şükela:  tümü | bugün
  • *bu basit bir demografi entry'si değildir.
    amatörler lütfen okumasın..!
    ________________________
    bütün canlılar çoğalıyor.. ama, insan dışındaki tüm canlıların artışı ekosistem tarafından kontrol edilebiliyor..
    bir tek insan... ekosistemin ayarlarını bozuyor..
    en az üreyebilen, en sorunlu büyüyen, en uzun sürede yetişkin haline gelebilen canlı olmasına rağmen...
    hırslı ve açgözlü olması dünyanın başına bela oluyor..

    10 bin yıl önce 100 milyon bile değil iken
    şimdi heryıl 100 milyon çoğalabiliyor..

    daha 1650 lerde 500 milyon insan varken 3.5 asırda 7 milyarı aştı... bu artış,
    kendinden sonraki insanlık sorumluluğu olan şuuru açık beyinlerin 3.5 atmasına yetmektedir..
    bugün dünya nüfusunun ortalama artış hızı %1,7...
    böyle giderse 40 yıl sonra ikiye katlanacak...
    2075 yılında da 30 milyara dayanacak...

    sorun dayanamamasındadır..
    sorun,
    ekosistemi bozmayı doğaya hakimiyet sanan kibirli insanın
    toptan yok olma tehlikesidir.

    sorun o kadar ciddidir ki,
    eğer makul ve mantıklı bir çözüm bulunamazsa meydan sapık fikirlere kalmak üzeredir...

    adamlar (!)
    şimdilik think-tank egzersizi de deseler
    sırça köşk'lerinde, nobelli bilimadamlarıyla milyarlarca " f a k i r i" nasıl öldürebiliriz diye beyin jimnastikleri yapmaktadırlar... laboratuarlarında sadece yoksul, cahil, aciz ve engelli insanları öldüren aids gibi bir virüs henüz bulamadılar.. o yüzden sosyal virüs geliştirebilmek için, sosyal labaratuarlar inşa etme peşindeler..
    hatta bu fikirlerden bazılarını deneme amaçlı prototip olarak uygulamaya bile soktular...

    iç savaşlar neyin provası sanıyorsunuz...?

    "sadece fakirler mi ölüyor acaba.." diye istatistik tutuyorlar.. iç savaştan kaçabilen mülteciler zengin, gürbüz, eğitimli olanlar mı inceliyorlar... çomar takımını silahlandırıp birbirine kırdırırken o hengâmede hep fakir, sakat, güçsüzler telef oluyorsa aids virüsü bulmuş kadar sevinecekler...

    dünyanın en zengin bir kaç bin kişisi
    dünyanın geri kalanının gelirini ve servetini kontrol gücüne ulaşınca...
    (öyle ki, en zengin %1'in servet'i %99'unkini aştı...* )
    kafalarına (think-tank) bu tür sapık fikirler üşüşebiliyor..

    korkunç olan düşündükleri şeyler değil,
    düşündüklerini hayata geçirmelerinin önünde bir güç olmaması...

    devletler, şirketler, üniversiteler adamların arka bahçesi...
    daha kötüsü yarın yapay zekayı bu amaçla formatlayabilirler...

    velhasıl,
    sorun "her insan yerine bir insan bıraksa" çözülür
    denilebilecek basit bir nüfus artışı sorunu olmaktan çıkmak üzere...

    adamlar,
    kendilerini o kadar güçlü ve mağrur görüyor ki,
    ekosistem'in yapamadığını kendi kontrollerinde yapmayı projelendiriyorlar..

