat her yerde oldukları zaman hiçbir şeyi başaramıyorlar. güç dengesini dünyada kurmak yerine önce politikalarında mantıklı bir güç dengesine sahip olmaları gerek.

    çin;

    inanılmaz güçlendiler. inanılmaz güce sahipler ve bu gücün kullanılması ve sürekli elde tutulması gerekiyor, bu doğrultuda her yerde yavaş yavaş gözükmeye başladılar.

    afrika’da güç elde etmeleri anormal değil, paranın geçtiği her yerde çin olacaktır. teknolojik olarak ileri atılım, sürekli satış ile gelen para çin’i zenginleştiriyor ve bu durum da çin’in parasını başka bölgelerde kullanabilmesine yol açıyor. sadece afrika değil orta doğu ülkelerinde dahi çin’in nüfuzu gitgide artıyor.

    çin uzun süre her şeyden uzak kaldı, büyükelçilerin bile kabul edilmediği dönemler vardı çin’de. çin’e göre dünyadaki insanların hepsi çinlilerden daha aşağıydı, çin’in lideri de tanrı tarafından kutsanmış, yönetmekle görevlendirilmişti. bu bağlamda asla ama asla kendilerinden alt gördükleri ülkeler ile masaya oturmak istemediler, reddettiler. dışa kapalı bir çin varken yavaş yavaş bunu kırdılar. asya’nın belirleyici gücü olmak üzereler, birçok ekonomik kurumda çin’in başı çekmeye başladığını görüyoruz oysaki çin’in eskiden o kapalı hali hiçbir kurumla iletişimde bile değildi. çin sadece ülkeler üstünde söz sahibi olmuyor, aynı zamanda büyük ülkelerin söz sahibi olduğu, katıldığı kuruluşlarda da söz sahibi oluyor.

    çin’in mevcut durumdaki güç dengesini kabul etmek istemediği bir gerçek. tarih milletin geleceğine ışık tutar. çin geçmişte bütün milletlerin kendisinden aşağı olduğuna inanıyordu ve her milletin diz çöküp itaat etmesi gerektiğini düşünüyordu. bugün uluslararası hukuka saygılı, devletlere saygılı bir çin görsek bile çin’in kurmak istediği düzen bellidir ve amerika birleşik devletleri çatırdayan bir binadır.

    peki çin yeteri askeri güce sahip mi?

    askeri güç her şey olmasa bile en basitinden girişeceğiniz proxy savaşı bile askeri donanım istiyor. kurmay zekası istiyor. çin her ne kadar ortaya para koyup proxyler oluşturabilecek güçte olsa bile bu proxyleri savaşılacak ülkenin proxylerine karşı iyi yönetebilecek güçte mi bu tartışılır. şahsi görüşüm değil bu güçte olmaları, para hariç hiçbir güce sahip değiller. proxy savaşlarını sürdürebileceklerini sanmıyorum. onun dışında orduya sağlam yatırım yapıyorlar, orası ayrı.

    rusya;

    sovyetler birliği’nin mirasını yiye yiye bugünlere kadar geldiler ama artık silah yapmakla hiçbir yere gidemiyorlar. bütün pazarlara el atmaya çalışmaları, her çıkan iç savaşta aktif rol alıp bir şeyler koparmaya çalışmaları; en önemlisi bunlar olurken oldukça saldırgan olmaları yavaş yavaş o “süper güç rusya” kalıbının eridiğini gösteriyor. elbette silahları var, askeri olarak çok ileriler fakat eldeki mevcut durumda çoğu ülkenin saygı dahi duymadığı bir ülke haline geldiler çünkü ruslarda da para yok. güç kaybını aza indirmek için her yerde bulunuyor, can çekişiyorlar ama her ne olursa olsun kaçınılmaz sonla karşılaşacaklarını düşünüyorum. gelişen çin sanılanın aksine rusya için de çok çok büyük bir tehdit.

    hindistan;

    aslında birçok insana göre hâlâ sömürge bunlar. özellikle tarihsever türkler için. ingilizler bunları sömürge yaptı, tek cümle bu. oysaki elde edilen bağımsızlık sonrası hindistan o kadar akılcı, o kadar mantıklı bir politika uygulamıştır ki devrin içerdiği soğuk savaş kurallarını dahi çiğnemiştir. “çıkarımız yoksa biz de yokuz” diyerek birçok sürtüşmede sessiz kalmışlardır. soğuk savaş süresince tarafsız kalabilen ender ülkelerden birisi oldukları söylenebilir. amerika’yla bol bol ticaret yaparken bunu gerçekleştirebilmek mükemmel bir zeka örneğidir.

