şükela:  tümü | bugün
  • bir insanın inançları*, kültürü*, aileden ve çevreden aldıkları* çerçevesinde edindiği bilgiler sonucu şekillenen hayatı yaşama biçimini, prensiplerini kısacası dünyaya bakışını gösteren; hayat felsefesi
  • hocaların hocası nermi uygur'un 1963 'te elif yayınlarından çıkmış kitabı. o kadar ince bir kitaptır ki, kitaptan ziyade risale demek de mümkündür, sahaflarda bulunabilir, ama gözünüze çarpması için çaba sarfetmelisiniz.

    şöyledir ön ve arka kapağı:

    http://img102.imageshack.us/img102/3677/onpj9.jpg
    http://img172.imageshack.us/…mg172/7969/arkaty6.jpg

    not: isteyene sağlarım bu kitabı (ekitap olarak).
  • "en tehlikeli görüş, dünyayı hiç görmemiş olan insanların dünya görüşüdür." *
  • kişiyi çevreleyen dünya hakkındaki nosyonlar sistemi.
  • düşünebilen her insanın kendisine armağan ettiği her süslü felsefik fikir dünya görüşü değildir. bir düşüncenin dünya görüşü olabilmesi için evrensel, bilimsel vs. platformlardan beş yıldızlı pekiyi almış olması gerekir. örneğin bir izafiyet kuramı, efendime söyleyeyim bir oidipus kompleksi, arf teoremi birer dünya görüşüdür aksi ispatlanana dek. bu görüşlere itiraz ediyor isek ispat vermemiz gerekebilir. ispatladıktan sonra bunu paylaşarak tüm dünyaya armağan etmeliyiz ki fikrimiz bir dünya görüşü olabilsin. haydi kolay gelsin.
  • bireylerin; kim olduklarını değil, neye inandıklarını gösteren eğilimler bütünüdür. ve ebedi değildir. değişir.
  • sadece dünyayı değil, insanoğlunun algıladığı bütün varlığa genel bakışını, tanıyışını, irdeleyişini belirleyen düşünce sistemine dünya görüşü denir. dünya görüşü bir algılama ve ya duyumsama değildir, bir tanıma ve kavramadır. eğer dünya görüşü sadece bir algılama ve duyumsama olsaydı, kimi hayvanlar bu konuda insanın kat kat önünde olurdu. kişi dünya görüşünü etkileyen unsurlar iki başlıkta incelenebilir:

    nicel farklar : eşya hakkındaki temel bilgileri içermektedir. biyolojik yapı, fiziksel kuvvetler, temel parçacıklar, kimyasal etkiler ve matematiksel işleyiş gibi... bu nicel unsurlar, kişinin dünya görüşünü nitel unsurlara nazaran çok az etkiler denilebilir. çünkü gündelik hayatta bir insana bakışımız ve onun hakkında edindiğimiz yargılar, kişinin davranışsal - edimsel yönüne bakarak edindiğimiz yargılardır. bu yargılar; o insanın kromozom sayısı, saç rengi, kas yapısı, yaş, nabız-tansiyon durumu gibi nicel olguları göz önünde bulundurarak ulaştığımız yargılar değildir. aynı şekilde nicel olgulara olan hakimiyet, dünya görüşünü daha isabetli yapmaz.

    nitel farklar : bu farklar, nicel farklardan ayrı olarak kessinlikle nicel özellik taşımaz ve nicelliğin dayandığı objektivizm ve ölçmeden yararlanmaz. tamamen keyfi denilebilecek farklardır. elbetteki bu keyfiyete etki eden faktörler [(bkz: bilim),(bkz: felsefe),(bkz: din)] ayrı bir başlıkta incelenmelidir. kimisine dünya birbirinden bağımsız olgulardan meydana gelmiş bir bütündür, kimisi ise bütün parçalar arasında bir bağ görür. kimisi gelişen bütün olayları rastlantısal boyutlarda ele alır, kimisi ise bütün olayları neden-sonuç ilişkisine dayalı yorumlar. kimisi evrenin işleyişinde kaos görür, kimisi düzen görür. görüldüğü üzere bunlar tamamen keyfi(nitel)dir.
  • (bkz: #32340055)
  • benim hayatımı adadığım gaye işte budur; 21. asra uygun islami bir dünya görüşü damıtabilmektir.

    kanaatimce hem ferdin, hem de bir milletin en büyük hazinesi, emsallerinden üstün, maddeyi ve manayı kuşatmış bir dünya görüşüne sahip olmaktır.

    dünya görüşü bize bir bakış açısı, bir perspektif sunar. insan olarak kainata baktığımızda, geçmişe ve geleceğe nazar ettiğimizde, yaşayışımızı, hayat tarzımızı belirlerken bize bir çerçeve verir. onunla görür, onunla duyar, onunla değerlendiririz. her şey onunla anlam kazanır. hatta din bile, kuran bile.

