şükela:  tümü | bugün
19143 entry daha
  • sabah seni uyandırma bahanesiyle sesini duymayı özledim güliz hemde nasıl bir bilsen.
  • bat dünya bat. iki gözün kör olsun da piyango bileti sat. fâ.
    (bkz: humour) (bkz: oğuz atay) (bkz: tutunamayanlar)(bkz: fa)
  • " bi kısa parliament, bide kibrit.
    eyvallah, hayırlı işler.."
    şu dialogtan bile sıkıldığım, gelecek günleri beklemekten usandığım hala dünleri yaşadığım günlerdi.
    hızlı adımlarla uzaklaşırken büfeden, aynı serilikte sigaramı yakıp redkit gibi uzaklaşmak için atıma binmeyi hesap ederken
    fark ettim ki istanbul'da atlar sarı, üzerlerinde avm isimleri yazıyor.
    zaten yine gün batımını denk getirememiş, mutlu insanların umutlarla uyanacağı günü karşılıyordum.
    redkit'inde amına koyayım, kısa parliament'e bişey olmasın.
    binmedim atıma,
    yürümeye devam ettim.
    sahi; bu hayalini geceye boca edip gözlerinin hasretiyle sabahladığım kaçıncı geceydi.
    küçük, porselen suratlım;
    yüksek dozda kokuna muhtacım.
    neyse ki nazan öncel var.
    aklımda hala kutuplara gidip, buzların üzerinden oltamı salıp yakaladığım balıkları akşam rakının yanına indirme hayalleri
    beynimin duvarlarına çarpıyordu.
    hem orda 6 ay geceymiş orta okulda öğretmenim söylemişti, ne çok rakı içilir.
    tamam rakı günah,
    terkedip gitmek sevap mı?
    "herşeyim" derken hiçbir şeyinmiş gibi gitmen hangi kitapta reva?
    bu amına koduğum kibrit üreticileride kaliteyi ne çok bozdular.
    kafamın içi dip köşe soru işareti;
    ardından bakarken gitme desem kalır mıydın acaba?
    belki o kara kuru garson elinde çay ile gelmese seslenebilirdim ardından.
    şimdi " bende bir resmin var, yüzüme bakmıyor .. "
    bütün bu şehir üzerime geliyor, tüm insanlarla kavga etmiş gibi hissediyorum.
    günlerim hep böyle geçiyor.
    seninle elele yürüdüğümüz sokakların köşebaşlarına şimdi hep yalnızlık tezgah açmış.
    vardır bi bildiğin,
    böyle aniden çekip gittiğine göre illaki bir bildiğin vardır.
    neyse..
    bu saatte kutuplara gidemeyeceğimi kabullenip bi kırmızı tuborg bulup rıhtıma indim, sabah işe'de buradan geçicektim.
    herşeyini kaybetmiş adamlar böyle yaparlar;
    sanki bir anlaşmaya mutabıklarmış gibi sabaha karşı şehrin en sote banklarında buluşur,
    hepsi kendilerini bu saatte uyanık kalmaya iten mevzularını suya yansıtırlar.
    ve bu sizin görüp görebileceğiniz en güzel gökkuşağından 13 megapiksel daha güzeldir.
    edebiyata yön veren en güzel cümleler böyle banklarda yazılır,
    "o benim, kabul olmayan en güzel dua'm" diye bir cümle geldi az önce yan tarafta şarap içen dayı'dan,
    belli; acısı taze, dumanı üzerindeydi.
    allahım, biz falsolu kullarını affet.
    beraber bi sigara daha yaktık, olmayanlara ..
    kadıköy'deyiz,
    bu lokasyonunu siktiğim yerinde herkes kaybetmiş, herkes herkesi kesiyor; büyük velinimet !
    sigaramızın ucu kırmızı, şehrin ışıklarına eşlik ederken,
    yüzün işgal etti yine göz kapaklarımı.
    bu bir isyandır sevgilim, senin bana yaşattıklarından razı değilim.
    olur'da karşılaşırsak bi gün moda'dan çıkarken, bana bir bira ısmarla,
    belki seni affederim.
    belki ihtimaller sarhoş olur, ben seni öperim.
    sen bakma bana,
    biraz sarhoşum,
    gülümsüyorum;
    yarın mesai var,
    bira bitiyor,
    sevgilim;
    her nerdeysen gözlerinden öperim !

