şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
22376 entry daha
  • bende engellisin ama arada girip engellemeyi kaldır yazan sayfana bakıyorum.
    10 tane fotoğraf silmişsin. 983 paylaşımdan 973 paylaşıma düşmüş.
    profil fotoğrafını değiştirmişsin, kırmızılar çok yakışmış sana, içim cız etti o küçücük instagram profil fotoğrafına bakarken .... mideme bir ağrı girdi yine, boğazım düğüm düğüm... gözlerim yaşardı... demek ki yasın 5 evresini atlatamamışım hala...

    bundan tam bir ay önce, "benim yeni bir ilişkim var, bir aydır iyi kötü devam ediyor hala" demiştin...
  • gece yarısı boş yollarda araba kullanıp biraz kafa dağıtmaktı amacım. tek başıma da olsam kendimi güzel görmek beni inanılmaz mutlu ediyordu, özenle simsiyah kıyafetleri üstüme geçirip, simsiyah bir göz makyajı yaptım. amacım gecenin karanlığına iyice uyum sağlamaktı. bu sefer hedefim tam tamına 750 km yol yapmaktı. nereye gittiğimin bir önemi yoktu, önemli olan km sayacının 100347’den 101097’ye çıktığını görmemdi. böylece rekorumu üçe falan katlamış olacaktım. saatte 150 ile gitsem 5 saatte yol biterdi canım. ben ne dersem olurdu, hadi bakalım macera başlasın diyerek “bismiş” dedim.
    arabanın koltuğuna güzelce kurulup radyoyu açtım, içimden de bir dilek tuttum: “allahım şimdi çıkan şarkı benden o’na gitsin.” kayıtlı olan radyo alaturka, metro fm gibi radyo istasyonlarını es geçip yuvarlak arama tuşunu çarkıfelek çevirir edasıyla hızlıca döndürdüm. “i know you'll be a star, in somebody else's sky, but why, why, why can't it be, why can't it be mine” sesini duymamla şarkının adının “black” olduğunu, konseptle ne kadar uyumluysa ruh halimle bir o kadar uyumsuz olduğunu fark etmem bir oldu. uff ne kadar da çok “oldu” dedim, siktir git ergen misin deyip, çarkıfeleği tekrar çevirdim. “y'alabina yalla. ya habibi yalla” çalmaya başladı. heh dedim işte şimdi tam bana göre bir şarkı çıktı. burka giyip oryantal yapıp, o’nu tahrik etmeye çalıştığımı düşünmeye başladım. ellerim kollarım bacaklarım benden ayrı birer varlıklarmış gibi hareket etmeye başladılar. yaptığım şeylerin saçmalığı beni çok güldürdü, o kadar şuh ve sevimliydim ki tam şu anda selfie çekmeliydim. uff bunda çok masum çıkmıştım, hiç beni yansıtmıyordu. dilimi çıkarıp gözlerimin içindeki ferin ışıl ışıl yandığı bir poz yakalamaya çalışıyordum ki bir anda korkunç bir ses duydum.
    sonraki birkaç dakika sanırım bayılmışım. kendime geldiğimde yalpalayarak arabadan inip tok kapı sesini duyurarak kapıyı sertçe çarptım. her ne olduysa olmuştu ama ne kadar güçlü görünürsem o kadar iyiydi. yabılan duble yollardan eser yoktu, kappppkaranlık bir ortamda, yaklaşık 2.5 metre uzunluğunda daha önce hiç görmediğim bir varlık karşımda duruyordu.
    gördüğüm şeyi hızlıca anlamlandırmaya çalıştım. tükürüğümü yutup yutkunmak bile çok zordu, kalp atışlarım muhtemelen 300’ü bulmuştu ve kalp krizi geçirmemem gerekiyordu. karşımdaki “şey” beni korkutmasına rağmen içimdeki heyecan arayan canavarı uyandırmıştı, bu deneyimi sonuna dek yaşamam gerekiyordu. yutkunabilmek için tekrar arabanın kapısını açıp yanımda duran gazı kaçmış kolayı aldım. karşımdakine “şerefe” dercesine tutup bir dikişte bitirip “ooohh” dedim kutuyu buruşturup sert bir şekilde yere attım. hey dostum senin karşında çok sıkı biri var demek istemiştim. yerlere çöp atmak doğru değildi ama neyse şu an prensiplerimi bir kenara koymam gerekiyordu.