    hindistan gelişti ve güçlendi. nüfus olarak önümüzdeki yıllarda çin’i geçmeleri mümkün gözüküyor. pakistan ile yaşadıkları sorun her ne kadar onları rahatsız etse de salt pakistan ile sınırlı kalmadıklarını asya’daki her ülke için ayrı ayrı düşmanlığa sahip olduklarını düşünüyorum.

    belirtmiş olduğum afganistan meselesinde çin’le ciddi sorunlar yaşayabilecek olmaları mümkün. zaten çin’le düşünülenin aksine ters durumdalar. hindistan; nepal, bangladeş, myanmar, afganistan gibi bölgelerde sadece kendi gücünün olmasını ve bu bölgeleri sadece kendisinin kontrol etmesini istiyor.

    hindistan’ın bu istekleri bir bakıma güvenliği için isabetli gibi gözükse bile buraları kontrol ettikten sonra güney asya’da ve orta doğu kapılarında söz sahibi olma, belki ötesinde güçlenme şansı olacağı için çin buna izin vermek istemiyor.

    önümüzdeki süreçte hindistan ile çin’in ciddi sürtüşmeler yaşaması kaçınılmaz gözüküyor.

    japonya;

    tarihteki en iyi dış politika yönetimine sahip olabilecek devlet olabilir belki japonya, uzun uzun tarihte kore ile yaptıkları savaşları çin ile girişilen mücadeleleri anlatmaya gerek yok. sadece ikinci dünya savaşı sonrası atılan adımları incelemek bile şaşırtıcı olacaktır. hiç ilgilerinin olmadığı konularda araya girerek müthiş işlenen dış politika ile istedikleri şeyleri nasıl aldıklarını görmek yeterli olacaktır bu görüşe sahip olmak için.

    çin’in korkutucu yükselişi japonya’yı korkutuyor kuşkusuz. japonlar bir süredir amerika birleşik devletleri ile hareket etse bile ulusal çıkarları çin ile müttefikliği gösterirse japonlar bu adımı atmaktan çekinmeyecektir.

    amerikalılar japonya ile müttefik çin ile ortak olduğunu söylüyorken japonların çin üstüne kurduğu planların sadece amerika üstüne olduğunu sanmamak akıllıca olacaktır.

    peki çin ile japonya müttefik olabilir mi veya müttefik olursalar bu müttefiklik ilişkisi sağlıklı şekilde sürebilir mi?

    şu an için buna cevap vermek çok zor ama önümüzdeki yıllarda sis ortadan kalktıktan sonra bunun cevabını vermek zannediyorum çok basit olacaktır.

    parantez açalım:

    başta asya olmak üzere yeni süper güçler görüyoruz dünyada. asya’da çin, rusya, hindistan, japonya gibi devletler gözüküyor bir de baş belası kuzey kore var. asya’da güç dengesi nasıl oluşacak? avrupalı ülkeler de benzer şekilde güçlenirken birbirleri ile didişmiş, iki dünya savaşı çıkarmıştı. en nihayetinde çözümü bulabilmiş gibi gözüküyorlar ama bu savaşlar avrupa’yı o kadar geri götürdü ki asya’ya karşı savunmasızlar. şimdi o avrupa’nın güçlenirken yaşadığı sıkıntıları asya’da görüyoruz. bunun sonucu ne olacak?

    bu ülkeler arasında bir denge kurmak mümkün gözükmüyor, ikili müttefikler görsek bile bütünüyle müttefiklik göremeyeceğiz bu ülkelerden. amerika her daim asya’da dengeleyici güç olarak bulunuyor. bence işin kilit noktası burası.

    bazı analistlere göre çin, kuzey kore’yi silahlandırarak japonya’yı ve amerika’yı bu şekilde tehdit ediyor. eğer gerçekten durum buysa asya’da bir savaş kaçınılmaz.

    peki çin ayarında bir devlet hemen başucunda neden nükleer silaha sahip bir devlet olmasını istesin? bu oyuncak değil sonuçta. ben bu fikre katılmamakla birlikte “amerika ve çin, kuzey kore konusunda ortak hareket edecek” diyenleri daha mantıklı buluyorum.

    işte eğer amerika ile çin kuzey kore konusunda ortak hareket ederse asya’da denge oluşturmanın da kapısı aralanmış olur. bir kez masaya oturulursa gerisi çorap söküğü gibi gelecektir.

    iran;

    orta doğu’ya odaklandığımızda, orta doğu’nun tartışmasız en güçlü devleti iran’ın çökmeye başladığını görüyoruz.

    güçlü bir idari yapısı ve kökeni olması sebebiyle amerika birleşik devletleri her ne kadar iran’a devrim sonrası düşmanlık beslese bile direkt olarak askeri saldırı yapmadı. bunun yerine başka ülkeleri direkt veya örtülü olarak işgal etti. iran da bu işgalleri doğru yorumlayıp, iyi analiz edip bölgede amerika’nın oluşturduğu güç boşluğunu iyi değerlendirerek orta doğu’da güçlendi.

