şükela:  tümü | bugün
  • dünyada insan gibi yaşayabilmemiz için bence kesinlikle biran önce yapılması gereken plan.

    öyle vahşet içermesi de gerekmiyor ayrıca. aha ben yaptım bile;

    ortalama insan ömrünü 60, çocuk doğurma yaşını 30, dünya nüfusunu da 5 milyar kabul edersek, 3 nesil boyunca her aile sadece 1 çocuk yapar ise bu 3 nesilin sonunda yani 90 yıl sonra hiç bir kan dökmeden dünya nüfusunu 625 milyona indirmiş oluyoruz.

    hatta fantaziyi abartıp bu uygulamayı 32 nesil devam ettirirsek dünyada sadece 2 kişi kalmasını sağlayıp dünya insanlık tarihine reset bile atabiliriz.

    edit: hesap kitap.
  • coronavirus bir yılda 7.8 milyarlık dünya nüfusundan 1.5 milyon insanın ölümüne neden olmuşken hezeyan gibi görünen bir düşünce yapısı. tabi bu kadar insan ölürken dünya nüfusu 2020 başından bu yana 74 milyon artmış.
  • butun ureme olaylarinin bitirilmesi durumunda 250 yil surecegini iddia eden yazarlari ortaya cikarmistir.

    ınsan omrunu 80 yil kabul edersek, bugun tum insanligi kisirlastirsan 100 sene sonra yeryuzunde insan kalmaz.

    (bkz: bugun matematik icin ne yaptin)
  • 512 milyon 487 bin 316 desen inanırdım 500 milyonmuş. küsüratsız sayıya kim inanmış ki ben inanayım
  • bu plana inanan herkes kendini o beşyüz milyonun içinde görüyor. öyle değilse eğer kendilerini öldürerek inandıkları plana hizmet ederler. neymiş ev fiyatları ucuzlarmış. emlakçıları öldürsen o dediğin yine olur. ufuksuz pezevenk bari de ki ilk baharda herkese yetecek kadar selvi ağacı gölgesi olur ve böylelikle uzanıp yeşil çimlere ılık rüzgarın araladığı dalların arasından süzülen güneş ışığının yüzümüze vurmasıyla uyur.
  • dünyanın gelmiş geçmiş en sikko planı olmaya aday plan. destekçileri de çıkmış sözlükten eğlendik sayelerinde.

    sıkıntı şu ki dünyanın kaynaklarının tükenmesi ne aşırı nüfusa ne de yeryüzünün bunu kaldıramamasına bağlı. bu tamamen dünyanın iyi gelirli küçük bir kısmının dalyarrakça uyguladığı kapitalist politikalar, salakça tüketim çılgınlıkları ve gözü doymak bilmeyen insanoğlunun suçu. o nüfus 500 milyona indirilince zaten dünya üzerinde en fazla tüketimi yapan grup kalacaktır. afrika'da bir kabilede yaşayan kendi halinde adamın ne zararı olur doğaya, ya da çin'de fakirlik içinde sürünen pirinç işçilerinin tüketimde ne kadar sözü geçiyor da neye yarayacak?

    bu planı yapıp anıtlar diken zibidilerin ensesine sağlam bir vurup ' az yiyin sığırlar.' dense dünya için daha hayırlı bir hareket olur.
  • plandan ziyade; gıda konusunda topraklarının verimliliğinin düşmesi (karbon döngüsündeki dengesizlik nedeniyle) ve toprak verimliliği azalırken dünya nüfusunun da hızla çoğalması nedeniyle çok ciddi rakamlarda açlıktan ölümler gözlenecek. özellikle yüksek nüfuslu ülkeler kırılacak.

    **birazdan aşağıda yazacağım verileri okuyunca gelişmiş ülkelerin -mesela avrupalıların-, japonlar'ın ve hatta ruslar'ın neden nüfus artışını teşvik etmediğini, göçmen odaklı ve verimlilik -nicelik değil nitelik- odaklı gittiklerini bunu verilerin ve geleceğin çok farkında olduklarından yaptıklarını düşünmedim değil. ulaşılabilir ekonomik verilerin varlığından beri nüfus artışının toplam büyümeye 40% oranında katkı yaptığı gerçeği varken, gelişmiş ülkeler bundan yararlanmayı neden tercih ve teşvik etmiyorlar? gelecekte yaşanacak kırılmayı ön görüp dramatik düşüşleri engellemeyi tercih etmiş olmaları çok olası.

