*

şükela:  tümü | bugün
  • "world economy".
    yahut
    "world-economy".

    türkçe'ye saçma sapan bir biçimde dünya-ekonomi diye çevrilmiş bu kavramlar hakkında ve aradaki tirenin işlevi hususunda tafsilatlı bilgi için lütfen
    (bkz: le temps du monde)
  • dünyada sürekli olarak dönmekte olan paranın ve malların akışını kontrol etmek ülkelere liderlik sıfatını ve buna bağlı olarak askeri ve siyasi üstünlüğü getiren yegane özelliktir. ticaretin uluslar arası boyuta taşındığı ilk günden bu yana bu güce sahip olanlar ve olmayanlar arasında dengeler kurulmuş ve bu dengelere verilen isimler aynı zamanda o döneme ismini de vermiştir.

    2500 km uzunluğundaki kral yolu, kral yoluna ait babil ile kesişen ve uzak doğuya kadar uzanan ipek yolun’dan sonrasında venedik’in hükmettiği baharat yolu’ndan başlayarak bahsedebileceğimiz bu dönemlerden yakın geçmişte doğu bloku’nun oluşması ve yıkılmasıyla soğuk savaş ekonomisinden ve ardından gelen internetin keşfi ile yerleşik hal almış küresel ekonomi dönemlerini gösterebiliriz. her ne kadar siyasi ve politik üstünlük kurma çabası ön planda görünse de bu dönemlerde asıl amaç ekonomik üstünlüğü elde tutmaktır ve bu çaba ulus devletler var olduğu sürece var olacaktır.

    bu noktada sorulması gereken soru, var olan küresel ekonomik düzenin yerini nasıl bir düzene bırakacağıdır. uzun dönemli stratejilerini elde olan verilere göre değerlendiren şirketler için elde olmayan verilerle herkes tarafından öngörülemeyeni bulmak hayati önem taşımaktadır.

    mevcut küresel ekonomi de başta yüksek sermayeli uluslar arası şirketler olmak üzere tüm üreticiler varlıklarını sürdürebilmek için üretimden elde ettikleri geliri tasarruf yöntemiyle biriktirip bu birikimi tekrar üretime yatırmak zorundadır. kısaca büyüme dediğimiz bu şartı yerine getirmeyen herhangi bir şirket diğerlerinin gerisinde kalmaya, ne kadar büyük olursa olsun elindeki pazarları kaybetmeye başlamış demektir. elde edilen gelirin tasarrufu gelirin faiz, döviz, borsalar, tahviller v.b. finansal yatırım araçlarında değerlendirilmesi ile mümkündür. öyleyse kapitalist küresel ekonomi finansal araçlar arasında dolaşan para sayesinde ayakta duruyor diyebiliriz. bu yüzden gelirlerini tasarruf etmek zorunda olan şirketler finansal araçların hareketini önceden tahmin edip yatırım kararını buna göre almaktadırlar. bu tahminler falcılık usuluyle değil bir takım değişkenlerin analiziyle elde edilmektedir. bunlar likidite hareketleri, askeri harekatlar, ulusal boyutta felaketler yahut herkes tarafından kabul gören önemli değişimler olarak söylenebilir.

