şükela:  tümü | bugün
652 entry daha
  • burada asıl sıkıntı insan ırkı ve dünya yaşamının menfaatlerinin birbirine taban tabana zıt bir doğrultuya yerleşmesi.

    savaşlar, hukuksuzluk, barbarlık gibi unsurların olmaması ya da en azından azalması günümüz insanlarının yaşam kalitesini artırırken görülüyor ki aslında geçmiş dönemde "dünya" yaşamının standartlarını da hep yukarıda tutan etmenlerdi. dünya yaşamı derken vahşi hayatı da kastediyorum. ama ne zaman ki insan, vahşi bir ırk olmaktan çıkınca, yavaş yavaş dünya'ya yayılan kötü bir bitki biti gibi tüm gezegene yayılıyor. özellikle dünya savaşlarının bitmesi, artan teknoloji, gelişen tıp derken insanın ortalama ömrü artmış. bu bakıldığında insan ırkı için güzel bir gelişmeyken, dünya için de bir o kadar sorun ne yazık ki. eskiden insanların ortalama ömrü 50'yken şimdilerde 80. eskiden diş çürüğünden ölen kişiler olabiliyorken şimdi kanser dışında insanın çaresiz kaldığı bir hastalık yok neredeyse. ee küresel çapta büyük savaşların olmaması, keza medeniyetin giderek artarak demokrasi, hukuk ve insan haklarının da devreye girmesiyle insanoğlu giderek yenilmez bir hale evrilmiş kendi içerisinde.

    şunu görmek lazım medeniyet dediğimiz olay aslında dünya'ya tamamen zarar vermiş. matrix'te ajan smith'in sorgu sahnesinde bahsettiği şey doğru; insanoğlu ne yazık ki bir virüsten farksız. o filmi izledikçe insanın algısı değişiyor mesela ilk başta o robotlar ve ajanlar kötü karaktermiş gibi gözükse de sonrasında aslında dünyadaki hayatı dengede tutmak adına insanları yok etmek istediklerini anlıyoruz. geldiğimiz noktada da bundan daha farklı bir şeye ihtiyacımız yok, insan türü acilen sayısını azaltmalı deniyor. ama bunu yapabilecek özgür irademiz yok, buna en başta kapitalizm izin vermez. bu kapitalizm de sanki farklı bir olgu ve insandan ayrı gibi düşünülüyor ama insanın kendi kendini tuzağa çekip batırdığı bir bataklık. bunun devamını sağlayan en büyük etken de yine mağdurları olan bizleriz.

    elektrikli araba geldiğinde aa süper çevreci diyoruz ama bataryalarının dünyaya verdiği zararları göz ardı ediyoruz. kullandığımız çoğu günlük kıyafet moda adı altında sürekli eskimeden kaldırılıp, atılıyor sistemden çekiliyor ve ister istemez yine doğaya zarar veriyoruz. vahşi hayatın tek bir zerresine dahi takatimiz yokmuşçasına üstüne çullanıp sömürüyoruz. buna benzer milyonlarca bize çok normal gelen ama aslında doğayı öldüren eylemin bir öznesiyiz. dediğim gibi medeniyet dediğimiz şey baştan aşağıya doğayı yok ediyor. kullandığımız deodoranttan tutalım da, adil bir yargılama ile hapishanelerin artmasına ve davaların uzamasına kadar. her şey insanın kendi konfor alanını artırırken vahşi hayatı da bir o kadar daraltıyor.

    2. dünya savaşı sonrası ciddi manada bir savaş olmamasının da bunda etkisi büyük. keza gelişen dünya insana daha cazip bir yaşam olanağı da sağlıyor ve gerçeklerden koparıyor. ama gelinen noktada insan medeniyeti için bir küresel savaş yok edici olacakken, tam tersi etkiyle doğa için de bir uyanış sebebi olacak. işin ironik kısmı da bu ne yazık ki virüs olduğumuzun farkına varmamız lazım. nükleer savaşlar yaşamı yok eden ve sıfırlayan bir tehdittir her zaman bizler için eskiden beri. ama baktığımızda onlar bile insandan daha zararlı değil. çernobil'de günümüzde hayatın nasıl tekrardan başladığını ve doğanın nasıl canlanarak tekrardan eski alanlarını ele geçirdiğini görebilirsiniz.

    çıkarılabilecek bir sonuç gayesinde değilim. ama beslenme alışkanlıkları + nüfus artış politikaları acilen değiştirilmesi gerekiyor bana göre. ha bunu derken kendim çok mu özenliyim ne yazık ki hayır. özellikle beslenme konusunda gayet de yaldır yuldur her şeyi yiyen biriyim. ama bu demek değil ki olması gerekenin farkında değilim. kimse savaş çıksın nüfus kırılsın demiyor ama yine de özellikle yeni nesiller için daha rahat şartların olmayacağını bilerek çocuk yapabilmek fazlasıyla bencilce. hele bir de bizim gibi gelişmemiş toplumlarda bu daha da rahatsız edici bir bencillik.

hesabın var mı? giriş yap