    önce afganistan, sonra ırak ve sonra suriye. iran’ın normal şartlar altında bölgeye bu kadar hızlı ve sağlam yayılması mümkün değildi, eşsiz amerikan gücü ile mümkün oldu. iran, amerika’nın girdiği birçok yere girdi ve amerika’yı tökezletti.

    mevcut durumda sadece saydığım ülkelerde değil, aynı zamanda lübnan ve yemen’de de güçlü bir iran görüyoruz. diğer yandan dünyanın beş büyük gücü + almanya sık sık iran ile nükleer konusunda görüşme gerçekleştiriyor. görüşmeleri ilk günden günümüze ele alırsak iran’ın nükleer silaha sahip olacağına herkes inanmış ve kabullenmiş gözüküyor. nükleere sahip olmak için üç şeye ihtiyaç var: fırlatma rampası-başlık-zenginleştirilmiş uranyum. iran’da zaten fırlatma rampaları bulunuyor, nükleeri ürettikten sonra başlık yapmak bir ay sürmeyecek iş. bu görüşmelerde tartışılan konu uranyum. gitgide zenginleştirilen uranyumun fazlalaştığını görüyoruz iran açısından. bunu da bu ülkelere kabullendiriyor.

    unutulmamalıdır ki her imparatorluk, devlet en geniş sınırlarına, en güçlü zamanına duraklama dönemi içinde ulaşır. zirve hep güçlü zamanlardan sonrasında elde edilmiştir. mevcut güç yavaş yavaş tükenir ve sonrası çöküştür. iran saydığımız mükemmel şeylerden sonra artık gerilemeye başlayan bir devlet, güç yavaş yavaş tükeniyor.

    önümüzdeki süreçte iran’a bağlı proxy güçler suriye’den de ırak’tan da çıkarılacak. yemen’in bizzat israil tarafından vurulacağını düşünüyorum.

    iran’ın çizdiği görüş bütün müslümanlara egemen olma görüşüydü, bu çöktü. şii hilali için uğraştılar, büyük ölçüde başardılar ve orta doğu’da hem amerikan hem yahudi rüyasını bitirdiler. gerçeklerle yüzleştirdiler.

    iran’ı bu yüzyılın ikinci çeyreğinde hiç iyi şeyler beklemiyor, buna emin olabiliriz.

    israil;

    açık bir şekilde “askeri olarak” güç kaybediyor, bunu görmek çok basit ve şaşırtıcı. rahatça kara harekâtı yaptığı gazze’ye bugün hava harekâtı yapınca bile ağır karşılık bulmaya başladı. lübnan ile yaşanan sürtüşmede askerlerine öldü süsü vermeleri ve hizbullah’ı yanıltmaya çalışmaları israil’in lübnan’a karşı gücünün yetmediğini gösteriyor.

    israil kurulduğu günden bugüne hep ilerledi, hiç durdu diyemeyiz. her gün, her ay, her yıl ilerliyorlar. iran’ın arap baharı sonrası bazı şeyleri engellediği doğru olabilir fakat israil’in kazancı sadece düşüş yaşamıştır. %100 bir kazanç yerine %25 bir kazanç vardır ama vardır. öncesine baktığımızda arap devletleri israil’i kabul etmezken, sürekli savaşmaya çalışırken şimdi israil ile anlaşmak için çırpınan birçok arap devleti var. zamanında israil’in en tehlikeli gördüğü, defalarca kez savaştığı mısır’da bile kontrolü ele geçirdiğini görmek mümkün ama iran nasıl güç kaybediyorsa israil de kaybediyor. 2009’daki israil ile 2019’daki israil bir değil.

    yahudiler aynı çin gibi üstünlüğe inanıyorlar ama bunlarınki biraz daha garip, toplumları aşağı çekmek için çabalıyorlar. çeşitli akımlar, çeşitli ideolojiler ile ülkelere nüfuz ediyorlar. insanları kitle halinde kullanıyorlar, ülkelerde büyük güç elde edip birçok aptal yaratıyorlar. pornografi yahudilerin elinde, dopaminin değerini bilen yahudiler insanların beyinlerini hastalıklı hâle getiriyor. genç nüfusa hiçbir şey yapmadan saldırabiliyorlar. buna karşın israil’de bu ortaya sürülen akım ve ideolojilerin sert engellerle karşılaştığını, aynı şekilde gençlerin erken evliliğe teşvik edildiğini görüyoruz. özellikle mossad ve devlet kabinesinin aileleri iyi araştırıldığı vakit çocuklarının 18-20 arası evlendiği görülmektedir.

