şükela:  tümü | bugün
  • şarkısı, filmi, rüyası gibi bilimum çeşide sahip bir kategorinin şiir ayağı; önce adıyla, sonra da sonuyla vuran şiirlerdir bunlar. okurken yer yer açığa çıkan iniş-çıkışlarıyla içinize işler, ağlayasınız gelir. söz olur, inadınız kırılır, "ne olursan ol, yine gel," denir, hasretiniz katlanır...

    yusuf hayaloğlu'ndan demek şimdi gidiyorsun da bunlardan biridir.
  • bilumum attila ilhan ve nazim hikmet siirleri. bak heyecan yaptim simdi, elim ayagima dolandi; hangisini örnek versen ötekine haksizlik oluyor.

    (bkz: sana ne yaptılar)
    (bkz: beni bir kere dövdüler)

    (bkz: yasamaya dair)
  • sevgili, yarılan kafasının hıncıyla ve kafa yarma amacıyla size fırlattığında, etkisi newton newton artan şiirlerdir;

    kirpi gibisin çocuk;
    her tarafın diken,
    kim elini uzatsa
    delik deşik.

    üstelik sen de kan içindesin.

    (bkz: attila ilhan)
  • nasıl bittiyse,
    bundan öncekiler
    bu da biter.
    bite bite ben de biterim,
    olur biter.

    (bkz: aziz nesin)
  • sizin alınız al inandım
    sizin morunuz mor inandım
    tanrınız büyük amenna
    şiiriniz adamakıllı şiir
    dumanı da caba

    bütün ağaçlarla uyuşmuşum
    kalabalık ha olmuş ha olmamış
    sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
    ama sokaklar şöyleymiş
    ağaçlar böyleymiş
    ama sizin adınız ne
    benim dengemi bozmayınız

    aşkım da değişebilir gerçeklerim de
    pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
    yangelmişim diz boyu sulara
    hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
    hiçbirinizle dövüşemem
    benim bir gizli bildiğim var
    sizin alınız al inandım
    morunuz mor inandım
    ben tam kendime göre
    ben tam dünyaya göre
    ama sizin adınız ne
    benim dengemi bozmayınız

    (bkz: denge)
    (bkz: turgut uyar)
  • tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil
    çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil

    ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
    ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

    yine endîşe bilir kadr-i dür-i güftârım
    rûzigâr isedenî dehr ise sarrâf değil

    girdi miftâh-ı der-i genc-i ma'âni elime
    âleme bezl-i güher eylesem itlâf değil

    levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i nef'î
    tab'-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

    *
  • tekrardan yusuf hayaloğlundan gelsin o zaman, hangi ayrılık.
    gözleri intihar mavi, sayfa 76.

    hangi gün karar verdin,
    küt diye çekip gitmeye?
    hangi lafım dokundu sana,
    böyle inceden inceye?

    hangi otobüs söyle,
    hangi uçak, hangi tren;
    seni benden götüren,
    beni bir kuş gibi öttüren?

    hangi kırılası eller dolanır şimdi,
    kırılası belinde?
    hangi rüzgar şarkı söyler,
    o ay tanrıçası teninde?

    hangi çirkin gerçek uğruna,
    tükettin güzel ütopyamızı?
    hangi boşboğazlara deşifre ettin,
    en mahrem sırlarımızı?

    hangi cama kafa atsam;
    hangi kapıyı omuzlayıp kırsam?
    hangi meyhanede dellenip,
    hangi masaları dağıtsam?

    ben de bu sersem başımı,
    karakolun duvarına vursam!
    kendimi caddeye atıp,
    arabaların altına savursam!.

    hangi tercih beni,
    en hızlı şekilde öldürür?
    hangi şekil öldürmez de
    ömür boyu süründürür?

    kayıp ilanı mı versem,
    şehir şehir dolanmak yerine?
    ödül mü koysam, ölü veya diri,
    seni bulup getirene?

    hangi ayrılık var ki,
    böyle diş ağrısı gibi, durmadan zonklasın?
    hangi cam kesiği var ki
    böyle musluk gibi, içime damlasın?

