şükela:  tümü | bugün
  • kirklareli igneada da bulunmaktadir. magaranin uzunlugu 3200 metre. giri$ten sonra tavan yuksekligi surekli artmaktadir i¢eri girdik¢e su seviyesi yukselmektedir. yakla$ık bir km.lik yolculuktan sonra su azaliyor. bu noktadan yukarı tırmanıldığında büyük ve enfes bir salonla karşıla$iliyor. salonun sonu sulu bir galeri ile devam ediyor. yer yer mermer i¢inde ilerlenen magarada guzel olu$umlara rastlamak mumkun. 2.7 km. uzunlugunda su i¢i yuruyu$ yapilabilen bu magaraya girerken tamamen islanmayi ve u$umeyi goze almak gerekmektedir. veya ozel giysi ile girilmelidir.
  • 2 kere gittiğim, şanslıymışım ki ilk gittiğimde her hangi bir "turizme açma" girişimine maruz kalmamış olan mağara. başımızdaki öğretmenler (oraya lise gezisiyle gitmiştim) o zamanlar tavanlardan sarkmış uyuyan yarasaları rahatsız etmememiz için fenerleri bile söndürtmüştü. ayrıca yer yer dizlerimize hatta daha yukarı kadar suya batmıştık derinliklerine gitmememize rağmen. ikinci gidişimde ise, ilk gidişimden hemen hemen 1 (veya 2) yıl sonra, mağaranın içi beton kaplanıyordu, e tabii inşaat gürültüsünden ne yarasa kalmıştı ne bişey. beton kaplama ise şöyle ince uzun bir yol halinde de değildi, mağara tavanının alçaldığı yerlerde, zemini kazıp merdivenler yapmışlardı, hiç bir orjinalliği kalmamıştı. atlas dergisi'nin eylül 2003 sayısında görünce aklıma tekrar geldi, bir de ışıklandırmışlar... turizme açma ha? rahatına düşkün, sulara batmayacak olan turistin bir kere orada işi ne, merdivenleri beton yolu napsın? oraya gidecek olan beton görmek istese o yolları, dağları tepeleri aşıp niye oraya gitsin, hepsi birbirinden şahane (!) türk kentleri varken? gitmeye hevesli olan da betonla kaplandıktan sonra niye gitsin ki? hepsini geçelim, o yarasaların bir kısmının endemik (sadece o yörede bulunan) ya da soyları tükenme tehlikesi altında olan türlerden oldukları söyleniyor...
    mağaranın tam konumu sarpdere ile beypınar köylerinin arası gibidir.
  • bir zamanlar doğu avrupanın en büyük yarasa kolonisine ev sahipliği yapan mağara, koruma altına alınması gerekirken, yapılan bütün anlaşmalar ve uyarılar hiçe sayılarak yaklaşık bir sene içinde turizme açılmıştır. halbuki mağaranın turizme açılan, yani beton dökülerek ışıklandırılan ilk 100 metrelik kısmına insanlar zaten rahatça fenerlerini ışıklarını alıp gezebiliyorlardı, ortasından su akan dümdüz çakıltaşı tabanlı bir galeriydi burası.. bu yüz metrelik yolun sonunda yaklaşık on metrelik bir merdiven ile tırmanılarak çıkılan yukardaki kuru kolun ise zaten dışarıdan başka bir girişi vardır ve istendiğinde burası da rahatça gezilebiliniyordu.. ne yazık ki mağaranın turizme açılan kısımları yarasaların en yoğun yaşadığı bölgeler idi, olan yarasalara oldu topluca terk ettiler mağarayı, kimbilir nereye gittiler..
    sonuç: su yolunun ortasına dökülen beton yığını mağaranın aktif oluşumunu engellemektedir, yapılan sıcak ışıklandırma nedeni ile mağaranın yalıtılmış biyolojik ortamında yabancı türler yaşama şansı bulmaktadır, bu da mağaranın esas sahiplerinin yaşama şansını yok etmektedir, ışıkları yakabilmek için dışarı konan jeneratör hem gürültü hemde hava kirliliği yapmaktadır, tahminimce birileri bu işten güzel para kaldırmışlardır..
    milyonlarca senede oluşan bu yaşlı mağaraların kendilerini yenilemek için gene milyonlarca senesi olacaktır ama "tahrip edilmiş bir doğa harikasına yeniden sahip olabilmek için insanlar milyonlarca yıl bekleme şansına sahip değildir.."
  • mağaranın önceki halini görmemiş olsam da şimdiki halini görünce hayıflanmamak elde değil. turizm uğruna milyonlarca yılda oluşan bir mağaraya beton dökmek, doğal yapısını tahrip etmek.. yöre insanının dediğine göre eskiden yaklaşık 2000 çeşit yarasaya ev sahipliği yapıyormuş bu mağara. elbette yurdum insanının abartı katsayısını göz önüne alarak bu sayıyı 200 olarak kabul etsek bile tablonun ne kadar vahim olduğu ortaya çıkıyor. bir de mağaraya girerken içinden akan suda yüzen sigara izmaritlerini ve çekirdek kabuklarını görmek insanın içini burkuyor. mağaraya girmeden tarihi ve oluşumuyla ilgili bilgilerin verildiği tabelanın hemen yanıbaşında ise milyonlarca yılda oluşan bu mağarayı bugünkü haline kavuşturan(!?) yetkililerin isimleri yer alıyor. kendilerinden daha nice mağaraları betonla kaplamalarını diliyoruz.