    israil’in savaşı hormonlara dahi çektiği -çok tehlikelidir, dopaminin normale alışması ve normali istememeye başlaması tedavi gerektirir.- göz önünde bulundurulursa israil’e karşı etkin savaşın yolu nedir? israil milletler ile sadece askeri, ekonomik savaşlar yapmıyor; yahudilerin temel amacı diğer milletleri köleleştirmek ve şu an başarılı gidiyorlar.

    israil nesillerini korurken, her şeyden önce beyin olarak ayakta kalmasını sağlarken, milletinin “kitlesel olarak kandırılmasını” bir nebze engellerken bütün dünyada tam tersini gerçekleştiriyor. ilerleyen yüzyıllarda bu süreç nereye varacak?

    israil mutlak güce doğru adım adım gidiyor ama yüz yıl sonra ama iki yüz yıl sonra birileri onları anlayıp önlerine sadece askeri olarak değil her anlamda engel koymadıkça mutlak güç olacaklar.

    fransa;

    hızla abd’den uzaklaşıyor, küreselci bir lider ile birlikte abd’ye bedel ödetmeye çalışıyorlar. bu savaşın bir tarafı olmuş olmaları çok hazin sonuçlarla karşı karşıya kalmalarını sağlayacak. çıkarları düşünmemeleri acınası ama her millet hak ettiğini yaşar. fransa belki sahneden silinip atılmayacak ama sahnenin köşesindeki etkisiz kişi olmaktan öteye gidemeyecek. abd’nin ilmek ilmek işlediği, yüz yıl uğraşıp kurduğu avrupa düzenini napolyon özentisine yıktırmazlar. nato’yu hedef alan açıklamalar, avrupa’nın lideri olmak için çabalar hepsi hüsranla sonuçlanacak. fransa artık bataklıkta.

    almanya;

    fransa ile aynı cephede gibi gözüküp avrupa ordusu hayali kuruyor olmaları insanları şaşırtmasın, bunların aslında böyle bir isteği yok. almanya’nın küreselci ulusalcı diye bir derdi de yok. almanların temel derdi ordu gücü. abd prangalarının ab’den çekilmesini istiyorlar. böylelikle almanlar hem ruslarla hem çin’le anlaşma yapacak.

    bu entry genellikle bilgi odaklı olacaktı ama bir tane tahmin yazalım. benim şahsi düşüncem almanya’nın amacı avrupa’yı tamamen dağıtmak. vestfalya antlaşması ile kurulan düzene dönüş yapmak istiyorlar yani büyük bir avrupa sınırı yerine salt olarak alman sınırı ve bağımsız hareket etmek. devamında da güçlünün yanında olabilecekler. bunu bir bütün (avrupa birliği) olarak yapamayacağını bilen almanya bu birliği en erken nasıl parçalar, kamburunu nasıl atar bunun peşinde. eğer amaçlarına ulaşırsalar, fransa ile almanya arasında tarihte görülmüş rekabetin benzerini göreceğimizi ve hayalci napolyon’a fransa halkının sevgilerini çok derinden ileteceğini düşünüyorum.

    ingiltere;

    yürüyen bir iç savaş diyebiliriz bu ülke için. ülkenin yönetiminde de ordusunda da kurumlarında da iç savaş mevcut. ülke amerika ve küresel sermaye tarafından bölünmüş durumda. tek bir politika izlemiyorlar. bazen amerika’nın lehine davranıyorlar, bazen amerika’ya en ters şeyi yapıyorlar bunun sebebi iç savaş. brexit bunun en net örneği. iki tane ingiliz ile konuşup onların fikrini alıp “biz çıkıyoruz” demediler. son seçimi de amerikan tarafının kazandığını belirteyim. yani ulusalcılar.

    ingilizler brexit konusunda çok ciddi sınav verdiler, verecekler ve bunun sonuçları kuşkusuz çok ağır olacak.

    türkiye cumhuriyeti

    buralara gelmiş olabilmesi bile büyük bir mucizedir, bu mucizenin yaratıcısı da türk milletinin ta kendisidir.

    21. yüzyılın ilk çeyreğinde parçalanmış olması gerekiyordu. 21. yüzyılın ilk 12 yılında da her şey istenilen gibi gitti, sonra yavaşladı, sonra durdu ve 16. yıldan sonra her şey tersine döndü ve 3,5 yılda bağımsız kalacağını, boyun eğmeyeceğini, gerekirse haritayı 100 yıl önce olduğu gibi kanla çizeceğini bütün cihana haykırmıştır.