    karşımda duran acayip şey bana doğru yürümeye başladı. çok güzel elleri ve bacakları vardı, dişi bir varlık herhalde diye düşündüm. kemikli yüz hatları ve geniş omuzları ise bir erkeği andırıyordu. vücuduna oranla küçük bir kafası vardı ve bedeni bembeyazdı. delici yeşil bakışları, benimkilerden bile uzun simsiyah kirpikleri ile öyle bir bakıyordu ki, bakışlarımı kendisinden alamıyordum. öyle saçma bir durumda bile fiziksel olarak ne kadar da muhteşem olduğunu düşünüyor olmam çok ironik gelmişti. bir kahkaha patlattım. bunun üzerine karşımdaki bakışlar daha da delici bir hale geldi. o an tek istediğim ses tonunu duymak ve cinsiyetini tayin etmekti. neden bilmiyorum buna kafayı takmıştım.
    belki benim sesimi duyarsa kendisi de konuşmaya başlardı. ilk etaptaki hareketlerimin çok itici ve kaba algılanabileceğini düşünüp yavru kedi bakışlarımla şirinlik yapayım diye düşündüm. aklıma ilk gelen şarkıyı mırıldanmaya başladım “kalinka, kalinka, kalinka maya, f sadu yagoda malinka, malinka maya”, bir yandan da ellerimi çapraz şekilde göğsümde kavuşturup aklımda kaldığı kadarıyla rus folklor esintilerini icra etmeye başladım. neden rusça bir şarkı seçtiğime kendim de inanamıyordum, artık bir yola girmiştim ama. bildiğim tek rusça kelime olan “spasiba” yı söyledim ve sustum. tek atımlık kurşunumu da bitirmiştim, iyi mi?
    tanımlayamadığım varlık yamuk bir gülümsemeyle cevapladı beni. gülümsemesi beni çok rahatlattı, ancak hala sesini duyamamıştım. madem rusmuşum gibi girdim olaya, ama rusça bilmiyorum, bari sonradan türkçe öğrenmiş rus taklidi yapayım diye düşündüm. “ben bilmiyorrrr sen kim, iyi bıırr insanım, zırar yok zırar yok” diye abuk subuk konuşmaya başladım. iri yarı acayip şey boş yolları çınlatan bir kahkaha attı ve sonunda konuştu: “çok tatlısın.”
    “aabi senin burada ne işin var, git metrobüs duraklarını seslendir, ne bileyim bir şey yap bu sesi kullan” demek istediğim kadar güzeldi ses tonu. rus taklidimin işe yaramadığını görmek beni biraz yaralasa da şimdi daha iyi hissediyordum kendimi. şeffaflık iyiydi, samimiyet en güzeliydi. o an adını “aaron” koymaya karar verdiğim şey konuşmaya devam etti. “seni gerçeklerle ve sahip olduğun hiç bilmediğin güçlerle tanıştırmak için gönderildim. her yerde bızt yapıp duruyorsun ama yanlış yapıyorsun, bızt dediğin gönül çukuruna işaret parmağınla dokunduğun zaman asıl etkisini gösterir benim minnoş çiçeğim. gökyüzüne bakmayı seviyorum diyorsun, yanağında 3 tane ben var, 3 sıralı yıldıza benzetiyorsun, ama o yıldızların adını bile öğrenmedin. skyview diye bir program var, onunla daha dikkatle baksaydın öğrenirdin isimlerini seni gerizekalı. verilen işaretlerin hiçbirini doğru yorumlayamıyorsun oooff seninle napıcaz biz?”. bir anda “troublemaker” çalmaya başladı. şarkının oynak ritmine karşı koyamadım, dans etmeye başlarken kendimi savunmadan da edemiyordum. “siz de daha iyi işaretler yollasaydınız yanaktaki ben ne amk” dedim. aaron bir anda yükselen enerjim karşısında keyiflenmeye başlamıştı, amk lafıma bile kızamadı. "bugün selfie çekerken dilini çıkardığında, şebeklik yaparak güldürdüğün 1000. bebek sayesinde işaretleri çözmene gerek kalmadı, bu kadar iyiliği karşılıksız bırakamazdık, neyse işte uzatmayalım tamam artık bir ipucu elde ettin, hadi göreyim seni.” dedi. “tamam aaroncikoscuğum kızma halledicem ben her şeyi” diye cevapladım. aaron sinirlendi, gözlerini kıstı “öyle herkese cikosum falan deme, bu lafı yalnızca çok sevdiklerine söylediğini biliyoruz seni şapşal şeyyyy” dedi, kıppss yaparcasına göz kırptı ve bir anda ortalıktan yok oldu.
