şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
37408 entry daha
  • sana olan duygularımı biliyorsun. ah keşke seninle konuşabilseydim dile kolay 2.5 ay oldu. seninle konuşamadığım için de maalesef iletişimim sadece bu yönde olabiliyor. yaptığım hatayı savunmuyorum; haksızım, amacım aslında seni üzmek değildi. korkuyorum, farkında olarak veya olmadan seni üzmek beni gerçekten de çok korkutuyor. çok özür dilerim. orada sadece o cahil insanlarla mesafeni koru demek istemiştim. o insanlar eğitilmez insanlar ve demek istediğimi de ancak böyle ifade edebilirdim. kendime söz verdim, seni üzebilecek herhangi bir şey yapmayacağım. umarım en kısa zamanda görüşürüz. n'olursun beni düşünme çünkü sen işlerine yoluna koyuncaya kadar seni düşünmeyeceğim. evet, zor olacak ama başka seçeneğim yok.
  • bir daha ağlama
  • sözlüğün en sevdiğim başlığıdır.
    okumaktan en cok zevk aldığım.
    her entryde birşeyler buluyor insan kendinden?
    ve sevmek ne güzel şey.. öfkeli ,mutsuz ,mutlu ,beklentiler, hüzünlerle.. aşk,sevgi ne güzel hal böyle.
    sevmek sevilmek; sonunda ne olursa olsun
    ne güzel şey!
  • sevgili magnus,
    geçtiğimiz noel öncesi, bir postanenin raflarındaki noel kartpostallarından birini elime alıp, geri bıraktım. bunu her yıl yapıyorum fakat son anda sana kartpostal göndermekten vazgeçip, hiçbir şey düşünmüyormuş gibi yoluma devam ediyorum.

    isveç'ten taşınalı koskoca bir 8 yıl geçti ve sen bana her noelde kartpostal göndermekten, isveç'in özel bayramlarını bahane edip benimle iletişim kurmaktan vazgeçmedin.

    aslında senin bu tutumunu ilk yıllarda hiç sorgulamıyordum. ben zaten birine karşı özel bir ilgi duymuyorsam, onun bana karşı olan tutumunu bilinçli olamayan bir şekilde sorgulamaktan kaçınıyorum. sorgularsam bana bir sorumluluk ya da vicdani bir yük verecekmiş gibi geliyor.

    ta ki eski erkek arkadaşımın, senin bana gönderdiğin kartpostallar ve mailler nedeniyle “sen çok safsın. bu adam sana aşık” diyerek benimle kavga ettiği güne kadar.

    kavga esnasında duruma itiraz ettim ve senin sadece eski iş arkadaşım olduğunu anlattım ama ilk kez o gün kendime “ben erkek olsaydım magnus bana bu mailleri ve kartpostalları gönderir miydi?” sorusunu sordum. içten içe cevabı biliyordum ve bu nedenle çok şiddetli bir itiraz etme girişiminde bulunamadım.

    yine de itiraz ettim, çünkü en azından ben seni arkadaş olarak görüyordum. tüm bunlara rağmen senin bana hayranlık karışımı derin bir ilgi beslediğini içten içe biliyordum.

    iyi de ben sana karşı, senin bana ilgi duymanı gerektirecek hiçbir tavır sergilemedim ki.
    bazen düşünüyorum da, bana karşılıksız duygu besleyen erkeklerin hiçbirine karşı, kadınsı bir yaklaşımda bulunarak bana ilgi duymalarına neden olmadım. hep çok keskin çizgilerim oldu ve hiçkimsenin duygularıyla oynamadım ve şunu anladım ki, erkekler bir kadını sevmek isterlerse bir neden buluyorlar. sevmek istemedikleri zamanlardaki gibi.

    bak magnus, şu an hayatımda hiçkimse yok. bu ingilizler beni haftanın yedi günü çalıştırıyorlar ve çapkınlık yapacak vaktim de yok. o yüzden bana yolladığın kartpostallar nedeniyle bir sorun yaşamıyorum ama ileride sorun yaşayacağımı biliyorum.

    hem ben bile onca yıl isveç'te yaşamama rağmen, erkek arkadaşım olacak kişiye isabella isimli bir kadın her yıl kart, mail vs gönderse ben de kıskanırdım. çirkeflik yapıp huzursuzluk çıkarmazdım belki ama içerlerdim bu duruma. erkek arkadaşımın isabella'ya karşı duyguları olduğuna emin olursam, sessizce terk ederdim onu.

    sen bir türk olsaydın, o kartpostalları alır cart-curt üç parçaya böler, senin başına fırlatırdım ama sen bir isveçlisin ve ben karşımda bir isveçli olduğu zaman isveçli gibi düşünüyorum.

    sana, “hayatımda biri var ve senin bana kartpostal göndermeni kıskanıyor” desem buna çok içerlersin, biliyorum. hatta hayatımdaki kişinin bana kötü davrandığını düşünür, benim hakkımda endişelenmeye başlarsın.

    evet, sen bir isveçlisin ve ben sana “bana kartpostal ve mail göndermekten vazgeç artık” diyemem.

