şükela:  tümü | bugün
  • 2017 nobel ekonomi ödülünü alan richard thalerin kavramsallaştırdığı, ingilizcede nudge theory olarak geçen teori. klasik iktisatın tersine insanın akılcı bir varlık olmadığı ve çoğu seçimini dürtüsel, fazla düşünmeden, anlık, başkalarından veya durumdan etkilenerek yaptığını savunur ve insanların akılcı seçimler yapabilmeleri için biraz “dürtülmeye” ihtiyaçları olduğunu söyler. dürtme teorisi, insanları belli yönde seçimler yapmak için kanalize ederken yasaklamalardan, baskılardan kaçınmanın ve bunların yerine insanın o yöndeki seçimlerini teşvik edici, genelde bilinçaltına hitap eden, seçimi kolaylaştırıcı düzenlemelerin yapılmasını söylemekte.

    örneğin insanlar, ürünlerin rastgele yerleştirilmiş olduğu bir markette, kendi sağlıkları için uygun olan besinleri seçmek yerine ulaşması ve hazırlaması en kolay ve en ucuza çıkacak besinleri tercih etmektedirler. sağlıklı besinlerin daha çok tercih edilmesi için, bunların insanların daha kolay ulaşabilecekleri noktalara konulması, görsellik olarak da ne kadar faydalı olduklarının vurgulanması birer “dürtme” örneğidir.

    amsterdam’daki umumi tuvaletlerdeki pisuarlarda, erkeklerin dışarılara işemesini önlemek için, pisuar giderinin yakınına bir sinek resmi koymak, dolayısıyla pisuarları kullananları işerken sineği vurmaya teşvik ederek etrafa işemelerini engellemek, şahane bir “dürtme” örneğidir.

    bu tür konulardan hoşlanıyorsanız (bkz: davranışsal iktisat)
  • geçen hafta bunun hakkında 5 dakikalık bir yazı yazmıştım (blogdaki orijinali ve medium'daki hali), burada daha kolay okunabilmesi için maddeleştirdim.

    1) bunun aslı nudge (okunuşu "nac"). hafifçe ittirmek, çaktırmadan yönlendirmek manasında kullanılıyor, nobel ödülü sahibi thaler tarafından.pisuvardaki sinek favori örneği.

    2) örneğin otoriter rejimlerde iş basittir, kural koyarlar, bekçi dikerler ve tuvalette çişini dışarı taşırana hapis cezası verirler.

    3) klasik ekonomistlerin rejimi ise teşvik (incentive) üzerine kuruludur. mesela tuvalete girişi paralı yapar ve çişini sıçratmayana çıkışta parasını iade eder.

    4) davranışsal ekonomistler bir adım ileri gidip, bariz ekonomik çıkarlara göre değil, psikolojik yatkınlıklara (cognitive bias) göre yönlendirme yaparlar. pisuvara işeyenler, oradaki sinek çıkartmasına fazla düşünmeden nişan alıyorlar. bekçisiz, turnikesiz, ucuza tuvalet temizliği.

    5) daha önemli bir örnek: organ bağışı. avrupa ülkelerindeki potansiyel organ bağışçısı oranları ya çok yüksek (%99 civarı) ya da çok düşün (%10 altı). bu farklar kültürle açıklanacak gibi değil. kök sebep default bias. nedir bu?

    6) bazı ülkeler her ehliyet alanı otomatikman bağış listesine kaydediyorlar, istemeyen olursa listeden çıkabiliyor (opt-out). pek kimse çıkmıyor.

    7) diğer ülkelerse opt-in düzenlemesi yapmışlar: kimse otomatikman bağışçı değil, o listeye kaydolmak için minimum bir çaba gerekiyor. pek kimse kaydolmuyor, bağışçı olmayı doğru bulmalarına rağmen.

    8) insan tembel ve koyundan hallice bir varlık. bir seçim yapmaya zorlanmazsak, sistemin bize önerdiği default seçenekle devam ediyoruz. ben de emeklilik kesintilerimin yatırıldığı fonu değiştirmemiştim yıllarca.

    9) bir de üstüne, sanki o opsiyonu derin analizler sonucu seçmişim gibi sonradan kendime hikayeler uydurdum. geriye dönük rasyonalizasyon sürekli yaptığımız bir şey.

    10) thaler benzer örnekleri 2008'deki nudge isimli kitabında toplamıştı. sistemi akıllıca tasarlayarak, insanları daha mantıklı seçeneklere doğru ittirmek mümkün. tabii abartıp, halk için halka rağmen diyen otoriter rejimlere dönüşmemek lazım. insanların hata yapma özgürlüğü olmalı. bu dengeyi tutturmak için, normalde birbirine zıt iki terimi birleştirip “liberteryen paternalizm” diye bir kavram uydurmuş thaler.

    11) bunun bir nevi manipülasyon olması yönündeki eleştirelere cevabı: evet ama seçimlerimiz normalde de özgür ve objektif değil ki. insan doğasından gelen bazı sistematik hatalar var. herkes aynı hataları, aynı şekilde yapıyor. doğa bizim seçimlerimizi ciddi biçimde manipüle ediyorsa, biz niye ufak ayarlar çekmeyelim?

    12) örnek olarak, organ bağışına dönelim: yeterince "liberteryen" olmak için, milleti otomatikman listelere kaydetmek yerine, illa bir seçim yapmaya zorlamak mümkün: "ehliyet almak için organ bağışı sorusunu cevaplamanız şart, evet mi hayır mı?"

    13) yeterince "paternalist" olmak için de, bu sorunun altına, “organ bağışı listesindeki ortalama bekleme süresi 26 ay. ve yeni ehliyet alanların %92'si organ bağışçısı olmayı seçiyor” bilgisi koyulabilir.

    14) insan sosyal bir hayvan olarak evrildiği için, komşularının davranışlarını öğrenmesi, kendi davranışını değiştirmesinin en etkili yolu. default bias'tan da kuvvetli bir etki bu.

    15) bu da bir çeşit manipülasyon ama bu bilgileri vermezsen, sırf “bağış mı değil mi” diye sorarsan, o seçimin ne değeri var? "%100 özgür seçim ortamı" diye bir şey yok, ve olsaydı da manasız olurdu.

    ***

    not 1: organ bağışçısı olun. kök hücreden yetişmiş kişiye özel yedek organlara veya sentetik organlara daha var.

    not 2: arkadaşlarınızın %92'si beni düzenli olarak takip ediyor, hayır duaları ediyor. siz bilirsiniz artık, ben karışmıyorum.
  • "insanlar gerçeği öğrenmeden, onun etkisinde kalırlar"

    özeti budur.