    az önce gördüğüm şeylerin bir halüsinasyon ürünü mü, şizofreni etkisi mi, yoksa gerçek mi olduğu üzerine derin düşüncelere dalmıştım. hiçbir şahit olmaması ve fiziksel tek kanıtın yerde duran kola kutusu olması kendimden şüpheye düşmeme sebep oluyordu. duble yollar geri dönmüştü, arabalar sağımdan solumdan vızır vızır geçiyordu. hatta bir bmw’nin 1 km öteden selektör yaktığını bile fark etmiştim. yoluma devam etmem gerektiğini düşündüm.
    kapıyı açıp yerime kuruldum, arabayı çalıştırdığımda yalnızca 5 km gittiğimi gördüm. daha gidecek 745 km yolum vardı ben aaronla falan uğraşıyordum ufff. kemerimi takarken yanımda tanımadığım bir erkeğin oturduğunu çomak hücrelerim sayesinde anladım. korkarak dönüp baktım, “i was your sailor, your demon, your lover, your overbearing best friend..” diye içli içli şarkı söylemeye başladı herif. aaa jody diye düşündüm. “hi jody” dedim. “hi!” diye cevapladı. şarkı söylemeye devam etse iyi bir yol arkadaşı olabilirdi, muhabbet saracak gibi görünmüyordu. yine de misafirim sayılırdı, konuşmaya devam etmeliydim. hadi rusça bilmiyordum ama 20 senedir öğretilen ingilizceyi nasıl bir anda unutabilmiştim aklım almıyordu. siktiğimin türk eğitim sistemi diye düşünüp, “benim ingilizce bitti” diyerek türkçe yardırmaya başladım. oooh anadilde konuşmak nasıl da iyi gelmişti.. jody “biliyorum seni minik kar tanesi” dedi ve devam etti, “deminki sürprizler bitti mi sanmıştın? ekşiye beni övmüşsün, ben de teşekkür etmek istedim naçizane” dedi. ingiliz mi ne zıkkım olduğunu bilmediğim birinin “naçizane” kelimesini bilmesi karşısında büyülenmiştim. “devam et be jody, neşeli bir şeyler söyle de neşemizi bulalım yeğenim” dedim. güle oynaya şarkı söyleye söyleye kalan 745 km yolu giderdik sanırım. “manda yuva yapmııış yaz mı geleceeekk, nar danesi danesi de seviyom bidanesi” diye coştukça coştu. “aa jody sen potpori mi yapıyorsun yeeaa” dememle jody’nin bana yaklaşması bir oldu. “potpori dedin ve bu ne anlama geliyor, ikimiz de biliyoruz!” dedi.
    “haaayıır jody bunu yapmamalısın iğrenç kokuyorsun ve tükürüklü ağzın midemi bulandırıyor” diye düşünüp, bir yandan 150 km ile otomobil kullanmaya devam edip, kafamı olabildiğince uzağa çekmeye çalışıyordum.
    “iyi misin?, iyi misin, su ister misin?” diyordu o. endişelenmişti ve alnında boncuk boncuk ter damlaları vardı. “off senin aklına neden uydum ki” diyerek yumruklarını sıkmaya başladı. bense olayı anlamaya çalışırcasına etrafıma baktım. eteğim neredeyse kafama geçmiş, kumların üstündeyim. arkamda kaydırak ve salıncaklar duruyor. bir salıncağın demirleri hala hızlı hızlı hareket ediyor. “biraz daha hızlı, daha hızlı salla” derken salıncaktan uçmuşum meğer.. tüm çocuklar parmaklarıyla beni gösterip “abla da nasıl düştü bee” diyorlardı. aralarında fırlama olanların bacağıma bakmaya çalıştıklarını fark ediyordum.
    “yok yok iyiyim bana bir şey olmaz” diyordum ama kalçam ve bacaklarımın ne denli moraracağını merak ediyordum. o, “su iç, ya da dur olips ye” dedi. bense gülümsedim ve “potpori” dedim.
    bunun ne anlama geldiğini ikimiz de biliyorduk.
  • seni düşünüp

