şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
44728 entry daha
  • bugün(teorik olarak dün) seninle, seninle aynı saatlerde, senin benden öğrendiğin içeceği, seninle sondan 2. buluşmamızdaki yeşil alanda, seninle birlikte içtim. senin haberin yoktu.
  • eski konuşmalarımızı okudum (okuyabildim çünkü seninle olan konuşmalarımızı hiçbir zaman silmedim)
    ben hep aklı bi karış havada ve şımarıkmışım
    sen hep olgun, zeki, esprili, tatlı, vizyonlu

    konuşmalarımızı okurken sürekli "şu lafa şu mu denir" diyerek kendime kızdım
    seni kırdıysam çok özür dilerim. çok aptalmışım
    sen de bir o kadar güzel gören, güzel seven biriymişsin
    şımarık, aptal hallerime nasıl dayandın, nasıl sevdin sen öyle?

    bilemiyorum
    çok farklıymışsın
    seni kaybettiğim için çok üzgünüm
  • seninle beraber aynı güne uyandığımızı düşünüyorum...

    uyanır uyanmaz kalkıp bir şeyler atıştırma telaşında ölüyorum aç...... şeklinde mızmızlanıyorsun. ben ise hem ayılmak için kendime zaman ayırmak, hem de seni sinirlendirip biraz uğraşmak için kalkmayıp seni konuşturup bundan harika bir şekilde keyif alıyorum.

    senin saçını başını çekip, sağa sola savururken tam şirin bir kız çocuğu edasında ara ara çıkardığın o seslerden çıkarıyorsun. sen bunu yaptıkça daha şirin geliyorsun, seninle daha çok uğraşıyorum ve ben uğraştıkça sen o sesleri daha fazla çıkarıyorsun. sonunda kalkıyorum ve hadi gidelim diyorum...

    önce havuza gidelim diyorum ama "benim boyum yetmez, ayağım yere basmazsa ben girmem havuza" diyorsun. direkt kahvaltıya gidiyoruz ve garsonu "reis" diye çağırdığım için benim kolumu çimdikleyip "ya düzgün konuşsana adama, af edersiniz falan de" diye uyarıyorsun...

    o bildiğin ağaçlık otluk içinde kahvaltı yaptıktan sonra, seni alıp o sana ait olan havuza götürüyorum. kahvelerimizi orada içiyoruz ve sen sürekli şirin ve şımarık kız çocuğu edalarıyla ya söyleniyor ya da çocuk gibi sorular sorup duruyorsun. "hadi seni parka götüreyim" diyorum ve koluma vurup "bir bu kadar da yerin altında var ona göre" diye de ultimatom vermekten geri durmuyorsun.

    nihayet havuza gitmeye ikna ediyorum seni. ben havuzda yüzerken sen merdivenlerin 2. basamağına kadar basıp orada bekliyorsun. ara ara üzerine su attıkça sinirleniyorsun ve ikide bacaklarından tutup seni içeri doğru çekmeye çalışarak korkutmanın eşsiz hazzını yaşıyorum :)

    akşam üstü ise yemeğimizi yedikten sonra yine kahve keyfine başlıyoruz ve bunu yaparken, bahçedeki o doğa kokusunu içimize çekiyoruz. sen şımarık kız çocuğu edalarına devam ederek kah sırtıma zıplıyorsun, kah sakalımı çekiyorsun. ben ise "bak yakalarsam o kıvırcık saçlarını dümdüz edene kadar çekerim" diyorum. fakat bu tehdit bile seni durdurmuyor...

    sonra bir film izlemeye karar veriyoruz, sağlam bir korku filmi...

    film izlerken seni sağ kolumun altında tutuyorum ve de oradan ürkekçe bakıyorsun bilgisayara. korkunç sahneler çıktıkça daha çok yaslıyorsun başını göğsüme ve her yaslayışında, ben viskimden, sen birandan birer yudum daha alıyoruz. o andaki mayhoşluk ve çekim ile arada ufak tefek öpüşüyoruz ve filmi izlemeye devam ediyoruz...

    yat saati gelene kadar saat 2'yi bulmuş oluyor ve ikimiz de fazlasıyla sarhoş olduğumuz için, konuşmalarımız ve diyaloglarımıza da bu sarhoşluk sirayet etmiş oluyor. iyi oluyor ama, çok da güzel oluyor senin bu çocuksu hallerine bir de kafan güzelken şahit olmak...

    yattıktan sonra sen ansızın kalkıyorsun, bir şey yapmayı unutmuş gibi ani kalkıp dolaptan bir şey alıyorsun. sarhoş olduğun için bunu sallana sallana yapıyorsun ve benim sana baktığımı görünce "yaaa, arkanı dön ya da yorganı kafana çek, bakma" diyorsun o çocuksu utangıçlığında...

