şükela:  tümü | bugün
  • bugün tekrardan gözümün içine kadar sokulmuş durum.

    başıma gelenleri, ekşisözlük mecrasının bu tarz durumlarla dalga geçme dürtüsünü bile bile yazmak, paylaşmak istedim. zira birileriyle bunu paylaşmazsam, zaten sakat olan ruhsal sağlığım iyice kötürüm kalacak.

    bir alışveriş merkezine gittim bugün. amacım hem 1-2 atm işimi halletmek hem de fast-food nefsimi köreltmekti. pek sevdiğim arby's'e gittim ve sparişimi aldıktan sonra nispeten daha rahat yiyebileceğimi düşündüğüm bir masaya, çevrede kim var kim yok diye bakmadan gidip oturdum. kolamdan içerken, birkaç masa ötede oturan yaşlı bir amca dikkatimi çekti.

    amca mutemadiyen çevresine bakıyordu. önünde bir gazete ve yarısı içilmiş bir su şişesi vardı. amcanın ellerinden, bakışlarından, hareketlerinden orada bulunmaktan aslında oldukça rahatsız olduğu belliydi; hem de her haliyle. sanırım gazeteyi birkaç kere okumuş olacak ki, kendini oyalayacak bir şey de bulamıyor ama bu sıkıntı kendini oyalayamamanın çok daha dışında bir durum gibiydi.

    önümdeki yemeği unutup amcayı izlemeye başladım. 1-2 dakika daha çevresine bakındıktan sonra, üstündeki tshirt'ten oradaki turkcell bayiinde çalıştığını anladığım bir kızcağızın yemek yemesini izlediğini farkettim. sonra da aynı filmlerdeki gibi gozlerim amcanın boynuna doğru zoom yaparak kaydı. amca yutkundu, bariz bir şekilde hem de. cebine elini attı ve cebinden bir avuç dolusu bozuk para çıkardı ama uzaktan görebildiğim kadarıyla küçük meblağlı paralardı bunlar. sonra cüzdanı çıktı ortaya, tam "heh para çıkıyor, en azından birşeyler yer belki" diye sevinmeye başlamıştım ki 3-5 kağıt parçası ve o cüzdanda bulunması aşırı ironik olan bir migros club kartı çıktı ortaya, o kadar.

    o anda ne yapacağımı şaşırdım sözlük. gerçekten. amcaya yardım etmek istedim ama gururunu kırma korkusu engel oldu bana. hani vardır ya türk filmlerinde "yokluk içindeki emekli memur" tipi, münir özkul tipi "ailenin dimdik babası" tipi, işte o tipte bir adam tam karşımda kendinden en az 30 yaş küçük genç bir kızın yemek yemesini izleyerek yutkunuyordu. "yeterince gurur kırıcı bu durum onun için, bir de ben yardım etmeye kalkarsam kim bilir ne hale gelir" diye düşündüm ve sadece uzaktan izleyebildim. o kızın yemek yemesini izledi, ben onu... zaten 1–2 dakika daha dayanabildim ve hiçbir şey yemeden masadan kalkıp gittim.

    diyeceksiniz ki "ulan sanki koca ülkede, dünyada bu insandan sadece bir tane var", "kalkıp yardım etseydin ya burada ağlayacağına hıyar!" veya "ilk defa mı gördün, uaaa zengin piçi..." hayır, ne ilk defa gördüm, ne zengin piçiyim, ne ülkedeki/dünyadaki yoksulluktan bi haber durumdayım... ama bugün amcanın gözlerindeki "sen bu hale gelecek adam mıydın?" bakışları, çaresizliği... çok etkiledi beni, çok...

    artık neyi, kimi, nerde, nasıl, ne şekilde sorgulayacağımı bilmiyorum. tek bildiğim bir şey var: dünya çok adaletsiz!

    peşin edit: gelecek tepkilerin farkındayım. sizlerin bu yazıya vereceği tepkiyi yazılı olarak olmasa da çoğu zaman içimden ben de veriyorum. onun için çekinmeyin; z.ö. yapın, dalga geçin, ne bileyim yapın işte bir şeyler. ben sadece içimi dökmek için yazdım bunları.
  • ağız dolusu başkalarının adaletsizliği üstüne konuşmanın sebebidir. böylece kişi kendi adil olmayan davranışlarını bir duruma çevirip başkalarını da bunun sorumlusu ilan eder. bu sayede de hem diğerlerini kendi isteği yönünde maniple etmeye başlar hem de istediği gibi hareket edebilmeye.
  • kanunlarla sağlanır. sahi adalet ne demekti?
    (bkz: #29800155)
  • çok doğru olan bir gerçektir.
  • her ne kadar pembe duvarlar örmeye çalışsanız da bir yol bulup suratınıza tokat gibi inecek gerçektir. her defasında düşündükçe midemi bulandırır dünyanın hali. insan ne kadar çok vicdan sahibi olursa, diğer insanların acılarını hissettiğinde şu boka batmış dünyada yaşaması o kadar yük haline geliyor. en iğrenci de kötü insanlar amip gibi bölünerek çoğalırken iyi insan sayısının azalması. gerçi hoş ya iyilik de çoğu zaman sömürülüyor...

