şükela:  tümü | bugün
  • hasan ali toptaş'ın bir öyküsü var, çok ama çok sevdiğim; sümbüller sen kokar.

    şu an onun öyküsünü, onun kadar güzel anlatma şansım yok elbette. af dileyerek, kendimce, içimde kaldığı şekliyle kısaca bahsedeceğim.

    bir yazar vardır öyküde, bir arkadaşı onu şarap içmeye çağırır. yazar bu teklifi kabul etmez, eve gidip yarıda kalan öyküsüne devam etmek ister. çünkü öyküdeki kızı; son cümlesinin ortasında, sümbül toplasın diye yere doğru eğilmiş olarak bırakmıştır. bir an önce, kızı o halinden kurtarmak ister. bütün ev buram buram sümbül kokmuştur şimdi, diye düşünür yazar. hatta konu komşu bile, bir süre sonra kokudan şikâyet etmeye başlayabilir, diye devam eder düşünceleri.

    ben bu kadar güzel betimlenen sahnelere bayılıyorum. aklıma geldikçe yeniden hayal ediyorum, her defasında da yeni bir detay farkediyorum, kendi hayal ettiğimin resmin içinde.

    bir de, bunun gibi başlıklara bayılıyorum (tamam tamam, pek çok şeye daha bayılıyorum). arada açıp bakıyorum, son yazılanlar ne alemde diye... biri gerçekten dünyanın en en en büyük sorununu yazmış olacak, ben onun satırlarını okuyacağım ve artık büyük sorunun ne olduğunu bilerek huzura kavuşacağım diyorum. kendi bulamadığım veya bulsam da söylemeye cesaret edemeyeceğim cevapları (ikinci seçenek baya üzücü), başkalarının yazdıklarının içinde arıyorum da diyebiliriz.

    ortalık iyice sümbül kokmadan, başka başlıklardaki yazarlar burada ne oluyor diye şikayete gelmeden önce, ben sadede geleyim... demek istediğim aslında şu; bunun gibi başlıklarda kendimi, sümbül toplamak üzere yere eğilmesi istenmiş ve o şekilde bırakılmış o kız gibi hissediyorum. hikayenin sahibi, zihninin içinde bana sümbül toplatan büyük yazar gelsin ve beni bulunduğum durumdan kurtarsın, azat etsin, sonraki adımlarımı çizsin, yarınlarımı planlasın, düğümleri çözsün, diyaloglarımı yazsın diye bekliyorum.

    sanırım, önemli bir ayrıntıyı unutuyorum ama: sümbül koparırken bırakılan kız da, onu öylece bırakan yazar da benim... işte bunu bilmemek, bilip de unutmak, unutup da bir yazar gelip her şeyi düzeltecek diye beklemek nedir, biliyor musunuz? dünyanın en küçük sorunudur.

    (kusura bakmayın, yine en büyük sorunları size bıraktım. ben sümbülleri suya koymaya gidiyorum.)
  • gezegen olandan bahsediyorsak;
    (bkz: insan)

    diğer canlılardan (hayvan, bitki) bahsediyorsak;
    (bkz: insan)

    insanlardan bahsediyorsak;
    (bkz: insan)
  • dunyanin en buyuk sorunu, agustos ortasina yakin swift-tuttle kuyruklu yildizinin yorungesinden gecerken uzerine toz toprak yagmasidir herhalde.

    insanligin en buyuk sorunu ise fakirlik ve gelir dagilmindaki adaletsizliktir muhtemel. ote yendan insanligin en buyuk sorununu cozebilmesi icin asmasi gereken ilk buyuk engel, cikar gruplari (faiz lobisi de olur) tarafindan manipule edilmeye acik, uzun vadeli sorunlara cozum uretme ve bu cozumleri uygulama konusunda etkin olmayan mevcut yonetim bicimlerinin yerine yenilerini gelistirmektir. ustelik, esine az rastlanir bir tevazu da karakterimdir.
  • insanların ve hatta toplumların hayal ürünü varlıkların peşinden bilinmezliğe sürüklenmeleri en büyük sorunudur bu dünyanın. bu uğurda birbirlerine düşman olmaları, birbirlerini yok etmeleri sorunun büyüklüğü açısından fikir verebilir.
  • namuslularin sayisi namussuzlarin sayisindan fazla oldugu halde, namuslularin cesaretsiz olusu.

    namussuzlar cesaretli diye bir anlam cikmasin lutfen, namussuzlar islerini yaptiracaklari namuslulari cok guzel kandirabiliyorlar.
    yoksa teke tek yakasalak, anira anira kacacak kadar korkak olduklarindan eminim.
  • alttan ve üstten bastırılmış olması.

    kim bastırdıysa artık.
  • (bkz: ego)
  • insanlığın genel yapısındaki değer kaybı olabilir. dünya zeki insanların ürettiği teknoloji ve toplumsal kanunlar sayesinde gelişiyor gibi görünse de, aslında çoğunluğun zekasında müthiş bir düşüş var. bunu her yerde görmek mümkün; çevre kirliliği, doğanın para için katledilmesi, toplumun çoğunluğunun seçimi olan siyasi grupların genel durumu, popüler müziğinin hali, sanatın sadece pinterest'e dönüşmüş olması, her yerde, her durumda ölümleri pahasına selfie çekilenler artarken, okuma eyleminin değerini gittikçe yitirmesi bu yüzden kimsenin derinlemesine düşünmeyişi, onun yerine sürekli herkesin hiç bıkıp usanmadan ekran kaydırması (bir elinde sigara, çay içerken bir arkadaşı ile sıkılarak ekranı kaydırmaya devam)...
    dünyanın en büyük sorununu doğuran şey de akıllı ve kafası çalışan, sorumluluk sahibi insanların bir çocuk için dahi kırk bin kere düşünmesi ve ona göre üremesiyken, dünyaya, hayata veya meydana getireceği çocuğun geleceğine dair hiçbir şey düşünmeden üreyen düşük zekalı insanlar. ne yazık ki gelecek nesilin ezici çoğunluğunu var edenler düşünmeyen ama düzüşenler tıpkı bu neslin korkunç ezici çoğunluğunu var etmiş olanlar gibi.
  • sadece insanlardır.