    çaresiz kalırsanız ya yeni bir yol bulursunuz ya da yeni bir yol yaparsınız. (aut viam inveniam aut faciam) türkiye sürekli olarak yeni bir yol bulmayı tercih ediyor. bu yol açıksa ilerliyoruz, kapalıysa türk silahlı kuvvetleri geliyor, engelleri ezip geçiyor yolu açıyor ama bazen türk silahlı kuvvetlerinin gücünü aşan durumlar oluyor işte bu durumlarda ilerleyebilmek için bazı tavizler veriyoruz. yeni bir yol bulmak yerine yaratalım o zaman ve engeller olmasın. işte en büyük eksik, türkiye’de yol yapacak, yaratacak beyinler yok ya da var olmalarına rağmen bulunamıyorlar.

    türkiye eğitim sisteminde devrim yapmalı; çocuklarını, nesillerini korumalı. bu nesillerden birçok şey yetiştirmeli. sadece politikacıdan bahsetmiyorum. sanatçı da yetiştirmek zorundasınız. sadece “ruhumuz için” olarak düşünmemek gerek. dünya çapında bir sanatçınız olsa atacağı bir tweet ile yapacağınız bir şeye karşı oluşturulmak istenen algıları kırabilirsiniz, bu sadece bir sanatçı, bizim milyonlarca çocuğumuz var.

    daha önce eğitim sistemi hakkında görüşlerimi yazmıştım: #89418515

    yeni yol yol yaratacak insanları bulmak zorundasınız. elbet varlar elbet can atıyorlar bunun için, daha sonrasında da bu kişileri yetiştirmek zorundasınız, eğitim.

    2020 yılı için devletin tarım ve hayvancılık üstüne ciddi çalışmaları olduğunu duydum, ekonomi can damardır. türkiye artık parasını ülke içinde tutmak zorunda, üretim başlamalı. üretim de tarım ve hayvancılıkla başlar. bunu küçümseyen, “sanayi?” diyenler oluyor. belirli bir kalemde sanayileşebilirsiniz, bu mümkün ama siz sanayide eti aldığınız ülkeye rakip olursanız sizi aç bırakmakla tehdit ederken hiç çekinmeyeceklerdir. bu et sadece bir örnek, binlerce şey alıyoruz dışardan. önce bağımlılığı aza indirirsiniz sonra sanayileşecek duruma gelirsiniz. türkiye’nin ekonomi üstüne sağlam, uzun yılları kapsayacak bir planı olmalı.

    şimdi geldik askeri meselelere uluslarası ilişkilere.

    türkiye, ordusunun güçlü olmasının meyvesini birçok yerde aldı. suriye’de inanılmaz büyük hatalar yapıldı, ordunun güçlü olmasıyla bir yere kadar yanlışlar düzeltildi ama şu bir kesin: barış pınarı harekâtı bir zafer değildir. fırat kalkanı harekâtı dönemin şartlarına göre başarılıdır, zeytin dalı harekâtı dünya üzerinde 21. yüzyılın en operasyonel harekâtıdır. çok başarılı ama aynı şeyleri barış pınarı harekâtı için söylemek mümkün değil. öncelikle yapmak için çok geç kaldık, her ne olursa olsun yapıldı ve ordu 9 günde inanılmaz başarı sağladı. eğer ordu harekâta devam edebilse sadece bir ayda istenilen sonucun alınacağı harekât, siyasetçilerimiz sayesinde muallakta kaldı. mevcut durumda suriye’deki durum hâlâ türkiye’ye tehdittir. rasulayn-tel abyad arasındaki bölgenin terörden temizlenmesi kısa sürse bile tüneller, sızmalar pkk’nın iyi hazırladığını gösteriyor. beklenen her dakika pkk’ya yarardır. rusya ile yapılan anlaşmanın işimize yaramadığını görüyoruz.

    gelgelelim,

    suriye’ye operasyon devam etsin desek bile libya meselesi patladı. #90887324 bu entryde libya’nın önemine dikkat çekmiştim, hâlâ önemli ve türkiye’nin libya ile aylar önce gündemde olan anlaşmayı yapması bölgede türkiye karşıtı güçleri (fransa, rusya, bae, suudi arabistan, mısır) -abd yok, hafter abd’yi sattı- harekete geçirdi. trablus’a inanılmaz büyük bir taarruz başlatıldı.

    türkiye bu anlaşmayı muhafaza etmek istiyor, bu anlaşmayı muhafaza edebilmesi için bm tarafından da tanınan ve anlaşmayı yaptığımız ulusal mutabakat hükümeti’nin ayakta kalabilmesi gerek. gelen son bilgiler hafter’in kısıtlı olarak olsa da ilerleme kaydettiği yönünde. libya her yönden canımızı yakabilecek bir yerdi, nisandan beri ciddi bir savaş var ve nisandan beri türk ordusunun krizi çok iyi yönettiğini görüyoruz. fransızlar türkleri libya’da tek başına yenebilecek olsa ruslar bu şekilde olaya dahil olamazdı. trablus’un düşüp düşmeyeceği meçhul. eğer düşecek duruma gelirse türkiye müdahalede bulunacağını açıkladı.

    libya bize sınır değil, arada deniz var. denizde yunan var, mısır var. havada fransız var. buraya gemi göndermek kolay değil. en ufak kriz, taciz atışı bile denizi ateşe çevirebilir. hâl böyle olunca türkiye suriye’deki mevcut duruma ses çıkarmıyor. oluşturulmak istenen koridora ciddi bir set çekildi ve doğu akdeniz hallolduktan sonra buraya getirilmek isteniyor konu, şimdi değil.