    - " babalawo (1954) - aşkın dağlarda gezer / 1.baskı .." isimli kitaptan.
  • bence en kral örneği: (bkz: nrcnsnnmnkymmthtsnbrrspccğsn)
  • ben böylesini hiç hak etmedim
    taşımaya gücüm yetmiyor.
  • aşk bozumu dön dön bu şarkıyı dinliyorum. ayrı şehirlerde de değiliz . mal gibi ayrıyız ama. aynı şehirde olunca da bir şey değişmiyor ki...
  • 4 yılımı aldın... her şeye rağmen hiç kimse senin gibi olmadı be. özlüyorum seni...
  • sen;

    ne mayıs sineğinin
    günü birlik
    aşık olup
    peşinde koştuğu
    sevgili

    ne çardak kuşunun
    zahmetli emekleriyle
    sadece çiftleşmek
    ihtiyacıyla özenle
    süsleyerek hazırladığı
    evin kadını
    olabilirsin.

    seni;

    ölümüyle ayrı düştüğü,
    aşkını
    ilelebet kılmak için
    yapılan tac mahal’e
    esin kaynağı olan
    canan’a

    tanrıların,
    hatta doğanında
    eşlik ettiği
    kavuşmasına
    mani oldukları
    kurnaz odysseus’un;
    elleri
    dokuma tezgahında
    iş işlemekten
    nasırlı
    saçlarında güneş ışıklarının
    raksın
    her türlüsünü sergilediği
    güzel penelope’ye

    benzetebilirim.
  • rüyamda elements dersine çalışıyorduk. yine çok huzurluydum ama uyanunca gitti.
  • rica ediyorum, bayım. bu ani veda da nedir böyle, durun biraz. sizinle bir anımı paylaşmak istiyorum. ah, zamanınız mı yok? hem ne diye gözlerinizi kaçırıp duruyorsunuz, ağlayacaksanız benden çekinmeyin lütfen. olur canım olur. hangimiz çıkmaz olduğunu düşündüğümüz sokaklara tereddütle girip geniş caddelere ulaşmadık, söylesenize. bu karamsar halleriniz beni de üzüyor, inanın. çocuklar mı? ne var canım çocuklarda, büyüyüp gidiyorlar işte. sizin sorununuz kendinize karşı çok tahammülsüz olmanızla ilgili. soluklanmanıza müsaade etsenize, kuzucuğum. lütfen zamanı küçümsemeyin. bırakın tüm kederlerinizin üzerinden geçsin. belki de bir tür simyacı gibi, onları değer vereceğiniz anılara dönüştürecektir. ama sabırlı olmalısınız. tamam, anımı sonra dinlersiniz, şimdi gidin. ama lütfen yağmura aldırmayın. bırakır mısınız şu şemsiyeyi. hayır hayır, sizin epey ıslanmanız gerekiyor. ne!? ağlıyor musunuz? ah, tamam, tabii ki sarılabilirsiniz. görüyor musunuz, titriyorsunuz. kuzucuğum, lütfen daha fazla hırpalamayın kendinizi. ya, fikrinizi mi değiştirdiniz, peki, hadi gelin birer kahve içelim. evet, az önce oturduğunuz yer pek rahattı. tabii, öyle buyrun. anım mı? a, evet, arzu ederseniz tabii ki anlatırım. çarpık çurpuk bir evimiz vardı. nasıl yaşanırdı ki bu evde... neler diyorum ben! annem vardı, babam, kardeşlerim vardı... nasıl yaşanmazdı ki bu evde... önünde, etrafı yüksekçe duvarla çevrili parka benzer bir alan duruyordu. aslında ne olduğunu biliyorum. duvarlarla çevrili bu alanın ortasında ne olduğunu biliyorum. yine de bunu bir tarafa bırakalım. bu alanın kapısı sürgülü, ağır bir kapıydı. daha çok karşı taraftaki kullanıldığından bu kapı neredeyse her zaman kitli kalırdı. belki bir kez yapmadım bunu, o kapının üstünden atlayıp az ötedeki akasya ağaçlarının arasında, bakımsız, hiç biçilmemiş çimlerin üzerinde az oyun oynamadım. ama birini anılmaya değer buluyorum. dizlerim yemyeşil olmuş. havası inik bir topla oynuyorum. aman ya rabbi, bu nasıl güzel bir koku. doyasıya içime çekesim var, çok istiyorum ama yapamıyorum. işte böyle, bayım. zaman zaman aklıma bu anım geliyor. kötü mü ettim sizinle paylaşarak? ah, sahi mi, teşekkür ederim. ne oldu, gidiyor musunuz? peki, sık sık gelin lütfen. ama neşenizi de yanınızda getirin. kendinize dikkat edin, hoşça kalın.
22 entry daha