    mağaraya giriş yetişkinler için 1 ytl, öğrenciler için ise 1 ytl'lik bilet iki kişi için geçerli oluyor. hal böyle olunca finansal çıkarlar uğruna böyle bir şey yapılmış olabileceği tezi giderek zayıflıyor. ha şu olabilir birileri oranın düzenlenmesi ihalesini alıp bir güzel cukka yapmıştır, lakin bu fiyat politikasıyla mağaranın altın yumurtayan tavuk olmadığı da kesin. tahminimce iyi niyetle bir şeyler yapılmaya çalışılırken bilgisizlik ve bilinçsizlik yüzünden mağara bu hale getirilmiştir. neyse ki mağaranın sulu kısmı bakirliğini korumaktadır *
  • mağara girisinde tam trakya'ya ozgu bir uyari levhasi vardir. "mağara cevresinde ve icinde icki icmek yasaktır" yazar bu levhada.
  • ışıklandırılmış ve tahrip edilmiş hâlini gördüğüm, akabinde "keşke..." diye başlayan cümleler kurmama sebep olan mağara.

    mağaranın girişinde şu bilgiler yer almaktadır:

    mağaralar, yer altı sularının karstik özellikteki kireç taşlarını eritmesiyle oluşmuş küçük-büyük yer altı boşluklarıdır.

    jura (160 milyon yıl) yaşlı kireç taşlarının içerisinde açılan bu mağaranın oluşum yaşı pliyosen (3-4 milyon yıl)dır.