    üstüne basa basa, bağıra çağıra dedik ki fırat’ın doğusuna girilmeli. doğu akdeniz’de zor durumda kalırsak refleks alanımız kısıtlanır. maalesef oyalanıldı. şimdi suriye’de bize dost gibi davranan rusya, libya’yı başımıza örüp hem doğu akdeniz’de zor duruma düşmemizi sağlıyor hem de suriye’de hareket alanımızı daraltıyor.

    toparlayacak olursak, türkiye’nin suriye’deki harekâtı amaç elde edilene kadar devam etmeli. bu harekât şu an için rafta sebebi de libya’ya çıkarmanın gündemde olması. ordu iki yere birden koşamıyor. yakında libya’ya bir askeri harekât şaşırtıcı olmaz.

    amerika birleşik devletleri, israil gibi ülkeler rusların doğu akdeniz’de sahaya inmesiyle birlikte duruma göre türkiye ile hareket edebilirler, türkiye “çıkar ilişkisi kapsamında” bunu kabul edebilir. bunda sorun yok.

    peki yeni düzende türkiye’nin rolü ne?

    çin ile yakınlaşmak akılcı olabilir fakat çin’in düşüncesi tarihten bugüne belli. yazdığım gibi. bir kuşak bir yol projesi türkiye’yi fakirleştirir mi, ekonomisine zarar verir mi yoksa türkiye açık pazar olmayıp sadece transit ülke olmaktan dolayı bir çin deyimiyle “haraç” alarak, çeşitli yatırımlarla gelişebilir mi?

    türkiye’nin yeni savaş alanı afrika’da yapabileceklerinin sınırı neler?

    türkiye mevcut durumda dünyayı sarsan büyük çaplı iç savaştan çıkar elde edebilir mi?

    bunlara cevap vermek gerekiyor ki bunlar henüz cevap bulunabilecek sorular değiller kaldı ki türk siyasetinde uzun zamandır üstüne konuştuğumuz olaylar kendini göstermeye başladı. 2023’te iktidar küreselci birisine kaptırılırsa yazdığımız hiçbir şeyin önemi kalmayacak. türkiye’yi bir de siyasi yönden değerlendirmek gerek ki bunun üstüne çok durduğum için burada tekrar yazmıyorum.

    türkiye 22. yüzyıla büyük bir güç olarak girebilir, büyük ve kuvvetli bir ihtimal ama eğer bu dengeleri anlayamaz, gerçekleri göremez ve bir hayalcilik daha yaparsa 21. yüzyılın ikinci yarısını da göremeyebilir, işte bu da büyük ve kuvvetli bir ihtimal.
  • yavuz cetin, gitarini oylesine calmistir ki, goz gore gore ben gidiyorum demistir.
    insani allak bullak eden tinilarla bezenmis olmasi nedeni ile yorgun ruhlari allaha yakinlastiran bir sarkidir.

    boyle gitar calinmamistir. nota denilen karmanin icinden bir adet elektro gitar ile ruhun nasil ayiklanip calinmasi icin neye benzeyen bir yurek olmasi gerektigini gostermistir. ve yuregi yitmistir sanki ellerini uzerinde gezdirdigi perdelerde.. kendisi ile susledigi bu sarki da yine kendisi gibi sonsuzluga dogru en zarif bir sekilde bitmistir.*
  • bir dünya masalı

