şükela:  tümü | bugün
16548 entry daha
  • kalbinin kilerine mi
    yoksa
    derin dondurucusuna mı
    sakladın
    saksağan gibi
    fark ettirmeden
    benden çaldığın
    ışıldayarak parlayan
    arzuların
    tutku sarmalıyla
    birbirine
    sarmaşık misali
    sımsıkı sarılı
    sevgi duygularımı
  • sen, ben. o kadar.. evek ((:
  • seni gördüğümden beri seviyordum aslında ama bunu sana hiçbir zaman söyleyemedim. başta unuturum sandım, bir süre bu böyle devam eder ve unuturum..

    yolda gördüğüm her saçı hafif kıvırcık ve dalgalı saçlı kadını sen sanmaya başladım, bu arada saçını kestirmekten bahsedirdin bana sürekli, bence saçların böyle çok güzel.

    daha sonraları rüyalarıma girmeye başladın. en son otobüste karşılaşmıştık ve seni senden daha iyi tanıdığımı iddiaa etmiştim. sen de bunun üzerine kendinle ilgili bilgileri bir kartona yazıp, küçük kare parçalara ayırıp benim önüme koymuştun, beni bir sınava tabii tutmuştun yani. aslında çok iyi gidiyordum ki istemediğim bir anda uyanıverdim, uyandığımda hafif bir tebessüm ettim. çünkü belki o zaman uyanmasaydım şu an gördüğüm bu rüyayı hatırlamıyordum bile.

    ben buraya bu satırları yazarken asla utanmıyorum. çünkü sen bu dünyada gördüğüm en güzel varlıksın, güzel dediysem her yönden en güzel.

    ama birgün sana olan bu sevgimin gizli kalması gerektiğini düşünürsem, yazdığım bu entry'mi belki imha ederim.
  • sanılanın aksine zamanın hiçbir şeye yettiği yok. meselâ yetişemiyorum ben aklımda dönüp duran cümlelere. öyle klişe bir durum değil bu. küçük küçük hikâyeler atlıyorum yazmadığım, yazamadığım her vakit. beni insan içine çıkarmayın, içime taşıyorum sonra. hiçbir şeyin, cümlenin ucundan tutamaz oluyorum. yetmiyor işte zaman, kavuşmuyor aklımın içinde dönüp duran dünyaya. aylaklığa, yazmaya, özlemeye ve belki bazen kendim olmaya bile yetişemiyorum. sanki her an bir şeyleri ertelerken, kaçırırken ya da yeterli değeri veremeden onu kaybediyormuşum gibi hissediyorum ben. kimi zaman gözlerinde ömrümün geri kalanını huzurlu bir adam olarak geçireceğim bir kadın oluyor bu, kimi zaman serin bir yaz akşamındayken usul bir müzik eşiliğinde aklımdan bir şeyler dokumak varken. adı değişiyor, yeri, yâri değişiyor ama ben, üstüme devrilen bu zamanın hep gerisinde kalıyorum.
    ama derdim bu değil. zaman bulunur değil mi? her zaman birkaç saat, belki birkaç yıl bulunur. ama kiminle, nerede? söylesene. kendimle mi geçireceğim ben bunca hayatı? aklımda kurduğum, kurguladığım cümlelerin peşinde mi var edeceğim, kendime dair bütün mutlulukları? cevabı hayır. belki hâlâ varsa bir şansım, sonu da umuyorum ki hayır.
  • aklım, haklıyım, et firarını!

    ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin;
    ondan ölümümü diledin.

    mayıstı
    seni o yüzden bağışladım!

    ben en çok mayısta su içerim
    derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
    ben en çok mayısta öne eğerim başımı
    içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.

    avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
    mayısta öğrenmiştim;
    ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
    ve kim bilir
    mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
    tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
    rüzgarda ayakların çıplak
    öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

    kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
    bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
    eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
    tam
    tam yaza girecekken
    yazın omzuna yüzünü dayayacakken
    çekip giden
    ayaklarının altından o son sığınak terası da
    acılarının veliahtı bach’ı da çekip
    gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
    yani… anlıyor musun… mayıstı…

    seni o yüzden bağışladım!

    bir sesin vardı gölgenden ikmale kalan
    biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
    cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
    bu korkunç sevgide
    yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
    el değmemiş yalnızlıklara kalkışmamız
    yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz

    bir evcilik oyununda bile duldum
    hatırla sana dizlerimi
    sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
    çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında
    cazdı, blues’du, klasik kemandı, klasik aşktı
    boktu püsurdu
    hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
    senin gözlerin ham kadınsızdı
    çamurdandı
    ağzımda getirdiğim karsuyunu
    kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin
    yatağa döküldü
    yatağıma döküldün
    yatağına döküldüm
    ve ben bu sonsuz savruluşta o gece
    bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!
    senin oldum!

    ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla
    karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
    senin mahşer atlısı dudaklarına
    en çok da dudaklarına sokuldum!
    üşüyordum,
    üstüme doğru çekip kedi dudaklarını
    bir tay sığınırcasına anasına
    bana ölünle uyudum! anlıyor musun… işitiyor musun…
    cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
    ihtiyarladım… ihtiyarladım…

    ben zaten kendimi aşklarda
    hep kalkışılınmış müthiş intiharlarda yaraladım!
    koştum sürekli
    bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
    bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
    telaşlanır, ağlar
    babasını sorar çevresindekilere
    öldüğünü bildiği halde
    adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
    bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
    bir dikilir bir çöker ya
    kalbine secde eden intikam tam
    tam yaza girecekken
    yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
    sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
    - geri döner… döner değil mi… diye
    birkaç kırık sözcük… buruşuk…
    - öldürürüm o zaman, kurtulurum… deyip sustuğun
    - kaçarım sonra, kimse sormaz… deyip yığıldığın

    nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
    gibi süzülürken mayıs, ah bach!
    ah benim bir kangrunun cebine yerleştirdiği yavrum!
    talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!

    nasıl yedirirdim ihanetini kendime
    o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
    her şey ama her şey elele mayıstı
    seni o yüzden bağışladım!
    uzanıp topraktan çıkarttın beni
    tozumu sildin, hohladın, parlattın
    ovdun ve okşadın beni
    çıktı içimdeki cin;
    ondan
    - gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
    affını diledin.

    mayıs'tı. mecburdum.

    seni o yüzden bağışladım!!!

    küçük iskender
  • samimi olduğumu bilirsin. sadece samimiyetimle sevsen beni?
  • senin için en güzel kelimeleri seçmek değil derdim, en güzel cümleleri yazmaktır isteğim. yok yok, aslında cici kelimelerin dizilerek oluşturduğu güzel cümleler de değil takıntım.
    sonuna geldiğinde, güzel bir anlam , şekilli bir anafikir, hoş bir seda hissedeceğin bir paragraftır amacım.
    basitlik 'tir uzun yolların sonunda gölgeleneceğin ağacın adı. boş, dingin, sıradan, tekdüze ve anlamsız olmaktır anlamım.
    yoksa, nedir ki güzellik , nedir güvenilirlik, nedir bakışlardaki delici tutku; kelimelere kalsa bu işler, yandık !!!
    anafikirdir; basitçe örülmüşlerin ağında çırpınan.
    yoksa sorun değil; yazarım, bilirsin.
  • bir gün bu başlığın işime yarayacağını biliyordum.

    doğum günün kutlu olsun. iyi ki doğmuşsun.

    - buraya heyecanlı alkışlar çizdim. pamuk şekeri renginde olsunlar. -

    var olduğunu bildiğim tüm kusurlarına “rağmen” tanıdığım en müthiş insanlardan birisin. hala böyle düşünüyorum. final four meselesine rağmen. *

    - buraya fb logosu çizdim. rengine dokunmuyorum. -

    zaten bizim aramızdaki mesele, çünkülerden dolayı değil bir şeylere rağmen sevme meselesi idi. kilometrelere rağmen en çok.

    - buraya turkuvaz zemine, turuncu desenli bir uçak çizdim. minik minik kanatları olan, mutlu bir uçak olsun. bir sürü de mil puan koydum içine. -

    iyi ki doğmuşsun. yanında olmasam da sana çok sayıda iyi dilek gönderiyorum, ulaşacaklardır.

    - buraya da keri beyazı bulutlar çizdim. üflediğimde taa oraya kadar gelebiliyorlar. ben yaptım. dilekler yağmur yağınca dökülecek. -

    ali koç’la yakın arkadaş olmanı falan diliyorum mesela.**

    - buraya da koç holding logosu çizeyim, onun da rengine dokunamam. kurumsal kimlik dokunulmazdır. bana kızabilirler. -

    mutlu yıllar mero! hayatının bir dönemine eşlik edebildiğim için mutluyum.
  • seni değil, seni seven duygularımı sevdim ben. çok güzel sevdiğim için kendimi sevdim. sen araçtın, amacım sevmekti benim.

    gelme bi daha istemiyorum seni. ama ben dilediğim kadar düşlerim seni. dedim ya seni sevme duygumu seviyorum ben. seni değil.

    ve ne yazık ki bu duygu şu an seninle atıyor... sana özel bir pay biçmiyorum... hislerimi özel kılıyorum. seni sevmiyorum, bana yaşattığın duyguları seviyorum.
  • kedi ve köpek korkumu zorla, inatla aşmamı sağladığın için, bu güzel duygudan daha fazla mahrum kalmamamı sağladığın için teşekkür ederim. tek katkın buydu ama bu çok değerliydi
5 entry daha