şükela:  tümü | bugün
  • tahminimce bilinçli yapılan bir girişim bu. önemli olan benim tahminim değil elbette. ama bazen dünya siyasetinde yaşanan gelişmeleri gördükçe, böyle zannetmekten kendimi alıkoyamıyorum. o yüzden ben her ne kadar basit bir insan olsam da, kapalı kapılar arkasında yaşanan sayısız olaydan bihaber olsam da, bu durumun tartışılabilir olduğunu zannediyorum.

    dünya savaşlarından sonra, değişim fikri, çok önemliymiş sanki. bireyselden ziyade, modern ve toplumsal bir değişim desteklense de, sonuçta, fikir özgürlüğü, yaşama özgürlüğü, sistem eleştirileri, hemen her kesimden bu dönemlerde destek bulmuş, tartışılması desteklenmiş.

    şimdi ise bakıyorsun, yüksek koltuklarındaki, statü sahibi insanlar bile muhafazakar. bence tüketim toplumunun olmazsa olmazı, sadece bugününü yaşayan, yalnızca ait olduğu toplumun değerleriyle düşünebilen, kesinlikle kendisini gerçekleştirememiş bu bağımlı muhafazakar insanlardır. bizler bir takım yüksek* değerlerle, ona sahip çıkmak propagandalarıyla oyalanıyoruz gibi geliyor bana. halbuki insanlar bu zincirlerden kurtulsa ne kadar rahat eder. ama insan, düşünmeye başlarsa bu sistemin mahvına yol açacaktır. bu yüzden de sürekli taraftarlık, sempatizanlık pompalanıyor. yakın dünya tarihinde düşünce ve fikir özgürlüğü çok önemliymiş gibi bir hareket varken, artık sen bizden değilsin, öyleyse yok edilmelisin kafası var. bilemiyorum altan.
  • neyse ki türkiye’nin bu durumla alakası yoktur.

    kedi, köpek, ördek, damacana, ölü, zikir, koma halindeki hasta, baldız, bacanak, kayınço... tuttuğuna bafileyen milletiz.

    (bkz: kaynım bana kaydı)

    ama sorarsan acayip ahlaklıyız canım. sokak ortasında el ele tutuşan çiftlere meydan dayağı atıyoruz. hamile kadını tekmeliyoruz. neden? çünkü bizden başka biri seks yaparsa o haramdır. bir tek bizimki helal.

    ahlak konusunda bile ikiyüzlüyüz vesselam!
  • bu her tespitin altina turkiyenin ne kadar tecavuzcu oldugunu yazmak biraz kabak tadi vermeye baslamadi m?

    hic mi bir sey konusmayalim artik? hic baska konu tartismayalim mi?

    gercekten su ulkenin kendini aydin adledip aydin olmayan kisminin cok acil kendine bir donup bakmasi, comar dedigi kitleden daha cok dusunebildigini dusundugu icin ipleri salip bosvermemesi lazim.
  • postmodernizmin 3. evresinin tabii sonucudur.

    şimdi öncelikle postmodernizm nedir? postmodernizm her ne kadar isminden modernizm s plus gibi görünse de aslında modernizmi reddeden, yıkan bir yaşam felsefesidir.

    peki modernizm nedir? çok çok kısa bir tabir ile bilim teknik ve endüstrinin gelişip hayata yön vermesi ile vuku bulan bilimin söylediği doğrudur gerisi yalandır, son teknolojin varsa modernsin yoksa ilkelsin tribidir.

    modernizmin tabularını yıkmaya gelen postmodernizmin ilk evresinde şunlar yaşandı (ve hala yaşanıyor, bu evreler sıralı değil daha çok iç içe gelişiyor); modernizmin dayatmaları ve kuralları sorgulanmaya başlandı, doğruluğu tartışılarak kurallar teker teker yıkılmaya başlandı.

    2.evre: kuralsız bir yaşam felsefesinin doğuşu; (bkz: anything goes)en yakın türkçesi her şey olur *. isminden de anlaşılacağı üzere doğru ve yanlışın kalmadığı bir toplumda herkesin kendi kurallarına göre yaşamaya başlaması. bir nevi "sizden öğrenecek değiliz"cilik diyebiliriz bu evreye. neden mi? alın size örnekler; insanlar kahve yapmayı sizden öğrenecek değiliz dedi ve 3. nesil kahveciler doğdu, mekan işletmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler ve nusret gibi işletmeler doğdu, giyinmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler ve erkek için skinny pantolon babet çorap kombini doğdu, sevişmeyi sizden öğrenecek değiliz dediler lgbt gibi oluşumlar doğdu yetmedi cinsiyeti bilimden mi öğreneceğiz dediler 72 farklı cinsiyet olabileceğini iddia eden apachi helikopterler doğdu, dünyayı sizden öğrenecek değiliz diyen flat earth society (düz dünya kulübü) doğdu, dini sizden öğrenecek değiliz diyen pastafaryanlar doğdu, festival yapmayı sizden öğrenecek değiliz dedi insanlar ve artık 10 kişi çay içmeye gitse festival der olduk.

