şükela:  tümü | bugün
  • birkaç gündür peru'nun inka kalıntıları ile ünlü cusco şehrindeyim.

    biraz önce kaldığım hostel'in lobisinde otururken daha önce burada hiç görmediğim bir köpek girdi kapıdan. ben telefonumla meşgul, dünyadan soyutlanmış bir şekilde otururken 4-5 kişinin yanından geçerek benim bulunduğum koltuğun yanına gelen köpekle yüz yüze geldim.

    aslında o an farkettim onu. içeri girenin bir insan olduğunu düşünüyordum, çünkü daha önce bu hostel'de hiç köpek görmemiştim. yavrucak geldi yanıma ve durdu. ben ona baktım o da bana baktı.

    neden bilmiyorum ama genel olarak tüm hayvanlar beni sever. buna eminim. sanırım o da bunu hissetti ve herkesi es geçip bana geldi. yaklaşık bir dakika birbirimize baktıktan ve iç ses ile mimiklerin yardımı sayesinde iletişim kurduktan sonra hafif bir tebessüm ettim köpeğe. o da aynı şekilde karşılık verdi bana. sonra da arkasını döndü ve kapıya doğru yürümeye başladı.

    o an anladım; bir ayağı belli belirsiz topallıyordu. hiç kimse ile muhattap olmadan, geldiği kapıdan geri gitti.

    bana gülümsemesi, arkasını dönüp giderken hafif topallaması ve kapıdan çıkış anı sonrasında neden bilmiyorum ama aklıma şafak pavey geldi. sanırım zihnim; meclis kürsüsünde kullandığı sevimli dil ve yüz ifadesi, konuşma sonrası herkes için bıraktığı o güzel gülümsemesi ve alkışlar eşliğinde tüm hanımefendiliği ile hafif de topallayarak yerine geçmesini eşleştirdi .

    bu dünyaya gözümü açtığımda iki engelli vardı ailemde. geniş bir aileye sahiptik aslında. yaşlı olduğu için bizimle yaşayan babaannemin annesi ile büyük halamın engeli vardı.
    halam küçükken çocuk felci geçirmiş ve sağ eli sağ ayağını tamamen olmasa bile büyük oranda kaybetmiş. babaannemin annesinin ise yüzünde doğum lekesi kalmış ve yüzünün bir tarafı tamamen kırmızı olarak yaşamını idame ettirmiş.

    çocuk aklımla çok üzüldüğümü hatırlıyorum onlara. öyle çok üzülüyordum ki o hallerine, benden bi' şey isteseler de hemen yapsam diyordum kendimce. bilmiyorum neden ama onlara karşı bir şey yapmak içimi biraz olsun rahatlatacak diye düşünüyordum. hayatım boyunca bana böyle bir bedeni layık gördüğü için binlerce kez şükrettim allah'ın, onlara bu engelleri yaşattığı için kendimi borçlu hissediyorum galiba.

    çocukken camiye gitmeyi çok seviyordum. sadece cuma namazlarında değil; teravih, bayram veya vakit namazlarında da gitmeye gayret ederdim. pek iyi bildiğimden de değil namaz kılmayı. ama orada olmak çok huzur verirdi bana. hala da aynı duyguları hissederim.

    günlerden bir gün hoca, cuma hutbesinde şöyle bir şey söylemişti: "engeli olana acımayın, allah onları test etmek için öyle yarattı, siz onlar için sadece allah'tan yardım talep edin. acırsanız günah işlersiniz."

    bu sözleri duyduktan sonra zihnimdeki engelli tanımı tamamen değişmişti. o andan itibaren hiçbir engelliye acımadım ve ne zaman engelli görsem allah'ım sen yardım et dedim.
    tabii ki ben de kendimce yardımda yine bulundum ama hiç acımadım. mesela bir engellinin dilendigini görünce az veya çok hemen yardımda bulundum. mesela sokakta görme engelli birini görünce yanına gidip "istersen birlikte yürüyebiliriz, sana etraftakileri anlatabilirim" dedim. ya da iş yerime bir engelli geldiğinde, personele fırsat vermeden onunla ben ilgilenerek arkadaş olmaya ve sadece alışveriş için değil, sohbet etmek, çay içmek ya da geçerken 2-3 dakika bile olsun oturup dinlenmek için gelmesini sağlamaya çalıştım. hele zihinsel engelliler. 25 yaşındaki zihinsel engelli birey bir bakarsınız 10 yaşındaki bir çocuk olur, bir bakarsınız 40 yaşında aklı başında yetişkin. her zaman o an ne hissediyorlarsa onlarla birlikte onu olmaya çalıştım. bazen çocuk olup çekmeli araba sürdüm bazen de bir yetişkin olup "sevgilisinin" ona neden böyle "kötü" davrandığını, aslında bir kadın veya erkeğin sevgilisine nasıl naz yaptığını izah etmeye çalıştım.

    pek kimse bilmez ama engelli çok arkadaşım oldu. dostum oldu diyemiyorum çünkü amına koduğumun ülkesinde engelli vatandaşlarımız ne yazık ki "sonradan" kimseyle dost olamıyor. nedenlerini yazmaya gerek bile yok. herkes çok iyi biliyor. imkansız değil biliyorum ama çok zor bir şey bu.

