şükela:  tümü | bugün
  • gaz duygusu.
  • düşman olma durumu, adavet, hınç sahibi olmak, husumet beslemek, yağılık, hasımlık.

    cümle içinde kullanımı:
    "kadın ve erkek arasındaki savaşı kimse kazanamayacak. düşmanla fazlasıyla işbirliği var."

    henry kissinger
  • adavet.
  • "ölsem gam yemem"
    * kınından çıkan kılıç
  • halklar arasında değil, hükümetler arasında olabilecek bir durumdur.
  • (bkz: #16381216)
  • --- spoiler ---
    aslında uzun düşmanlıklar da bir sadakat meselesidir.
    --- spoiler ---
    ece temelkuran
  • genel geçer hükümetlerin ve iktidar adaylarının yüzlerindeki sivilceleri mucizevi bir şekilde geçiren sihirdir, şeçim vaadidir, üç ay ertelemeli bedava görünümlü altın gibi kredidir.
  • baslamasi icin ofkenin mi altan alta olan nefreti azdirdigi yoksa nefretin mi kivilcimlarindan alevler yaratmak icin ofkeyi bekledigi belli olmasa da bitmesi icin daha fazla savasmak degil artik barismak gerekir.
  • dostluğun başı, düşmanlığın sonu yoktur. bu yüzden atalarımız, 'dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur' demişlerdir.

    bana göre düşmanlık, insanın kendisine silah doğrultmasıdır.

    düşmanlık, ister iki kişi, ister iki toplum arasında olsun, yakıcıdır, yıkıcıdır. güzelliklerin ve iyiliklerin üstünü örter, masumiyet duygusunu yok eder.

    lütfi bergen, 'dostluk, yürürken belirginleşen bir şeydir' diye yazmıştı. 'düşman ayağa bakar' bahsine işte buradan yaklaşıyorum. çünkü düşman, yürümenizi, ilerlemenizi, iyi işler yapmanızı istemez. bekler ki, ayaklarınız birbirine dolaşsın.

    düşmanlığa neden olan çok şey var. sözgelimi, şiddetli kıskançlık, düşmanlığı da beraberinde getiriyor. imrenmek, daha insanî.

    düşmanlık hissiyle dolmuş bir kimse, güzel işleri, iyi niyetleri ve incelikleri görmez. hep kusur arar. merhametsiz ve yıpratıcıdır. sadece karşısındakini değil, kendisini de yıpratır.

    yeri gelmişken, nietzsche'nin şu sözünü de hatırlatalım: 'dünyada hiçbir şey, insanı kin besleme duygusu kadar yıpratamaz.'

    ***

    insanları hemen tanıyamayız. çünkü 'hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde' olur. 'öl, diril, düşmanını bil' sözü kulağa hoş gelse de, ne yazık ki böyle bir imkânımız yok.

    'düşmanın en büyük hilesi, dostluğudur' deniliyor. hak diyenden haksızlığın, merhamet diyenden merhametsizliğin gelmesi gibi, dostluk diyenden de düşmanlık görebilirsiniz. şaşırmayın, fakat üzülün.

    pek kullanılmayan, hatta kullanımdan düşmek üzere olan bir kelimemiz var: zırar.

    zırar, 'karşılıklı zarar vermek' anlamına geliyor. bu kelime, bana kalırsa, cumhuriyet tarihini de özetliyor. suni düşmanların ve düşmanlıkların üretilmesi, sonra da bunların gerçeğe dönüşmesi, dönüştürülmesi. sağ-sol çatışması gibi. sıklıkla tökezleyip düşmemiz bu yüzden.

    durumumuzu en iyi anlatan, ismet özel'in şu dizesidir: 'düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz.'

    örneğin son otuz yılda, çok acı olaylar yaşandı. 'bunu yapan insan olamaz' dediğimiz yüzlerce çirkinlik ve ayıp gördük. hayvan da yapmaz. o halde, kim yapmış olabilir? elcevap: düşmanlık.

    tam da burada, aklıma, nurettin topçu'nun bir cümlesi geliyor: 'düşmanlık, iki canavar benliğin çarpışmasıdır.' bir de soru soralım: o benlikleri 'canavar' haline getiren kimdir, nedir?

    ***

    ilk yazılarımızdan birinde, 'kardeşlik ahlakından' bahsetmiştik. düşmanlığı aşmanın yahut ondan kurtulmanın birinci şartı budur. şimdilerde 'kardeşlik ve dayanışma hukuku'ndan bahsediliyor. ahlak olmadan, bunların hiçbiri olmaz. ahlaklı mıyız, değil miyiz, öncelikle buna bakmamız gerekiyor. cani olduğu söylenenlerden masum olduğunu düşünenlere kadar.

    nasıl nifak ile ittifak, iyilik ile kötülük bir çatı altında barınamazsa, dostluk ile düşmanlık da öyledir. ikisinden birini tercih etmeli ve ona göre davranmalı, yaşamalıyız.

    düşmanlığın bir diğer nedeni de, adaletin olmaması veya eksik olmasıdır. adalet, dünyadan ibaret bir kavram olsaydı eğer, onun için 'mülkün temelidir' tanımını kullanabilirdik. hayır, değil. bu ve buna benzer gerekçelerden dolayı, 'ekonomik nedenler' gibi dünyevî ifadeler bizi ikna etmiyor. çünkü insan, mesela bir ağaç gibi, dünyada başlayıp dünyada bitmez. elbette, kardeşlik de öyledir.

    tekrardan ve gönül rahatlığıyla, birbirimize 'kardeşim' demeliyiz, diyebilmeliyiz. kim ne derse desin.

    (bkz: http://yenisafak.com.tr/…m_tenekeci/dusmanlik/36958)