    pe(private equity) şirketleri ve hf(hedge fund)’lar yatırımcılardan topladıkları yüksek miktarlarda paralar ve bu sayede elde ettikleri borç paralarla likidite hareketlerini kendi ellerine almış bulunmaktadırlar. bu şirketlerin karar alıcılarının ağızlarından çıkanlar, yıllarca finansal tahminlerle paralarını yönetmiş şirket sahipleri, ekonomistlerin parçası olduğu sistemi değiştirmektedir. çok hızlı hareket edebilen arzu ettikleri ülkeye arzu ettikleri finansal aracı kullanarak aniden ve önemli bir ulusal nedene bağlı olmaksızın girip çıkabilen hatta bu finansal araçlara emtia piyasalarındaki kakaoyu kahveyi bile eklemiş olan pe şirketleri mevcut küresel sistemin işleyişini klasik hale getirmiştir. emtia piyasalarına yaptıkları yatırımlarla üreticinin girdi maliyetlerini yönetmesini tehdit etmektedirler. önemli miktarlarda paraları yöneten ulusal bankalar bile bu şirketlerin hamlelerini öngörememekte ve karlılıklarını sürdürmeleri zorlaşmaktadır. birçok şirketi holdingi bünyesine alabilen ve hatta bunu güçlü hukuk alt yapılarıyla istenmemesine rağmen de yapabilen pe şirketleri bu satın almaları 4-5 milyar dolar gibi çok yüksek miktarlar vererek crysler gibi köklü ve çok uluslu şirketleri bünyesine alma boyutuna vardırmışlardır. goldman sachs kendi bünyesinde oluşturduğu 20 milyar euroluk satın alma fonuyla rekor düzeyde alımlar gerçekleştireceğinin sinyalini vermiştir. o halde denebilir ki bir ülkenin dinamiği, dinamosu olan holdinglerde artık satın alınma konusuyla karşı karşıyadır. pe şirketlerinin geleceği kendileri açısından iyi ya da kötü de olsa dünya ekonomik dengelerini kökünden değiştirecektir. sadece ve sadece
    kar etme amacıyla çalışan bu şirketler satın aldıkları şirketlerin karlılık oranı azaldığında ellerinden çıkaracaklardır. zira yatırım kararı alırken şu sürekli değişken durumları göz önünde bulundurmaktadırlar ;

    iş riski
    ekonomik risk
    politik risk
    enflasyona bağlı risk
    faiz oranı riski
    pazar segmentleri riski
    döviz kuru oranı riski
    envanter riski ( girdi maliyetlerindeki değişiklikler )
    insan riski
    kredi riski
    likidite riski
    yeniden yatırım riski

    kurumsal kültürlerini, üretim teknolojilerini, uzun yıllarda oluşturan şirketler bu tür bir alınıp satılma durumunda bu özelliklerini kaybedecek belki de yok olacaklardır. sadece ingiltere’de 2,5 milyon kişiyi istihdam eden bu şirketler sadece uluslar arası üreticiler için değil bireyler için de bu açıdan alabildiğine tehlikelidir. sermayesi çığ gibi büyüyen halka açık bir şirketin gerek yanlış yatırım kararları gerekse yakın zamanda enron örneğinde gördüğümüz gibi hileli iflası durumunda sadece kote olduğu borsayı ve ülkeyi değil tüm küresel ekonomiyi içinden çıkılması zor olan dalgalanmalara, resesyona sürükleyebileceğini göz önüne almak gerekir. tüm bürokrasilerin üzerinde hareket kabiliyetleri ve ellerinde ki sermaye güçleriyle özellikle ekonomisi zayıf devletler tarafından denetlenmesi neredeyse mümkün olmayan bu şirketlerin geleceğinde neler yatıyor olabilir ve bu olasılıklar dünyayı nereye götürür?

    mallarda artan çeşitliliğin tüketicinin seçme özgürlüğünü arttırması buna bağlı olarak rekabetin azalması, markalarla tüketicilerin arasındaki bağın kurulmasının zorlaşması belki de kaybolması bu yüzden üreticilerin üretimlerini uzman oldukları alanlara yoğunlaştırıp niş pazarlara yönelmesi başka bir deyişle hayatta kalabilmek için düşük kar marjlarına razı olmalarıyla yukarıda anlatılan şirketlerin hızlanan ve giderek saldırganlaşan hareketleri arasında üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir çelişki vardır.

    bir pe’nin satın alacağı şirket üzerinde yatırımlar yapıp onu yüzyıllara meydan okuyacak bir kurum yapması beklenemez. satın almaların amacı, pazara hakim olmak adına rakibi tarafından satın alınma ihtimali olan bir şirketin önceden satın alınıp kısa bir süre sonra bahsi geçen rakibe satılması olabilir. bu durumda ülkemizde ve dünyada birçok ciddi kurumun daha da önemlisi aile şirketlerinin/holdinglerinin kurumsallaşma çabalarının boşa harcanmış olmaması için pe’lerden gelecek cazip tekliflere direnmeleri gerekecektir. tüm bu yetkinliklere sahip olan özel girişim sermayelerinin mafyatik güçlere
    sahip olması da sürpriz olmayacaktır bu noktada devletlerin gerekli güvenliği sağlayabilmesinin tek yolu ekonomik kotalarla bu şirketlerin önünü kesmek olabilir fakat tek tayvan örneğinde görüldüğü üzere tek bir ülkenin bunu yapması/yapabilmesi bir şey ifade etmeyecektir. g7, ab, bric ve var olan tüm ülke birliklerinin bu konuda ortak bir tavır belirlemesi gerekecektir. bu noktada abd’li özel girişim sermayelerinin başkan adaylarına yaptıkları milyonlarca dolarlık bağışları da bir çelişki olarak eklemek gerekiyor.