    neredeyse bir dakika geçirdiğim köpek sayesinde aklıma gelen şafak pavey'i ilk tanıdığımda çok etkilenmiştim. hayat hikayesi, geçirdiği kaza, sonrasında kocası ile olan ilişkisi, yaşama tutunması, eğitimi, çalışma hayatındaki başarıları, milletvekilliği ve "milletvekilliğinden istifası."

    tam 7 ay önce bugün, bir daha geri dönmemek üzere terkettim o güzelim ülkeyi. (birçok nedeni var bunun, zamanı gelince yazmaya çalışacağım.)
    bu sırada da 2000 yılının başında hayatıma giren ve o tarihten beri istisnasız her gün saatlerimi harcadığım, dünyaya, hayata ve insanlara bakış açımı tamamen değiştiren ekşi sözlüğe, bir yazı dizisi(!) ile dönmeyi hayal ediyordum.
    ama bugün bir köpek sayesinde hatırladığım bunca şeyi yazmak istedim.

    sana söylüyorum muharrem hoca!

    ben, sen ve tüm ülke biliyor ki seçim ikinci tura kalırsa orada sen olacaksın. bu kadını ikna et hocam ve bakan yapacağını açıkla. aile ve sosyal güvenlik bakanlığına bağlı bu birimi ayır ve engelliler bakanlığı haline getir. hem ülkemizdeki milyonlarca engelliye umut olacağını müjdele hem de şafak hanımla birlikte milyonlarca yurttaşımızın testi geçmesi için fırsat yarat. allah katında çok büyük sevabı olur bunun.

    sormazsın demeyeceğim çünkü biliyorum eğer bir şekilde bu yazıyı okursan sorarsın başka ne düşüncen var diye.
    aslına bakarsan bence bir de mülteciler bakanlığı'na acil olarak ihtiyacı var bu ülkenin. hatta bi' ara chp buna benzer bir bakanlığın kurulması için rapor mu yazmıştı, bi' şey yapmıştı. tam hatırlayamadım şimdi ama sen yine de bu ayrıntıyı pek dinlendirme. sen de biliyorsun ki bu bakanlığı layıkıyla yönetebilecek kişilerin başında yine şafak pavey geliyor.

    valla gerisini bilemiyorum. ama sen yine bi' konuş, bi' şekilde ikna et. siyasetçi adamsın, yaparsın. ikna edemezsen de sen yine bu bakanlıkları kuracağını şimdiden söyle meydanlarda. o nasıl olsa dayanamaz, dışarıdan da olsa desteğini hiçbir zaman esirgemez. :)

    - konudan bağımsız kişisel görüş -
    belirtmek isterim ki bu seçimlerde seçilmeni hiç istemiyorum. bu ülkede ne zaman sağcılar ve muhafazakarlar ekonomiyi ve düzeni yerle bir etti sonrasında sosyal demokratlar geldi ve kabak onların başına patladı. bu sefer uçuruma sürüklenmiş değil, uçurumdan atlamış bir ülke var ve ben havada yakalamaya çalışmanı istemiyorum açıkçası. çabanı ve umudunu takdir ediyorum, haftalardır milyonlarca yurttaşa yaşattığın sevinç için de kendi adıma teşekkür ederim ama çok iyi biliyorsun ki yerçekimi diye bir şey var. seçimi kazanır ve uçurumdan atılan bu ülkeyi havada kaparsan bu sefer kabak sadece sen, chp ve chp seçmenine patlayacak. arkanda ne iyi parti ne de saadet kalır benden söylemesi. sonrası mı? yazmaya gerek bile yok.

    aslına bakarsan zaten ülke insanın ve ülkenin hali ortadayken seçileceğini de hiç düşünmüyorum. hatta ilk turda erdoğan'ın %52- 54 alacağını düşünüyorum. geçen sefer tam ayarlayamadılar, ellerine yüzlerine bulaştırdılar. bu sefer adımlarını çok daha sağlam atacaklardır. ha olurda ikinci tura gitmesini isterlerse eğer %60'a kadar yolu var.
    ama bu kampanya dönemi seni bir sonraki aşamaya çok iyi hazırlıyor bunu görebiliyorum. oy kazan diye de söylemiyorum bunları. insanlar ilkeli siyasetini daha iyi idrak edebilsin, yarın bir gün lazım olduğunda kimin arkasından gitmesi gerektiğine şimdiden karar vermeye başlasın diye diyorum.

    bu ülkede büyük türk tarihini kavrayabilen, cumhuriyet dönemini kornolojik sıralama ile tarafız bir şekilde okuyan, osmanlı'nın gerçek tarihini araştırarak saray, azınlık ve türk halkı arasındaki devasa yaşam kalitesi farkını görebilen, avrupa ve balkanlarda tarih boyunca yaşananları yorumlayabilen, orta doğudaki müslüman devletler üzerinde oluşturulan terör/para destekli kontrol mekanizması ile halkın birbirine kırdırılması ve bunun neticesinde getirilmek istendiği söylenen demokrasi anlayışını görebilen ve bizzat kendi ağzıyla eş başkanı olduğunu açıkladığı malum projenin ne olduğunu bilen aklı başında her türkiye vatandaşı, hedef 2023 derken ne anlatılmak istendiğini çok iyi anlıyor.

    umarım 2023 yılına kadar başına bir iş gelmez sayın ince.
    dikkat et kendine, selametle.

    *
    inşallah benim düşüncelerim yanlıştır.

    cusco/peru
    06.06.2018
  • okumayı çok isterim ama biri özet geçerse