    o kadar çok adaletsizlik var ki...o küçük çocukların kışın ortasında çıplak ayakla dolaşıp incecik kıyafetlerle kaldırım kenarında karton kutu üstünde kıvrılarak uyuması mesela...insanın ilk aklına gelen şey anne babaya sövmek oluyor da kim bilir onlar ne şartlar altında yaşıyorlar.

    artık kendine bakamayacak duruma gelmiş huzur evine huzur(!) bulmak için gitmek zorunda kalan yaşlı insanlara bakıp hizmet etmek yerine darp eden ve eziyet eden hizmetliler mi dersiniz, yetimhanelerde zaten ailesini kaybederek travma yaşamış ve en çok sevgiye ihtiyacı olan çocukların şiddete uğraması mı dersiniz...ya da kendi çocuklarına ve eşlerine şiddet uygulayanlar veya hunharca öldürenler mi dersiniz, 5 dk. zevk almak için acımasızca tecavüz ederek karşısındaki kişiyi hayatı boyunca silemeyeceği bir travmayla baş başa bırakan ya da işi bittikten sonra öldüren canavarlar mı dersiniz.

    ruh hastası bünyelerin sadece o pis egolarını tatmin etmek için hayvanlara ettikleri eziyetlerden bahsetmiyorum bile.

    hele geçmişten bugüne ülkelerin boktan sebepler yüzünden başka ülkelere saldırarak şuçsuz günahsız insanların kafalarına bombalar yağdırıp evlerinden, yurtlarından ve canlarından etmesi. bi rahat verin herkes yaşasın yahu! zaten insanoğlunun üç günlük ömrü var.

    en kötüsü de çoğu zaman elimizden hiçbir şeyin gelmemesi, çaresizce olup bitenlere seyirci kalmamız...dünyada bu kadar adaletsizlik varken insan bazen kendi yaşadığı hayattan utanıyor ama asıl utanması gerekenlerin utanma duygularını kaybetmiş durumda olduğu da aşikar.

    bu kadar karamsar bir bakış açısıyla hem kendimi hem sizi boğmuş olsam bile az da olsa umudum var. hani insanoğlu olarak bu kadar hırsa kapılmasak, egolarımızı bir kenara bıraksak, nefret dolu olmasak belki bir çıkış yolu bulabiliriz. ülke olsun insan olsun tepeye çıkmak için alttakileri basamak olarak kullanmak yerine yükseldiğimizde geride kalanlara el uzatıp onları da kaldırsak daha güzel bir dünyada yaşıyor olabilirdik.

    her şeyi geçtim, en çok ihtiyacımız olan şey sevgi, belki nefret etmek yerine sevmeyi ve sevgi göstermeyi öğrenebilirsek bir gün daha huzurlu ve adaletli bir dünyada yaşayabiliriz. ama o zamana kadar adaletli ve huzurlu bir dünya ütopya gibi görünüyor. dünya da hayat da çelişkilerle dolu...

    (bkz: çok doluyum be sözlük)
  • son derece kötü insanlar rahatça yaşarken kimseye zararı olmayan ben kaygı krizleri geçirip atomuma kadar sorguluyorsam bu dünya adil değildir arkadaş!
  • şuraya bir sistem eleştirisi döşediğimde üzüntümün biraz azalacağını bilsem
    sayfalarca yazarım sanırım

    siz bir şey yapmıyor olsanız da yaş ilerledikçe alıp götürüyor sizden

    ailenizi sevdiklerinizi gençliğinizi
    bunu bilerek nasıl yaşıyoruz?
  • dünya hassas kalpler için cehennemdir.
    ne yazık ki ..
  • insanın çok iyi bilmesine rağmen, bazen bazı olaylar sebebiyle iliklerine kadar yeniden hissettiği gerçek.

    tamam mutlak adalet mümkün değil bunu kabul ediyorum ama birazcık olsaydı da incinmeseydi yüreğim bu kadar. çok mu şey istiyorum tanrım?

    ama adaletsizce davrananların illa ki cezalandırıldığına inanıyorum. biz görelim ya da görmeyelim iyi olmuyorlar, mutluca huzurluca yaşayamıyorlar. dilerim bile isteye adaletsizlik yapanın artsın azabı.
  • bugün bankamatikten para çekerken yanda yere bir sofra bezi sermiş satış yapan down sendromlu bir adam vardı.önce allah için bir şey al diyor gibi gelmişti.biraz daha dikkatli dinleyince allah'ım canımı al dediğini duydum.arka arkaya tekrarlıyordu.adaletini sikiyim dünya adaletini.