    dünya ekonomisini kısa sürede ters yüz etmeye aday çin ve milyonlarca potansiyel tüketicisinin ucuz iş gücü sağlama avantajı çalışanların tüketim halkasına dahil olmasıyla yok olacaktır. küresel şirketlerin sürekli olarak ucuz iş gücü olan ülkelere tesislerini taşıması belki 50 sene sonra güçlü iş birliğine gitme ve hatta birleşme ihtimalleri doğacak olan hindistan’ın malezya ve endonezya’nın ağa dahil olması ve ağın önemli bir parçası olması sonrasında ellerinde bulundurdukları enerji yollarının avantajlarıyla kafkas ülkelerinin küreselleşmesi neticesinde afrika’nın dünya’nın bir parçası olmasına kadar karlılığını yitirecektir ki üreticilerin yerleşik düzene geçtiği bu döneme kadar toplu sermaye hareketleri saldırgan tutumlarıyla bu şirketleri tehdit etmeye devam edecektir. dünya ekonomisi bugünün alternatif enerji kaynaklarını ana enerji kaynağı olarak kabul edeceği 21. yy’ın üçüncü çeyreğinde yeni bir küresel dengeye kavuşacak, bugün doğru kararlar alarak doğru strateji izleyenler o günün lideri konumunda olacaklardır ki varlığını sürdürmek isteyen tüm şirketler bu güçlü satın alma rüzgarına kendilerini kaptırmak yerine doğru sektörlerde konumlanıp doğru inovatif çalışmaları ve giderek güçlenecek olan küresel trendleri takip edebildikleri oranda amaçlarına ulaşacaklardır.

    yazının başında bahsedilen eski dönemlerdeki ticaret yollarının etkinliğini kaybetmesi piyasadaki ana ticaret maddesinin yerine başka bir tanesine bırakması, alternatif yolların bulunması ve coğrafi keşiflerle başlamıştır. bugün ki ticaret yollarının ana maddesi petroldür ve bunun sağladığı denge hidrojen ekonomisinin tüm altyapı ve üstyapı çalışmalarının tamamlanacağı yüzyılın üçüncü çeyreğinde yerini almasıyla yok olacaktır. bu yeni dengede izlanda, finlandiya gibi kuzey avrupa ülkeleri bugünden çalışmalarına başladıkları altyapılarıyla başlıca hidrojen tedarikçisi olacak japonya başta olmak üzere bazı uzakdoğu ülkeleri ise teknoloji üretimi konusunda lider olacaklardır. ardından gelen a.b.d. ise bu günlerde sinyallerini vermeye başlayan rusya ile yeni bir soğuk savaş dönemine girerse ,dünyanın en azından 22. yüzyıla kadar iki kutuplu kalmayacak olması, müdahale ettiği ülkelerde süregelen kan kaybı, doların zorunlu düşüşü ve a.b.d merkez bankasının kaybetmeye başladığı etkinliğini, var olan bilgi hazinesinin zenginliği ile üzerine çektiği güçlü beyinlerden ibaret olmasının demografik yapı içerisindeki verimliliğini üst üste koyduğumuzda geleceğinin bugünkü kadar parlak olmayacağı açıkça görülmektedir. uzakdoğu’nun ve güney amerika’nın ortak para biriminde birleşmesi ise bu durumu kuvvetlendiren bir etken olacaktır.