    türklerin talihsizliği;
    adamların sosyal laboratuarlarının prova sahasına komşu olmak.. yetmezmiş gibi,
    "ortadoğu bataklığından uzak durun " diyen kurucu iradesine rağmen
    -"en az üç çocuk istiyorum"
    -"o esed'i orada tutmam.."
    nidalarıyla
    adam!arın çomar ihtiyacını da karşılamaya gönüllü olmak...
    (bkz: #70572637)
    _______________________________________________
    *-credit suisse recently revealed that the richest 1% have now accumulated more wealth than the rest of the world put together
  • şimdilik mars ve venüsteki nüfus artışı sorununa göre daha ciddi bir sorundur..
  • insanoğlu, kendisinin doğal sirkülasyonunu bozduğu için insan nüfusu hızla artmakta. zayıflar elenip güçlü nesiller geleceğe taşınamadığı için hasta insan toplulukları var. hastalıklarla doğal olmayan yollarla mücadele edildiği için virüsler, mikroplar da kendilerini kuvvetlendirecek mutasyonlardan geçiyorlar. ama zaman insanoğlunu zayıflatıyor. güçlü olan değil parası, tıbbi imkanı olanlar hayatta kalıyor. buna bağlı artan nüfusu besleyecek zaten dogal kaynaklar kısıtlı, teknoloji ile kaynaklardan maximun faydalanma yoluna gidiliyor ancak bu da kirliliğe ve yeri dolmayan hızlı, açgözlü tüketime sebep oluyor. elinde kaynağı olmayanlar yeni kaynaklar için envai çeşit hilelerle, ötekileştirmelerle, savaşlarla uğraşıyor. gerek silahlı gerek ekonomık savaşlar ve tabi ki bitmeyen hırs, ego.. doğa tüm bunlara rağmen ayakta kalmaya, tutunmaya çalışıyor.
    doğa ''kendini'' düşünür. hem de insanın kendisini ve doğayı düşün(e)mediği kadar... kendi döngüsü içerisinde oluşturduğu ''optimum'' dengeyi olanca gücüyle korumaya çalışır. insanların doğaya yakıştırdıkları ''vahşi'' tamlaması, aslında doğanın kendi temel dinamikleri çerçevesinde, kendisini koruma ve döngüsünü devam ettirme isteğinden ileri gelir. insanın ''işine gelmeyen'' elbette ''vahşi'' olacaktır. kendi ''aciz'' pozisyonuna, başa çıkılamaz bir kar hırsından kaynaklı, tamamen kör olmuş insan, doğayı anlama-kavrama noktasında dönemsel paradigmalarla karşı karşıya kalmıştır. doğa kendini neden düşünme ihtiyacı duymaktadır? insanlığın çeşitli dönemlerdeki doğa anlayışları, örneğin mitolojik, metafizik ve pozitif bilim paradigmaları karşımıza çok
    farklı kavrayış ve yaşam duruşları ortaya çıkarır. mitolojide her şeyin bir tanrısı varken, metafizikte ilk hareket nedeni veya
    tanrısı görüşü ağır basar; pozitif bilimde materyalizmle her şey izah edilmeye çalışılır. sıkı bir nedensellik ve düz çizgisel
    gelişme felsefesi geliştirilir. bu ''sonuçlar'' henüz doğayı tanımlamak adına birer ''uğraş'' olmanın ötesine geçememiştir. doğa bir duruştur. insana rağmen sonsuz, sınırsız bir duruştur. modernite canavarı, yarattığı ''yeni'' insan modeliyle ve kimliğiyle başa çıkamayacaktır. kaynaklar tükenecek, doğa talan edilecek, sular kirlenecek, hızlı ve kontrolsüz nüfus artışı ciddi barınma sorunlarıyla bizi yüzyüze bırakacaktır. bizim ''yok oluşunu'' tartıştığımız insan acaba hangi insandır ? doğanın içindeki insan mı? yoksa modernite canavarının yarattığı ''ucube'' insan mı? cevap eğer ''a şıkkıysa'' sonuç ortadadır. sosyolojik bir yok oluşun ''zaten'' gerçekleştiği açıktır. yok ''b şıkkıysa'' doğanın ''eylemsizlik-özsavunma'' temelindeki döngüsü karşısında (ki doğayı karşısına almıştır) ''ucube'' insan hem biyolojik bir yok oluşu yaşayacaktır hem de o ''an''a kadar korkunç bir değersizleşmeyi ve toplumsal-bireysel ''tükenişi'' kendine reva görecektir.
  • ben anlamadım, önce bu nüfus artışı insanlığı yok edecek ve hemen ardından da bu sorunun çözümüne kafa yoran adamlara sapık diyorsun. ya ilk dediğine kendin de inanmıyorsun ya da ikinci dediğine kendin de inanmıyorsun.

    eğer insanlık ölecekse bilinçli kesimin hayatta kalması sapıkça değil çünkü bu proje hayata geçmez ise tüm insanlık ölecek diyorsun.

    peki sen ne öneriyorsun?
  • abartılmaktadır. nüfüs 12 milyarı geçmeyecek hiçbir zaman. hatta önümüzdeki yüzyıl nüfusun azalması temel sorunlardan biri olacak. soylent green distopyası hiçbir zaman yaşanmayacak. asıl sorun gelir dağılımında olacak. dünyanın belli bir kesimi zenginleşirken, fakirler daha da fakirleşecek. orta sınıf eriyecek. kuzey ve güney arasındaki uçurum daha da genişleyecek. teknoloji hizmet sektörünü bitirecek. işsizlik en büyük sorun olacak.