    medyada qq472003 adlı göktaşının 21 mart 2014'te dünyaya çarpacağı haberleri... bunun anlamı "kıyamet..."
    daha önce de 2 kez kıyamet kopmuş.
    dinozorların, dev kuşların yok oluşuna neden, gökten düşen 10 kilometre çaplı bir mega taşmış.
    dünya sabıkalı.
    kıyamet dosyasını dr. yalçın ergir'den yansıtıyorum(1).
    bundan 4 milyar 600 milyon yıl önce, eriyik bir kitle vardı. bağrından koptuğu anasının yörüngesinde, alevler içerisinde dolanıp duruyordu.
    800 milyon yıl geçmesi gerekti azıcık soğuması, kendine gelebilmesi için. sonra geçirdiği 1 milyar yıl boyunca yalnızdı. yılbaşlarını kutlayacak dostu hiç olmadı o aralar. havada kesif bir amonyak, metan kokusuyla birbirini kovaladı 100 milyon yıllar.
    daha sonra nerden geldiği bilinmez bir konuğu oldu; bir canlı= bir bakteri (cyanobacteria)... artık üzerinde bir hayat, bir kader ortağı vardı. bu bakteriler milyarlarca sene sürecek hayatlarına ve fotosentezle falan kitleler oluşturmaya başlamışlardı.
    zaman su gibi akıp gidiyordu. günümüze 2 milyar 600 milyon yıl kala karalar da oluşuyordu.
    bir 800 milyon yıl daha... artık sahnede eukaryotic hücreler de vardı. hani şu hayvanları, bitkileri, mantarları oluşturan hücreler.
    1 milyar 300 milyon yıl daha geçiverdi. çok hücreli hayvanlar, deniz yaratıkları boy göstermeye başlamışlardı.
    şunun şurasında günümüze 434 milyon yıl kalmıştı.
    eli kulağındaydı galatasaray'ın avrupa şampiyonlar süper kupasını almasının. kıtalararası karşılaşmalar olmuyordu; çünkü kocaman tek bir süper kıta vardı: goldwana. kuzey yarım küre tamamen okyanustu.

    ilk yok oluş
    daha sonra goldwana kuzeye doğru hareket edince, muazzam buzullar oluştu. deniz suyu seviyesi düştü ve zar zor oluşmuş canlıların yüzde 60'ı telef oldu. bu yeryüzündeki ve denizlerdeki canlıların yediği ilk büyük darbeydi.
    zamanla, günümüze 400 milyon yıl kala hava sıcaklıkları mevsim normallerine geldi, istikrar sonucu denizler yeniden yükseldi ve ilk çenesiz balıklar ortaya çıktı.
    artık tohumlu bitkiler, ormancıklar da görülmeye başladığında, mangallarını devirecek, izmaritlerini atıp onları yakacak magandaların ortaya çıkmasına daha 354 milyon yıl vardı.
    örümceklerin atası kanatsız böcekler de, bu devirde bir terlik darbesiyle ezilmeden, mesut, mutlu yaşayıp gidiyorlardı.

    2. kıyamet; ilk göktaşı
    derken tüm canlıların yüzde 70'inin telef olduğu ikinci büyük darbe geldi çattı. bu darbe ne kötü yönetim, ne de ekonomik istikrarsızlık sonucu ortaya çıkmıştı. dünyaya freni patlamış bir asteroit çarpmıştı. asteroidin hangi ülkeye kafadan geçirdiği hakkında muhtelif görüşler var.
    100 milyon yıl daha geçti. carboniferous döneminde her tarafta buzullar oluşurken, buzulların ve suyun basınçla altında kalan ormancık bölgelerinde günümüzün kömür havzaları oluştu. işte 286 milyon yıl sonra, o kömür havzaları yüzünden çıktı ilk dünya savaşı, döndü ağır sanayi çarkları.

    jurassic dönemi
    şunun şurasında, 250 milyon yılcık kalmışken; permian döneminde üçüncü ve en büyük darbe geldi. deniz seviyesi en az 150 metre düştü. günümüzdeki st. helens yanardağı'nın patlamasından 1 milyon misli volkanik patlamalar oldu. güneş müneş gözükmez oldu. kapkara yeryüzü seraya döndü ve deniz canlılarının yüzde 97'si, kara vertebralarının yüzde 75'i, yapraklı kara bitkilerinin yüzde 97'si bağıra bağıra yok oldu.
    bu badireyi atlatanlardan yeni türler, yeni bitkiler, yeni sürüngenler gelişti.
    ve 213 milyon yıl önce muhteşem bir dönem başladı; jurassic dönem... çeşit çeşit dinozorlar türedi. dünya, spielberg filmlerine dönmüştü. dev yaratıkların, dev deniz mahluklarının, dev kuşların birbirini yediği efsane dönem olarak ders kitaplarındaki ve bilimkurgu filmlerindeki yerini aldı.
    ....
    ya sonra?

    onu da atlatırsak torunlarımızın torunları buzul çağının başlarında bulacak kendilerini... tatil rehaveti ve dr. yalçın ergir ile dünden devam.

