şükela:  tümü | bugün
  • kendi benligini kusmaya kalktiginda kelimelerin oyun hamuru oldugunu unutup hazir kaliplardan yararlanan, kelimelerle oynamak konusunda gucluk ceken insan turu.
  • böyle bir insanlar düşüncelerini edemeyerek daha başarılı olmak bir yana neyi nereye oturtmak da insanın doğasından gelen bir rahatsızlıklar gibi herkesin düştüğü bazı hatalardandır.
    düşüncelerini istediği gibi veya aklına eserek bazen başkasına ve toplum içinde gerek sanal ortamda yazmak da ayrı konudur. her babayiğidin harcı yenmez meğer ki bunlar böyledir.

    (bkz: otokontrol)
  • bu tür insanların bazıları kendilerini dillendiremediklerinden söylemek istemedikleri şeyleri söylerler bunun sonucunda eğer bi konuşma ortasındaysanız, konuşma tartışmaya, tartışma daha büyük felaketlere yol açabilir. onun için genelde eğer karşıdaki insanın bu tür bi handikapı varsa onla sakin kafayla, ferah bi ortamda ve belki de yazışarak konuşulması en doğru biçim olucaktır.
  • bişiyler düşünebilen ama bunları toparlayıp ta bi düzgün cümle kuramadıklarından düşündüklerini anlatamayan şahıslardır..bunlar genelde aynı ifadeleri kullanırlar,sık sık duraksarlar,düşük cümle kurarlar,yarım saat boyunca bi kelime kalabalığıyla beyninizi dumura uğratırlar..çekilmez bi durumdur,o kişi için de dinleyen için de...
  • yada ifade edilen düşünceleri anlaşılamayan insanlar da olabilirler bunlar
  • asosyal insan sınıfına girmeleri kaçınılmazdır. çünkü zaten iletişim kuramazlar.
  • -ya demek istedigim öyle tuhaf ki biliyomusun , hayatta hep böyle oluyo ,iyilik yap denize at gibi bisey demek istedigim... (bkz: 15 yasında hayatı anladıgını sanan gerizekalılar)
    -nassı yani...
    -yani diyorum ki...neyse ya bosver. ben alıskınım.
    (bkz: aah ah)
  • bazen, aynı anda cok fazla sey düşündüğü icin , seçip birini bile anlatamayan insanlardır.
  • ağlıyordu kadın. oturdu, ağlamaya başladı, ağladı, durulamadı bir saat aralıksız ağladı. düşündükleri, aklından geçenler sadece ağlatıyordu belli ki; düşüncenin ifade biçimi... her an başınıza gelebilir böyle bir şey. bazı da öyle derindir ki acı (kayaya bir daha göremeyeceği şirin'in suretini işleyen ferhat gibi) acıyı yaratan düşünceler bir surat ekşimesiyle açık eder kendini, mideye giren bir krampla. rüyada misal annenizi görürsünüz, öyle bir özlemdir ki hissettiğiniz arayıp sesle falan olacak gibi değildir, "anne seni özledim"le geçiştirilecek gibi değil, basar gidersiniz bilmemkaçyüz km öteye yada çöker kalırsınız valide sultanın kalbinize bakan resmi elinizde; göbeğiniz ağrır, sızlar tam da karnınızın ortası. bilirsiniz ki lafa dökülmesi bu sızının anlamsız, kalakalırsınız öylece; bir tutam göbek sızısı özlemeyi anlatır size, kopuşu, bir başınalığı...

    kimi zamanda keyiften tutulur kalırsınız. akşam üstleri mesela, bahar sabahları, balığınız bach dinleyip dansederken, sardunya gitgide yeşerirken, kırlangıçlar çıkmış güneşi uğurlarken. hissettiğiniz huzurdur ve o şey ancak kelimeye dökülünce bozulur. susarsınız işte. ifadesi dudak kıyınızda değişen bir açı sadece. sabah kumrular gelmiş buğday attığınız pencereye, kaçmıyorlar artık, korkmuyorlar, ikisi bir yandan doyuruyorlar karnı, bazı biri efeleniyor, diğerlerini kovuyor pencere pervazından, noluyo orda şişt diyosunuz dayanamayıp, kaçıyor ardına bile bakmadan. gitti işte! gitsin istememiştim ki, yanlış ifadeydi demek, sus bir daha!

    böyle böyle susmayı öğreniyorsunuz; akışı ifade etmenin sadece kelama/ yazıya dökülmeden de olabileceğini... hayata dair edilen her cümlenin her daim eksik kalacağını...