    isveçli biriyle sevgili ya da evli olsaydım, bu durumu sorun etmeyeceği gibi, “benim güzel karıma ilgi duyan bu zevkli adamı ben de tanımak isterim” derdi muhtemelen. evet, kültürlerimiz arasında uçurumlar var.

    kartlara her noelde stockholm'e kar yağıp yağmadığından, doğduğun şehre gideceğinden, aldığın hediyelerden, çam ağaçlarından bahsediyorsun.
    bana anlam yüklediğinin ve anlatmak istediğin çok şeyinin olduğunun farkındayım.
    bana ömür boyu kartpostal göndermeye devam edeceğini de, benden her yıl noel kartı beklediğini de biliyorum ama ben sana kabalık etmeye ve noel kartı göndermemeye devam edeceğim.

    bunun nedeni tamamen kültürel değil. senin bana olan duygularının karşılık bulduğunu düşünmeni ve bu duygularının daha fazla derinleşmesini istemiyorum.

    bu avrupalı erkeklerin bende ne bulduklarını anlayamıyorum gerçekten. otantik, egzotik ve değişik buldukları kesin ama ben onların hepsini bacılarım olarak görüyorum. çok garip bir vakayım gerçekten.

    neyse, magnus konusunu çok uzattım. yazmak bana iyi geliyor, rahatlıyorum.

    yan odadaki sevgili macar kiracım,
    yaptığın yemeklerin tadına bakmadığım için çok içerlediğini biliyorum. bunu çok belli ediyorsun.
    belki de bu nedenle benden artık nefret etmeye bile başladın ama benim seni üzmek gibi bir niyetim yok, bunu bilmeni istiyorum.

    anla artık lütfen, ben o yemeklerden yersem, o yemekler de beni yerler ve ölürüm.
  • söylediklerimden ne anlamış ki buraya yazdığımı anlasın.
  • sensizliğe yenilmek, sana yenilmekten zor olsada, ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak,
    seni içimden terk ediyorum.
  • kitap kitap kitap.... :) bilmiyorum onlar mı benim beynime sığınıyor, ben yaşadıkça kendilerini yaşatıyor yoksa ben mi ağlamamak için sığına sığına bağımlıları oldum:)
  • o kadar samimiyetimiz vardı, en azından bir açıklamayı hak ederdim. açıklama olmasa bile, keşke bir veda etseydin. en azından o kadar zaman boyunca geçmişe takılı kalmazdım. şimdi de sana yazmak istemiyorum. çünkü anladım ki, yazacağım hiçbir harfe değmezmişsin.
  • üzerinden seneler değil asırlar geçse, bazı şeylerin üstü yine de kapanmıyor. ellerinle bir bir ördüğün duvarları, oturup uzaktan izlerken, çatlaklarını fark ediyorsun. endişelenme, evet hala insanlara kanıyorum ama tesiri üzerimde yıkıcı olmuyor artık.

    birlikte günlerce üzüldüğümüz şeyler vardı bilmem hatırlar mısın, nasıl olur derdik, kafa yorardık, birbirimizin gözlerinden en derin acısına kadar görürdük içimizi. alıştım, üzüntüsünü artık kaldırabiliyorum.

    içimizi saran korkular vardı, birbirimizi kaybetmekten ziyade ya bir daha bulamayacağımız kadar uzağa düşersek diye, ya başka birilerini de çok seversek? sevdin de, ben de sevdim, daha çok sevmek mümkün olmazdı zaten ama sevdim. bir süreliğine olsun seni her hücremden çıkardığıma öyle emindim...

    bir pazar sabahı, yağmur damlaları pencerelerden kayıyor, tavanla uzun süreli kısık gözlü kesişmeler. bilmem ki artık bir sabaha umutla uyanabilmek mümkün müdür? diyorum içimden "iyi şeyler yağmur olup yeryüzüne yağsa". altında ıslanmayı geçtim yerlere damladığını bile görsem artık yeter. bilirsin oysa yağmurları hiç sevmem. hayat bu ya, yapmam dediğin nelerde usta oldurur, sevmem dediğin neler varsa hasretle hayalini kurdurur.

    yalnız hissettiğinde üşüyor musun hala? içinden bir şeyler kopup gidiyor mu geceleri hayatını düşlerken? filmler izleyip hikayenin nasıl bittiğine bakmaksızın dolan gözlerini sessizce siliyor musun? kendini yeniden keşfettiğin şiirleri birilerine okumak için heyecanla saklıyor musun? söylesene, hangi cehennemi cennet yapıyorsun birilerine kendinden vazgeçerek?
  • buradan birilerine bir şeyler yazardım hep. sevdiğim kişiye, eski arkadaşlarıma, eski dostlarıma,bitmiş manasız ilişkiler üzerine... yazmaktan vazgeçtim çünkü şimdi düşünüyorum birileri bana bir şeyler yazıyor olsa sikimde değil.
    edit: iş bu entry kimse bunu okusun diye yazılmamıştır.
939 entry daha