    sonuç olarak dünya ekonomosinin geleceğinde var olmak isteyen bir şirket ne kadar küreselleşmiş olursa olsun doğduğu ülke ile bir göbek bağı vardır, pe’ler ve hf’ların enerji şirketleriyle yapacakları ortaklıklar satın almalar zamanla şiddetlenecektir bu ikisi birleştirdiğimizde, var olmak için enerji sektörüne geçiş yapan bir şirketin kolay sermaye bulup güçlenmek için yapacağı bir pe ortaklığı arasında temel bir çelişki vardır. ülkesiyle göbek bağı olan her şirketin satılışı o ülkenin gelecekte dünya ekonomisi üzerinde alacağı konumu belirleyecek ve küresel ekonominin getireceği yeni bir alternatif çağa kadar böyle kalacaktır.
  • "bir genetik şirketinin piyasa değeri acaba bir gün exxon veya petrochina'dan fazla olabilir mi? olur hem de çok uzun sürmez! dünya genelinde yeni değerlere doğru hızlı bir kayış var. aslında bu sadece kayış değil, yeniyi yaratma! neler mi oluyor? kısaca bazı bilgiler vereyim:

    * özellikle abd'de devlet destekli yürütülen insan genomu projesine karşı özel sektörde müthiş bir atak var.
    * ingiltere, abd'den sonra bu konuya özel ve devlet anlamında an fazla fon ayıran ülke. ingiliz araştırmacılar da ciddi yol almış durumdalar.
    * özel sektör içinde en dikkat çeken firmalardan biri celera genomics ve arkasındaki isim devlet gen projesine kafa tutmasıyla öne çıkan craig venter.
    * hatta özel şirketlerden biri olan celera ve bağlaşık şirketler o kadar ileri gitmişler ki, yapay bir hayat formu daha doğrusu sentetik kromozom yapmayı başarmışlar.

    yapay hayat formu

    * aralarında nobel ödüllü hamilton smith adlı bilim adamının da bulunduğu 20 kişilik ekip, tamamen laboratuvar kimyasal malzemeleri kullanarak, 580 bin çift genetik şifre içeren 381 geni birbirine ekleyerek yapay kromozomu elde etmişler. burada önemli bir tartışmayı da aktaralım. bu yapay hayat formu bir bakteriye enjekte edilip onu ele geçirip, kontrol ederek gelişiyor. yani beden istendiği gibi şekillendirilebiliyor ama ruh yani canlılık için bakteri kullanılıyor.

    * insan genomu projesi 1990 yılında resmi olarak başlıyor. 1990 yılında türkiye'de nelerle uğraştığımızı lütfen düşünelim. bugün kamuoyuna açıklanan sonuçlarından bildiğimiz kadarıyla insan genomu tam bir matematiksel tabloya dönüştürülmek üzere. şöyle izah edeyim, karşınızdakinin yaptığı biyolojik silah hakkında en küçük bir fikriniz dahi olamadan sizi "silebilirler".

    holdingler bu işin peşinde

    * aynı şekilde bu çalışmalara paralel olarak farmakogenomi de yani "insanın gen yapısına uygun ilaç geliştirme" alanında da inanılmaz adımlar atılıyor. şimdi bunu yine tersten düşünün, biyolojik bir savaşta düşmanınız nerede duruyor?

    * işin daha da ilginç yanı amerika ve ingiltere'de bu projelere para yatıran şirketler, genelde ülkenin en büyük holdingleri ve bağlantılı şirketleri. aklıma bizim büyükler geldi. daha geçen gün bayan bir holding yöneticisi ne kadar çok market açtıklarını anlatıp, televizyonlarda aferin bekliyordu. gerçekten aferin, vatandaştan malı vadeli al, rafa koy peşin sat, ürünlerin çoğu ithal olsun, yerli halkı hizmet sektöründe asgari ücretle kullan, sonra çıkıp ne kadar büyük yatırımcıyım de! "finansal entelektüel birikim" yok ki! herhalde türkiye'deki büyük şirketlerden birinin kapısına böyle bir proje ile gitseniz, "arsa yok mu kardeşim üstüne bina yapalım" diyerek kapıdan kovarlar! biz değil miyiz, elimizdeki bütün teknoloji odaklı telekom şirketlerini üç kuruşa yabancıya satan!