    evet 2. evre aslında oldukça gülmeceli eğlenmeceli girişimci özgürlükçü ve demokrat bir evre. aynı çağa denk gelen küreselleşmenin de etkileriyle hızla yayıldı ve belki de insanların şimdiye kadar ki bastırılmış duygularını ortaya çıkarmasına yaradı. bakıldığı zaman milyonlarca farklı tonun rastgele bir araya gelip oluşturduğu rengarenk bir tablo gibi gözükmeye başladı dünya.

    peki 3. evre: "milyonlarca farklı tonun rastgele bir araya gelip oluşturduğu rengarenk bir tablo " bu cümleyi tek kelime ile özetlemek istesek aklımıza gelen ilk 5 kelimeden biri illa ki kaos olacaktır. evet illa ki hiçbir kuralın olmadığı yerde kaos kaçınılmaz sondur. herşey güzel bir harmoni ile başlayıp huzur veren bir melodi şeklinde devam etse de bir süre sonra her insan o parçanın yükselip keskinleştiği o muhteşem soloyu duymak ister.

    "her şey olur"dan sıkılan insanlar 3. evrede artık bazı şeyler de olmasın canım demeye başlar. ve kuralların olmadığı bir düzende ben kendime kural koyacağım diyen kişilere engel olacak herhangi bir kural da yoktur. yine küreselleşmenin de büyük katkılarıyla bu evrede insanlar şunu yapanlar, bunu sevenler şeklinde gruplanmayıp; ondan nefret edenler, bunlar ölsün isteyenler şeklinde gruplanmaya başladı. son dönemlerde ufaktan ufaktan sezdiğimiz 19. yüzyıl milliyetçiliğinin hortlaması, insanların son 15-20 yıl içinde neredeyse unuttukları geleneksel değerlerine daha bir sarılması, örf adetleri canlandırma çabaları, dini değerlerin yükselişi, neonazi ideolojilerin yükselişi, gruplar arası faşizanlığa varan saldırılar bu 3. evrenin en güzel örnekleridir.

    peki bundan sonra ne mi olur? 3. evreye baktığınız zaman 19yy sonları avrupanın durumundan çok da farklı değil. yani eğer her şey gerçekten kusursuz bir devinim ise 50 yıl içinde birbirimizi yok edip sonra kurallar olması gerektiği kanısına varıp tekrar modernizme geri dönebiliriz (he bu sefer kurallar bilime dayanmayacak olabilir). ve nihayetinde kurallardan sıkılıp döngüyü sonsuza dek tekrarlamamız çok olası.

    not: postmodernizmin 3 evresi mabadımın ürünü akademik değeri olmayan bir teoridir.
  • ikiz kulelere uçak girmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu düşündüğüm konu. o dönemlerde küreselleşme ve etkileri oldukça konuşulur durumdaydı. sadece ikiz kulelere değil hepimize girdi o uçaklar.
  • maalesef gerçekleşmektedir.

    etrafınıza bakının, göreceksiniz. sadece bu kadarı bile yeterli.
  • sorumuz şu
    insan geriye gittikçe teknolojiye merakı mı daha fazla oluyor ve tüketiyor?
    yoksa ileri gittikçe mi oluyor?

    ilki olarak işaretleyip yola koyulmuşlar.
  • uzaktan yakından alakası olmayan durum. dünya giderek muhafazakarlıktan uzaklaşıyor ama muhafazakar kesim panik havası yaşadığı için daha çok radikalleşiyor. örneğin gelişmiş ülkeler içinde en dindar olan abd'yi düşün. bundan 30 yıl önce abd'nin %90'ı kendisini dindar olarak tanımlarken şimdi bu istatistik %65-70'lerde dolaşıyor. yeni nesilde bu rakam %50'ye kadar gerilemiş durumda. bunu gören muhafazakarlar kendilerini tehdit altında gördükleri için daha da radikalleşiyorlar, sesleri daha çok çıkıyor ve bunu dışarıdan izleyenler dünyanın daha muhafazakarlaştığını düşünüyorlar.

    ha bir de şu var, ortalamada muhafazakarlar daha çok çocuk yapıyor ve daha hızlı ürüyor ama çocuklar büyüdükçe ve eğitim aldıkça ailelerinin ideolojisinden uzaklaşıyorlar. 1996'da abd'de halkın %27'si gay evliliğine destek verirken bugün %53'ü destek veriyormuş. 1995'de amerikalılar'ın %75'i idam cezasını desteklerken bugün %56'sı destekliyormuş. 1970'de amerikalılar'ın %70'ı "evlilik dışı cinsel ilişkiye" ayıp olarak bakarken 2012 itibariyle bu oran %35'e düşmüş. gelişmiş ülkeler içinde en dindarı abd olduğu için onları örnek verdim ama avrupa'da ve asya'da da benzer trendler var. dindar ve muhafazakar kesimin sayısı giderek azalıyor ama sesleri daha çok çıkıyor. bu da kendilerini tehdit altında gördükleri için gerçekleşiyor.

    http://content.gallup.com/…llcz_gruour8uv9vusww.gif

    http://news.nationalgeographic.com/…ising-religion/

    https://www.theatlantic.com/…is-moving-left/419112/

    https://www.wired.com/…ol-americas-getting-liberal/
  • tam aksine muhafazakarlıktan tamamen uzaklaşıyor. aynı hızla ırkçılık ve her anlamda bireysellik yükseliyor.
  • bu kadar inançsızlığın ancak inanç altına sığınılarak gerçekleşmesi mümkündü çünkü.