    gerçekte kainat bir ihtimaller yığını, olasılıklar bütünü, anlamlar çorbasıdır; onda yok yoktur. biz sahip olduğumuz değerlere göre seçici geçirgen bir yapıyız. bize ulaşan verilerin çoğunu göz ardı edip, sadece cüzi kısmını değerlendirmeye alırız ve kainat gözümüz önünde ona göre böyle şekillenir. eğer akordumuzu değiştirebilseydik gördüğümüz kainat şimdikinden çok farklı olurdu.

    kainat, biz ona hangi soruları yöneltirsek bize o soruların cevabını veriyor. sormadığımız sorulara ise suskun kalıyor. sorabilseydik, onların da cevabını verirdi şüphesiz. boşuna dememişler, "soru ilmin yarısıdır" diye. mevlana'nın deyimiyle de kainat bir dağdır, sen ona nasıl seslenirsen sana öyle cevap verir. bir aksi seda(yankı) halinde senin sesini sana iade eder.

    bu sebeple hayatımız da, dünyamız da, bizim iç alemimizin bir projeksiyonundan ibarettir. normalde bunu doğrudan söylediğimizde insanlara garip veya imkansız gelebilir. öyle ya; gariban bir beşerin koskoca kainatın işleyişini belirlemesi nasıl mümkün olabilir? ama kainat tüm anlamları içeren olasılıklar denizidir; biz seçici bir gözle kendimize göre neye bakıp neye bakmayacağımıza karar veriyor ve böylece kendi kainatımızı inşa etmiş oluyoruz.

    işte dünya görüşü dediğimiz kurgu, fert veya topluma sunulmuş birer gözlüktür. ortak dünya görüşüne sahip olanların gözlükleri, dolayısıyla da gördükleri aynıdır.

    ve her şeyden önemlisi "dünya görüşü" bir bestedir ki, ruhun ilhamıyla vücud bulmuş ve onun marifet ışığıyla bir ahenk olarak kalbe inmiş lakin akılca bestelenmiş, notaya dökülmüştür.

    o yönden bakarsak; akli bir kurgu olmak hasebiyle dünya görüşü aynı zamanda bizi sınırlamaktadır. bize belirli ilimler ve imkanlar sunarken, sonsuz imkanlardan da perdelemektedir. çünkü oluşun sınırı yoktur. sonsuz bir hazine ile karşı karşıyayız ama ondan alabildiğimiz yalnızca çuvalımız(dünya görüşümüz) kadar.

    hatırlarsanız küfür örtmek, kafir de örten demekti.

    nasıl ama?

    her akli kurgu aynı zamanda bizi sonsuzdan perdeliyor, sonsuzun üstünü örtüyor. sadece ilim diye, gerçekte aslı sırf cehalet olan bir kaç kırıntı ile bizi avutarak, kandırarak.

    ancak bu zorunludur çünkü sınırın olmadığı yerde sınırsızlık da anlaşılamaz; idrak edilemez hatta gündeme bile gelemez. demek sonsuza ulaşmanın yolu, sonluluk, sınırlılık içinden yükselmek, onu delip geçmekmiş.

    zaten akıl bağ demektir. eskiden bedevi araplar kamp yaptıklarında develerinin ön ayaklarını kısa bir iple bağlarlarmış. böylece deve otlamak için hareket edebilir ama fazla açılıp uzaklaşamazmış. işte bu bağa "akıl" denirmiş. ne kadar manidar değil mi?

    paradokslar içinde kaldık.. bir taraftan işe yarar bir dünya görüşü üretmek durumundayız ki, dünyevi hayatımızı sürdürebilelim ve kurda kuşa (rakip karanlık dünya görüşlerine) yem olmayalım; diğer yandan o kurgunun mahpusu olmamak için gereken tedbirleri alalım.

    en azından yüksek istidatlılar kendilerini o zihinsel kafesten kurtarabilsinler, hürriyeti tecrübe etsinler, enginlere açılabilsinler; şekli, taklidi değil de, gerçek imanı tadabilsinler.

    sonsuzluk kervanı

    sonsuzluk kervanı,'peşinizde ben,
    üç ayakla seken topal köpeğim! '
    bastığınız yeri taş taş öpeyim.
    bir kırıntı yeter kereminizden!
    sonsuzluk kervanı, peşinizde ben...

    gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...
    ufuk, önlerinde bayrak kulesi.
    bu gidenler, altın kol silsilesi;
    ölçüden, ahenkten daha güzeller.
    gidiyor, gidiyor, nurdan heykeller...

    sonsuzluk kervanı, istemem azat!
    köleniz olmakmış gerçek hürriyet.
    ölmezi bulmaksa biricik niyet;
    bastığınız yerde ebedi hasat.
    sonsuzluk kervanı, istemem azat.

    (nfk)