    yeni düzen kurgulanıyor

    sonuç: dünya genelinde egemenler yeni dünya düzenini kurguluyor ve bizler maalesef çok ama çok geride kalıyoruz. para edecek dinamikler değişiyor ve ayak uyduramazsak para edecek bir şeylerimiz olmayacak.

    son söz: "boş ver bunları kardeşim" diyorsanız, gelin o zaman tartışalım. laik miyiz, değil miyiz! kızlarımızı eve nasıl kapatırız! el sıkan kadınlar cehennemlik midir! chp mi yoksa akp mi! mhp'ye de dava açılsın mı! avrupa birliği ne dedi! "

    http://www.referansgazetesi.com/…spx?hbr_kod=103248

    bu link te alıntının yapıldığı link.
  • gireceği yeni form bu sene davos'un ana başlığı olursa sürpriz olmayacak ekonomidir.

    http://www.referansgazetesi.com/…spx?hbr_kod=108308
  • altin kalpli biri, de arkadaslar cok naifce, minimal ekonomi bilgimle su soruyu sormak istiyorum: yovropa ekonomisi batamayasica yunanistan'dan vesaire azade yavasla(mis), amerika oluyoruz bittik isiniz varsa mutluluk gozyaslari dokun diyor, latin amerikayi kafadan geciyorum, avustralya da bir super guc olmadigina gore cikan neresi arkadas, hayl hitler'in adiyla okuyayim, cekikler mi? hayir, bu bir yerden batinca bir yerden cikmiyor mu, cikan kim? japonya da cortladi, demek bir tek cin tum dunya ekonomisini hoblatiyor diyebilir miyiz?

    bir baska sorum, yunanistan batti batiyor, bugun yarin diye diye bitkisel hayatta debeleniyor hala, yunanistan iflasi cekerse, sonrasindaki surec nedir? ulkeyi kitleyip gidecekler zaytung haberleri gercek olamayacagina gore nasil olacak? ciddi merak ediyorum, bu adamlar kepenk mi kapatacak, degis tokus'a mi geri donecek, imf'ye odemiyorum arkadas mi diyecek? hatirladigim arjantin ayni seyi yapmisti demek olasi bir cikis, da bu olmazsa ne olacak esas, bunun arkasinda ciddi ciddi adalari verin, alacak verecek kalmadi amaci mi var acaba? mahalle agziyla ekonomi yuz bir.
  • yeni bir savaşa ihtiyaç duyan, yeni bir savaşı başlatacak olan şey.
  • şu anda patinaj yapmaktadır. her yer.. avrupa, amerika, japonya. türkiye bu fırsattan istifade bunların tepesine binmek için sıçrayacak gücü toplayıp, ya sıçradı ya sıçradı, sıçrayamadı; bir 70 sene daha bekler.
  • eskiden olduğundan daha fazla bilim, üretim tecrübesi* ve tasarıma dayalı ürünler ve hizmetler tarafından şekillendirilmektedir.
    hammadde elde ederken bile bilim ve üretim tecrübesi, maliyetlerin düşürülmesi ve kalitenin arttırılması için, ön plana çıkmakta. henüz gelişmekte olan ülke bile sayılmayan montaj ülkeleri ki türkiye de bu ülkeler içindedir, eğitilmiş, fikir, bilim ve sanat(tasarım dedik mi gençler) üreten insan gücüne sahip değildir, yeterli imkan sunmadıkları için var olanı da elinden kaçırmaktadır çoğu zaman.

    dünya ekonomisinde söz sahibi ülkeler bilim üreten, teknoloji üreten, cazibe merkezi halindeki ülkeler. suudi arabistanda petrol var, para var ama cazibe merkezi değil dünya için.

    patinaj yaptığı söylenen dünya ekonomisi içinde sıçrama yapabilme gücüne sahip ülkelerin bazı özellikleri teknoloji üretmeleri, teknoloji üreten insanlar, yatırımcılar, tasarımcılar için cazip, güvenli yerler olmasıdır. yetişmiş insan gücünün fırsatını bulduğunda kaçıp gittiği, bilimsel bilgi ve teknoloji üretilmeyen, özgürlüklerin kısıtlandığı, fikirlerin ve sanatın gelişmediği bir yer olan türkiye bu sıçramayı neyle ve nasıl yapacak sorusunun cevabı muğlak.