    2.dünya savaşı sonrasından beri tüm veriler (açlık sınırındaki insan sayısı, açlıktan ölen insan sayısı vs.) şu ana dek sürekli iyileşmiş gözüküyor. eğer bunlara toprak verimliliği vs. gibi dış etkenleri katmadan standart forecasting tekniklerini uygularsak açlık sınırı altındaki insan sayısı yüzyıl sonunda sıfıra yakınsayacak gibi gözüküyor ama kazın ayağı öyle değil:

    bm çölleşme ile mücadele sözleşmesi(unccd) raporuna göre:
    *dünyada buzla kaplı olmayan toprak alanların 13 milyar hektar olduğu tahmin ediliyor (uydudan). günümüzde bunun 46%'sı tarım ve orman alanlarına ayrılmış durumda. yaklaşık 7%'si ise kentsel ve yarı-kentsel alanlarla kaplandı.

    *toplam toprak alanlının 25%'inin yüksek düzeyde, 36%'sının ise orta derecede yıpranmış olduğu, ancak 10%'unun iyileştiği tahmin edilmekte.

    * unccd'ye göre, dünya genelinde" 2 milyar hektar verimli arazi bozuldu ve her sene türkiye tarımsal arazisinin yarısı büyüklüğündeki 12 milyon hektar alan verimli arazi niteliğini kaybediyor.
    (çölleşme risk haritasına göre bizim de iç, doğu ve güneydoğu anadolumuz tehdit altında.)

    *university of oxford 'a bağlı gıdanın geleceği araştırma merkezi, meyve sebze stoklarının azalacağını, açlığın küresel hale gelip 155 ülkeye yayılacağını ön görüyor.

    *aynı kuruma göre, gıdaya erişimde oluşacak en makul düşüş dahi enerji ihtiyacı doğurarak insan sağlığında büyük olumsuzluklara neden olacak. en büyük sıkıntı nüfusun yoğun, gelirlerin düşük-orta seviyede olduğu güney asya ve batı pasifik ülkeleri.
    (bu afrika ve orta doğu etkilenmeyecek demek değil, afrika hali hazırda zaten sıkıntı çekiyor ama son 20 senede asya ülkelerinde ekonomik anlamda çok güçlü iyileşmeler söz konusu olduğu için olası bir açlıkla direkt büyük düşüş gözlemlenebilir, ancak afrika'da veriler zaten düşük ve dengesiz olduğu için tabiatı gereği asya kadar büyük farklar gözlemlenemeyecek; bütün ülkeler kötüye gidecek ama şu an vitesi 6'ya atmış hindistan, çin, endonezya gibi ülkeler daha hızlı değişimler yaşayacak.)

    *karbon dengesini düzeltmemiz için karbon emisyonu düzenlemelerine olumlu cevap vermeliyiz. ancak şu andan itibaren her şey yolunda gitse bile(yani karbon emisyonlarını hedefler doğrultusunda kıssak bile) mevcut nüfus artış hızıyla iklim değişikliğine (kuraklaşmaya) bağlı ölümleri ancak 29% ila 71% oranında azaltabileceğimiz tahmin edilmekte.

    not: dikine tarım vs. gibi bir sürü verimli üretim, toprak verimliliğini artırıcı işlemler belli ülkeler ve kurumlar tarafından yapılıyor (hollanda gibi). ancak dikine tarım hala çok maliyetli ve dünya geneline yayılabilir ve sürdürülebilir halde değil. o kadar kritik bir mevzu ki, daha deney aşamasında denilebilecek yeni bir dikine tarım teknolojisine sahip olan bir firmayı, geçen aylarda japon bir teknoloji şirketi 2 milyar $'a satın almıştı. (kendinden alakasız bir sektöre gelecekte çok talep olacağını düşünerek büyük yatırım yapmışlar.) satın alınan firmanın mevcutta o değeri hak edecek bir yıllık geliri yok, ancak büyük gelecek vadettiğine kanaat getirmişler.

    bu durumlar mevcutken; bütün ülkelerin şapkaları önlerine koyup nüfus politikalarını gözden geçirmeleri lazım. çünkü nüfus büyümesi ekonomik büyümeye ne kadar dramatik bir katkı yapıyorsa, nüfusta ani düşüşler de aynı şekilde ülkenin her verisinde dramatik düşüşler yaratır, bunu ön görmek lazım. (ha iktidarlar "o zamana zaten patates oluruz, hazır baştayken bunlar çoğalsın biz de ekmeklerini yiyelim." diyorlarsa o ayrı konu.)
  • burda çok şey yazılmış çizilmiş . kafam karıştı. yarın berberime gideyim de işin doğrusu öğreneyim.
  • aşağıdaki plandır.