    bir insanın hücreleri atomları bu kadar mı mükemmel dizilebilir diyorum

    :)
  • allahim bu sabahki o ruya lutfen bilincaltimin bana bi oyunu olmasin nolur. boyle onemli seylerle ilgili senden bi isaret bekledigimde benimle hep ruyalarla iletisime gececegini dusunurdum. onun icin bunu haberci bi ruya gibi dusunmek istiyorum.

    o gordugum ruyayi baska biri benim icin gormus. aynisini hem de. hadi insallah.
  • bu sabah ilk buluştuğumuz yere gideceğim. ilk günkü gibi heyecanlıyım, ilk günkü gibi umutlu.

    yazdığım gibi, gittim bu sabah o ilk güzel yere, saatler henüz yediyi vuruyordu, hava ayazdı. belki aynı heyecanla aynı yerde yeşerir yeniden umutlar diye bekledim. "o kırmızı tabelanın altındaki sen misin?" dediğin yerde. geçitin üstüne her baktığımda mideme ağrılar girerken bekledim ümitlerin yaprak yaprak olduğu, bekleyeceğini söylediğin o yerde bekledim ama sen gelmedin.
  • her şey çok kolay oldu.
    ne sızlandım ne de ağladım
    ani bir ölüm ya da bir kalp krizi gibi kolay.
    bütün şehir üstüme gelecek.
    dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı bitti işte.
    bir süre gelen gidenler oldu.
    beni anlamaya çalıştılar bir işe yaramadı.
    sıkıcı ve kasvetliydim.
    bazen bütün gün yorganı başımdan aşığı çekip uyudum,
    bazen de ucuz filmler seyrettim.
    günler böyle geçip gitti.
    şimdi iyiyim.
    sen utanç gecelerinde ben burada...
    hepsi bu kadar sonrası yok.
    unuttum gitti geberik, unuttum gitti, unuttum gitti.
  • sürekli elimden gelenin en iyisini yapmadığımı düşündüğünü biliyorum.
  • kötü gün dostu olmak sandığın ve korktuğun kadar kötü bi şey değildi..keşke becerebilseydin..
  • montumun ve çantamın üzerine bıraktığın notu aldım. adın ve numaran başkalarının eline geçmedi merak etme. ama arayamazdım. aramak doğru gelmedi. kürsüde kurul başkanı konuşma yaparken, onca meslek büyüğünün arasında senin beni kesiyor olman hoş değil çünkü...
  • genbokcum selam nasilsin gormeyeli iliskin nasil gidiyor sevgililer gunu gelince hemen laf sokmaya geldim sana :d
    benimle sevgiliyken sacini boyatan kizlardan hoslanmadigini falan soyluyordun ya simdi sevgili oldugun zeynep eski resimlerinde kendi sac rengi koyu kahverengiyken simdi sariya dogru actirmis ya sana da kendi sac rengim diye kakaliyor mu hahahah bi de cok ilginc daha once kirmiziya ve siyaha da boyatmis. yani boyatmadigi renk kalmamis. sosyal medyayi da yillarca aktif kullanip her turlu kendini pazarlayip sevgili aramis. lisede universitede kim bilir kac yuz kisiyle flort edip ne haltlar yemis belli degil valla ahah. yine de dogru duzgun ise yarar bir tip bulamayip sana kalmis resmen bu zmaana kadar o kadar aramis ama ise yarar kimseyi bulamamis ahahhshshjsjskakkak

    ne kadar istemedigin ozellik varsa hepsine sahip, her turlu kasarligi da zamaninda yapmis sende durulmus bir kizla beraber olmak sana kendini nasil hissettiriyor merak ediyorum :))))))))

    bunlari da benimle iliskin varken bu surtukle muhtemelen tanisip bana zulmettigin icin yaziyorum. gunlerce ettgin kufurlere hicbir sucum yokken. yazdiklarimin da hepsi ne yazik ki gercekler ne gorduysem onu yaziyorum. yine de ask dolu bir sevgililer gunu diliyorum size. sen o surtukten daha iyi birini zaten hak etmiyordun. al tepe tepe kullan eski kasarinu. tencere kapak:)
100 entry daha