    "boş yapma dersin şimdi sen" diyerek yarı gülerek başıma çekiyorum yorganı. az sonra "açabilirsin" diyorsun. gece lambasının eşliğinde gölgeli bir şekilde karşımda duran sana bakınca "demek unutmadım" diyorum...

    altında özensizce giyilmiş bir gri, salaş bir eşofman ile üzerinde sadece beyaz bir atlet duruyor. hafiften bir makyaj yapmışsın ve saçlarını da toplamışsın aynı zamanda. sen gözlerime bakmaya utanarak ama bir yandan cüretkar olmaya da çalışır bir şekilde "unutmadım tabi" diyorsun kendini saklamaya çalışır şekilde ve normalde "boş yapma" dediğin zamanlara ait olan davranış şeklinle...

    ben kalkıp karşında duruyorum ve gülümser bir şekilde sana bakıyorum. sen ne yapacağını bilemediğin için çocuksu bir şekilde elini bana uzatıp kısık sesle o sevimli seslerden çıkarıyorsun. utangaç, masum ve ne yapacağını bilmez bir eda ile.

    o esnada atletinden tutup hızla çekiyorum ve atletten bir yırtılma sesi geliyor ancak yırtılan yerin neresi olduğu anlaşılmıyor. seni kendimde buluşturduktan sonra, yöneldiğim yere bakarak, aynı utangaçlık ile benim yönümü değiştirmeye çalışıp, dudaklarını ara ara kurtarmaya çalışarak masumca "hayır, masa" diyebiliyorsun sadece...

    saatin 2 civarında olduğu bu dönemden sonrası kopuyor. sadece zaman zaman daha da yükselen sesler, bazen çeneni, bazen saçını sıkıca tutan ellerim, arada bir seçebildiğim ve o halini çok sevdiğim gözlerin...

    kendimize gelebildiğimizde havanın aydınlandığını ve saatin 7'yi gösterdiğini fark edebiliyoruz. üzerindeki atletin her tarafı yırtılmış, yüzündeki makyajının yüzünün tamamına yayılmış olacağı şekilde dağılmış ve saçların da tamamen etrafa saçılmış halde duruyor. uyumaya karar veriyoruz...

    boş yapma demeye bile halin kalmıyor, sadece benden önce harekete geçip kedi gibi koynuma sokulup iki elinle sarılıyorsun ve "uyusam bile başımı omzundan ayırma" diye tembihleyerek, yanı başımda onca hışımdan sonra yine o kız çocuğu şirinliğin ile uykuya dalıyorsun...

    bir müddet seni seyrediyorum, kollarımda uyumandan dolayı ne kadar mutlu olduğumu fark ediyor ve farkında dahi olmadan ben de uyuyakalıyorum tekrar seninle bir sabaha uyanmak üzere...
  • benim yazacak kimsem yok, hiçkimse, ben olmayan bir kadına yazıyorum, sana yazıyorum. çünkü bu hayatta elimde kalan tek şey, şu an kısıtlı zamanda yapabileceğim tek şey, olmayan, aslında hiç olmamış bir kadına yazmak. senin ince yüzlü, zarif burunlu güzel ve genç bir kadın olduğunu tasavvur ediyorum. ellerin, ayakların, boynun senin imzan, karakterindeki zerafet gibi. gözlerin hafif çekik, yüzünde insancıllık olsa da ruhun kadın, dik durarak tebessüm ediyorsun ve zerafetin beni deli ediyor.

    direnmişsin hayata, hep dik durmuşsun, bunu kimsenin gözüne sokmamışsın, güzelliğin gibi. aile kurgundaki erkeklerin zayıflığı bile senin güçlü olman için, buna rağmen vermişsin, en sikindirik insanlara emek vermişsin. belki bir evlilik kurmuşsun yıkılmış, belki zayıf bir ağabey karakterinin bitmek bilmez saçma sapan gelgitlerine katlanmışsın, ne farkeder? görmüşsün görmemezlikten gelmişsin, güzelliğine rağmen üç kuruşluk ucuz orospuların yaptığını yapmamışsın, yapman gerekeni yapmışsın, çok az insan yapar böyle, tanıdım böyle insanları, kanımızda var, mayamızda var.

