şükela:  tümü | bugün
  • gece gece içime işleyen, yazmakla hafiflemesini umduğum ağır düşünce.

    bir film seyrettim. kim ne derse desin izlemesini bilene filmler çok şey anlatıyor. bana da yoksulluğu anlattı bu film. sağlık sorunları yüzünden işini bırakmak zorunda olan bir adamın hikayesiydi. yönetmenin ustalığından mıdır, kurgunun gerçekçiliğinden midir bilmem ama film seyrediyor gibi değildim. bu olayların her gün bir yerlerde yaşandığına adım gibi emindim ve onları seyrediyordum.

    hal böyle olunca yoksulluk yüzüme vurdu tabi. çocukluğumda istediğim şeyleri elde edemeyince heves kırılmaları yaşardım ve bunu yoksulluk zannederdim. böyle durumlarda anne ve babama en büyük kozumu oynardım: “arkadaşlarımda var bende yok, üzülüyorum.” fark etmemişim ama bu söz onları çok etkilermiş. insan kendi ihtiyaçlarını bastırıyor ama çocuğu bir şey istedi mi bu çok derinlerde bir yeri etkiliyor. dünyaya getirdiğiniz o varlık dünyaya tutunamıyor ve bunun yükümlülüğünü taşımak insana dayanılmaz bir acı veriyor. bu nedenle ne olursunuz, çocuk yapmaya karar vermeden önce maddi durumunuzu gözden geçirin.

    neyse yoksulluktan anladığım buydu benim, bazen hala açlık sınırında yaşayan onca insanı unutuverip neden tost makineme katlanmak zorunda olduğuma hayıflanırım. ama yoksulluk bu değil işte. çok daha acı çok daha insanı süründüren bir şey.

    böyle gecelerde ben empati yeteneğimi zorlarken bir yerlerde bunların gerçekten yaşanıyor oluşuna mı üzülsem yoksa elimden bir şey gelmeyişine mi üzülsem bilemiyorum. üzüldükçe düşünüyorum, açlık nasıl bir his mesela. düşündükçe uyuyamıyorum. sonra rahatlamak istiyorum ve sahip olduklarımı düşünüp memnun olmaya çalışıyorum. vicdanım rahat bırakmıyor bu sefer çünkü ben düşünmeyeyim, biz düşünmeyelim, kim düşünsün?

    bir de kızgınlık ekleniyor bu üzüntüye. yoksulluğun insan ve hayvan çizgisini hiçe sayarak kişiye ne yaptıracağı belli olmadığı acımaz pençeleri bir yana milyon dolarlar denizinde yüzen vicdansız rüşvetçi “şey”ler bir yana. öfkeleniyorum. bilmem kaç yüz bin liralık saatini kolunda sallayıp rüşvet belgeleri de açığa çıktığında hala kendisini savunabilen köleleri olan “şey”leri bir kaşık suda boğmak istiyorum.

    adalet umuyorsun zamandan ama keyfine kalmış. yanına kâr kalmaz derler ama bal gibi de kalır bence. zaman da komik.

    yine de gecenin bu saatinde kanser gibi her tarafıma işleyen bu düşüncelerin kaynağı vicdanım var ya, bir yerde susuyor da uyuyorum. peki o kaybolmuş, doymak bilmeyen domuzların vicdanı susuyor mudur? pek bilmiyorum ama konuştuğu zaman ağır konuşuyordur bence.

    dünya komik işte anlayacağınız. komedi nedir, tanımını pek bilmiyorum. bence mantık veya alışagelmiş nedensellik yasalarıyla açıklanamayan olayların gözünüzün önünde bir sahne gösterisi gibi oynanmasıdır. müzikalli falan böyle. gerçektir ama gerçek olmaması gerekir.

    komik işte ya. iyi geceler ben yatıyorum.
  • mars'a gidip orayı hiç komik bulmadığımdan ötürü katılmak durumunda olduğum ifadedir. gerçi çok gezegen olduğu için benim durum biraz insufficient data hatası veriyor.