    potansiyeli olan ama dersini yapmayan çocuklar başarısız olur dünya ekonomisinde.
  • yazılım sektörü adlı bela tarafından tehdit edilen. zira yazılım, bir ürün değildir, üretimsel bir değeri vardır fakat elle tutulur, katı, rijid bir şeyden çok, olmayan bir ülkenin bir değere tekabül eden para birimi gibidir. reklam da buna benzer, bunlar ekonominin yancısı olmasına rağmen, bir çok insanın parasını çarçur ederler.

    olaya çok kaba ve basit baktığımın farkındayım, cahil cesaretimle devam ediyorum. bir araba üretiyorsunuz, bu arabayı üretmek için hammadde tedarik ediyorsunuz ve işçilerinizin maaşlarını ödüyorsunuz, fabrika elektriği, üretim araçları,... vs vs. sonuç olarak bir yatırım yapıyorsunuz (ve muhtemelen büyük bir firmasınız, yatırım ortaklarınız da sizin üreteceğiniz ürünün satılması üzerine size para tedarik ediyor, altınını bozdurup veriyor paracıklarını, kar elde etmek için yani ürünün satılacağı öngörüsüyle).

    sizler bu ürünü üretebilmek için reklam veriyorsunuz, fakat reklamın sadece zaten bir araç alacak bir tüketiciyi etkilemek için verileceğini biliyorsunuz ama rakip firmalarınız da reklam veriyor. aynı tüketici için birden fazla reklam veriliyor, o reklamın parasını siz ödüyorsunuz üretici olarak, ve aslında birikimlerini size aktaran tüketiciden çıkıyor parası. kimin reklamının daha iyi kazandırdığı belli değil ama tek bir reklamın başarılı olduğu ve diğerlerinin çöp olduğu belli. işler tıkırında gidiyor ise, tüketici yeterince yüksek bir alım gücüne sahip ise, sizler de satabiliyorsanız sorun yok.

    gene bu tüketici, böyle araba gibi binlerce rijid, katı mallar alıyor, ve ekonomi böyle dönüyor. bu alımı kolaylaştırmak için gene bir yan sanayi olarak yazılım satın alıyorsunuz ve elbette bu para da aslında ilk görünüşte yatırımcıdan, fakat aslında tüketiciden çıkıyor. dahası reklamlar da yazılımları kullanıyor, işler tıkırında gidiyorsa bu sürtünme kuvveti yadsınabilir.

    fakat allahın belası bir gün geliyor, öyle bir gün ki ne dolar para ediyor, ne avro, bankalar kredilerini ödeyemeyen binlerce para babasının yalvarışı karşısında parasını istiyor, borsa düşüyor, herkes elindeki nakit paraya muhtaç hale geliyor. bir hayal sadece, ama böyle bir durumda dünya ekonomisi, anlık bir krizle sadece katı şeylere saldırıyor, sadece 'gerçekten para eden' şeylere, bu durumda 20 milyon adet satmış bir oyunun değeri hiçbir şey olurken, satılamamış bir arabanın değeri, taşıdığı metale olan birim talep kadar işte.

    cehaletimle anlatamamış olabilirim ama emin olduğum bir şey var, dünya ekonomisi bir yazılım hayaletini içinde barındırıyor. reklam için de geçerli bu, ve bu hayalet sadece işler büyük devler için kabul edilebilir sınırlarda olduğu müddetçe ciddi alınmayacak bir hayalet olarak görülüyor. halbuki bu iki sektörün elle tutulur ürettiği hiçbir şey yok, piyasadaki parayı çeken bir hortum gibi, talebi arttırdıklarına inanıldıkları için para akıtılan bir ekonomiye dönmüş.

    belki de her ne düşünüyorsam tam tersidir, olabilir, belki ekonominin doğası, olmayan şeyi satmak üzerine kuruludur. fakat bu da ancak, satılabilir katı şeylere olan talebin var olması durumunda geçerlidir, altını paraya, parayı altına alıp satmayan bir dünyada reklam ve yazılım yaşayamaz.

    edit: yarı dumanlı bir kafayla yazdığım için ne yazdığımı ben de bilmiyorum, bol bol editlerim bu entry'yi