    geçen sene grip olduğumda, virüsü vücudumda geliştirip dünyaya yaymayı denedim, böylece bir hafta sonunda dünya nüfusu yarıya inecekti, birkaç hafta sonunda da çok az insan kalacaktık, ama virüs dayanıksız çıktı.
    bu yıl tekrar deneyeceğim.
  • sistem baronları dünya nüfusunu azaltmaya değil arttırmaya çalışıyor çünkü ne kadar çok insan varsa bunlara o kadar çok giysi, gıda, elektronik eşya, silah, para, konut, rock yıldızı, televizyon dizisi vs vs satarak para kazanacaklar. gdo, kimyasal toksinli neyin maddeli yiyecekler daha fazla insanı beslemeye yarıyor, onları yavaş yavaş öldürmeye değil. kapitalizm insan ister, bol bol tüketim ister. kıt kaynaklar hiç de umrunda değildir. bunu öncelikle iyi anlayalım.

    dünya nüfusunu 500 milyona indireceksek ki bu gerekli, daha önceden yazmıştım da bulamadım şimdi, her iki aile sadece bir çocuk edinecek. çocuk sahibi olunmadan önce, öncelikle 4 kişi bir araya gelecek ondan sonra çocuk yapılacak. yani 2 kişi çocuk yapmaya karar verdikleri zaman öncelikle gidip 2 kişi daha bulmalılar. 4 kişi olamayınca ve bu kanunen bir anlaşmaya bağlanmadıkça çocuk yapılamayacak. biz de mesela 4. bulamayınca king oynayamıyoruz onun gibi. kafa yapısı olarak burada buna hazır olmak lazım ve ben sanki hazırım buna, eğer çocukları doğuracak kişiler de hazırsa. bir çift gelsin desin bana bize katıl diye katılırım. o kızanı da kendi kızanım gibi korur kollarım, çünkü öncelikle insanım olm ben. yok lam kazmışım ben meğerse, kazlarda var bu tür bir ilişki. aileler bazen 2 erkek bir dişi ya da 2 erkek 2 dişiden oluşuyor. tabii orada kıtlık durumları, o seneki hava şartları falan etkili oluyor. eğer şartlar zorsa daha az doğum oluyor ancak yeni doğan üzerindeki itina, o sene doğurmayan, doğurtmayan ve doğum yapmış erkek ve dişiye yardım eden kazlar sayesinde artıyor, böylece yavruların yaşama oranı çok yükseliyor.

    insan sayısının azalması ama şu anki teknolojik gelişmenin devam etmesi için daha fazla bilgi gerekiyor ama bu çok uzun konu. iş bölümü azalacak çünkü nüfus azalacak, o yüzden bir kişi birçok işi bir arada yapabilmeli. mesela nasa'da derin uzay deneyi yapan bir kişi de olsanız acıkınca çıkıp dışarıdaki çalılıkta tavşan yakalayabilmeniz lazım, çünkü size yemek pişirecek insanlar olmayabilir çünkü herkesin daha önemli işleri var, herkes meşgul, siz kimsenin sikinde değilsiniz çünkü bir sürü kaynak var, insanlar yaşamlarını devam ettirmek için size muhtaç değil. dünya nüfusu azaldıkça insanlık hani arnold'un oynadığı predatör filmi var ya, oradaki predatör gibi bir yaratığa evrilmek zorunda. yani galaksi değiştirecek bilginin sahibi olmanın yanında ilkel ve samimi bir avcılık hissiyatını da kaybetmemiş olmalı. yani 500 milyonda olmayabilir ama bu hastalık gibidir 500 milyona düşerse nüfus orada kalmaz daha da düşer, çünkü trend o olur. şu an nasıl ki artış trendi var, sistem baronları dediğiniz tipler bunu istiyor, o zamanki sistem baronları da nüfusu düşürtmeye çalışacaktır.

    bir de eğer bu bir gün olursa afrika'da kimse yaşamasın olm, orası çok güzel, sadece hayvanların hak ettiği bir yer. gerek yok, oraya da kimse gitmesin. bir de ben trakya aşığı bir adamım, ben o 500 milyonun içinde olursam trakya benim olsun. palapat kırının ortasında durayım "buralar benimmiş olm meğerse aloooo kime diyorum" diye düşüneyim, için için bağırayım. sesimi kimse duymasın.