    2. göktaşı meksika'yı vurdu
    çeşit çeşit böcekler, çiçekli bitkiler, modern memeliler ortaya çıkarken, yüz binlerce senede bir görülen bir darbe daha geldi.
    10 kilometre çapında olduğu sanılan bir asteroid, şimdiki meksika'nın yucatan körfezi dolaylarına çarptı. tarifi olanaksız çarpma, buharlaşan kayalar, şok dalgalarıyla dünyanın diğer tarafında harekete geçen volkanlar, havalanan toz ve kil tabakasıyla kaplanıveren atmosfer, kararan - soğuyan dünya...
    sonuç: güzelim dinozorların sonu...
    günümüze 66 milyon yıl kala memeliler, çeşit çeşit bitkiler, ilk atlar, moby dick'in ataları, film değil, yaşam sahnesindeydiler.
    oligocene, miocene, pliocene dönemleri birbirini takip etti. kimler geldi kimler geçti; ne memeliler, ne primatlar, ne hominidisler, ne homohabilisler... ve gelindi 1 milyon 800 bin yıl öncesine, dördüncü jeolojik devre...
    dünyanın güneşe göre astronomik pozisyonunun değişmesiyle korkunç bir buzul çağı dönemi başlamıştı. buzullar, avrupa'nın asya'nın ve kuzey amerika'nın büyük bir kısmını kaplamıştı. yıllık sıcaklık ortalamaları sıfır derecenin çok altlarındaydı. ara sıra ılık dönemler de olmuyor değildi; ama buzul dönemleri 100 bin yıl sürüyorsa, ılık dönemler sadece 10 bin yılcık sürüyordu.
    pleistocene döneminde artık ilkel insan da ortaya çıkmıştı. henüz modern değildi. daha kazıklı voyvoda'lara, toplama kampları fırınlarında yakmalara, kimyasal - biyolojik ve nükleer silahlara on binlerce yıl vardı.
    günümüze 10 bin yıl kala, son buzul dönemi bitip, ılık holocene başladığında, yeryüzü asteroidden beter bir belayla, insanın evrimleşmişi ile tanıştı: homosapiens.

    ve işte medeniyet
    ve medeniyet başladı. gerisini biliyorsunuz. iki buzul dönemi arasındaki 10 bin yıllık kısacık ılık dönemin sonlarındayız. havalar gene sapıtmaya, buzullar gene oynamaya başladı. 100 bin yıllık buzul çağına, yok oluşa yaklaşıyoruz.
    ömrünüz, şu anda "küresel ısınma var" diye dövünürken, ardından mutlaka gelecek uzun buzul çağını görmeye, şu bir derecelik ısınmanın kıymetini anlamaya, ondan korkmamaya yetmez.
    belki şu anda bunaltan hayat pahalılığından, dönüp duran dolaplardan, aslında milyarlarca yıldır yaşamaya uygun yegane minicik, mikroskobik koşullarda ve zaman dilimciğinde olduğumuzu yani bu müthiş şansı anlamaya da yetmez.
    kıtalar yükselmeye, hareket etmeye, dünyanın dikey aksı, güneşin etrafındaki yörüngesini değiştirmeye devam edecek. kaçınılmaz olarak ekinoks - yani güneş ışınlarının ekvatora dik olarak geldiği, gece ile gündüzün eşit olduğu tarihler yine değişecek, fikret kızılok'un ölümü artık bir ekinoks gecesine denk gelmeyecek.
    içinde bulunduğumuz ılık dönemden on misli daha uzun sürecek bir buzul çağı daha mutlaka gelecek.
    belki hasan dağı patlayacak, belki yıldızlı bir gecede komşunun bahçesine üzerine küçük prensi'yle bir asteroid düşüverecek.
    dinozorlara bile yar olmamış yeryüzünde, bizim de neslimiz tükenip gidiverecek, fosillerimiz bulunacak kuruttuğumuz nehir yataklarında, mars çiçeği tarlalarında.
    .....
    merhaba sizlere
    bir gün duracak dünyamızdan
    bugün de çarpan yüreklere
    doğan güneşe, yıldızlı gecelere
    şu minicik zaman diliminde
    hala gönderebilirken
    sevgiler hepinize...

    (1) düş hekimi: dr. yalçın ergir, çınar yayınları, 2002
    http://www.milliyet.com.tr/…/09/yazar/civaoglu.html
    http://www.milliyet.com.tr/…/10/yazar/civaoglu.html
    (bkz: ctrl v kombinasyonunun insanlığa kazandırdıkları)
  • trt haberde ömür dediğinisimli programda yaşlı amcam konuşuyor. aşağı yukarı şöyle bir şey,

    dünya kelime olarak gelip geçiciliği ima eder, zamana dair bir şeydir. misal bölelim dün ya, "dün" düne dair olmuş bitmiş şeyler, "ya" da yarın'ın söylenememiş tamamlanamamış hali. dünü bilirsin olup bitmiştir, ama yarının bir garantisi yoktur kala kalırsın öyle. ya der durursun. o yüzden dünya dünün kesin olduğu, yarının belirsiz olduğu bir yerdir.

    belki biraz zorlama olmuş, ama yine de tebessü ettiren, ince bir zekanın ürünü..