    hiç sanmam, hasta kalbim,
    bunu bir süre daha kaldıramaz..
    feriştah olsa, böyle
    eli-kolu bağlı, bekleyip duramaz!..

    hangi mübarek dua,
    hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye?
    hangi aptal mazeret ikna eder,
    ateşimi söndürmeye?

    olur mu be, olur mu?
    bu da benim gibi adama yapılır mı?
    aşk dediğin mendil mi;
    buruşturup bir kenara atılır mı?

    vefa bu kadar basit mi?
    alınır mı, satılır mı?

    hangi hırsız çaldı
    seni yırtık cebimden?
    hangi pense kopardı,
    bizi birbirimizden?

    hangi uğursuz hamal taşıdı valizini?
    hangi çöpçü süpürdü,
    yerden bütün izini?

    hangi yaldızlı otel,
    çarşaf serip barındırdı?
    hangi süslü manzara,
    seni kolayca kandırdı?

    hangi şarlatan imaj,
    böyle çabuk ilgini çekti?
    hangi pembe vaatler,
    o saf kalbini cezbetti?
    *
    dağ gibi adamı eze-eze,
    hangi anası tipli parlak çömeze
    hangi alemlerde kahkahanı ettin meze?

    hangi yamyamlara yedirdin,
    o masum rüyamızı?
    hangi mahluklar çiğnedi,
    el değmemiş sevdamızı?

    hangi bıçak keser şimdi,
    benim biriken hıncımı?
    hangi mermi dağıtır,
    insanlara olan inancımı?

    hangi bekçi,
    hangi polis artık zapteder beni?
    ve hangi su bağışlatır,
    hangi musalla temizler seni?

    şarkı:
    hangi sevgili var ki
    senin kadar duyarsız ve kalpsiz?
    ve hangi sevgili var ki
    benim kadar çaresiz?

    hangi ayrılık var ki
    böyle kanasın ve böyle acısın?
    ve hangi taşyürek var ki
    benim kadar ağlasın?

    **
  • cenneti geçince solda cehenneme varmadan pek mutlu

    daha çok ali'ye görülmüştür...

    üzüyorum tülleri. cehennem!
    cam sapaklardan iniyorum bakışlarımı
    iniyorum çırakmanlar öyle çağırdı
    eşkalimi iniyorum ferim var inmeye
    kan da iniyor urbalarımdan
    yalın yürüyorum ahir adamlarımı.

    kavimsizim alnım kükürtlü
    mezhepsizim saçlarımı kestiler
    saçlarımda sebepleri öldü yokuşların
    -saçlarım en annem anlarımdan örüldü
    yeniden en kırmızıya açıldı kapılarım
    yanlarımdan bir ağaç öldü diyemedim kimseye
    dile gelsem fırsat söyleyecektim yazıklarıma
    oturup karar bağlayacaktık rugan dudaklarıma

    geceler şakağa varmadı varabilmedi
    her sigaradan aynı ölmedi ciğerlerim
    zan çözülmedi gerdanlığımdan
    her karşıma bir kaknüs gelip oturdu
    bütün sarnıçlarla tarihi üstlerime indiler
    inilmiş çatılara kem çocuklar üşüştü
    anneler dul kaldılar yüzümden
    babalar yetim
    babalar bana küsmüştü
    erkek kardeşler.

    fazlasıyla anlıyorsun sevgilim
    aslanlar var.
    bütün kapılarda bütün ahşap kapılarda
    ani bir töre gibi şehri çaldılar
    üstümüze çaldılar gözümüzden yapıştık
    anlamıyorsun sevgilim
    öldü eski adamlar
    anlamıyorsun.

    ve biz ali'yle konuşup durduk bunu
    ben onun sırtına baktım o benim göğsüme
    ne o benim babama rastladı
    ne ben bir oğul gördüm ona bakarken.
    bu kamburluk doğum lekesi dediler
    bizi bir rahim bükmüştür belli
    bizi bir rahim çok önceden duymuştur
    boyumuz büyük söylenmiştir kızken annelerimize
    annelerimiz korkmuştur.
    ve allah yetişmiştir ve örs ve çekiç ve ağlamayı bilmeden
    çifte sus verilmiştir
    büküklüğümüze.