    dupnisa mağara sistemi 2 mağaradan oluşur. üstteki mağara kuru mağara, alttaki ise sulu mağara veya dupnisa mağarası olarak bilinir. bu iki mağara birbiriyle bağlantılı olup ikisi arasında 30 m. kot farkı bulunmaktadır. kuru mağara 900 m. sulu mağara 1700 m. olmak üzere toplam uzunluğu 2600 m. olup üstteki kuru mağara sarkıt, dikit, sütun, damlataş yönüyle sulu mağaraya göre daha zengindir. sulu mağaranın girişinde karstik olarak oluşmuş bir kemer yer almaktadır. ortalama sıcaklık kuru mağarada 17 c, sulu mağarada ise 10 c'dir. sulu mağarada ise bu oluşumlar hâlâ devam etmektedir.
  • antik çağlarda, muhtemelen insan kurbanını da içeren, dionysos ayinleri yapılan mağara. hatta dionysos kelimesi ile dupnisa/nyssa (mağaranın o zamanlardaki adı) arasında etimolojik bir âlâkâ olabileceği söyleniyor.
  • doğanın trakyaya bir armağanı olduğunu düşünüyorum. gizli kalmış bir cennetti fakat, ne yazık ki, artık gayet göz önünde. bu mağaranın turizime açılmasının iyi mi kötü mü olduğunu bir türlü kesitiremedim. turizme açıldıktan sonra çok büyük hayal kırıklığına uğradım. içerisinde inanılmaz acemice yapılan ışıklandırma görsellik katmııştır katmasına ama içerisindeki canlı hayatı ve mağaranın oluşumunu kötü şekilde etkilediği gözle görülür bir gerçek.
    mağarada yapılan aydınlatma yüzünden ışık olan yerlerde belirgin bir bozulma vardır.sonuçta oluşumu devam eden bir mağaradır burası. eskiden mağaraya kadar orman içinden yaptığımız yürüyüşleri düşünüyorum da, oradaki patikaları bizler oluşturmuştuk. artık orman içinde bile onlarca yürüyüş parkuru var.
  • bu yıl ilk kez gittiğim sahane mekan. mağaraya girmeden 10-15 metre önce blok kayadan oluşan bir kemer karşılıyor sizi ve yaz günü gitseniz bile burdan itibaren içinizi üşütecek bir soğukluk gelmeye başlıyor.mağaraya girince ilk başta sulu mağaradan geçiyorsunuz gezilmesi için bir bölüm yapılmış ama bu yerin yanından dere gibi su akıyor.bu bölüm ciddi anlamda soğuk oluyor kendimi burada buz dolabinda geziyormuş gibi hissettim.bu şekilde 5dk kadar yürüdükten sonra merdivenleri çıkmaya başlıyorsunuz böyledikle kuru mağara denen bölümü gezmeye başlıyorsunuz. kuru mağaradaki sarkıt ve dikitler harika. (damlataş mağarasına benzer bir bölüm) bu bölümüde merdivenleri çıkarak geçtikten sonra tepede karşınıza demir bir kapı çıkıyor ve buradan sonra ister geri döner mağaranın içinden geçersiniz istersenizde dağın eteğinden tekrar mağaranın ağızına geri dönersiniz. ben tekrar mağaranın içinden çıktım bir kez daha mağarayı incelemek için. hatta ikinciye tekrar girmeyi düşündüm ve mağaranın girişini bile geçtim ama daha kuru mağaranın gelmeden kapıdaki görevli çıktığımızı sanıp jeneratörü kapattığı için korku içinde geri dönmek zorunda kaldım.(karanlıktan ölesiye korkarım)

    eğer yolu yakınlarına düşen olursa mutlaka burayı gezmeli ve giderken veya dönerken dupnisa alabalık çiftliğinden balık yemeli. hayatımbu bu kadar güzel alabalık yemedim birde bu zamana kadar gittiğim en ucuz mekanlardan biriydi. normalde ufacık alabalığa 10-12 lira istenirken burada kocaman balık 8 liraydı. çok aç olmama ramen bir balığı bitiremedim.

    edit: imla
  • demirköy'deki taş mekan'da kafaları çektikten sonra uğradığımız yer. fakat saat 17:00'i geçtiği için mağara ziyarete kapanmıştı. aylardan mayıstı. 5-6 tane piknik masası var orada. kenarda da bir akarsu var. bir sonraki sefere erken gelir, bu kez de bu akarsuda içeriz deyip geri döndük. 2-3 hafta önce gittik. mağaranın önündeki alanda nereden baksan 50-60 tane araba vardı. bu kadar kalabalık olacağını düşünmüyordum. içeriye girelim, gelmişken dolaşalım dedik. giriş ücreti 3 tl olmuş. mağaraya girişimizi yaptık. bizi bir rüzgar karşıladı. hafif esiyor. bolca ışıklandırma var içerde. 10 dakika boyunca yürüdüğünüz zaman mağarayı boydan boya gezebiliyorsunuz. mağaranın üst bölümü yani kuru kısmı daha güzel, bolca sarkıt var. oradan çıkıp yemek yedik. sucuk ekmek 5 tl, ayran 50 kuruş. (kuruştan bahsetmişken şunu da eklemeliyim, camlara yapıştırdığınız '0.50 kuruş' 1 kuruşun yarısı anlamına gelir. bir şeye 50 kuruş fiyat belirlediyseniz onu '50 kuruş' şeklinde yazmanız gerekir. 0.50 kuruş ne aq, 0.50 olan tek icat vardır o da desert eagle)

    mağara ziyareti bahane, temiz havada içmek şahane. mağaranın tam karşısındaki akarsuya rejisör sandalyelerinizi atın ve rakının keyfini çıkarın. haftasonu kalabalık oluyor. hafta içi gitmek daha mantıklı.