    bu geniş gönüllülüğün müthiş bir şey, her güzelliği hakediyorsun, dirayetlisin çünkü, karakterlisin, bunun doğal olarak bu zamanda olması kadar zor bir şey yok. arzuyu kadınlığında, sevgiyi insancıllığında bulmak ne güzel bir şey. ama koduğumun hayatı işte, güzel şeyleri zorlaştırıyor, buluşturmuyor, seni bulamıyorum, beni bulamıyorsun, yaşamın bana attığı kazıklarla savruldum gittim, görünmez adamın tekiyim ki şu an bana en çok koyan şey bu. buna rağmen içimdeki hayvan, zincirlenmiş canlı canlı yakılıyor, ben ise ölümsüz olmak, içimdeki ruhu bu bedenden ayrılma ihtimaline karşın her yere tohumlamak istiyorum.

    bir yerlerde buluşsak, şimdi hemen buluşşak keşke, seni sımsıkı tutsam, bırakmayacağımı anlasan, ruhundaki tüm kargaşa ve gelgitlere rağmen seni tutmamdan etkilensen, başbaşa bir evde sevişsek, bahar akşamı rüzgar penceremizin perdesini yalarken yarı çıplak bir yatakta birbirimize sarılmış uyusak, saçlarını koklaya koklaya uyusam, sabaha erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yapsak güneşin ışınları perdeyi yalayıp parkelerden yansırken, "hadi şimdi beylerbeyine gidelim" desem, atlayıp gitsek, orada çay içsek, gerçek mi bu desen, sana gerçek der gibi bakan gözlerle sımsıkı sarılsam sana, varlığımdan mutlu olsan, varlığını yılan gibi sımsıkı sarıp kavrasam, orada arzumu görsen, gözlerimde ve kelimelerimde ruhumu, "bedenini istiyorum, benim olmanı, bana ait olmanı" desem, "düşündüğümü oku, kendimi bırakıyorum" dediğin an, her şeyi bırakıp gitmek istesen, seni yanıma alıp her şeyi bırakıp gitsek, tek bir yere not bırakmadan istediğimiz her yerde konaklayıp sevişsek, ne kadar mutlu olduğumuzu kimseye göstermeden, iki kişi bir olup topluma karşı toplum olsak, insanlığı birbirimizde gördüğümüz sıcaklıkta yaşatsak.
  • hayatımın aşkını bulduğuna inandirildim önce. meğer hayatımın en büyük hayalkırikligi olacakmış. çok öğretici oldu ama! yalancılara korkaklara inanmamam gerektiğini öğrendim. kendi çıkarları için yeryüzünü çekip aldılar ayaklarımın altından...

    (bkz: bihterziyagil)
    --- spoiler ---

    bihter yöreoglu
    --- spoiler ---
  • okumasa da olur, izlenebilir.
    tık tık
  • sevgiyi gerçek kılan, mücadeledir. sevdiklerini kadere bırakamazsın.
  • ben hiç görmediğim hiç tanımadığım birine yazmak istiyorum. öyle doluyum ki, taşıyamıyorum yüklerimi. dışarı çıkmak, durmadan koşmak, kaçmak istiyorum. insanlara çarparken acıyan omuzlarım kalbimin acısını hafifletir mi bilmiyorum. çok uzaklara, hiç gitmediğim, kimsenin olmadığı bir deniz kenarına gitmek istiyorum. suya anlatmak, toprağa anlatmak, taşa anlatmak istiyorum kimseye anlatamadıklarımı. söylemek isteyip söyleyemediklerimin acısını boğazımda hissediyorum, yutkunamıyorum. insan bağıramadıklarının altında ne denli ezilirmiş, eziliyorum. yanıma gel istiyorum. otur sadece hiçbir şey sormadan anla beni. öyle yorgunum ki hiç tanımadığım insan, bari sen beni anla, yanımda kal.
  • bugün fi tarihindeki bir olayı daha dün olmuş gibi sana heyecanla anlattığım bir anım aklıma geldi. en basit olayları bile büyüterek seninle paylaşmak hep en güzel anılarımdan birisi olarak aklımda kalacak.
1058 entry daha

hesabın var mı? giriş yap