    anlamıyorsun sevgilim
    bestami’yi cüppesine astılar.
    haysiyeti örselendi kedilerin
    kedilerin dili varmadı allah ölmez demeye.
    ben de kıyas öğrendim dergahında anaç
    köpeklerin himmetine sığındım
    bir kemiğe uğunmayı öğrendim açlığın ilmiyle
    ve gömdüm onları gasledip salyalarımla
    öptüm mezarlarını unutmamak için
    ve anlamıyor annenler sevgilim
    bestami’nin cüppesini aldılar.

    ali’ye gidiyorum diyecektim
    ali gitmişti trenlerden çantalarla
    ben azıksız kalmıştım
    mezarları öpmeseydim ölecektim
    -ne çok kemik vardı toprakta.

    insanken yemeden olmuyordum
    dedelerimi yemiştim babam ikram etmişti
    babalar babalarını yiyordu
    dindarlar peygamberleri.
    cumhuriyet doymak bilmiyordu.

    insanken okumazsam ölüyordum
    çoraplarıma göreydim çoraplarım her şeyi biliyordu
    yeleğim kadar bilmiyordum ben gerçeği
    bir yelek de bir ilmek kadar bilmiyordu üstelik
    üstelik insan çıplakken korkuyordu
    ayaza intisap etmiyordu ten
    zannediyordu üşürken kendisini.

    beni kerub’un kollarında böyle buldular
    suçunu üstüme almadım ömrümün
    kediydim ben köpektim
    neye baksam allah’tan biliyordum
    hayvanların suçu değildi sahipleri
    ve çekilmezdi bir köpek hesaba
    avcının tavşana ettiklerinden.

    insanken kaç kez ölmeyi denedim
    insan ölse bile ölemiyor
    hep yanlış yaşıyor birilerinin aklında
    birilerini düşündükçe ikmale kalıyorsun
    zaten leyla da intihara inanmıyor
    önce leyla ölüyor sonra
    ölsen de ölemiyorsun.

    görmüyor musun sevgilim
    aslanlar var.
    leş gibi yapıyorum tehlike kapımda.
    çakallar okullarımı dişliyor
    öğretmenlerimi kemiriyor ses etmiyorum.
    amirlerime kadar sıyırıyor çakallar
    lezzetli evliyalarım bitiyor.
    kurtuluş harbim patlıyor bir pençe darbesiyle
    devlet dişlere direniyor.
    ve kaldırıyor bir karga dalağımdan hilafeti
    bütün şüpheleri çiğniyor sırtlanlar
    can korkusu kalıyor omurgamda yalnız
    köpek oluyorum ve kedi.

    omurgamda yalın mı yalın yük
    yükler ahşaptan münezzeh
    hurmadan ve bezden münezzeh.
    rehbersizim omurgamda olasılık yok
    omurgamda kalanlar yerli yerinde.
    aya çıplak gözle direnir kirpiklerim
    ağzım elbette mümkün ve cahildir
    damarlarım bağışıklıktan münezzeh.

    omurgamda ölmemek programı
    omurgamdan bağlıyım nefesime
    tasadan ve ahlaktan münezzeh bakışlarım
    her şey andan münezzeh nesneler hayal gücümden
    allah allahtan münezzeh.

    anlıyor musun sevgilim
    aynalar var.
    yazıyı büker gibi bakıyoruz birbirimize
    taş bükülüyor çocuk bükülüyor ekmek bükülüyor
    ağacı büküyor bakışlarımız
    büküldük göz değdikçe göğsümüze.
    anlamıyorsun sevgilim
    kendini görmez bir köpek suya bakarken
    anlamıyorsun.
  • davet
    bekliyorum
    öyle bir havada gel ki,
    vazgeçmek mümkün olmasın.

    orhan veli kanık